• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
8 sonuçtan 1 --- 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    ...::: uA-chief :::... g-zero adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-01-2005
    Mesajlar
    2,670
    Karizma Gücü
    0

    Victor Hugo Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar (1802 - 1885)

    Fransız şair ve yazar Victor Hugo, Fransa tarihinin en çalkantılı günlerinde, 1802’de dünyaya geldi. Napolyon ordusunda general olan babası, imparatorun parlak döneminde önemli görevlerde bulundu, bir çok dış ülkeye seyahat etti ve Madrid’te valilik yaptı. Hugo, anne ve babası arasındaki geçimsizlikler nedeniyle genellikle annesinden uzak kaldı ve babası ile yaşadı.


    Hugo ilkokula İspanya’da başladı ancak İspanyol aristokratlarının çocuklarını kabul eden bu okulda, sonradan soyluluk ünvanı almış bir burjuva generalin oğlu olması, alay konusu edilerek dışlanmasına yol açtı. Yazarların ürünleri ile yaşam öyküleri arasında ilişki kurmak eğilimindeki araştırmacılar, İspanyol okulunda geçen günlerin, Hugo’nun aristokrasiye bir yandan hayranlık duyup bir yandan da nefret etmesi gibi gerilimli bir duyguya kapılarak liberal-demokratik ilkeleri seçmesinde büyük rol oynadığını iddia etmişlerdir.


    Napolyon’un imparatorluktan düşmesi ile birlikte Hugo ailesi için zor günler başladı. Paris Hukuk Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimine maddi sıkıntılar yüzünden devam edemedi ve ayrıldı. Ayrıldıktan sonra kendini kitaplara veren Hugo, ilk şiirlerini de bu yıllarda yazdı. Annesinin ölümüyle sefaletin eşiğine gelen genç yazarı bu güç durumdan kurtaran yirmili yaşlarda yayınlanan -kraliyet yanlısı- şiirleri oldu; XVIII.Lois tarafından bin frank aylığa bağlandı, Chateaubriand’ın ilgisini çekti ve romantik akımı benimsemesinden sonra parlak bir kariyerin kapısını araladı.


    1827’de “Cromwell” ve 1830’da “Hernani” oyunları, -tıpkı Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sinin Osmanlıda yarattığı- isyana benzer bir heyecan uyandırdı Paris’te. 1830 yılında Victor Hugo'nun Hernani piyesinin oynanmasından sonra romantiklerle klasik edebiyat taraftarları arasında "Hernani Savaşı" denilen tartışma basladı. Bu tartışma romantiklerin “klasizm” karşısında kesin zaferiyle sonuçlandı.


    Hugo’nun ilk romanı ise “Notre Dame’ın Kamburu”dur(1831). Bugün okunduğunda, yazarın en yüzeysel ürünü olarak değerlendirebileceğimiz bu romanın nispi başarısızlığı, Hugo’nun maddi nedenlerle yayınevinin ısrarına boyun eğerek metnini çok kısa bir sürede tamamlamak zorunda kalmasındandır. Yine de, Hugo’nun yükselen ünü, Fransa’da bu kitabının da sevilerek okunmasını sağlamıştır.


    1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes ve roman yazan Hugo, 1841’de Fransız Akademisi’ne seçildi. 1848 İhtilali’nden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti ve Cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “Sefiller”(1861), onun en çok tanınan ve sevilen eseridir. İmparatorluk dönemi sona erip Üçüncü Cumhuriyet kurulunca, Victor Hugo, Paris’e bir kahraman olarak döndü. Millet meclisine seçildi, ama politikadan çok edebiyatla ilgilenmeyi tercih etti. 1885’de öldüğünde, büyük bir törenle Pantheon’a gömüldü.


    19.yy Paris’inden insan manzaraları; “Sefiller”



    “Sefiller” romanı, roman kahramanları; kürek mahkumu Jan Valjean ve polis müfettişi Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hikayesi üzerine kuruludur. Jan Valjean, yoksul bir köylüdür, ailesini doyurmak amacıyla çaldığı –yalnızca- bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılmış, defalarca kaçma teşebbüsünde bulunduğundan cezası katlanmış ve on dokuz senelik hapisten sonra inançlarını yitirmiş, topluma öfke ve kin duyarak tahliye olmuştur. Sefil bir halde geldiği “D” kasabasında, kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle aydınlanır ruhu.


    Hayata ahlâk ve fazilet sahibi iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayan Valjean, Fransa’nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaktadır şimdi; geçmişini gizlemiş, zenginleşmiş ve herkesin sevgisini kazanıp kasabanın belediye başkanı olmuştur. Valjean’ın gizlediği geçmişten şüphelenen detektif Javert, araştırmaya koyulur ve “D” kasabasındaki hırsızlık olayına kadar ulaşır. Oysa, isim benzerliğinden, bir başkası Jan Valjean’ın yerine tutuklanmış, mesele kapanmıştır. Ne var ki Valjean’ın ahlâkı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermez. Teslim olur ve yeniden küreğe gönderilir.


    Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra bir kez daha kaçmayı başaran Valjean, teslim olmadan önce sakladığı -namusuyla kazanılmış- paralarını alır, eski bir fahişe olan Fantiana’nın kızı Cosette’i bulur ve bir manastırda bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Evlat edindiği Cosette ise rahibe okuluna gitmektedir. Müfettiş Javert’ten kurtulmuş gibidir Jan Valjean.


    Bu sakin hayat, Cosette’in genç ve güzel bir genç kız olmasıyla değişir. Babası Napolyon ordusunda subaylık yapmış bir delikanlı; Marius’a aşık olmuştur Colette. Zengin dedesi tarafından büyütülen Marius, 1832’de isyan eden sosyalistlerin safındadır. Her zaman haklıdan yana olan Jan Valjean da öyle. Paris kanla yıkanırken, Javert ile Jan Valjean karşı karşıya gelirler. Valjean Javert’in hayatını bağışlar. Ancak bu yüce gönüllük karşısında bütün inandığı değerleri yıkılan Javert, intihar eder. İsyancıların durumu da pek parlak değildir. Marius ağır yaralanır ve Valjean tarafından kurtarılır. Cosette’in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onun eski bir kürek mahkumunun kızı olarak bilinmesini istemez ve ortadan kaybolur. Oysa Marius, hayatını kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki genç, son anlarını yaşayan Valjean’a koşarlar....


    Romanda Gerçekçilik



    19.yüzyıl romanlarını roman sanatının doruk noktasına taşıyan özellik, hiç şüphe yok ki, yazarların toplumsal gerçekliğe olan bağlılığıdır. Gerçekten de, 19.yüzyıl romanı, çağın olaylarını bir tarihçi, sosyal bilimci titizliği ile kaydetmiştir. Daha modernizmin şafağında, kapitalistleşmenin getirdiği yeni yaşam tarzına yaptığı sert eleştiriyle kendisini gösteren Romantik akımın en büyük yazarlarından Balzac, romanlarında Fransız tarihini ve toplumsal hayatının bütün renkleri ve ayrıntılarıyla “resmetmiştir”. Bu resme dikkatle bakıldığında, yaşam biçimlerinin farklılığının mekanda ve eşyalarda simgeleştiği fark edilecektir; mahalleler arasındaki ayrım, katı kurallarla düzenlenmiş toplumsal kastlar gibidir.


    Balzac'tan yaklaşık yirmi beş yıl kadar sonra, 1861 de yazdığı "Sefiller" romanında, Victor Hugo yüzlerce sayfayı Paris'in varoşlarının ürpertici yaşamına ayırmıştır. "Burası korkunç bir yerdir. Burası karanlıkların kuyusudur. Körlerin çukurudur burası. Cehennemin ta kendisidir(...) Paris'in varoşları diyebileceğimiz bu kenar mahallelerin tenhalığını tanıyan herkes, en umulmadık kimsesiz bir yerde, bir çitin ardında veya bir duvar dibinde toplanmış çocuklar görmüştür. Bunlar yoksul ocaklarından kaçmış çocuklardır. Kenar sokaklar onların dünyasıdır; orada nefes alabilirler. (...) Kötü alınyazıları buralardan doğar. Buna acı tabiriyle, Paris'in kaldırımlarına atılmak denir". Victor Hugo, aynı romanda, burjuva evini ve mahallesini de ayrıntılı olarak tasvir ederek, toplumsal kesimler arasındaki ayrımı, içinde yaşadığımız döneme göre çok daha kesin, hiç bir "nesnel" incelemenin yapamayacağı kadar dehşet uyandıracak biçimde belirler.


    “Sefiller” romanında anlatılan gerçekler yalnızca toplumsal yaşantı ve onunla ilişkili mekanlarla sınırlı değildir. Roman kahramanlarının önemli bir kısmı, Hugo’nun yaşam öyküsünde ya da Fransa tarihinde yaşamış kişilerden oluşur. Hatta, gururlu, isyankar ve devrimci Marius tipi, yazarın kendi gençliğinin idealize edilmiş biçimidir. Jan Valjean’ı merkezine alan hikayesi de –özellikle 1832 ayaklanmasıyla- Fransız tarihinin romana yansımasıdır. Üstelik o dönemin haksız adalet sistemini ve politik hayatını teşhir etmesiyle de önemli bir belgeye dönüşür “Sefiller”. Üstelik hiç bir belgenin sahip olmayacağı zengin tasvirlerle ve şiirsel bir dille...

    Bütün bu övgülere rağmen, “Sefiller”in aksayan pek çok yanı da var. Mesela, Goethe’ye göre, Hugo’nun yarattığı sahneler ve olayları dikkatle izleyip aktarışı, okuyucuyu hemen etkiler, “fakat karakterler doğal canlılığın izini taşımazlar hiç. İplerinden öteye beriye çekilen yaşamsız, sıradan kişiler zekice bir araya getirilmişler, fakat tahtadan ve çelikten iskeletler, yazarın en garip durumlara sokarak, eğip bükerek, işkence ederek, kırbaçlayarak, vücutlarını ve ruhlarını kesip biçerek çok zalimce uğraştığı içi doldurulmuş bebekleri ayakta tutuyor, ancak bu oyuncak bebeklerin eti ve kanı olmadığı için, yazarın yapabildiği tel şey, yapıldıkları paçavraları yırtmaktan başka bir şey olmuyor; bütün bunlar, önemli derecede tarihsel ve retorik bir yetenek ve canlı bir hayal gücüyle yapılıyor”....
    http://img237.imageshack.us/img237/8076/mkemalataturk1ig3.jpg
    ASLIIIIII
    BIZ NORMALIZ

    uA - HerYerdeyiZ

  2. #2
    romantika adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-02-2007
    Mesajlar
    2,245
    Karizma Gücü
    6
    Adele Foucher, Hugo kardeşlerin "çocukluk aşkı"dır. 26 Nisan 1819 gecesi Eugene Hugo ile Victor Hugo, aynı kızı sevdiklerini birbirlerine itiraf ederler; ama Adele ile birleşmenin Hugo için asıl engeli sevgili annesi Sophie'dir. Oğluna yüksek tabakadan gelin almak isteyen kadın, muhtemel bir evliliğe şiddetle karşıdır. İki sevgili gizlice mektuplaşırlar. Duygu yüklü, romantik ve ateşli bu mektuplar, anne sevgisi ile "dış" sevgili arasında sıkışmış genç Hugo'nun edebiyat tarihine armağanlarından ilklerini oluşturacaktır. Kader, mektuplarla döşediği yolu açmaya kararlıdır. Anne Sophie, 1821'de ölür. On altı ay sonra Victor Hugo ile Adele Foucher evlenirler.
    ...Kardeşi Eugene evlenecekleri haberini duyunca çıldırır ve babası düğünün olacağı günün sabahı onu akıl hastanesine yatırmak zorunda kalır.Eugene 15 sene boyunca akıl hastanelerinde ömrünü tüketir ve ölür.



    Avrupa Birliği : Avrupa Birliği’nin temeli her ne kadar 18 Nisan 1951 antlaşmasıyla onaylanıp, 25 Temmuz 1952’de yürürlüğe giren Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’na (CECA), ya da 25 Mart 1957’de imzalanıp, 1 Ocak 1958’de yürürlüğe giren Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) dayandırılmakta ise de, esasen Avrupa Birliği’nin temeli düşünce bazında ünlü Fransız şair ve yazar Victor Hugo tarafından 1867 yılında atılmıştır.

    1867 yılında Paris’te düzenlenen uluslararası bir serginin rehberini hazırlayanlar arasında bulunan Paul de Kock, Edmond About ve George Sand isimli kişiler, bu sergiye ilişkin rehberin ön sözünü Hugo’ya yazdırmışlardı. Hugo, Paris halkının tarihini yazacaktı. Ancak, burada geçmişten çok gelecekten söz ederek, bir Avrupa ütopyası ortaya atar.

    Önsöz: (Victor Hugo'dan... )“Yirminci yüzyılda, görülmedik büyük bir ulusun ortaya çıkacağını, ancak bu büyüklüğün özgürlüğüne engel olmayacağını, bu ulusun, ünlü, zengin, kafalı, barışçı ve bütün insanlığa dost bir ulus olacağını, bir generalle bir kasap arasında bir ayrılık görülmeyeceğini, İtalyanlarla, Almanlar, İngilizlerle,Ruslar, Prusyalılarla Fransızlar arasındaki savaşların, iki bölge arasındaki savaş gibi görüleceğini, bu ulusun, insan kanının harcanmasının gereksiz ve yararsız sayacağını, insanların bir yere tıkalı kalmayacağını, gezip dolaşmayı seveceklerini, geçilmez sınırların ortadan kalkacağını, sınır nehirlerinin ortak kan damarları olacağını, bir köprü uçurmanın bir insan başını uçurmak kadar imkansız olacağını, top barutunun yol açmada kullanılacağını, bugün göğüsleri delmeye yarayan güherçilenin dağları delmeye yarayacağını, toplarla tüfeklerin bütün çeşitleriyle bilinmez olacağını, 19. yüzyılda, Avrupa’nın sadece bir kentini Sivastopol’u yıkmak için 85 bin insanın öldürülmesinin ne kadar şanlı da olsa, garip görüleceğini, bu ulusun; Alpler’de oyulacak bir tüneli, Armstrong kovanlarından daha üstün tutacağını, uyanan ve işten işe koşan insanların sesinin, arı kovanlarının sesini andıracağını, örnek bir çiftlik köyler için neyse, dünyanın ortasından öbür toplumlara ışık saçan bu ulusunda, o olacağını, bunun ulustan da öte, uygarlık olacağını, uygarlıktan da üstün aile olacağını, dil birliği, para birliği, ölçü birliği, yasa birliği olacağını, paranın hiç durmadan el değiştireceğini, belde kılıç boş oturulmayacağını, ordulara inanılmaz para harcanmayacağını, ne büyüklerin küçükleri, ne de küçüklerin büyükleri, kimsenin kimseyi sömürmeyeceğini, her yerde herkesin, herkesi yararlı bir varlık olarak saygı ile karşılayacağını, iş görme düşüncesinin, kölelik kavramından arınacağını, parasız ve zorunlu öğretimden eşitlik doğacağını, cezanın yerini eğitimin alacağını, cezaevinin bir okul olacağını, okuma bilmeyenlerin, kör doğmuş insanlar kadar azalacağını, yasaya karşı hakkın anlaşılacağını, bilimin politikayı yutacağını, karşıtlıkların basitleşmesiyle ve olaylarda basitleşince, olguların; uydurma yanları da ortadan kalkınca, yasanın yerini su götürmez gerçek, senatonun yerini bilim kurumu Institutun alacağını, hükümetin tek işinin ulaştırma, onun iki zorunluluğunun da; dolaşım ve güvenlik olduğunu, insan yüreğinin özgürlüğünün, insan düşüncesinin özgürlüğü ile bir tutulacağını, çünkü sevmenin düşünmek kadar kutsal olduğunu, dolaşım on kat artınca, üretim ve tüketimin yüz kat artacağını, ekmeğin çoğalmasının, mucize olmaktan çıkıp gerçek olacağını, suların bentlere sokulup sellerin önleneceğini, dizginlenen suların balıklandırılıp yaşamın ucuzlatılacağını, endüstrinin endüstriyi doğurup, kolların kolları çağırıp, işin dal budak salıp, sayısız yeni işler doğuracağını, savaş yerine barış, fecre karşı zekaların kaynaşması, insanlığın yararına karanlığın bağrını delip ışık madenleri çıkaran bir halkın, yarının ulusu olacağını, bu ulusun başkentinin Paris, adının da Fransa değil Avrupa olacağını, yirminci yüzyılda adının Avrupa olarak kalacağını, daha sonra değişip insanlık olacağını, son ulus olan insanlığı, şimdiden alacakaranlıkları gözleyen düşünce adamlarının görür gibi olduklarını, ama 19. yüzyılda yaşanan dönemin henüz Avrupa’nın oluşma aşaması olduğunu, bu görüntünün yüce bir görüntü olduğunu, yaşanan bu anda, uygarlığın rahminde doğmaya hazırlanan yüce bir varlığın görülür gibi olduğunu, Bu doğacak varlığın, Birleşik Avrupa olduğunu, bugünkü Avrupa’da da yarınki ulusun nabzının attığını, gelecek yüzyılda bu ulusun iki kanadını açarak birisinin özgürlük, diğerinin ise istem olacağını, kardeşlik ülkesi Avrupa; işte geleceğin bu olduğunu, herkesin kaderine razı olmasının gerektiğini, bu engin mutluluğun önüne geçilemeyeceğini, Avrupa halkı oluşa dursun, kentinin bu günden var ve bu halkın başkentinin şimdiden hazır olduğunu...”

  3. #3
    olmuyor lan <span style='color: #FFA500'>Baytar.</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-02-2007
    Mesajlar
    6,562
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    hayatımda b&#252;y&#252;k değişikliklere neden olan b&#252;y&#252;k kitabın b&#252;y&#252;k yazarı

    Bekleyişler anna.
    Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
    Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.


  4. #4
    asibaşak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2007
    Mesajlar
    4,760
    Karizma Gücü
    5
    En beğendiğim Fransız yazardır.&#214;zellikle Sefiller romanıyla insan hayatında bence önemli bir yer tutar...Bana göre g&#252;zel bir psikolojik kitaptır...Okumayan arkadaşlara tavsiye ederim...
    Kuvay-i Milliye Kadınları;“Onlar bu vatanın isimsiz kahramanlarıydılar, Vatan size minnettardır”


    Ben Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım,Benden Bahseder Destanım,Ağıtım,Türküm,
    Ben TÜRK'üm Taa İliklerime Kadar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'üm....
    Ya Siz Kimsiniz?


  5. #5
    Misafir Kral_Arthur adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-03-2006
    Mesajlar
    6,163
    Karizma Gücü
    0
    En beğendiğim yazarlardandır...

  6. #6
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,067
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    sefıller romanıyla özdeslesmıs yazar..
    ............
    imza

  7. #7
    BaSkEtCi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2005
    Mesajlar
    6,126
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Adamın adını duyunca anında "Sefiller" geliyo aklıma.O kadar &#252;nl&#252; olmuş artık bu romanı.Eserlerinden bir tek Sefiller'i okudum.O da çok g&#252;zel bi roman.





    AkA

  8. #8
    panzeronur adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-05-2006
    Mesajlar
    1,631
    Karizma Gücü
    0
    Sevdiğim bir yazardıR..Paylaşımın İçin SaoL...
    .¤ ๑블๑sevgiler(SAHTE)insanlar(KAHPE)hayatınız(PLAN)alayı nız(YALAN).¤ ๑블๑










 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •