BÜTÜN AŞKLAR GEÇ KALMIŞTIR
Üzerinde sıradan giysiler varken çok güzelsin dediğimde bana hemen inanırdı.Ama ne garip!Özenle süslenip giyindiğinde ona bakan gözlerimdeki pırıltıya hiç inanmazdı.
Yalnızken bile birilerinin bizi işiteceğinden kuşkulanır gibi konuşurdu.Bir şeyler söylemek için ağzını açtığı anda üzerine ürkeklik çökerdi,söylediği her söz başına dert açacakmış gibi…
Havadan sudan söz ederken bile böyleydi.
Geceleri birden uyanır yatağın başucuna bakardı.Kabustan uyanmış gibi değil.Uyku sersemliği içinde de değil…Sanki her gece orada birisi durup ona bakarmış gibiydi.Kararlı bir sakinlikle kalkar , hayaletin orada olup olmadığını kontrol ederdi…
Otellerde kaldığımızda odadan çıkmadan önce ortalığı tekrar tekrar kolaçan ederdi.Çok özel bir eşyasını bırakmaktan korktuğunu sanırdım.Hayır…Sonra fark ettim, ikimize dair bir sır varmış da onu otel odasında unutup çıkmamızdan korkuyormuş gibi davranıyordu.
En sıradan,en küçük dertlerini bile bana açmazdı.Uzun süre ben kimselere böyle şeyler anlatmam diyerek kandırmıştı beni.Oysa kendine dert ortakları buluyor;sonunda biraz zorlanarak da olsa,alkolün de yardımıyla onlara içini döküyordu.
Bana karşı görünmez bir kale örüp ruhunu savunmaya almıştı sanki…Kalbinden ve aklından geçenlerin bir parçasını olsun bana açarsa o kalenin surlarında dehşetli gedikler oluşacağına inanıyordu.
Ne zaman kalbini istesem dudaklarını kenetleyip kollarıyla sarardı beni.Ne zaman zihninden bir parçayı bana sunmasını istesem ,gövdesini teslim ederdi.Unutmasını bilirdi.Müthiş bir becerisi vardı bu konuda.Unuttuğu her şeyi bir gün yeniden hatırlamak isterse,başvurabilsin diye olup bitenleri ve duygularını not defterlerine kaydettiğini neden sonra öğrenmiştim…
Yüzüme bakarken ölümüne güvenirdi bana.Arkamı döndüğüm anda biterdi o güven,kendine tutunacak başka dayanak noktaları aramaya başlardı.
Saçıyla problemliydi…Biçimini değiştirmesini ben istediğimde bile ,değiştirdikten sonra beğenmeyeceğimden kesinkes emin olurdu.Oysa her seferinde yeni saç biçimini beğenen ben olurdum, beğenmeyen o…
Geceleri birlikte oturmuş güzel güzel konuşurken donup kalırdı.Sevincini söylese hemen biraz sonra ağlayacakmış,sevdiğini söylese yarın terk edilecekmiş gibi sakıngan ve durgun bi tavır takınırdı.Gündüzleri bütün erkekleri hafife alırdı,çoçuk yerine koyardı.Tabii,duygulara da aynı muameleyi yapardı…
Onu benden önce nasıl sevdiklerini,nasıl incittiklerini tam olarak hiçbir zaman bilemeyeceğim…ama saçlarıyla probleminin bile hayatına damgasını vurmuş sevgililerden (baba,okuldaki sümüklü çocuk,ilk aşk,evlilik,sayısız flört vb.)geriye kalan bir iz olduğunu biliyorum artık.
Onu biçimlendirmişler.Şimdi nasılsa öyle yapmışlar…Benden sonra da benim bıraktığım izler,ruhuna ve davranışlarına attığım çentiklerle sürüp gidecek bu macera…
Hepsine uzak bir mesafeden bakınca anlıyor insan .(Geçmişte de kalsa aşklarına ne kadar uzaktan bakabilirse artık!)
Neyi mi anlıyor?
Belli ki ilk aşklar hariç bütün aşklar geç kalmış aşklardır. Onu anlıyor…
Onları güzel kılan da ,yakıcı kılan da bu gerçek.Daha önce nasıl sevilmişsek ,nasıl özenle ve yaralanarak sevilmişsek…Öyle geliyoruz yeni sevgilerin kucağına .İçimiz tıka basa sevgili dolu ve onları çıkarmak ne kadar zor,hatta imkansız !
Belli ki zaman zaman bir şeytan kovucu gerek bize…
haşmet babaoğlu


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

