Çoğu zaman gereksiz hüzünlere kapılıyorum...
Hani böyle çok sevdiğim biri ölmüş. en sevdiğim şeyi yitirmiş gibi..Bi tuhaf oluyorum küsüyorum dağlara taşlara uçan kuşlara..
Mutsuzum ,
susuyorum sadece.
Ne birini göresim geliyor nede konuşasım.Peki niye diye sorulunca verilen cevap hazır.
Hiççç hemde kocaman bi hiçççç...Öyle istiyorum nedensiz sebepsiz,kendi isteğimle!!!![]()
Derine inince her seferinde nedense çocukluğuma dönüyorum.
Çok güzel bir çocukluk geçirmişim gibi!Çocukluk hatırası tek tük sahip olduğum güzel resimler geçiyor gözümün önünden...
Bunları düşününce boğazım daha bir düğümleniyor.
En sık kullandığım cümlelerden birini tekrarlıyorum o karabasan anlarında ...
"Ey hayat!Bana ne verdin ki, neyin hesabını soruyorsun?"
Sonra kendi kendimi cevaplıyorum;
"Hey sen hayatın vermediklerine değil kendi koparamadıklarına hayıflan!."
Belki de asıl gerçeği böyle apaçık bilmek insanı hüzünlendiriyor.Yitip giden anların kıymetini bilememek,
Lisede fizik dersi öğretmenim ;
"çeşme akarken testiyi doldurun,zaman geçip giderken arkasından el sallamayın her anın kıymetini bilin."derdi.
Birde onun sesi hep kulaklarımda tamı tamına bu cümleyle...
Kanıyor yüreğim içten içe ,ince ince.
Aslında öyle iyi biliyorum ki hüznümün nedenini...
Dalıyorum uzaklara bu ruh halinden başka;
bir bakıyorum gözümde bir resim,resimde ben 14-15 yaşlarımda pek de hevesliyim evlilik hazırlıklarına,gülüyorum...
Belki de gülüp geçmek istiyorum,başarıyorum gülümseyebiliyorum ama bambaşka bir hüzün havasında...
Sıkılıyorum!
Hüzünlenmek bana göre değil yansıyo hemen halime tavrıma,anlaşılıyor etraftan darmadağın olduğum,
halbuki en büyük kozum hep dimdik ayakta oluşum...
Vuruyorum kendimi sokaklara...
Alsancağa,Karşıyakaya ordan vapurla tekrar kordona...
Daha bi tuhaf oluyorum öyle anlarda neden hüzünlendim ki şimdi diyorum,
Aslında öyle iyi biliyorum ki hüznümün nedenini...
Hafızam seviyor bana oyun oynamayı, tek bir kareyle yerle bir oluşumu seviyor.
İlk karenin darbesini atlatmadan ikinciyi koyuyor sahneye...
Aklımın bir köşesinde unutmamak için tuttuğum ama gözümün önüne getirmek istemediğim sahneler...
Babamın iflası,alacaklılar,haciz memurları en son giden buzdolabımız!
Durun diyorum ,götürmeyin!
-İçinde dondurmam var!
Duruyorlar...
Dondurma nerde diyorlar...
Orda! diyorum.
-Muzaffer teyzenin verdiği kolanın içine çay kaşığı soktum dondu dondurmam o benim!
Veriyorlar yanında gerçek dondurma parasıyla,almıyorum üstelik gururuma dokunuyor
-alın dondurmamıda götürün diyorum...
Almıyorlar...
Vapurun sesiyle irkiliyorum...
Yağmur ne zaman başladı, millet nereye gitti,nasıl bu kadar ıslandım????
İniyorum...Dalıyorum Alsancağın kuytu sokaklarına,
yürüyorum...
yürüyorum...
Ağlamaktan nefret ediyorum!
Aynı zamanda ağlayan insanlardan da!
Ne o ağlıyor muyum,yağmurdandır deyip geçmek en kolayı ama onu bile söyleyemiyorum...
Ben kimsenin yanında ağlamazdım bu babamı ağlatırdı!Ne oldu bana son günlerde...Boğazımda ki düğüm geçeceğe benzemiyor...
Boşver diyorum,boşver...
Ne geçmişe geri dönüp geçmişi düzeltebilmenin ne de bu günü yeniden oluşturabilmenin olanağı yok biliyorum!
Peki bu hüzün?????
Aslında öyle iyi biliyorum ki hüznümün nedenini!!!!
Salıyorum kendimi yağmura inat
yürüyorum..yürüyorum...
***SaLLinaS***


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


