• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 10 12345678910 SonSon
94 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0

    ***kissadan Hİsseler****

    BAL ŞERBETİ



    Bir Ramazan'da Medineli bir müslüman Halife Hz. Ömer'i iftar yemeğine davet etti. Yemek sırasında yalnız Hz. Ömer'e bir kab içinde bir içecek

    sunuldu. Hz. Ömer sordu: "Bu nedir?" Ev sahibi cevab verdi: "Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da..." Hz. Ömer onu içmeyi reddederek şöyle dedi: "Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem."



    EN BÜYÜK CÖMERT



    Önemli bir sefer hazırlığı yapılıyordu. Peygamberimiz herkesten yapabileceği yardımı en üst sınırda yapmasını istedi. Hz. Ömer bu isteğe uyarak büyük miktarda bir yardımla Hz. Peygamberin huzuruna çıktı. Hz. Peygamber sordu:

    - Ya Ömer, malının ne kadarını yardım olarak getirdin?

    Hz. ömer cevap verdi:

    - Tam yarısını getirdim ya Resulallah, size getirdiğim kadar da geride var.

    Biraz sonra Hz. Ebû Bekir geldi. O da büyük bir yardımda bulundu. Hz. Peygamber ona da sordu:

    - Malının ne kadarını getirdin? Cevap verdi:

    - Tamamını getirdim ya Resulallah, evimde Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir şey bırakmadım.

    Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: - Allah yolunda fedakarlıkta Ebû Bekir'i kimse geçemeyecek.



    BİR MUSİBET...



    Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz. Ömer'in huzuruna çıktı. Yanında kısa boylu, tıknaz biri bulunuyordu. Hz. Ömer "Bu kim?" diye sordu. Kumandan anlattı: "Efendim bu benim sağ kolumdur. Hangi görevi verdimse başarı ile tamamladı. En gizli haberleri yerine ulaştırdı. Bazen bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferlerimi onun sayesinde kazandım diyebilirim."

    Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna yeniden çıktı. Ama mağlup bir kumandan olarak Halife sordu:

    - Hani sağ kolun nerede?

    - Sormayın ya Ömer, ihanet etti, düşman tarafına geçti.

    Hz. Ömer bu defa konuştu:

    - Allah'tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim. Bir musibet bin nasihattan yeğdir diye düşündüm.



    ADAMIN ÖNEMİ



    Halife Hz. Ömer bir mecliste hazır bulunanlara sordu:

    - Eğer dileğiniz hemen kabul ediliverecek olsa ne dilerdiniz?

    Birisi, "Benim falan vadi dolusu altınım olsun isterim. Onu harcayarak İslâm'a daha çok hizmet edeyim diye" dedi. Bir başkası, "Şu kadar sürüm (davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim. Gerektikçe onları sarfederek dine yararlı olayım diye" dedi. Herkes buna benzer şeyler söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beğenmedi. Bu defa meclistekiler, Hz. Ömer'e sordu:

    - Ya Ömer peki sen ne dilerdin? Cevap verdi:

    - Ben de Muaz, Salim, Ebû Ubuyde gibi müslümanlar yetişsin isterdim. İslâm'a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye.



    GURURA KARŞI İLAÇ



    Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:

    - Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?

    - Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum.

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    18-12-2004
    Mesajlar
    197
    Karizma Gücü
    0
    çok teşekkürler

  3. #3
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    HZ. ALİ'NİN BÜYÜKLÜĞÜ



    Birgün ashab Peygamberimiz (s.a.v)'den Hz. Ali'yi niçin çok sevdiğini sordu. Hz Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hz. Ali'yi çağırmaya adam gönderdi ve orada bulananlara sordu:

    - Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız? Cevap verdiler:

    - Yine iyilik ederiz.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Biz yine iyilik ederiz?

    - Yine kötülük yapsa?

    Ashab cevab vermedi, başlarını öne eğdiler. Bunun anlamı kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti.

    Bu sırada Hz. Ali o meclise geldi. Rasulullah Hz. Ali'ye sordu:

    - Ya Ali, iyilik ettiğin biri sana kötülük etse ne yapardın?

    - Yine iyilik ederdim.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Yine iyilik yapardım.

    Hz. Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı. Hz. Ali yedi defasında da "yine iyilik ederdim" diye cevap verdi. Ashab,

    - Ya Rasulallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık, dediler.



    HZ. ALİ'NİN RÜYA YORUMU



    Ashabtan (Peygamberimizin arkadaşları) Abdullah oğlu Cabir bir rüyasında, büyük ineklerin küçük inekleri sağdığını, hastaların sağları ziyaret ettiğini, kuru bir çay kenarında yemyeşil bahçeler bulunduğunu, minberde (camilerde imamın hutbe okuduğu yer) koca koca putlar durduğunu gördü. Bu, sıradan bir rüyaya benzemiyordu. Bunun önemli bir mesajı olmalıydı. Bu rüyayı yoracak kişi olarak ilk defa Hz. Ali aklına geldi. Hz. Peygamberin "İlim beldesinin kapısı" diye nitelediği Hz. Ali ancak güvenilir bir açıklama getirebilirdi. Bu düşüncelerle rüyasını yordurmak üzere Hz. Ali'ye müracaat etti. Rüyasını tane tane anlattı ve

    ne anlama geldiğini yormasını rica etti. Hz. Ali "Yanlış yorumdan Allah korusun" diyerek söze başladı ve şöyle devam etti. "Büyük ineklerin küçük inekleri sağması, yetki ve mevkilerini halkı soymak için kullanan görevlileri (amir ve memurları); hastaların sağları ziyaret etmesi, yoksulların hallerini arzetmek için zenginlerin peşinde koşmasını; kuru çay kenarında bulunan yemyeşil bahçeler, uzaktan veya dışardan bakıldığında çok büyük sanılan ve öyle ünlenmiş ama aslında içleri kupkuru çölden ibaret olan ilim adamlarını; minberde duran koca koca putlar ise, layık olmadığı halde ilmin, dinin ve devletin yüce makamlarına yükselmiş kimseleri ifade eder."



    GERÇEK NEDEN



    Hz. Ali'nin halifeliği sırasında, Hz. Osman'ın şehid edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesad daha da arttı. Bu durumdan üzülen, şikayetçi olan bir mümin Hz. Ali'ye gelip sordu:

    - Ya Ali neden Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında meydana gelmeyen bu olaylar senin zamanında meydana geliyor, müminler birbirine düşüyor?

    Hz. Ali cevap verdi:

    - Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında biz vardık, ama bizim zamanımızda onlar yok.



    TİTİZLİĞİN BÖYLESİ



    İslâm dünyasında Kur'an'dan sonra en güvenilir kaynak Sahih-i Buhari adındaki hadis kitabıdır. İsmail el-Buha-ri'nin Hz. Peygamberin hadislerini toplamaya kendini vakfettiği, yeni bir hadis duymak ve almak için dere tepe dolaştığı, günlerce, haftalarca yol katettiği sıralardaydı. Kendisine birçok sahabi ile görüştüğü bilinen birinden söz edildi. Çok zaman yaptığı gibi uzun bir yol katederek bahsedilen adamı buldu. Fakat adamı bulduğu sırada kazığından boşanmış olan devesini boş torba ile aldatarak yakalamaya çalıştığına şahit oldu. Bu halde hiçbirşey sormadan geri döndü. Niçin boş döndüğünü, birkaç hadis not etmediğini soranlara şöyle cevap verdi:

    - Ben devesini aldatarak yakalamaya çalışan adamın rivayet edeceği hadise güvenmem.



    MAL SEVGİSİ KALBİ KAPLAMAMALI



    Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe'nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:

    - Ya imam, gemin battı!... (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut)

    İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra

    - Elhamdülillah dedi.

    - Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:

    - Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş.

    İmam bu yeni habere de:

    - Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:

    - Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamdetme böyle?

    İmam-ı Azam izah etti:

    - Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim.

  4. #4
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    İMAM-I ÂZAM VE KADILIK



    Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu.

    Abbasi Halifesi Me'mun İmam-ı Azam'ı Kufe'ye kadı yapmak istiyordu. İmamı çağırdı ve bu niyetini açıkladı. İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi.

    - Ben kadılık yapamam, dedi.

    Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı. Bu nedenle Halife sert çıktı:

    - Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın!

    İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi:

    - Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer "yapamam" dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki halde de kadılık yapamam,





    KÂFİR Mİ MÜMİN Mİ?



    İmam-ı Azam'ın da bulunduğu bir mecliste birisi şöyle bir soru sordu: "Bir adam ki, cenneti istemez, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rüküşüz secdesiz namaz kılar, görmediğine şahitlik eder, fitneyi sever, hakkı istemez, bu adam kafir midir, mümin mi?" Mecliste bulunanlar ağız birliği etmişçesine "Bunlar kafirin sıfatlarıdır, böyle bir adam kafirin ta kendisidir." dediler. İmam-ı Azam susuyordu: "Ya imam sen ne dersin?" dediler. İmam-ı Azam, "Bunlar müminin sıfatıdır, böyle biri müminin ta kendisidir" dedi. itiraz ettiler: "Ya imam nasıl olur, mümin cenneti istemez mi, cehennemden korkmaz mı?.." diye. İmam tek tek açıkladı: "Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez, sahibini (Allah'ı) ister, cehennemden korkmaz, sahibinden korkar, ölü eti dediğiniz balıktır, görmediğine şahitlik eder, çünkü Allah'ı görmez ama kesin inanır, rükusuz secdesiz kıldığı namaz

    cenaze namazıdır, fitneyi sever, çünkü fitneden maksat mal ve evladdır, (Kur'an'da mal ve evladın müminler için fitne -imtihan- olduğu belirtilmiştir); hakkı istemez, çünkü haktan kasıt ölümdür, mümin de olsa ölümü temenni etmez."



    SEN BİR KIZINI VERMEZSİN DE...



    Kufe'de bir adam üçüncü Halife Hz. Osman için "Yahudiymiş" diye tutturmuştu. Herkes bunun asılsız olduğunu, imkansız olduğunu söylüyor ama adam bir türlü ikna olmuyordu. Bu konu İmam-ı Azam'a da duyuruldu. "Adamı bu saçma inancından kimse caydıramadı, sununla bir de siz görüşseniz" dendi. "Hay hay" dedi İmam-ı Azam, bir akşam bu kıza dünürlüğe diye adamın evine gitti. Dereden tepeden konuştuktan sonra sözü esasa getirdi:

    - Biz Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle kızına dünür geldik.

    - Kime istiyorsunuz kızımı, öğrenebilir miyim?

    - Kızını istediğimiz kimse son derece ahlâklı, dürüst çok zengin ve alabildiğine cömert, Kur'an'ı ezbere biliyor ve sürekli okuyor... (Bunların hepsi Hz. Osman'ın nitelikleri)

    Adam sözünü kesti:

    - Yeter, bunlardan bir tanesi bile kızımı vermek için yeterli meziyettir.

    - Ama bu damat adayının bir kusuru var, kendisi Yahudi.

    -Adam parladı:

    - Nasıl olur, benim kızımı bir Yahudiye istersiniz?

    İmam-ı Azam için artık taşı gediğine koymanın zamanı gelmişti:

    - Sen bir kızını yahudiye vermezsin de Hz. Peygamber iki kızını birden bir Yahudiye nasıl verir? deyince adamın artık bir inat ve itiraza mecali kalmadı, bilinen gerçeği kabul etti.

    (Hz. Osman peygamberimizin damadıydı, önce bir kızıyla evlenmiş, o ölünce diğer bir kızıyla evlenmişti. Bunun için Hz. Osman'a "Zi'nNureyn'' (İki nur sahibi) denmiştir.)



    ATEŞ DÜNYADAN GİDİYOR



    Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

    - Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?

    - Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

    - Ne işin vardı cehennemde?

    - Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

    - Peki, getirdin mi bari?

    - Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.



    BEHLÜL DİVÂNE



    Birgün adamın biri Behlül'e akıl danıştı:

    - Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin?

    Behlül bir an düşünüp cevap verdi:

    - Demir al, demir sat.

    Demir ticareti eski çağlardan beri kârlı bir iş olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor,

    kendisi fakirlikten kırılıyor" diye düşündü. Bir zaman sonra Behlül'ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı:

    - Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da başka bir iş yapayım. Bu sefer ne tavsiye edersin?

    Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat.

    Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri olduğu bilinir. Soğan devamlı fire veren bir nesnedir. Adam soğan ticaretine başlayınca kısa zamanda iflas bayrağını çekti ve kötü kalbliliğinin cezasını pahalı bir biçimde ödedi.

  5. #5
    ebrucuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    3,993
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Sevİyoruz Senİ ''ey Sevgİlİ''

    Sen, Sen ki bize tüm kırgınlıkların ve düşmanlıkların kol gezdiği bir millete inat kardeşlerim diye hitap ettin sevgili, biz ise senin kardeşliğine layık olamasak ta seviyoruz seni.
    Seviyoruz bir gül gibi , seviyoruz senin bizi sevdiğin gibi;
    Hiraya çıkar gibi seviyoruz, Uhud;da savaşır gibi seviyoruz seni ey sevgili , seni görmeden seviyoruz, sen dememiş miydin ki öyle bir nesil gelecek ki o nesil kardeşlerim dir.
    Onlar beni görmeden sevecek. Seviyoruz görmeden vuslatını seviyoruz özleminde yanıp tutuşurken. Kainatta bir gül tanıdık sevgili bir gül solmayan ebedi kalan. Biz o gülün aşkına tutulmuşuz.
    Yanar da yüreciğimiz aşkınla tutuşur elbet. Vuslat dayanılmaz olur bir gün sevgili vuslat dayanılmaz sevgini sevgisizlik şehrinde barındırırız biz avuçlarımızda kor ateşler tutar gibi.
    Yıkıntılar arasından senin sevgini yudumlarız şehadet şerbeti gibi...
    Ey sevgili sevdamızın aşkına acı bize acı bize ve şefaatinden mahrum etme bizi etme ki bizler senin ümmetiniz...
    Doğar doğmaz secdeye gidip ümmeti ümmeti dediğin ve ömrün boyunca gecelerce ümmetim ümmetim diye Mevla;ya yakardığın ümmetiniz..
    Cennet kapıları açılıp gir ya Muhammet denildiğinde giremem ben taki ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa dediğin ümmetiniz..
    Bütün insanların birbirinden kaçıştığı o günde kızım Fatıma Oğlum İbrahim sana feda olsun illa ümmeti, illa ümmeti dediğin o bi-çare ümmetiniz...
    Seviyoruz seni sevgili, hicret eder gibi seviyoruz, biz seni Sümeyyeler gibi sevemesekte, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesekte seviyoruz seni sevgili.
    Uhudda sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasakta..
    Seni onlar gibi sevemesekte aynı sevdayla seni sevdik, aynı sevdayla güllere senin kokunu verdiği için hayran olduk, aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden geçtik..
    Hep aynı sevdayla yaşadık sevgili, seni göremesekte gül efendim seni görme umuduyla yaşadık, hep içimizdeydin sen sevgili, hiç çıkmadın ki bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı onun içindir ki
    güle senin kokun verildiği için aşık olduk;
    Sevginin uğramadığı düşler ülkemizde seviyoruz seni, karanlıklarda aydınlığını görerek seviyoruz.
    Seviyoruz sevgili bizler seni göremedik Ey Sevgili senin sünnetini bildik ve senin sünnetinde bulduk seni sevgili, güllerde bulduk, bize bıraktıklarında bulduk seni ve senin o yüce sevdanı;
    Seviyoruz seni sevgili, senin bizi sevdiğin gibi, Allah;ın rasulü olduğun halde gecelerce Ağlayıp secdelerden kalkmadığın ümmetim diye gözyaşı akıttığın sevdayla seviyoruz seni Sevgili..
    Ey sevgili bizler aşk limanında yitiğini arayan sevdalılar gibi seviyoruz seni, seviyoruz düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarında avuçlarımızdaki yüreklerimizle ve düşlerimizi bir zümrüdü ankanın kanatlarına veriyoruz...
    Ötelerdeki sevgiliye ulaştırması için
    ey sevgili, ey güzeller güzeli, ey gül efendim..
    Selam olsun sana,
    Selam olsun geceye ve aya,
    Selam olsun gecenin karanlığına,
    Selam olsun geceyi kuşatana,
    Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;
    Ey sevgili, biz seni seviyoruz ve hep seveceğiz, taki bu dünyadan göç müjdesi gelene kadar.
    Gelene kadar o kutlu müjde sevdalı gözlerle bakacağız her gül görüşümüzde, o sevdayla bekleyeceğiz o günü Sevgili; Yolculuk sürecek sevgili... Nefes alıp verdiğimiz sürece, söyleyecek sözümüz hep olacak..
    Ey sevgili, biz seni Leylası için dağları aşan Mecnun gibi sevemesekte, sevemesekte Ferhat gibi delemesekte dağları Ey sevgili , biz seni aşk ile sevdik, bildik ki aşk sendedir.
    Biz güllere aşık olduk sen yokken. Biliyorduk ki gül senden almıştı kokusunu ve senin vuslatını senin kokunu güllerde bulduk sevgili. Biz gülü gül diye sevmedik sevgili.
    Biz gülde bulduk senin aşkını vuslatını, kokunu güllere verene şükrettik ve gülü sevdik sevgili.
    Bizler düşler ülkesinden sesleniyoruz sana sevgili, düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarından sesleniyoruz ve sevgini yeşertiyoruz bu sokaklarda... Sensiz Senin sevdanla;
    Seviyoruz seni sevgili, derbeder yüreklerimizle seviyoruz. Bi-çare olmuş yüreklerle seviyoruz. Çölleşmiş kalplerimizle seviyoruz seni sevgili. Yeşertemediğimiz sevdamızla, sevdanla seviyoruz..
    Seviyoruz seni ey sevgili, bülbülün gülü sevdiği gibi... Bizde senin bülbülün olmak istiyoruz sevgili ebedi aşkı bulmak için...
    Seviyoruz seni ey sevgili, yıpranmış vakitlerde yıpranmayan tek gül olduğun için...
    Seviyoruz seni ey sevgili, seviyoruz seni...


    Seviyoruz seni ey sevgili, çöl sıcağındaki bir kevser şelalesi gibi...
    Seviyoruz seni ey sevgili, göz yaşlarımızla suladığımız güllerle seviyoruz seni...
    Seviyoruz seni ey sevgili, sana aşık sana meftun olan aciz yüreklerimizle seviyoruz...
    Seviyoruz seni ey sevgili...

    Seviyoruz seni ey sevgili, seni gündüzleri ruhumuzu aydınlatan güneş gibi, geceleri yolumuzu bulduran ay gibi seviyoruz... Seni kainatı yaratan Allah için seviyoruz... Duy bizi ey sevgili, duy bizi, duy bizi...
    Ey sevgili, bizler dudaklarımız da senin sevdanı terennüm ediyoruz. Vuslatını haykırıyoruz on sekiz bin aleme...
    Ey sevgili, kabul et bu mektubumuzu ve şefaat et bize biz aciz ümmetine sevgine muhtaç olan ümmetine acı ve şefaat et ey sevgili... Ey sevgili, sanadır salavatlarımız
    Şefaat et ey sevgili şefaat et , şefaat et bizlere...
    Ey sevgili, biz seni Musab gibi sevemesek te , biz seni Filistin gibi sevdik, sabra gibi Şatilla gibi sevdik. Kudüs gibi sevdalandık sana bağrımızda ateş yaktık kor olduk sevgili...
    Ey sevgili , biz seni ölümü sevdiğimiz gibi sevdik, ölümü sevdik çünkü biliyoruz ki vuslatımızı ölümle dindireceğiz... Sana ve Sahibimize olan özlemimiz, içimizdeki özlemimiz o dem dinecek
    Hep dudaklarımız şu dizeleri tekrarladı durdu sevgili. Ölüm yad edilmeye değer bil gül derdik. Öyle bir gül ki kokladığımızda sevgiliyi bulduran ve koklayanı o sevdaya doğru uçuran, sevgiliye ulaştıran.
    Biz ölümü sevmiştik bu dizelerde bu sözlerde...
    Ey sevgili, biz senin yanında asrı saadet dönemini yaşayamasak ta yaşar gibi sevdik seni ve seni seveni, senin sevdiğini, senin sevdanı Ya Rasülallah;
    Selam olsun sana Ey Kainatın Gül Efendisi, Sana Senin Sevdanla yaşatamasak ta senin o yüce sevdan içimizde olarak bizi beklediğin
    Kevser ırmağının başında senin sevdana yaraşır bir şekilde ummanı bekada buluşmak umuduyla;
    Seviyoruz seni ey sevgili tüm kalbimizle ve tüm zerreciklerimizle;


    Rabbim inşallah bizede böyle sevgi böyle bağlılık nasip eder inşallah cümlemize nasip olur
    Allah (cc) bizide sevdiği kullardan olmayı nasip etsin
    Allah (cc) cümlemizi sonsuz bi saflık nasip etsin...
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° Ege'ye Hoşgeldiniz °º©

    "söylesem tesiri yok, sussam gönül razi degil..." Fuzuli


    :fener::fener:

  6. #6
    ebrucuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    3,993
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Mutlu Hayatın İçinden - NAMAZ

    Adam,bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla süre olduğu için,terminalin yarı karanlık koridorlarını arşınlıyordu.Ellerini yıkamak üzere biraz ilerideki mescide yanaştığında,iş tulumları giymiş bir genç ona doğru gelerek:

    -Herhalde namaz kılacaksınız,dedi.Abdest alma yerimiz de mevcuttur.
    Adam elindekisigaranın külünü delkanlının ayakları dibine silkelerken:
    -Sen herhalde görevlisin,diye dklendi.Ne iş yaparsın burda?
    Delikanlı,köşedeki süpürgeyi işaret ederek:
    -Temizlikçiyim efendim,diye kekeledi.Lavabo ve tuvaleti temizliyorum.
    Adam onu alaycı gözlerle süzerken:
    -Ben namazı senin gibi çulsuzlara bıraktım,diye sırıttı.Bu iş size öyle yakıştı ki...
    Temizlikçi genç,adamın hakaretine aldırmayacak kadar olgundu.Fakat namaza karşı yapılan saygısızlık,canını çok sıkmıştı.Vereceği cevabı bir süre düşündükten sonra.susmayı tercih ederek işine döndü.

    Adam mağrur adımlarla oradan uzaklaşırken,başının döndüğünü hissetti.Sırtından çıkartarak koluna aldığı kaşe paltonun ağırlığını ilk defa fark ediyordu.Biraz önce yediği iki porsiyon kebap,herhalde tansiyonunu yükseltmiş ve kendisini halsiz bırakmıştı.
    Birkaç adım daha attığında aniden fenalaşarak dizleri üzerine çöktü.Allah'tan ki kolundaki palto ondan önce yere serilmişti de yeni aldığı takım elbisenin kirlenmesini engellemişti.
    Adam,çömelmiş vaziyette olmasına rağmen fırıldak gibi dönen başını yere dayayarak bir müddet dinlendi ve tekrar doğrulduğunda,aynı rahatsızlığıdyarak hareketini tekrarladı.Fakat,başkaları tarafından görülmüş olmaktan endişe ediyordu.Bunun için başını yerden kaldırıp sağa sola bakındığında,terminalin çaycısı olduğu anlaşılan bir gençle burun buruna geldi.Delikanlı,adamı saygılı bir ifadeyle selamlarken:
    -ALLAH KABUL ETSİN BEY AMCA,DEDİ.AMA KIBLE BİRAZ DAHA SAĞA DOĞRUYDU....
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° Ege'ye Hoşgeldiniz °º©

    "söylesem tesiri yok, sussam gönül razi degil..." Fuzuli


    :fener::fener:

  7. #7
    ebrucuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    3,993
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Bİr ÇİÇeĞİn Duasi

    Ey bütün çiçeklerin, bütün bitkilerin, yerin, göklerin ve bütün alemlerin Rabbi.
    Ben senin yarattığın tohumlardan cansız bir tohumdum bir zamanlar.
    Sen bana can verdin.
    Dualarımı kabul ettin, beni bir çiçek yaptın.
    Bana kendi dilediğin gibi bir şekil verdin.
    Renklerle, desenlerle süsledin yüzümü.
    Bana bir koku sürdün, koklayanı mest eden.
    Senin verdiğin cazibeyle kuşları böcekleri çağırdım kucağıma.
    Dayanamadılar, koştular.
    Onlara, Senin rahmet çeşmelerinden şerbetler sundum senin izninle.
    Birbirimze güldü, birbirimize sarıldık. El ele, kucak kucağa Sana şükrettik,Seni zikrettik günler boyunca.
    Nice kuşlar, nice böceklerle tanıştım böylece.
    Hepsiyle mutlu beraberliklerim oldu.
    Nihayet birgün...
    Beni bir mü'min kulun gördü.
    Yanımdan geçiyordu. Beni fark etti. Durdu, geri döndü, eğildi.
    Yüzüme baktı uzun uzun. Önce gözleriyle, sonra elleriyle okşadı. Kokladı, kokladı.
    Bir öpücük kondurdu yanaklarıma ayrılmadan.
    "Ne güzel yaratılmış!" dedi sessizce.
    İşte o an, niçin var olduğumu anladım.
    Melekler sardı etrafımızı ansızın.
    İmrenerek seyrettiler olup biteni.
    Görmediği Rabbine görmüş gibi inanan bir insanın yücelişini gördüler.
    Ve herşeyi en ince ayrıntısıyla kaydettiler.
    Çekilen resimlerde ben de vardım.
    Ey dualara cevap veren Rabbim,
    Ben cansız bir tohumdum.
    Dualarımı kabul ettin, güzel bir çiçek oldum.
    Senin kudretinle canlandım. Senin san'atınla süslendim, Senin lütfunla güldüm.
    Şİmdi bir duam daha kaldı mahşere sakladığım:
    Beni gören gözleri ateşte yakma, ya RABBİ!
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° Ege'ye Hoşgeldiniz °º©

    "söylesem tesiri yok, sussam gönül razi degil..." Fuzuli


    :fener::fener:

  8. #8
    ebrucuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    3,993
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Bu nasil tevekküldür

    sakik-i Belhi hazretleri, bir kitlik senesinde, herkesin kara kara düsündügü bir ortamda, zengin bir adamin kölesinin neseden oynadigini gördü. Ona sordu:

    - Herkes kitliktan, açlikla karsi karsiya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun?



    Köle cevap verdi:



    - Benim efendimin 7 tane köyü var, her ihtiyacimizi efendimiz bol bol sagliyor.



    sakik-i Belhi hazretleri, kitliktan muzdarip talebelerine buyurdu ki:



    - Kendimize gelelim! Bir köle efendisinin yedi köyüne güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Biz dünyadaki bütün köylerin, sehirlerin sahibi ve her canlinin rizkina kefil olan Allah'a bu nasil tevekkül ki hâlâ rizk endisesi içindeyiz?
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° Ege'ye Hoşgeldiniz °º©

    "söylesem tesiri yok, sussam gönül razi degil..." Fuzuli


    :fener::fener:

  9. #9
    viaypi dalyan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-10-2004
    Mesajlar
    6,095
    Karizma Gücü
    9
    Amin kardes Allah razi olsun

  10. #10
    bitlikral adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2004
    Mesajlar
    2,086
    Karizma Gücü
    0
    ebrucuk hikayelere sabit basliktan devam edersen sevinirim hem guzel bir arsivimiz olmus olur hemde unutulup gitmezler..........
    o simdi susuyor

    El feneriyle küçük hırsızlıklar,denizfeneriyle büyük hırsızlıklar yapılır ancak ikisine AMPÜL lazımdır.


    http://video.google.com/videosearch?...mi&emb=0&aq=f#

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. (islami Kavramlar)
    2005 Konuları bölümünde SerdarKacmaz tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 20.12.05, 15:24

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •