• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    26-09-2004
    Mesajlar
    2,866
    Karizma Gücü
    0

    Nazım Hikmet Ran Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar (1902 - 1963)



    Nazım Hikmet Ran

    1902 yılında Selanik'de doğmuştur. İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914), Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır (1918). Nazım Hikmet Bahriye'yi bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verilmiş, bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem olmuş (1919), sağlığını kazanamayınca askerlikten çürüğe çıkarılmıştır (1920).

    Askerlikten ayrıldıktan sonra, İstanbul'un işgaline çok üzülen Nâzım Hikmet Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçmiş, Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır (1921). Rus devrimiyle ilgilenen şair, bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitmiş ve Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okumuştur (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katılmış, burada çıkan şiirlerinden ötürü hakkında "gıyaben" mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince yeniden Rusya'ya kaçmış, af çıkması üzerine Türkiye'ye dönmüş ve bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştır (1928).

    Nâzım Hikmet daha sonra İstanbul'a yerleşmiş, çeşitli gazete ve dergilerle film stüdyolarında çalışmış, ilk şiir kitaplarını çıkarmış ve oyunlarını yazmıştır (1928-1932). Bir ara yine tutuklanmış, Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile serbest bırakılmıştır. Akşam, Son Posta, Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapmıştır (1933).

    Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış, Harp Okulu Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirilmiştir (1938). Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanyanın ardından, hukukçular yasal yollara başvurmuş, bu arada Nâzım Hikmet de hapishanede açlık grevine başlamıştır. Sonunda Nâzım Hikmet'in geri kalan cezası affedilmiş ve şair 13 yıl hapislikten sonra hürriyete kavuşmuştur.

    Serbest bırakıldıktan sonra iş bulamayan, kitap çıkaramayan şair için bu kez askerlik kararı alınmış, 50 yaşında ve hasta olan Nâzım Hikmet çok zor durumda kalmıştır. Öldürülmekten korkan şair, kız kardeşinin kocası Refik Erduran'ın yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye'den ayrılmıştır.Bundan sonraki hayatı baskı altında ve zorunlu sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da ölmüştür.

    YAZI HAYATI Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edilmiştir (1949). Destanı Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırmıştır.

    ESERLERİ
    ŞİİR: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1 (Nail V. ile), Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü , Gece Gelen Telgraf, Taranta Babu'ya Mektuplar, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapishaneden, Yeni Şiirler, Son Şiirleri. OYUN: Kafatası, Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, İnek , Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Yusuf ile Menofis, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu ? ROMAN: Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim.

    YAZILAR: İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla), Alman Faşizmi ve Irkçılığı, Milli Gurur, Sovyet Demokrasisi.

    MEKTUPLAR: Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar, Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ-Nû'lara Mektuplar, Nâzım'ın Bilinmeyen Mektupları (Adalet Cimcoz'la Mektuplar, Haz. Ş. Kurdakul), Piraye'ye Mektuplar.

    MASAL: La Fontaine'den Masallar (Ahmet Oğuz Saruhan adıyla), Sevdalı Bulut.
    Give me something to kill the pain
    There is no tomorrow and no today
    My soul is not for eternity
    And I know I will fade away, In memories

  2. #2
    BlueDark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-05-2005
    Mesajlar
    2,303
    Karizma Gücü
    0
    ellerine sağlık burada onun şiirleride olsa fena olmaz mı ?
    Deli mi sandın

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    26-09-2004
    Mesajlar
    2,866
    Karizma Gücü
    0
    http://www.turkforum.net/thread51789...ikmet+ran.html

    burda şiirleri ve hatta Otobiyografisi var
    Give me something to kill the pain
    There is no tomorrow and no today
    My soul is not for eternity
    And I know I will fade away, In memories

  4. #4
    pierre87 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-11-2004
    Mesajlar
    5,766
    Karizma Gücü
    0
    onun gibi bi şair bir daha bulunmaz

  5. #5
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    NÂZIM'IN RESSAMLIĞI


    Nâzım resim yapmaya annesine özenerek başlamış olmalı.
    Celile Hanımın ressamlığı varlıklı bir kadının oyalanmak için seçtiği bir hobi değil, bir tutkuydu. Ressam olmak için evini barkını dağıtıp Paris'e gittiği söylenirdi.
    Kadıköy'de oturduğumuz yıllarda, Nâzım, annem, ben, arada bir ona giderdik. Odaları yaptığı tablolarla doluydu. Evi tam anlamıyla bir ressamın eviydi. Resimden başka bir şey düşünmediği açıktı.
    Yalnız yaşıyordu, ama her zaman çok süslüydü. Güzelliğe vurgun bir insan olarak anılırdı. yüzünü aşırı boyadığı için Nâzım kızar, söylenir,
    "Şimdi hepsini silmezsen, çıkıp gidiyorum," diye kapıya yönelirdi.
    Celile Hanım boyalarını silmeye yanımızdan ayrılınca, annem, "Nâzım, niye böyle yapıyorsun, o bir ressam, yüzünü de bir tablo gibi boyuyor, niye anlamıyorsun!" diye fısıldardı.
    Ben de merakla bakınırdım iş nereye varacak diye...
    Nâzım'ın resim yaptığını ilk Mithat Paşa köşkünde
    oturduğumuz yıllarda görmüştüm. Ama bunlar yağlıboya ya da pastel resimler değildi. Karakalemle mi, ya da yumuşak bir kurşunkalemle mi, bilmiyorum, evdeki herkesin yandan kafalarını çizmişti.
    Hani eğlence yerlerinde ressamlar vardır, belli bir para karşılığı resminizi çiziverirler, onlar gibi...
    O gün salondaki şöminenin önüne Adnan Ağabeyin çizim tahtasını yerleştirerek kendine bir yer yapmış, biz de sırayla gidip karşısına oturmuştuk. Bayağı da benzetiyordu.
    Vedat Başar, her zaman olduğu gibi işin gırgırındaydı.
    "Nâzım, sen aç kalmazsın," diye takılıyor, bir panayırda tezgâh açsa günde kaç para kazanacağını hesaplıyordu.
    O çizimlerin yok olup gittiğini sanıyordum.
    Yıllar sonra bir gün Maslak'ta Adam Yayınları'nda otururken, Rasih Nuri İleri'nin üst katımızda, AnaBritannica'da çalışan oğlu Suphi Nuri İleri elinde onlardan ikisiyle geldi :

    "Bunları babam bir sahafta bulup almış, size göstermek istedim..."
    vedat Başar ile Leman Teyzemin resimleriydi.
    Çok şaşırmıştım... Nasıl olmuş da bir sahafın eline geçmişlerdi?
    Vedat Başar, Fahamet Teyzemin, Fifi'nin kocası. Leman Teyze ise Fifi'nin çok sevdiği bir arkadaşı, ona da "teyze" derdim. Kadıköy'deki apartmandayken bizimle otururdu, Mithat Paşa köşküne de sık sık gelip gece yatısına kalırdı.
    Öteki resimler kim bilir nerede, kimlerdeydi? Nenem, Fifi, annem, Selma Teyzem, Adnan Ağabey, ben, evde kim varsa, hepimiz sırayla oturmuştuk Nâzım'ın karşısına.
    O günün dışında Nâzım'ı resim yaparken gördüğümü anımsamıyorum.
    Bir de işte kitap okurken kurşunkalemle kapaklara, kapak içlerine, kenar boşluklara çizimler yapardı. Genellikle gemi, yelkenli, çiçek, el, göz çizimleri, korkunç suratlar...
    Resim yapmaya düşkünlüğü İstanbul Tevkifhanesi'nde başlayıp çankırı Cezaevi'nde tam anlamıyla patlak verdi.
    Yağlıboya, guvaş, pastel, karakalem...
    Cezaevinin içinden görünümler, mahkûmların, Piraye'nin, kendisinin portreleri...
    Sonra Bursa Cezaevi'nde de arada bir yoğunlaşarak sürdü.
    Sanırım bu onun için dinlendirici, oyalayıcı bir uğraştı.
    "Bugünlerde kendimi bütünüyle resme verdim," deyip başka her şeyi bıraktığı olurdu.
    Balaban'ın yeteneğini sezip gereçlerini ona armağan ettikten sonra resim yapmadığı söylenir, ama açlık grevi sırasında üsküdar Paşakapısı Cezaevi'nde kendisini görmeye gittiğim bir gün, bana akrabası olan Mehmet Ali Aybar'ı tanımaktan duyduğu mutluluğu aktarmış,
    "Birlikte resim yapıyoruz, o benden daha iyi ressam," demişti.
    Cezaevinden çıktıktan sonra, Türkiye'de ya da Sovyetler Birliği'nde resim yapıp yapmadığını bilmiyorum.

    memet fuat tarafından yapılan nazım hikmet in resmi web sayfasından alınmıştır.aktaran kişi de memet fuat'tır.
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  6. #6
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    NAZIM’IN KİTAP OKUYUŞU

    Nâzım her kitabı baştan sona okumazdı. Önce kitapla bir tanışma dönemi geçirirdi adeta. Karıştırır, orasından burasından okur, beğenmezse bir yana bırakırdı.
    Annem onun eline aldığı kitabın başından, sonundan, ortasından birer bölümünü okuduğunu, beğenirse baştan başladığını söylerdi. “Sonunu bildiği kitabı nasıl okur insan!” diye de şaşardı.
    Ama Nâzım öyle okuyordu. Kitabı beğendi mi sanki daha önce orasını burasını karıştırmamış gibi baştan sona okuyordu. Hoşuna giden yerleri anneme de okurdu. Beğenmekte uyuşamazlarsa biraz çekişirlerdi. Düşüncenin ağır bastığı konularda annem Nâzım’a pek karşı çıkmaz, bir öğretmene öğrencisinin davrandığı gibi davranırdı, ama beğeniye, özellikle de duygulara yönelik konularda, tartışmalar hep annemin duyarlığına, sezgisine övgülerle son bulurdu.

    Nâzım,
    “Canım karıcığım, bir şiiri, bir romanı hiç kimse senin gibi anlayıp değerlendiremez,” diye onu göklere çıkarırdı.

    Bu işi benim pek aklım almazdı. Karısına yağcılık ediyor gibi gelirdi. Örnekse okudukları bir romanı annemin Nâzım’dan daha iyi değerlendirebileceğine inanamazdım. Gene de içime bir kuşku düşerdi. Çünkü bir gün bir yerde söylenip geçilen bir söz değildi bu. Hep yinelenirdi.

    Şiir, öykü yazmaya başladığımda, yazdığım her şeyi mutlaka anneme göstermem için bana da bayağı baskı yapmıştı. Nâzım annemin okuduğu kitaplarla ilgili mektuplarından esinlenerek şiirler de yazardı. Örnekse “Don Kişot” şiiri öyledir.

    Nâzım kitap okurken eli hiç durmazdı. Kitapların kapaklarına, kapak içlerine, boş sayfalara, kurşunkalemle çizimler yapardı. Bu herhalde bir tür düşünme yoluydu. Bana öyle gelirdi. Dalardı o çizimleri yaparken.

    memet fuat'ın hazırladıgı nazım hikmet'in resmi sitesinden
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  7. #7
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0

    nazım için yazılanlar....

    Pablo Neruda (1904-1973) Şilili şair

    GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A ÇELENK


    Niçin öldün Nâzım?
    Ne yaparız şimdi biz
    şarkılarından yoksun?
    Nerde buluruz başka bir pınar ki
    onda bizi karşıladığın gülümseme olsun?
    Seninki gibi ateşle su karışık
    acıyla sevinç dolu,
    gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım?

    Kardeşim,
    öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende,
    denizden esen acı rüzgâr
    kapacak olsa bunları
    bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir,
    yaşarken seçtiğin
    ve ölümden sonra sana barınak olan
    oraya, uzak toprağa düşerler.

    Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,
    al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
    halkların savaşını, kendi dövüşümü
    ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü
    kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
    çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret,
    benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç
    veren dostluğundan yoksun.

    Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
    zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
    zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
    kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
    ama parlak bir yüreğin vardı,
    yara ve ışık dolu bir yürek.

    Ne yapayım ben şimdi?
    Tasarlanabilir mi dünya
    her yana ektiğin çiçekler olmadan?
    Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
    senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?
    Böyle olduğun için teşekkürler,
    teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.


    Çeviren: Ataol Behramoğlu


    Cemal Süreya (1931-1990)

    KALIN ABDAL


    ağıtı önce söylenen
    sen nereye uçuyorsun,
    ağıtı önce söylenen
    ölüm korkusunu atar,
    sen nereye uçuyorsun
    boynu usul telli turna

    Pir Sultan benim ağıtım
    ben de senin ağıtınım
    uzar gideriz bu yolda,
    sen nereye uçuyorsun
    gökyüzünde kana kana

    benim söylendi ağıtım
    yazda kışta haziranda,
    ben hep zindanlarda yattım,
    en müşkülü daha sonra
    kendi kendim sürgün ettim,
    sen nereye gidiyorsun
    bir yerlere konmayana

    silah çatuben askerler,
    neden silah çatıyorsun
    dostum dostum aslan dostum
    sen nereye uçuyorsun,
    Kerem Aslı'nın koynunda
    çiçeği hiç solmayana
    biz ki Nâzım'dık dünyada
    rumelli kalın abdal,
    uçan kuşa selam saldık
    sevdik oluklar boşaldık,
    cemi cümle bir sofrada
    muhannetlik kalmayana



    Gülten Akın (d.1933)

    NÂZIM NÂZIM

    Suç çağında suçsuzluğa katlananları
    Ben şairim, nasıl bağışlarım
    Gül değse incinen bu yürek
    Yandı bir başka biçimde Nâzım Nâzım

    Tavus tüylerine şiir dizdiler
    Can gözüyle baktım ayağını gördüm
    Yani çirkinliği gördüm, yani cüceliği gördüm
    Ömrümde kişiye şiir yazmadım

    Nâzım Nâzım

    Yurdunu satanın adını anmam
    Hayına hırsıza yok sözüm
    Duydum ki dünyayı aşıyorlar
    Yadellerin yiğitleri, dal boyluları
    Ne sağcı oldular ne solcu
    Beni aşsın diye doğurduklarım
    Bir kez daha yandık, bir kez daha yandım

    Nâzım Nâzım

    Her bilgi bir yeni burjuva
    Her üst okul birkaç kuru başı çekip çıkarmaya
    Ne alçalma bir lokma bir çul için
    Bir yol bulup kurtulan kurtulana
    İttin sınıfını rahatını, düştün mapusa yokluğa
    Bey soylum paşa soylum güzel emekçim

    Nâzım Nâzım

    Ülkende şiirlerin dolanıyor
    Kavgan içten içe sürüp dayanıyor
    Uzak mezarında bir kırmızı karanfil
    Ne denli tutsam kendimi
    Usul usul bir yerlerim kanıyor
    Sonsuz gurbetçim, koca şairim

    Nâzım Nâzım

    Suç çağında suçsuzluğa katlananları
    Ben şairim, nasıl bağışlarım
    Gül değse incinen bu yürek
    Yandı bir başka biçimde Nâzım Nâzım



    Memet Fuat (d.1926)

    "Nâzım Hikmet Türk kültürünün bütün insanlığa armağan ettiği uluslarüstü bir değerdir. İngiliz şairi Shakespeare ne kadar İngiltere'ninse, ya da İspanyol şairi Lorca ne kadar İspanya'nınsa, Türk şairi Nâzım Hikmet de ancak o kadar Türkiye'nindir." (Ocak 1989'da yapılmış bir konuşmadan.)


    Yakup Kadri (1889-1974)

    "835 Satır Türk şiirindeki, hatta Türk dilindeki inkılabın ilk satırıdır. (...) O, yalnız Türk şiirinde çığır açmış bir edebiyat inkılapçısı değil, hiç görmeğe alışık olmadığımız yepyeni bir şair tipidir."

    Ahmet Haşim (1885-1933)

    "Bu vezin bildiğimiz vezinlerden değil, bu lisan şiirin bizde bugüne kadar kullandığı lisana benzemiyor. Nâzım Hikmet Bey, tarzını kendi icat etmedi, bu biçimde şiirler şimdi dünyanın her tarafında yazılıyor. Nâzım Hikmet Bey bu tarzı anlamış, Türkçeleştirmiş, bu iklimin toprağında tutturabilmiş büyük bir yeni şairimizdir. Bu şiirin eskisine nazaran rüchanı muhakkak. Eskiden şiir bir tek düdükle söylenirdi. Nâzım Hikmet Bey bir tek alet yerine koca bir orkestra takımı vücuda getirmiş. Fakat bu zengin orkestra, yalnız marş nevinden birtakım heyecanlı havalar çalıyor."

    Jean-Paul Sartre (1905-1980)


    "Ben her şeyden önce onun insan olarak büyüklüğünü ve kabına sığmaz enerjisini hatırlatmak istiyorum. Onu ağır hastalığı sırasında tanımış, yaşamak ve savaşmak iradesi karşısında şaşıp kalmıştım. Ama beni asıl etkileyen onun hüzünlü ve alaycı uyanıklığı oldu. Eziyetlerden, ölümlerden kaçıp kurtulan bu adam - başkalarının yaptığı gibi - dinlenmiyordu. Biten hiçbir şey yoktu onun için. Dıştaki düşmanla savaşırken içteki dostların hatalarına karşı da kardeşçe bir savaşı sürdürüyordu. Herkesle birlikte barış uğruna, emperyalizme ve faşizme karşı savaştığı sırada bile, Moskova'da oynanan bir piyesinde, bürokrasinin tehlikelerine karşı arkadaşlarını uyarıyordu. Ne militan disiplininden geçti, ne de yazar eleştiriciliğinden. Bu çelişmeyi sonuna kadar yaşadı. Bu sürekli gerginlik, son yıllarda, mahpusluktan artakalan güçlerini de yedi bitirdi. Ama asıl bu yönüyle bugün bir örnek insan olarak kalıyor aramızda.
    "Vefalı dost, yiğit militan, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde hizmet etmek ama hiçbir şeyi görmezden gelmek istemiyordu. (...)
    "Durup dinlenmeden nöbet tutan bir insanın eserleri, ölümünden sonra da, sizin için aynı işi yapıyor." ("Nâzım Hikmet'e Saygı" başlıklı yazısından.)

    Louis Aragon (1897-1982)

    "Nâzım, senden bana ilk 1934'te söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmedi. Ne kadar az, otuz yıl. 1950'de, bizler, yani Türk halkı ile dünyanın her köşesindeki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldın. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin... Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın bir şey, kırk sekizinden altmış birine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün, bu da çok şey." ("Nâzım Hikmet İçin" başlıklı yazısından.)
    Çeviri : Bertan Onaran

    .......ve dana niceleri. bunlar sadece benim seçtiklerim yazılanlar arasında
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  8. #8
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    ondan kalan bi kaç resim.....
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    19-04-2005
    Mesajlar
    702
    Karizma Gücü
    0
    çok değerli bi insan
    ben ağlamayı ferdiden
    bağlamayı orhandan
    isyanı müslümden
    acıyı emrahtan
    titremeyi azerden
    aşkı FENERBAHÇE'den öğrendim



    türkforum Fenerbahçeliler...

  10. #10
    AbdaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-07-2005
    Mesajlar
    518
    Karizma Gücü
    0
    Cok Guzel Bir Paylasım...Elinize Saglık...
    Ben çürümüş bir asayım
    Zindanlara yol eyledi dert beni
    Çarmıha gerilmiş bir İsa'yım
    Çivilere zapteyledi dert beni

    Pir sultanıda gördüm
    Darağaca vur eyledi aşk beni
    Hacı Bektaş'ı kırda gördüm
    Bir ceylana pir eyledi aşk beni

    Her yangına, her ataşa
    Koz eyledi dert beni
    Bu dağlara, bu yollara
    Toz eyledi aşk beni

    ...

    Ben yıkılmış bir ozanım
    Yangınlara kül eyledi dert beni
    Kerbela çölünde, bir Hüseyi'nim
    Damla suya kul eyledi dert beni

    ...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •