• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    expo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-02-2005
    Mesajlar
    132
    Karizma Gücü
    0

    Pir Sultan Abdal Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar (...-...)

    Pir Sultan Abdal

    Hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Sivas’ın Banaz köyünde doğmuştur. Asıl adı Haydar’dır. Divan edebiyatının etkisinde kalmadan, sözlü edebiyatın birikimlerinden yararlanarak kendine özgü duru bir dil oluşturmuştur.

    Şu kanlı zalimin ettiği işler
    Gaip bülbül gibi zâreler beni
    Yağmur gibi yağar başıma taşlar
    Dostun bir fiskesi pareler beni

    Dar günümde dost düşmanım bell’oldu
    On derdim var ise şimdi ell’oldu
    Ecel fermanı boynuma takıldı
    Gerek asa gerek vuralar beni

    Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
    Hak’tan emrolmazsa ırahmet yağmaz
    Şu ellerin taşı hiç bana değmez
    İlle dostun gülü yaraler beni

    Alçakta yüksekte yatan erler
    Yetişin imdada aldı dert beni
    Başım aldı hangi yere gideyim
    Gittiğim yerde buldu dert beni

    Oturup benimle ibadet kıldı
    Yalan söyledi de yüzüme güldü
    Yalın kılıç olup üstüme geldi
    Çaldı bölük bölük böldü dert beni

    Üstümüzden gelen boran, kış gibi
    Yavru şahin pençesinde kuş gibi
    Seher sabahında rüya, düş gibi
    Çağırta bağırta aldı dert beni

    Abdal Pir Sultan’ım gönlüm hastadır
    Kimseye diyemem gönlüm yastadır
    Bilmem deli oldu bilmem ustadır
    Şöyle bir sevdaya saldı dert beni
    ******************
    Seyyah olup şu ölemi gezerim
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu
    Kendi efkârımca okur yazarım
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    İki elim kalkmaz oldu dizimden
    Bilmem amelinden bilmem özümden
    Akıttım kanlı yaş iki gözümden
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    Yine boralandı dağların başı
    Akıttım gözümden kan ile yaşı
    Emaneti alır ol veren kişi
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    Bozuk şu cihanın pergeri bozuk
    Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
    Tükendi daneler kalmadı azık
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    Pir Sultan’ım eydür ummana dalam
    Gidenler gelmedi haberin alam
    Abdal oldum çullar giydim bir zaman
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

    Bu mesaj en son " 02.03.06 " tarihinde saat 14:27 itibariyle vAlinOr tarafından düzenlenmiştir... Neden: resim

  2. #2
    Penguen adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-03-2005
    Mesajlar
    2,600
    Karizma Gücü
    8
    PÎR SULTAN ABDAL

    YASAMI

    Pîr Sultan Abdal'in yasami üzerine, yazili kaynaklarda pek bilgi yoktur. Dogum ölüm yillari bile bilinmiyor. Yasami üzerine bilgiler, genellikle, kendi siirlerinden, halk söylentilerinden, kusaktan kusaga anlatilagelen menkibelerden, bir de yakinlarinin ya da baska ozanlarin onu anlatan siirlerinden çikarilir.

    Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmistir, çünkü Pîr Sultan, baglandigi tarikatin din anlayisini, dünya görüsünü yansitmakta ya da derinlestirmek için soyut siirler yazan bir sanatçi degildir, dogrudan dogruya basindan geçenleri, kavgasini, özlemlerini, katlandigi acilari, yasaminin türlü yönlerini yansitan somut siirler yazmistir.

    Siirlerden, halk söylentilerinden çikarilan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas'in Yildizeli ilçesinin Çirçir Bucagina bagli Banaz köyünde dogmustur. Yildizdagi eteklerinde, Çirçir'a kirk sekiz kilometre uzaklikta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çogu tek katli kerpiç evleri, soguktan korunmak için yari yariyariya topraga gömülü bir köy...

    Banaz'da bugün de Pîr Sultan'in oldugu söylenen bir ev, önünde sairin yasadigi dönemden kaldigina inanilan bir sögüt agaci, agacin altinda, asâsinin ucuna takip Horasan'dan getirildigine inanilan bir degirmen tasi vardir. Pîr Sultan yaz aylarinin güzel havalarinda bu tasin üstüne oturup karisiyla sohbet edermis. Köylüler bu evi, agaci, tasi kutsal sayarlar.

    Kizinin yaktigi agitta uzun boyluluguna, biçimliligine deginilen sairin asil adi, siirlerinde belirttigine göre, Haydar'dir. Bir yerde soyunun Yemen'li oldugunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu oldugunu söyler, bir yerde de Imam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'in bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttirmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat ululari arasinda bir gelenektir. Genel kani, sairin Iran'in dogusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce Iran Azerbeycani'ndaki Hoy kasabasina, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerlesen bir Türkmen soyundan geldigi yolundadir.

    Çocuklugu çobanlikla geçen Pîr Sultan'in okuma yazma bildigi anlasiliyor, ama bilgin bir kisi oldugu söylenemez. Tekke egitimi çerçevesinde kalmistir. Halifeler tarihini, peygamber menkibelerini, evliya menkibelerini, tarikat kurallarini, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir. Bunlar disinda, çaginin bilimleriyle ilgilenmedigi gibi, divan edebiyati ile de ilgilenmemistir. Siirlerinde Yunan mitolojisinin, Iran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrica, genel olarak bütün tarikatlarin kaynaklandigi Tasavvuf felsefesinin yüksek konularina da girmez.

    Söylentiye göre, Pîr Sultan'in üç oglu, bir kizi varmis. ogullarindan Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanindaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüsler. Adi Sanem olan kizinin Pîr Sultan asildigi zaman söyledigi agit çok ünlüdür. Bazi uzmanlar bu agiti Sanem'in agzindan bir tarikat ozaninin yazmis olabilecegini belirtirler. Pîr Muhammmed ise babasi gibi sairdir. Delikanli iken attan düserek öldügü, Pîr Sultan'in "Allah verdigini almaz dediler / Bana verdigini aldi n'eyleyim" derken bu olaya degindigi söylenir. Siirlerinden uzun yasadigi, çok çocugu bulundugu açikça anlasilan sairin, sagliginda iki ogul acisi görmüs oldugunu ileri sürenler de vardir.

    Pîr Sultan Alevî-Bektasî tarikatindandir. Tarikata girme arkadasi, yani musaibi, Ali Baba'dir. Baglandigi tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdigi dervislerden Koyun Babanin tekkesinde, Bektasîligin kurucusu Haci Bektas Veli'nin tekkesinde posta oturmus, yani en üst makamlara getirilmis Seyh Hasan'dir.

    Pîr Sultan, baglandigi tarikatça yalniz dinsel önder degil, devlet baskani olarak da görülen Iran Sahlari adina, Anadolu halkini Osmanlilar'a karsi kiskirttigi,ayaklanmaya çagirdigi, belki de bir aayaklanmaya öncülük ettigi için, Sivas Valisi Hizir Pasa'nin emriyle tutuklanmis, yolundan dönmeyecegi anlasilinca da asilmistir.

    Söylentiye göre, asildigi yer Sivas'da eskiden Keçibulan adini tasiyan, sonra uzun süre Daragaci diye anilan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsisi'nin karsisinda Mal Pazari olarak kullanilan bu alanin Gazhane bitisiginde, sira sögütlerin bitiminde bulunan, boyu bes metre, eni bir metreden fazla, bakimsiz toprak yigini onun mezaridir. Üstündeki moloz taslar, asilmasi sirasinda Hizir Pasa'nin emriyle halkin attigi taslardir.

    Mezarinin, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektasî gelenegine göre de Merzifon'da oldugu söylenir. Daha baska söylentiler de vardir, ama gerçege en yakin görünen söylenti asildigi yere gömüldügü, yakinlarinin, tarikat erlerinin, hükümet baskisi yüzünden ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir.

    Siirlerinden, halk söylentilerinden çikarilan bu daginik bilgileri degerlendirebilmek için, önce, Pîr Sultan'in ne zaman yasadigini saptamak gerekir.

    NE ZAMAN YASADIGI

    Uzmanlar "Yürüyüs eyledi Urum üstüne" diye baslayan siirindeki sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'in Sah Tahmasb zamaninda yasadigini söylüyorlar. Bu siirinde söyle sözler var:

    Aslini sorarsan Sah'in ogludur
    (...)
    Koca Haydar Sah-i cihan torunu
    Ali nesli güzel imam geliyor

    "Koca Haydar Sah-i cihan" diye anilan, Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar'dir. "Sah" diye anilan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yikip Safevîogullari Devleti'ni kurarak Sîî mezhebi baskanligi ile devlet baskanligini birlestiren, Sah Ismail'in kendisidir. Seyh Haydar'in torunu, Sah Ismail'in oglu da Sah Tahmasb'dir.

    Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'in saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmisteki aci olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasinda barisi saglayamamislar, Iranlilar ile Osmanlilar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yili anlasmazliklar, çatismalar, savaslarla geçirmislerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptigi dogu seferinde, Iranlilar'in elinde bulunan Bagdat'i Osmanli topraklarina katmis, Sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemis, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almistir.

    Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylarin Sah Tahmasb dönemindeki olaylara uymasi, daha sonraki Iran sahlarinin Anadolu üzerine "yürüyüs eylemis" olmalari, bazi uzmanlarin kesin konusmalarina, sairin bu dönemde yasadigindan süphe edilemeyecegini söylemelerine yol açar.

    Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmis bir Hizir Pasa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Sam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmus bir Hizir Pasa var. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hizir Pasa'nin, Bagdat'a giderken, Sivas'a ugrayip oradaki ayaklanmayi bastirmis olabilecegini söylüyor. Bu görüs dogruysa, Pîr Sultan 1560'da asilmis demektir.

    Pîr Sultan'in dili on altinci yüzyilin ikinci yarisinin dilidir, diyen bazi uzmanlar ise sairin 1560'da asilmis olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini degerlendirerek baska bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmis Hizir Pasa'yi ariyorlar.

    Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdigi bir mektupta, Alevîler ile Seyh Bedreddin'e bagli olanlari iyi taniyan, onlarla ugrasmasinin bilen bir Hizir Pasa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hizir Pasa yasamis. Birinin özellikleri söyle:

    Deli Hizir Pasa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katilma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi (1605), ölümü (1607).

    Deli diye anilmasi gözü pek, acimasiz bir kimse oldugunu gösteriyor. Ayrica Iran seferine katilmis, yani Safevîlere karsi savasmis. Safevî yanlisi Alevîlere düsmanlik besleyebilir. Iki kere Sivas'a vali gönderilmis, ikincisinde oldukça uzun kalmis. Alevîleri iyi tanidigi, onlarla ugrasmasini bildigi anlasiliyor.

    Pîr Sultan'i astiranin Sivas Valisi Deli Hizir Pasa oldugunu söyleyen uzmanlarin görüsü dogruysa, sairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradir.

    Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bagdat'in Osmanlilar'a geçisi üzerine, Iran Sahina,

    Güzel Sah'im çok yerlerden görünür
    Asli nedir niye verdin Bagdat'i

    diye siir yazmistir. 1534 ile 1590 arasinda 56 yil var. Pîr Sultan bu siiri yazdiginda, diyelim 20 yasindaysa, 76 yasinda ölmüs olur.

    Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasindaki görüs ayriliklari da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylara uygun düsen Sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hizir Pasa sigdirilabiliyor.

    Gene de bazi durumlarin açiklanmasi kolay degil. Örnekse, Pîr Sultan'in siirlerinde bir Alevî ayaklanmasindan söz ediliyor, oysa Deli Hizir Pasa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamis.

    Uzmanlar arasindaki görüs ayriliklarinin ötesinde, kesin olan sudur: Pîr Sultan abdal on altinci yüzyilda Anadolu'da, Sivas yöresinde yasadi.

    KITAPLAR

    Pîr Sultan abdal üzerine ilk önemli çalismayi 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN yapmis, 105 siir yayimlayarak, sair üzerine bilgiler verilmistir: XVII Asir Saz Sairlerinden Pîr Sultan Abdal.

    Konuya ikinci önemli yaklasim Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI'nin birlikte hazirladiklari, 1943'de yayimlanan Pîr Sultan Abdal adli kitaplar olmustur.

    Diger yayinlar:

    * Pîr Sultan Abdal,Abdülbâki Gölpinarli, Varlik Yayinevi
    * Pîr Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayinevi
    * Pîr Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayinevi

    Sabahattin Eyüboglu'nun, ölümünden önce hazirlayip bitiremeden biraktigi bir seçmeler kitabi, dostlarinca tamamlanip Cem Yayinlari arasinda basildi.

    SANATI

    Halkin benimsedigi, destan kahramani durumuna getirdigi sairlerin alinyazisini Pîr Sultan da paylasmistir. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da agizdan agiza sürüp gelen Pîr Sultan siirlerinden hangilerinin gerçekten onun oldugunu, hangilerinin onun adina baskalarinca söylendigini ayirmakta güçlük çekiyor, çaresiz kaliyorlar. Görünüse bakilirsa, halkimiz Pîr Sultan'in siirlerini çogaltma çabasini günümüzde bile sürdürüyor.

    On altinci yüzyilda yazildigi bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr Sultan siirleriyle sonradan bulunanlar arasinda, gerek dil, gerek söyleyis yönünden büyük ayriliklar oldugu gerçektir.

    Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pîr Sultan'in sanati üzerine konusurken, özellikle eski yazmalardaki siirlerinden, onun söyledigine kesin diye bakilan siirlerden yola çikiyorlar. Görüsleri söyle özetlenebilir:

    Pîr Sultan Halk edebiyati geleneklerinden hiç ayrilmamis, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyis özellikleriyle, bir halk ozani görünümünü hep sürdürmüstür. Siirleriin genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kaliplariyla yazmis, arada 7'li kalibi da kullanmistir. Aruz ölçüsüyle siiri yoktur. Yalniz, gene heceyle yazdigi bir siirinde gazel düzenini denemistir. Bunun disinda siirleri hep dörtlikler biçimindedir, kosma ya da semaî biçiminde... Çogu zaman yarim uyak kullanmis, ses azligini rediflerle giderme yoluna da sik sik basvurmustur.

    Siirlerinden Pîr Sultan'in saza bagliligi açikça anlasiliyor. Iyi bir çalgi ustasi oldugu da düsünülebilir.

    Konularini yalnizca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarindan almamis, yasamin çesitli yönleri üzerine kesinlikle din disi siirler de söylemistir. Tarikat siirlerinde ise, Ali, On Iki Imam gibi genel konularin yani sira, kendi kavgasini, yasadigi günlerdeki çatismalari, ayrintilariyla yansitmis olmasi çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarina girmemis, yasam karsisinda hep sonut, hep disa dönük kalmistir. Inançlarinin,kavgasinin yilmak bilmez, sözünü sakinmaz bir propagandacisidir.

    Onun siirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozuklugunu, mezhep ayriligindan dogan iç kavgalari, bu yüzden Alevîlere yapilan zulümleri, kadilarin haram yedigini, müftülerin yalan yanlis fetva verdigini, Siilerin karsilastigi güçlüklerin Sünnî halktan degil, Sünnî Osmanli Devleti'nden geldigini ögreniriz. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hosgörüden uzaklasan Osmanlilar'dan nasil kopup, Mehdî diye, kurtarici diye Iran Sahlarina sarildiklarini, siyasal kaygilara nasil araç edildiklerini görürüz. Bu baglanisin altindaki çaresizlikleri, giderek bu baglanisin yarattigi umut kirikliklarini sezeriz.

    Pîr Sultan din disi konular islerken halk ozanlarinin kaliplasmis sözlerini kullandigi gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklasmis köy yasamini tertemiz, katkisiz bir gözlem gücüyle yansiyan siirler de söylemistir. Insan, hayvan, doga sevgisiyle örülmüs siirler...

    Kullandigi dil çaginin konusma dilidir. Yabanci sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat araciligiyla yasadigi günlerin konusma diline girdigi oranda onun siirlerine de girmistir

    Bir Kaç Eseri de benden olsun:A Expo ellerine sağlık böyle bir başlık ve anlatımın için


    Alçakta Yüksekte

    Alçakta yüksekte yatan erenler
    Yetisin imdada aldi dert beni
    Basimi alip hangi yere gideyim
    Gittigim yerlerde buldu dert beni

    Oturup benimle ibadet kildi
    Yalan söyledi de yüzüme güldü
    Yalin kiliç olup üstüme geldi
    Çaldi bölük bölük böldü dert beni

    Üstümüzden gelen boran kis gibi
    Yavru sahin pençesinde kus gibi
    Seher çagi bir korkulu düs gibi
    Çagirta çagirta aldi dert beni

    Abdal Pîr Sultan'im gönlüm hastadir
    Kimseye diyemem gönlüm yastadir
    Bilmem deli oldu bilmem ustadir
    Söyle bir sevdaya saldi dert beni


    Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma

    Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma
    Erilir Gam Yeme Divane Gönül
    Er Başımda Duman, Dağ Başında Kış
    Erilir Gam Yeme Divane Gönül

    Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz
    Şah-ı Merdani' nin, Biz De Kılavuz
    Üç Günlük Dünyada, şu Yahşi Yavuz
    Erilir Gam Yeme Divane Gönül

    Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada
    Bu İş Böyle Oldu, Kalsın Burada
    Cümlemiz Niyetlendiği Murada
    Erilir Gam Yeme Divane Gönül


    Bugün Yardan Haber Geldi

    Bugün Yardan Haber Geldi
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
    Eğildim Bir Buse Aldım
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

    Güzel Olanı Severler
    Yanağından Gül Dererler
    Kulakta Mengiç Küpeler
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

    Baş Koydum Yarin Dizine
    Uykular Girmez Gözüme
    Ağ Ellerin Sür Yüzüme
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

    Şekerden Şerbet Ezerler
    İnce Tülbentten Süzerler
    Dört Yanım Almış Güzeller
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

    Pir Sultanım Gel Yanıma
    Seni Sarayım Canıma
    Dola Kolların Boynuma
    Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan


    Bilene Danış

    Bilirim Bilirim Dersin Bilene Danış
    Danışan Dağları(Hey Dost) Aşar Mı Aşar
    Danışmadan Yola Çıksa Bir Kişi
    Akıbet Yolundan(Hey Dost) Şaşar Mı Şaşar

    Cahile Irak Ol Kamile Yakın
    Bir Mana Söyleyim(Hey Dost) Darılma Sakın
    Hasmın Karıncaysa Merdane Takın
    Ummadık Taş Başa (Hey Dost) Düşer Mi Düşer

    Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur
    Kişi Ettiğini(Hey Dost) Elbette Bulur
    Yırtıcı Kuşların Ömrü Tez Olur
    Zararsız Akbaba(Hey Dost) Yaşar Mı Yaşar


    Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez

    Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez
    Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk
    Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez
    Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk

    Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım
    El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım
    Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım
    Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk

    Elim Tutmaz Güllerini Dermeye
    Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya
    Dört Cevabin Mânasını Vermeye
    Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk

    Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye
    Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye
    Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye
    Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk

    Gurbet Elde

    Gurbet elde bir hal geldi başıma,
    Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
    Derman arar iken derde düş oldum,
    Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

    Hüma kuşu suya düştü ölmedi,
    Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı.
    Dedim yâre gidem nasip olmadı,
    Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

    Kağıda yazarlar ufak yazılar,
    Anasız olur mu körpe kuzular.
    Yürek yaralıdır, ciğer sızılar,
    Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

    Pir Sultan Abdal'ım böyle buyurdu,
    Ayrılık donları biçti giydirdi.
    Ben ayrılmaz idim felek ayırdı
    Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

    Kul Olayım Kalem Tutan Ellere

    Kul Olayım Kalem Tutan Ellere,
    Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
    Sekerler Ezeyim Şirin Dillere,
    Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
    Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

    Sivas Ellerinde Sazım Çalınır,
    Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür.
    Yardan Ayrılmışam Bağrım Delinir,
    Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
    Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

    Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa,
    Gör Ki Neler Gelir Sağ Olan Basa.
    Beni Hasret Koydun Kavim Kardaşa,
    Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
    Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

    Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş


    Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş
    Korudur Da Benli Dilber Korudur
    Gülünü Dererken Dalını Kırmış
    Kurudur Da Benli Dilber Kurudur
    Neredesin De Dudu Dillim Nerede
    Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

    Bu Meydanda Serilir Postumuz
    Çok Şükür Mevlaya Gördük Dostumuz
    Bir Gün Kara Toprak Örter Üstümüz
    Çürüdür De Benli Dilber Çürüdür
    Neredesin De Dudu Dillim Nerede
    Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

    Pir Sultan Abdal’ım Başımdan Başlar
    İyisini Korda Kemini Taşlar
    Bin Çiçekten Bir Kovana Bal İşler
    Arıdır Da Benli Dilber Arıdır
    Neredesin De Dudu Dillim Nerede
    Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

    Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım

    Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
    Gerçek Erenlere Yüzler Süreyim
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın

    Alçağında Al Kırmızı Taşın Var
    Yükseğinde Turnaların Sesi Var
    Ben De Bilmem Ne Talihsiz Başın Var
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın

    Benim Şah'ım Al Kırmızı Bürünür
    Dost Yüzün Görmeyen Düşman Bilinir
    Yücesinden Şah'ın İli Görünür
    Niçin Gitmez Yıldızdağı Dumanın

    El Ettiler Turnalar Bazlara
    Dağlar Yeşillendi Döndü Yazlara
    Çiğdemler Taşınsın Söylen Kızlara
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın

    Şah'ın Bahçesinde Gonca Gül Biter
    Anda Garip Garip Bülbüller Öter
    Bunda Ayrılık Var Ölümden Beter
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın

    Ben De Bildim Su Dağların Sahisin
    Gerçek Erenlerin Nazargâhısın
    Abdal Pir Sultan’ın Seyrangâhısın
    Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
    Bu mesaj en son " 02.03.06 " tarihinde saat 14:24 itibariyle vAlinOr tarafından düzenlenmiştir... Neden: arka arkya mesaj atmamaya dikkat edelim ;)
    ...:::▒▓ Penguen Kardeşliği ▓▒:::...
    ve penguenler göçtüler artık


    ir: ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸ ir:
    zopam rafında formamı astım bir kenara.


    Kara gözlerinden bir damla yaş düşünce
    Güzel yüzün yanakların ıslanır
    Kara gözlerinden bir damla yaş düşünce
    Hüzün keder yüreğime yaslanır


    Sen ağlama bir damla gözyaşın yeter
    Sen üzülme gülüm

    Gece gökyüzünden bir damla yaş düşünce
    Bahar gelir tüm çiçekler ıslanır
    Kara gözlerinden bir damla yaş düşünce
    Hüzün keder yüreğime yaslanır


    Sen ağlama bir damla gözyaşın yeter
    Sen üzülme gülüm gamzende güllerin biter
    Yollarıma taş koysalar döneceğim
    Gözlerinden yaşlarını sileceğim


    http://satek.saitem.org/ataturk_bayrak.gif

    Bir zamanlar beni buralarda BloodLust olarak bilirlerdi yabancı ...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •