Yola çıkabilse yaya gelirdi!
Alman yargısının Eylül 2008’de hapis cezaları ve “Asıl sorumlular Türkiye’de” diyerek bitirdiği Deniz Feneri e.V davası, Türkiye’de yılan hikayesine döndü. Kamuoyu baskısı sonrası ’istendiği’ açıklanan dosya, en son 5 Ocak tarihi verilmesine rağmen, hala Türkiye’ye gelemedi.
Deliller mi karartılıyor?
Belİrsİzlİk, muhalefeti de kızdırdı. CHP’li vekillerden Ahmet Ersin, “Bağış paralarının bir kısmıyla AKP finanse edildi. Kamuoyunda bıkkınlık yaratmak ve deliller karartılmak isteniyor” derken, Gökhan Durgun ise “Dini duygular, uluslararası boyutta sömürüldü” diye konuştu. ‰8’de
Fener dosyası karardı
Frankfurt Başsavcılığı’ndan istendiği belirtilen Deniz Feneri ile ilgili dökümanlar aradan 3 ay geçmesine rağmen hâlâ ortada yok. Bu durum şüphelere neden oluyor
Deniz Feneri ile ilgili, Almanya’daki soruşturmayı yürüten Frankfurt Başsavcılığından istendiği belirtilen dosyalar 3 aydır ortada yok. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Almanya’daki Deniz Feneri davasının Türkiye ayağında yürüttüğü soruşturma kapsamında dava iddianamesi, ekleri ve aralarında RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu zanlılara ilişkin belgeler istenmiş, bu zanlılar hakkında Alman makamlarınca soruşturma yürütülüp yürütülmediği sorulmuştu. Son olarak dosyanın 5 Ocak’ta Türkiye’ye gönderileceği belirtilmişti. Ancak hâlâ dosyanın Türkiye’ye gelmediği belirtiliyor. Dosyanın Almanya’dan 3 ay önce istendiği bildirilmişti. Dosyanın neden gelmediği veya kim tarafından engellendiği ise belli değil. Adalet Bakanlığı daha önce konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Deniz Feneri davasıyla ilgili istenen bilgi ve belgelerin gönderilmesi işleminin hızlandırılmasını talep eden faks gönderdiğini açıklamıştı. Ancak aradan geçen o kadar zamana rağmen henüz bu konuda bir ilerlemenin kaydedilmediği belirtiliyor. Bu durumun da oldukça şüpheli olduğu belirtiliyor.
Asrın yolsuzluğu unutturuluyor
Deniz Feneri E.V. davasının üzerinden üç ay geçmesine rağmen soruşturma açılmaması, aynı zamanda delillerin karartılmasına yönelik girişimlerin olması, bunun da ötesinde kamuoyunun konuya yönelik tepkilerinin başka yöne çekilme iddiaları tepki ile karşılanıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri, bugüne kadar verilen soru önergelerine yanıt gelmemesinden ve uluslar arası bağış kaçakçılığında delillerin karartılmasından AKP’yi sorumlu tutarak tepki gösterdi.
Organize olay
CHP Kocaeli milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, Türkiye’nin bugününü ve geleceğini ilgilendiren önemli olaylarda AKP’nin sürekli sustuğunu belirterek şunları söyledi: “AKP, Türkiye’nin bugününü ve geleceğini ilgilendiren konularda hiçbir cevap vermiyor ve sürekli susuyor. Deniz Feneri davası ile ilgili olarak bugüne kadar somut bir adım atılmaması karşısında elbette öncelikli olarak davanın utturulması çabası akla geliyor. Organize bir yolsuzluk suçuyla karşı karşıyayız. AKP bu suçu unutturmaya çalışıyor. Bu davanın üzerine gitmeyerek, kamuoyunda küllendirme girişimi var. Oysa samimi insanların, inançlarının sömürülmesi söz konusu. Her şeyden önce ahlaki bir sorunla da karşı karşıyayız. Deniz Feneri davasında olanlar, belgeleriyle açıkça ortaya konmuştur. Alman yargısı bunun kaynağını Türkiye olarak saptamış. Ancak yerel seçimler de gündeme gelince davanın soğutulması isteniyor.”
Dini duyguların sömürülmesi
CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun ise, Deniz Feneri davasıyla ilgili olarak yaşananların asrın yolsuzluğu olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirterek, “ Deniz Feneri davasında ortaya çıkan durumu sıradan bir olay olarak görmek isteseniz bile bu kesinlikle asrın yolsuzluğudur” dedi. Durgun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uluslar arası boyutu ile, dini duyguların sömürülmesi ile tam olarak bir yolsuzluk ile karşı karşıyayız. Bununla ilgili olarak Türkiye’de şu ana kadar herhangi bir çalışmanın da yapılmadığını görüyoruz. Oysa biliniyor ki bu yolsuzluğun kaynağı Türkiye’de. Bugüne kadar ne bu yolsuzluğu anlamak için bir çaba gösterildi, ne de bir soruşturma girişiminde bulunuldu. Zaten düşündürücü olan da bu. Anlaşılan o ki amaç tamamen bu yolsuzluğu unutturmak. Olayın boyutları AKP’nin üst düzey yöneticilerine ve onların yakınlarına kadar uzanıyor. Böyle olmasaydı, bugüne kadar çıkılır yargının önünde hesap verilirdi.”
AKP’yi finanse ettiler
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin de, Deniz Feneri uluslararası bağış kaçakçılığının Alman yargı makamları tarafından tespit edildiğini söyledi. Ersin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben bu konuyla ilgili olarak daha önce bir soru önergesi vermiştim. Soru önergemde 27 Temmuz günü Çukurambar’da yapılan toplantıda atanacak üniversite rektörleri tespit edilmişti. Bu toplantı kamuoyundan gizli tutulmak istenmişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendi yetkisinde olan atamaları Başbakan Tayyip Erdoğan ile paylaşmıştı. Bu toplantıya Çukurambar’da buluştukları evden Abdullah Gül ayrıldıktan yarım saat sonra ticari bir taksiyle Zekeriya Karaman geldi. Karaman AKP’nin propagandasını yapmak için kurulan Televizyon kanalının başındaydı. Deniz Feneri Derneği’nin topladığı bağış paralarının bir kısmıyla AKP finanse edildi. Tüm bu iddiaları sorduk ancak yanıt alamadık. Bunların üstü kapatılmak isteniyor.”
Eylül 2008’de Frankfurt Mahkemesi, Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş’e hapis cezası vermişti.
Almanya ceza yağdırmıştı
Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davasının 17 Eylül 2008’deki duruşmasında yargıç Johann Müller, üç sanığın da dolandırıcılık suçundan mahkum olduklarını açıklamıştı. Hakim Müller, gerekçeli kararında, bu davanın Almanya’nın en büyük bağış skandalı davası olduğunu belirterek daha önce çok ses getiren UNICEF Almanya davasını dahi geçtiğini söylemişti. Almanya Deniz Feneri’nin toplam 41 milyon euro bağış topladığını; Türkiye’ye giden toplam miktarın 17 milyon euro olduğunu, bunun 8 milyonunun Türkiye Deniz Feneri’ne gittiğini, geri kalan kısmın çeşitli yerlerde kullanıldığını ifade etmişti. Gerekçeli kararda olayın Türkiye boyutuna da değinen Müller, Mehmet Gürhan’ın dernekte yönetici olmasına karşın büyük oranda Türkiye’den yönlendirildiğini ve karar vermede tek yetkilinin kendisi olmadığını, Türkiye’de Zekeriye Karaman’ın ön plana çıktığını vurguladı. Müller, kararında sanık Mehmet Gürhan’ın, İsmail Karahan, Harun Yoldaş, Mustafa Çelik ve Zahit Akman ile geçmişte ticari ilişkileri olduğunu söyledi. Almanya’da 1999’da kurulan Deniz Feneri Derneği’nin 2002-2007 arasında 41 milyon 423 bin 158 euro bağış topladığı belirtiliyor. Bankalardan çekilen yüksek miktarların emniyete bildirilmesi sonucu kara para aklandığı şüphesiyle savcılık harekete geçmişti. Görülen davada Mahkeme sanıklardan Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay ve Firdevsi Ermiş’e 1 yıl 10 ay hapis cezası vermişti.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ha....php?hit=12345
+
ABDullah Gül geldi aklıma. Onunda kayıp trilyon dosyası kayıp.
Zira zaten aynı suçtan hüküm giyen Erbakan'ı affderek muhteşem bi dindar!!!! Cumhurbaşkanı örneği göstermişti.
AKP Ergenekon masalı ile uğraşıcağına bu işin üstüne gitse ya.
Yerse tabii.
Adalet Bakanı "BANE NE YA" diye korkunç bi açıklama yaptı hatırlarsanız.
Yani durmak yok sömürmeye ve çalmaya devam.![]()


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla


