''Her yıl 24 Nisanı kendileri için sözde soykırım günü ilan eden Ermeni diasporası bu görüşlerini şimdi de internete taşıdılar. 100. yıl anısına posterler yaptıran Ermenilerin tek hedefleri bu yalanları tüm dünyaya gerçek gibi sunmak.Sözde Ermeni soykırım kampanyalarına şimdi de posterler eklendi. Sözde katliamın 100'ncü yılına kadar tüm dünyada yoğun bir propaganda kampanyası başlatan Ermeni diasporası internet üzerinden sürdürdüğü poster kampanyasını da oylamaya açtı.''
YUKARIDAKİ HABER....Kasım 2008 e ait.Bizde de bundan sonra kampanya başlatılıyor...
Nasıl bir tesadüf değil mi?
Sevgili mail arkadaşlarım ve dostlarım.Şimdi sizlere bir kaç gün önce bitakım aydınlar(!) tarafından başlatılan ''ÖZÜR DİLİYORUM''kampanyasıyla ilgili bazı yorum ve yazıları paylaşmadan önce geçmişte yaşanan bir hikayeyi paylaşacağım.LÜtfen bu maili sonuna kadar sabırla okumanızı ve daha sonrada mail listenizdeki arkadaşlarınızla paylaşmanızı toplum bilinci kazanmak adına istirham edeceğim.
Yer: Azerbaycan, HocalıArkadaşlar şu malum ''ÖZÜR DİLİYORUM''kampanyasıyla ilgili toplumda değişik yorum ve tepkiler oluşmakta.Şimdi bu konuyla ilgili Emekli büyükelçilerin ortak bildirisini ve bazı köşe yazarlarının yazılarını gruba sunuyorum.Daha sonra da izninizle kendi yorumlarımı sunacağım.
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu.Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu.Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...
Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken,diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akçik, manç?.. (Kızmı, oğlan mı?)
-Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar,ınger...(Sen kazandın,yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine.(Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)...
Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar,top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...(Bu hem saçsız hem de küçük,iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü..Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu..
Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı.Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde kızına tecavüz edip,evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık?
Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayı tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarını abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:
_'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz'..
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavuz edip öldürmüşlerdi. Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıpta bu masum insanlara iskence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı...
Öncelikle saygıdeğer emekli büyükelçimizin mailini iletmek isterim;
"Bazı akademisyen ve gazeteciler tarafından başlatılmak istenen "Ermenilerden Özür Dileme" kampanyası hakkında 58 meslektaşımızla birlikte 15 Aralık 2008 tarihinde yayınladığımız Bildiri'nin metnini ve Bildiri'yi imzalayanların listesini ekte sunuyorum. Sizler de Bildiri'yi çevrenizle paylaşırsanız memnun olurum.
Saygılarımla.
Tugay ULUÇEVİK"
"ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLENMESİ" KAMPANYASI KONUSUNDA
EMEKLİ BÜYÜKELÇİLER GRUBUNUN BİLDİRİSİDİR
Birkaç akademisyen ve gazetecinin ön ayak olmasıyla, 1915 olayları için "Ermenilerden özür dilenmesi" yolunda bir kampanya başlatılacağını basın haberlerinden endişeyle izlemekteyiz. Böyle bir kampanyanın haksız, yanlış ve ulusal çıkarlarımız açısından sakıncalı olacağına inanarak görüşlerimizi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Böylesine yanlış ve tek taraflı bir girişim, tarihimize saygısızlık ve terör örgütlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yaptıkları ve Cumhuriyet tarihimizde de giriştikleri şiddet eylemlerinde hayatlarını kaybeden insanlarımıza ihanet etmek anlamına gelecektir. Savaş koşullarında yapılan 1915 Ermeni tehciri acı sonuçlar vermiş ise de, Türk insanının Ermeni isyanları ve terör eylemlerinde uğradığı kayıplar ve acılar Ermenilerinkinden daha az değildir. Ermeni tedhişçilerin, dış güçlerin planlı ve sürekli kışkırtmaları sonucunda, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ve daha sonra I. Dünya Savaşı sırasında ve Kurtuluş Savaşı'nın ilk dönemlerinde istilacı düşman kuvvetlerine katılarak Anadolu insanımıza karşı kitlesel vahşet eylemlerinde bulundukları yerli ve yabancı kaynaklı belgelerden de açıkça görülmektedir. Cumhuriyet tarihimizde ise, 1973'de tekrar hortlayan ve ASALA ve "Adalet Komandoları" adlı terör örgütlerinin 1986 yılına kadar sürdürdükleri terör eylemleri 70 kişinin ölümüne, 574 kişinin yaralanmasına sebep olmuş, bunların arasında 5 büyükelçimiz ve 4 başkonsolosumuzun da dahil oldukları 34 kamu görevlimiz ve aile yakınları can vermişlerdir. Öte yandan, geçen yüzyıl sonlarından itibaren Azerbaycan topraklarının dörtte birine yakın bölümünün Ermenistan tarafından işgal edilmiş ve buradaki bir milyon kadar nüfusunun kendi topraklarında sürgün hayatı yaşamaya mahkum olması sorunu bugün hala çözüm beklemektedir. Özür dileme kampanyası gibi sakat bir girişime kalkışanlar acaba tarih boyunca Ermeni terörüne kurban giden ve zulüm gören insanlar için de özür dilenmesini düşünmekte midirler?
Ermeni iddialarını tümüyle haklı görürcesine özür dilemek girişimini bir tarafa bırakıp, öncelikle, yakın geçmişte masum Türk diplomatlarını, görevlilerini ve aile bireylerini acımasızca katletmiş olan Ermenilerin Türk ulusundan özür dilemesini sağlamak gerekir. Bu katiller hala hayattadırlar ve Ermenistan ile bazı ülkeler tarafından himaye gördükleri için cezasız kalmışlardır.Biz yurt dışında görevli bulunduğumuz yıllarda Ermeni terörünün acısını bütün vahşetiyle yaşadık. Her Ermeni terör eyleminden sonra, terör olaylarının yarattığı gündem içinde çarpık Ermeni iddialarının tek yanlı bir biçimde yansıtılarak dünya kamuoyunu daha da etkilediğini gördük. Bugün terör artık işlevini bitirmiştir. Planın ikinci aşamasında özür dilenmesi ve bundan sonra da işin toprak ve tazminat taleplerine vardırılmasının tasarlandığını biliyoruz. Dileğimiz, uğradığımız bunca kayıp, acı ve haksızlıktan sonra kendi insanımızın böyle bir sinsi ve kasıtlı plana alet olmamasıdır.
Bugün Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde bir yumuşama sürecine girilmesi ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi isteniyor ise, bunun yolunun, tek taraflı özür dilenmesi gibi tavizlerden değil, öncelikle taraflar arasındaki sınırların ve toprak bütünlüklerinin tanınmasından, ve mutlaka gerekiyor ise, her iki tarafın tarih boyunca çektikleri acıların karşılıklı olarak paylaşılmasından geçtiğinin hatırda tutulmasında yarar görüyoruz. Aksi takdirde, "özür dilenmesi" gibi tek yönlü bir davranış yersiz ve yanlış olacak, tarih gerçeklerine aykırı düşecek ve ulusal çıkarlarımız açısından vahim sonuçlar doğurabilecektir.
Bu çok hassas konuda uyanık olunması dileğiyle kamuoyumuzun dikkatine saygıyla sunulur.
15 Aralık 2008
……………………..
BİLDİRİYİ DESTEKLEYEN EMEKLİ BÜYÜKELÇİLER:
Erdil Akay,
Ömer Akbel,
Nusret Aktan,
Mümin Alanat,
Önder Alaybeyi,
Ali Hikmet Alp,
Akın Alptuna,
Burhan Ant,
Erdoğan Aytun,
Candan Azer,
Ahmet Banguoğlu,
Nazım Belger,
Sadi Çalışlar,
Ertuğrul Çırağan,
Sevinç Dalyanoğlu,
Gönül Dalyanoğlu (emekli Başkonsolos),
Daver Darende (emekli Başkonsolos),
Cenk Duatepe,
Şükrü Elekdağ,
Orhan Erdivanlı,
Erdinç Erdün,
Uğur Ergun,
Erkan Gezer,
Gün Gür,
Burak Gürsel,
Korkmaz Haktanır,
Aydın İdil,
Salih Zeki Karaca,
Aydan Karahan,
Alp Karaosmanoğlu,
Yıldırım Keskin,
Fazlı Keşmir,
Ömer Engin Lütem,
Ünal Maraşlı,
Ali Engin Oba,
Tansu Okandan,
Erhan Öğüt,
Onur Öymen,
Önder Özar,
Müfit Özdeş,
Ergun Pelit,
Turgut Serdaroğlu,
Yüksel Söylemez,
Ülkü Süelkan (emekli idari memur ve şehit Bora Süelkan'ın eşi),
Teoman Sürenkök,
Ömer Şahinkaya,
Bilal Şimşir,
Kaya Toperi,
Muammer Tuncer,
Senbir Tümay,
Tugay Uluçevik,
Erdinç Ulumlu,
Necati Utkan,
Nuri Yıldırım,
Betin Yiğit (Emekli Başkonsolos),
Erhan Yiğitbaşıoğlu,
İlhan Yiğitbaşıoğlu,
Ömer Zeytinoğlu
*****************************
Şimdi de bazı köşe yazarlarının yorumları;
Sadi Somuncuoğlu
SAVUNMA HAKKI,
Önce, "Özür diliyorum" kampanyasının insani değil, siyasi olduğunu söylemeliyiz. Çünkü bunların vicdanı, saldırganlarla beraber, katledilen masum insanlara karşı duyarsızdır.
Kampanya, emperyalist devletlerin Kafkasya ve Anadolu'nun doğusuna hâkim olma politikalarının, ülkemize kabul ettirilebilmesi için başlatılmış bir psikolojik harekettir.
Geçmişte yaşanmış ve bugün yaşanmakta olan bütün acılar, emperyalist devletlerin bu stratejilerinin eseridir.
Türk Milletinin bir ferdi olarak, kampanyayı başlatanları kınıyor, bu politikaları reddediyorum.
********************************
Ümit Zileli
Dayanamadılar!..
Aslında yılbaşında başlatacaklardı ama gündemde yer bulunca apar topar düğmeye bastılar. Önceki gün itibarıyla işbirlikçilerin başını çektiği kampanya internette imzaya açıldı:
- Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum!..
1915 Ermeni tehciri sırasında yaşananlar için açılan özür kampanyasına ilk elde aralarında ünlü akademisyen, yazar, gazeteci, politikacı ve sanatçıların bulunduğu yaklaşık iki yüz kişi katıldı.
İmza atanlara baktım; hiç şaşırmadığım, "yakışır" dediğim çok sayıda "yüksek şahsiyetin" yanında, şaşırdığım, "hadi canım" tepkisi gösterdiğim isimler de oldu. Sonra "demek ki" diye düşündüm, "dönüşüm böyle bir şey!.."
Geçen hafta yazdığım "İşbirlikçinin haysiyet sorunu" başlıklı yazımda, özürcü"aydınlara" seslenmiş, bir dizi tarihsel gerçeği alt alta sıralamış ve "Bunları biliyor musunuz?" diye sormuştum. Tam düşündüğüm gibi oldu; asla yanıtlayamayacaklarını bildiğim bu sorular karşısında sessiz kaldılar, tıpkı Ermeni diasporası gibi!..
Bu defa imzacı arkadaşlara sormak istiyorum:
- Neyin altına imza attığınızı biliyor musunuz?.
İmza attığınız metinde, "1915"te Ermenilerin maruz kaldığı Büyük Felaket"e duyarsız kalınmasını vicdanım kabul etmiyor"cümlesi mi kaleme sarılmanızı sağladı?.
Pekii, aşağıda sıralayacaklarımı imza atarken biliyor muydunuz?.
- Osmanlı arşivlerinde yapılan araştırmalarda 1914-15 yılları arasında tam 518 bin Türk ve Müslüman Anadolu insanının çocuk, kadın, yaşlı demeden vahşice katledildiğinin belgeleriyle nüfus sayımlarıyla kanıtlandığını biliyor musunuz?..
- Birleşmiş Milletler verilerine göre tehcir sonrası hayatta kalan Ermeni sayısının 1 milyon 200 bin olduğunu, Ermeni diyasporasının pek sahiplendiği Mavi Kitap"ta bile bu rakamın 1 milyon 150 bin olarak gösterildiğini, yabancı pek çok kaynağa göre Osmanlı idaresinde yaşayan toplam Ermeni nüfusun 1 milyon 600 bin civarında olduğunu biliyor musunuz?..
- 1915 yılının 11 Nisan günü Van"da Aram Manukyan liderliğindeki Taşnaksutyun komitacıları tarafından isyan başlatıldığını ve 17 Mayıs günü kenti Ruslara teslim ettiklerini, Amerika"da yayımlanan Goçnak isimli Ermeni gazetesinin, adeta etekleri zil çalarak, Van"da yalnızca 1500 Türk"ün sağ kaldığını yazdığını biliyor musunuz?..
- Ermeni devlet adamı Bagrat Artemoviç Boryan"ın, iki ciltten oluşan "Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB" isimli kitabında, Ermenilerin Çarlık Rusyası ve Batı emperyalizmi tarafından nasıl kullanıldığını, 1878 Berlin Konferansı ve Ant-laşması"nın ardından Ermeni milliyetçiliğinin ve ayaklanmalarının nasıl teşvik edildiğini, Ermeni meselesinin aslında Türkiye"nin Rusya, Fransa ve İngiltere tarafından paylaşılması planları çerçevesinde anlam kazandığını açıkça yazdığını biliyor musunuz?.
- Ermeni tarihçi Lalayan"ın, 30 aylık "bağımsız Taşnaksutyun iktidarı" esnasında bugünkü Ermenistan topraklarında yaşayan yüz binlerce insanın katledildiğini, bu kanlı süreç sonunda Ermenistan"daki Türk nüfusun yüzde 77, Kürt nüfusun yüzde 98, Yezidilerin ise yüzde 40 oranında azaldığını olanca çıplaklığıyla yazdığını biliyor musunuz?..
Peki, bu sıraladıklarım "vicdan kanatmaya" yetmiyor mu?!..
Eğer "imzacı aydın" arkadaşlar, bunları bilmeden imzalarını o metne koydularsa çok ayıp!.. İnsan tarihini bilmeden, neler yaşandığını incelemeden, kendi ülkesini, kendi insanını suçlayan bir yalana imza atar mı?..
Bilerek imza attılarsa mesele yok; zaten bu kampanyayı hazırlayan işbirlikçilerle aynı yolda yürüyorlar demektir. Bu yazıyı da kahkahalarla okurlar artık" Ama unutmamaları gereken bir şey var:
- Tarih, işbirlikçilerin utanç öyküleriyle doludur!..
**************************
Ali Saydam
Ben de özür dilerim
Bizim aydınların Ermenilerden özür dileme hareketi beni heyecanlandırdı. Ben de işin bir şekilde ucundan tutmaya karar verdim...
Ben Osmanlı'nın savaştığı herkesten özür diliyorum. Bizans'tan özellikle... Sonra başta eski hısımlarım Ramazanoğulları olmak üzere Osmanlı'nın hafif şiddet uygulayarak hizaya getirdiği bütün Anadolu Beylikleri efradından... Cengiz Çandar'dan mesela... Soyağacı Çandaroğulları'na kadar gidermiş...
Fatih, Kanunî ve bilumum ilgili padişahlar döneminde Osmanlı'nın bekası için Balkanlar'da, Avusturya'da, Romanya'da, Macaristan'da ve de Arap yarımadasında, hatta Kuzey Afrika'da dövüştüğümüz ne kadar millet varsa hepsinden özür dilerim.
Tabii Çanakkale'yi zindan ettiğimiz tüm ulusların evlatlarından özür dilerim. Osmanlı'ya karşı isyan etmiş olan tüm ulusları sindirmek için girişilmiş mücadelede tepelediğimiz herkesten özür dilerim. Hele savaş sırasında Osmanlı'nın içine düştüğü zaafı fırsat bilip yüzlerce yıl velinimet olarak önünde eğildikleri padişahlığa karşı isyan bayrağını açmış ve çoluk çocuk demeden pek çok Türk ve Müslüman komşusunu doğramış olan gruplara karşı Osmanlı'nın verdiği reaksiyon sonucu evinden, toprağından, hayatından olmuş kavimlerin kefaletini de ben ödemeliyim. Onlardan da özür diliyorum...
Bütün bunları yapacağım yapmasına da; bu konuda ne kadar geri gitmem gerektiğini bir kestirebilsem...
Örneğin Orta Asya'ya ve Çinlilere kadar gitmeli miyim? Ne kadar yakına gelmeliyim? PKK terörü sırasında telef olmuş Kürtlerden de özür dilemeli miyim mesela? Ya da İtalya, Sezar'ın ve Roma İmparatorluğu'nun yaptıkları için kimlerden özür dilemeli. Örneğin aslanlara atılan Hıristiyanların efradının ellerine kapanmalı mı bugünkü İtalyanlar?.. O kadar da geri gidilmez, bu arada kendileri de Hıristiyan oldular mı diyorsunuz? Peki Arnavutlardan özür dilesinler mesela; ya da Habeşlerden; ülke içinde partizanlardan... Öte yandan İngiltere ne yapsın, buyurursunuz? Müstemlekelerinden özür dileyip sıkı tazminatlar ödemeli mi, mesela? ABD'yi hiç sormuyorum... Onların yatacak yerleri yok, bu mantıkla...
Bu arada Osmanlılardan, Türklerden, ABD'li zencilerden, Afrikalılardan, İrlandalılardan, Basklılardan, Iraklılardan, Afgan halkından kim özür dileyecek? Onların 'acılarını' kim içinde duyacak?..
Bu soruların yanıtını bir bulsam, ben de "1915'te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket'e" duyarsız (!) kalmayacak ve bir kısım necip Türk aydını gibi Ermenilerden özür belgesini imzalayacağım... Ne yazık ki bir türlü bulamıyorum...
*************************************
Evet arkadaşlar ben de acizane görüşlerimi şöyle belirterek özür dilemek istiyorum.
Bu sözde ''Özür'' kampanyasını başlatanları hala daha ''Aydın''diye tanımlayan malum hortum medyası,bu medyanın sürekli laiklik va sözde Atatürkçülük adına propagandasını yaptığı şişirilmiş faşist siyasi partiler, bilumum ilgili örgüt ve dernekler,aydın geçinen köşe yazarları,ünv öğretim üyesi ve rektörleri,devletin ne yazık ki çok önemli mevkilerini ele geçirmiş etkili ve yetkili bürokratları ile siyaset adamları ve tarihçilerin, bu bahse konu tarihteki ermeni çeteleri tarafından baskınlarla katledilip toplu defnedilmiş isimsiz atalarımızın ırkından çıktığı için; Ve bizler de bu gizli vatan hainlerine ve bindirilmiş kıtalara engel olamadığımız için; Ve tüm bunları Atatürkün ardına gizlenerek Kemalistlik kisvesiyle yapan,kendilerine de devrimci diyen bu şer odaklarının ne olduğunu hala anlayamayıp entellik ve solculuk adına ''aydın'' diye destekleyen yurdum insanını yeteri kadar çalışarak bilgilendirip aydınlatamadığımız için şehit atalarımızdan ve necip Türk milletinden özür diliyorum..
Evet özür diiyorum.Erkekleri 1.Dünya savaşı için cepheye giden masum ve sivil halkın köylerinde savunmasız kalan ihtiyar,kadın,çocuk çoluklarını kurdukları çetelerle katledip işkenceler yapan,hamile kadınlarınına tecavüz eden sonra da karnına diğren saplayan, süngüyle deşip cenini çıkaran,yeni doğmuş bebeleri havaya fırlatıp altına süngüsünü tutan tarihte eşi benzeri görülmemiş vahşiliklerle soykırım uygulayan ermenilere karşı misilleme yapıp ''Soykırım öyle olmaz böyle olur'' diyemeyip tarih sayfasından silemediğimiz için TÜRK milletinden özür diliyorum..
Mustafa Kemal Atatürk; "Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi", s.260-261, Nutuk.


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla


