• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    YARSAV: Adalet Bakanı yargıdan elini çekmeli

    Yargıçlar ve Savcılar Birliği Ergenekon soruşturmasına ve Adalet Bakanlığı’na yönelik sert eleştiriler içeren bir açıklama yaptı. Yargıda korku ortamı yaratılmak istendiğini savunan YARSAV, Adalet Bakanının yargının üzerinden elini çekmesini istedi.
    Cumhurbaşkanı dahil yargı önünde hesap vermeyecek kimse olamayacağını belirten YARSAV, Ergenekon soruşturmasında yargının bağımsızlığının zedelendiğini ifade etti. YARSAV polisin savcının görevlerini üstlendiğini, bir polis devleti yaratma gayreti yaşandığını belirterek “Polis soruşturmanın sahibi olarak kendisini görmeye başlamıştır.” açıklamasını yaptı. YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun basına açıkladığı açıklamada Ergenekon soruşturmasının; iktidara bağlı ve güvencesiz, yürütmenin açıkça etkisinden korunaksız olan polisler eliyle yürütülmemesi gerektiği, mesleki tecrübe anlamında yeterince Cumhuriyet savcısının sadece bu soruşturmayla görevlendirilmesi ve soruşturmanın yasa hükmü uyarınca bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmesinin sağlanması gerektiği savunuldu.

    YARSAV Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararname ya da yetkilendirme ile işlem yapması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile ilgili yasanın bir an önce anayasal denetim sürecinin sonuçlanması, polisin CMY’ndaki konumu içinde tutulması, siyasi iradenin etkisini yaratabilecek etkenlerin ortadan kaldırılması, Adalet Bakanı’nın yargı üzerinden gölgesini çekmesi gerektiğini söyledi.
    AÇIKLAMANIN TAM METNİ
    “Türkiye Cumhuriyeti’nde hukukun üstünlüğü, etkinliği ve egemenliğini amaçlayan ve bu bağlamda yargı bağımsızlığını savunan, amacını gerçekleştirmek için somut adımlar atan, attığı her adım sonrasında gerçek ve hukuk dışı söylemlerin yarattığı bilgi kirliliğinden de yararlanılarak, ara rejimlerdeki uygulamalardan daha fazlasına günümüzde muhatap edilen YARSAV, hukukun üstünlüğünün zedelenmemesi, hukuk devletinden sapma gösterilmemesi için atılacak somut adımlar bulunduğuna inanmaktadır.

    Birleşmiş Milletlerin yargıç ve Cumhuriyet savcıları ile ilgili ilkeleri, Avrupa Konseyinin yargıç ve Cumhuriyet savcı birlikleri hakkındaki 2000/19 sayılı tavsiye kararı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5 nci, 6 ncı, 8 nci ve 11 nci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konu hakkındaki verdiği kararlar, yargıç ve Cumhuriyet savcıları birliklerine, ülkedeki yer alan diğer tüm kurum ve kuruluşlardan fazla YARSAV’a yaşanan hukuksuzluklar konusunda görüş açıklama ve önerilerde bulunma hak ve görevi vermektedir.

    Kendi varlık sebebine başka bir deyişle insan haklarına aykırı, yürürlükteki kuralları hiçe sayan ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen uygulamalar karşısında en fazla ve sert tepkinin YARSAV tarafından gösterilmesi gerektiğini kamuoyu anlamalı, algılamalıdır.

    YARGI DEMOKRASİNİN SİGORTASIDIR
    Hukuk, herkes içindir, hukuk ülke içindir, hukuk demokrasinin varlığı içindir. Demokraside herkes hukukun üstünlüğünün koruması altında ve hukukun üstünlüğü için hak, yetki, görev ve sorumluluk sahibidir. Yargı da demokrasinin sigortası, olmazsa olmaz koşuludur. Bunun için yargı bağımsız olmalı, etki altında tutulmamalı, çalışma koşulları iyileştirilmeli, tarafsızlığına el uzatılmamalıdır.

    YARGI KİMSENİN BEKLENTİLERİNE GÖRE BİR TARAFA ÇEKİLMEMELİDİR
    Yargı her türlü hukuk dışı eylemden, eli kolu ayağı bağlanmadığı sürece hesap soracaktır. Ama yargı bazı adımlar attıkça, ülkemizde yargı için yargı darbesi nitelemeleri yapılır olmuştur. Bu nitelemeler, siyasi beklentileri karşılamayan kararlar ortaya çıktıkça yapılmış, ancak bu beklentilere uygun adımlar atıldıkça ise yargı sürecine saygı hatırlanabilir duruma gelinmiştir. Yargı hiç kimsenin beklentilerine göre herhangi bir tarafa çekilmemelidir. Siyasi bakış ve beklentiler, yargının görevini ilgilendirmemektedir. Yargıyı kınayanlar, kendi beklentilerine uygun kararlar ortaya çıktıkça alkışlar pozisyona geçiyorlarsa, önce kendi demokrasi ve hukuk anlayışlarını sorgulamadırlar.

    YARGI ÖNÜNDE HESAP VERMEYECEK KİMSE OLAMAZ
    Yargının tek bir referansı vardır o da hukuktur. Kimse yargıyı bu referansından saptırmaya çalışmamalı, bağımsızlık ve tarafsızlığına gölge düşürmemelidir. Bir hukuk devletinde sıfatı ve görevi ne olursa olsun, yargı önünde hesap vermeyecek hiç kimse olamaz. Cumhurbaşkanı olsa bile, itham edildiği olaylar var ise yargı süreci tıkanmamalı, yargıdan kaçılmamalıdır. Eğer yargıdan kaçılıyorsa, o zaman yargıya kim ne zaman ve hangi koşulda güvendiğini ve neden kaçtığını ve hukuk devleti anlayışını açıkça ortaya koymalıdır.

    Türkiye Cumhuriyeti, geçmişte bir çok hukuksuzluklar yaşanmasına rağmen, yargı organları üstlendiği görev ile hukuksuzlukların üstesinden gelmek için var gücüyle çalışmış ve bundan sonra da çalışmaya devam edecektir.

    HERKES SUÇSUZLUĞUNU İSPATLAMA ZORUNDA BIRAKILIYOR
    Hakkındaki yargı süreci kesin hükümle sonuçlanana kadar herkesin suçsuz olduğu evrensel kuralı, bugün sonuçlanmamış soruşturma ve yargılamalarda medya kullanılarak yaratılan bilgi kirliliği ile herkes suçsuzluğunu ispatlama zorunluluğuna dönüşmüş, ortaya atılan isimlerin suçluluğu konusunda önyargı yaratılmıştır. Bu, hukuk devletinde olmaması gereken bir durumdur.

    Bugün yaşanan olaylar kapsamında hukukun üstünlüğü adına bazı saptamalar yapmak ve bu sorunların çözümü için adım atmak zamanıdır.

    KANADOĞLU HUKUKSUZLUĞA UĞRADI
    Türkiye’nin en saygın, yaratıcı ve örnek hukukçularından, ömrünü adalete hizmet etmekle geçiren, hukuk abidesi, YARSAV kurucu üyesi Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun, diğer pek çok şüphelinin de başına geldiği gibi, yakın zamanda hukuksuzluğa uğradığı kamuoyunun bilgisindedir. Bu durum yaşanan hukuksuzluklar için ilk değildir, mevcut tabloda son da olmayacaktır.

    Sayın Kanadoğlu örneğinde bile yaşandığı üzere bir hukuk devletinde kabulü olanaklı olmayacak biçimde, arama kararları, artık arama gerçekleşmeden devlet televizyonundan bile duyurulur hale gelmiş, insanların evleri önünde medyanın konuşlanması için yeterli zaman dilimi beklendikten sonra, bu aramalar gerçekleştirilir olmuş, gizlilik taşıyan soruşturma bilgilerinin daha işlem yapılmadan ya da yapılır yapılmaz medyanın eline geçmesi sağlanarak, medya infazları için kullanılması kural haline gelmiş, içeriği dinlenmeden ve izlenmeden müzik cd lerine bile suç unsuru olarak el konulmuş, bu soruşturmaların adalet için mi yoksa bazı gösteriler ve bilgi kirliliğine zemin yaratmak için mi yapılmakta olduğu soruları ciddi biçimde gündeme oturmuştur. O Kanadoğlu ki, çetelere karşı verdiği hukuk savaşımı görmezden gelinemez iken, ismi onların yanına konulmuş, çetelerin hukuk karşısında sınav vermesi için görevi gereği yaptığı itirazlar, çetelerin suçlarını kapatmak olarak yorumlanır hale gelmiş, yaratılan bilgi kirliliğinin oluşturduğu cesaret ortamında Yargıtay Ceza Genel Kurulu bile verdiği kararla çetelere hizmet etmekle itham edilir duruma sürüklenmiştir. Sorumsuzca yorum ve davranışlarla kamuoyunda ve ülkede yaratılan kafa karışıklıkları, hiç kimse kuşkuya kapılmasın ki yine hukuk tarafından ve hukuk yoluyla önlenecektir.

    Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Yargıtay’a suikast planları yaptıkları, Danıştay’a saldırdıkları iddia edilenlerle irtibat içinde gösterilmiş, katiller yargıç ve savcıların evlerinde aranır hale gelmiş, bu irtibatı ortaya koyan somut gerekçeler ise arama kararında her nedense görülememiştir. Bir hukuk devletinde gerekçesiz hiçbir işlem söz konusu olamaz. Kurgulara dayanarak, sosyal birliktelikler dahi bir örgüt varlığı için yeterli görülerek, sosyal veya tesadüfi telefon konuşmaları bile, en ciddi kanıt niteliğinde sayılarak, soruşturmalar yürütülemez.

    SİLAHLAR YÖNLENDİRME AMACIYLA KAMUOYUNA GÖSTERİLDİ
    Soruşturma sürecinde kamuoyunda ikna yaratabilmek için, soruşturmada yakalanan silahlar, gizlilik göz ardı edilerek idari birimlerce ivedilikle toplumu yönlendirme amacıyla anında görüntülü olarak kamuoyuna sunulmuştur. Soruşturmanın gizliliği, insan hakları ihlallerine neden olmadan, soruşturma ve yargılamanın yargı organları tarafından yapılması içindir. Soruşturma sürecinde haber alma hakkının ötesinde tüm bilgilerin medyaya sunulması, görsel olarak medyaya verilmesi, soruşturma ve yargılamanın yargı organlarına bırakılmaması, yargı ne karar verirse versin, medya yoluyla kamuoyunda yargılama yapılması sonucunu doğurmakta ve bu yol sıklıkla kullanılmaktadır. Soruşturma ve yargılamalar, yargı organlarına bırakılmalıdır.

    DİNLEMELER TEK KANIT HALİNE GETİRİLDİ
    Geçmişte işkenceler konusunda çok şey yaşanan ülkemizde, artık telefon dinlemeleri ve ucu açık teknik izlemeler herkesin beynine geçmişteki yaşananların da ötesinde işkence niteliğinde kazınmış, başka türlü kanıt toplanmasının olanaklı olmadığı durumlarda söz konusu olabilen telefon dinleme ve izlemeleri, Orwelyan toplumlara uygun şekilde ilk başvurulan ve tek kanıt niteliğinde, özel yaşamı ilgilendirsin ilgilendirmesin, insanların önüne kanıt ve suçlama olarak konulan tek metin haline gelmiştir.

    POLİS HER NOKTADA KENDİNİ YETKİLİ GÖRÜYOR
    Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden hukuk adına askeri yargıcı çıkartan Türkiye Cumhuriyeti, bu mahkemelerin yerine kurduğu geniş yetkili ağır ceza mahkemeleri ile hukukun üstünlüğü için adım atmayı amaçlamış iken, askeri yargıcın yerini bu sefer soruşturmalarda daha etkin bir biçimde polis almış, soruşturmalar polis veya jandarma bölgesi ayrımı yapılmayarak, polis her noktada kendisini etkili ve yetkili halde görmüş ve işin içine sokulmuş, Cumhuriyet savcılarının bizzat soruşturma yapmakla görevli olduğu yolundaki CMY’nın 251 nci maddesindeki kural atlanmış, yargıç ve savcı dışındaki kişilerin, bu bağlamda polislerin elde edilen evrakı inceleme yetkisi olmadığına ilişkin CMY’nın 122 nci maddesi nedense unutulmuş, soruşturmalar polisin inisiyatifinde ve etkisinde gerçekleştirilmeye başlanmış, savcının talep ettiği kişiler önce polis tarafından dinlenmeye başlanmış, savcılar polis olmadan bizzat yürütecekleri ve yürütmek zorunda oldukları soruşturmaları, kendi olanakları ile yapabilir duruma getirilmemiş, soruşturmalardaki tarafsızlık ciddi biçimde sarsılmıştır. Hatta mevcut olayda, Terörle Mücadele Yasası’nın 1 nci maddesini yorumlama yetkisi sadece yargı organlarına ait iken, bu maddeyi emniyet birimleri yorumlayarak, soruşturma bunun üzerine inşa edilmiş, iddianamenin bile 91, 230 ve 248 nci sayfalarındaki “şube müdürlüğümüz” ibarelerinden de anlaşılacağı üzere, polis iddianamenin yazımına doğrudan katkı yapmaktan geri durmamıştır. Yine şüpheliyi yormama ilkesi unutulmuş sabaha karşı uykusuz ifadeler alınmıştır.

    SAVCI DEĞİL POLİSE SORUŞTURUYOR
    “Sadece Cumhuriyet savcısına bağlı” bir adli kolluk kurmaktan ısrarla kaçan, tüm ülkelerdeki gelişmelere gözlerini kapatarak bağımsız bir Ülke Başsavcılığı kurmaktan uzak duran siyasi irade, Cumhuriyet savcısına bağlı olmayan; ancak kendisi olayın savcılığına soyunarak ve bunu da ifade ederek, kendisine bağlı bir polis teşkilatıyla bu soruşturmaların yürütülmesini sağlamış, kendisine karşı işlendiği ileri sürülen olayları neredeyse kendisi soruşturur ve sorgular hale gelmiştir.

    YÖNLENDİRME SORUSU
    Tüm adli dinlemeler yürütme organı karşısında hiçbir kurumsal güvencesi olmayan ve tüm faaliyetlerinden derhal Başbakan’a bilgi vermekle görevlendirilen, kuruluşu bir reform nitelemesiyle sunulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na devredilmiş, siyasi iktidar ileride atılacak soruşturma adımlarını ima ve beyanlarla, sürecin doğrudan içerisinde yer almaktan geri durmamıştır. Bu durum soruşturmaların yönlendirme içinde yapılıp yapılmadığı sorularını ciddi biçimde gündeme taşımıştır.

    Soruşturma sırasında yargının emrinde olması gereken yürütme birimleri yargının emri altına sokulmamış, kolluk ve savcılığın yürüttüğü çalışmalar, yargı ile yürütme işbirliği biçiminde açıklanmış, Cumhuriyet savcılarının tarafsızlık içinde soruşturma yapmaları için gelişmeler paralelinde atılması zorunlu adımlar atılmayarak, gerekli koşulların sağlanmasından uzak durulmuştur.

    DARBE VE KARŞITLIĞI BAŞKA, YAŞANANLAR BAŞKA
    Gözaltı, arama, yakalama, tutuklama koşul ve yöntemleri konusunda Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki kurallar yerine, yeni fiili uygulamalar yaratılarak, insan hakları ihlalleri en üst düzeyde ortaya çıkmıştır. Bir hukuk devletinde esas olan insan haklarıdır ve soruşturmalarda insan hakları ihlal edilerek değil, korunarak yürütülmeli, bu duruma en üst düzeyde özen gösterilmelidir. Darbe, militarizm, YÖK, MGK, laik hukuk karşıtlığı söylemleri; medyanın soruşturmayı göklere çıkarmasına neden olmuş, ancak hukuk devletinin kuralları hiçe sayılmıştır. Darbe ve militarizm karşıtlığı başka bir şey, yaşananlar ise bir başka şey olmuştur.

    Devlet katındaki sorumluluk dönemlerinde anayasal sistem ve demokratik, laik hukuk devletine bağlılıkları ile ön plana çıkan kişilere gözdağı verircesine, yaşlarına ve konumlarına en ufak bir duyarlılık gösterilmeden, kameralar önünde, sanki kaçma eğiliminde oldukları izlenimi verilmek istenircesine, sonuçta bu kişilerin şahsında görev yaptıkları kurumlara olan duyguları da sarsıcı nitelikte, yaka paça kollarına girilmek suretiyle ve hoyratça tepesine bastırılarak, sağlıklarını kaybedebilecek biçimde gözaltı sürecinin başlatılması ise, bir güç gösterisinin yansıması yorumlarına neden olmuştur.Kamu yetkisi, hiçbir suretle insan onuruna aykırı bir biçimde güç gösterisine dönüştürerek kullanılamaz, kullanılmamalıdır.

    Aksine davranışlar toplumun hukuka olan güvenini onulmaz biçimde sarsacaktır. Korkuyu egemen kılıp, hukukun etkisizleştirilmesi ve güçsüzleştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Hukukun etkisizleştirilmesi, yıpratılması ve hukuk kurallarının uygulanmayarak içinin boşaltılması da ancak ve ancak mevcut hukuk sisteminden hoşnut olmayan çevrelerin yararına olacaktır. Geçmişte yaşanan olaylar hakkında kesinleşmiş yargı kararlarının tekrar ele alınmasının yol ve yöntemi yasada açıkça belli iken, bu kararlar bile gelişigüzel tartışmalara konu edilir olmuştur.

    YARSAV bu soruşturmalarla gidilen yerin hukuk devleti olmasını istemektedir. Ancak mahkemelerin ve savcıların davranış kurallarını, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasadaki usul kuralları yerine, fiili uygulamaların ortaya çıkması ve bu uygulamaların adeta kural haline gelmesi, polisten gelen taleplerin irdelenmeden altına imzalar atılması, yargının çalışma koşullarının ve bağımsızlığının belirli olaylarda olabildiğince zedelendiğini, yargının hukukla baş başa bırakılmasının amaçlanmadığını gösterdiğini ifade etmektedir.

    UCU AÇIK İZLEME TALEPLERİ HUKUKSUZ
    Bunun somut bir örneği, suç öncesi izleme kararlarıyla ortaya çıkmıştır. MİT, EGM ve JGK’ndan gelen ve gerektiğinde tüm ülkenin izlenmesini amaçlayan, izlenecek isimleri içermeyen ucu açık talepler, irdelenemeden, sorgulanamadan yargı kararı haline gelmiş, bu hukuksuzluk JGK yönünden engellenmiş, ancak MİT ve EGM yönünden bu hukuksuzluğun sürmesine Adalet Bakanı, gerçekle, hukukla bağdaşmayan gerekçelerle kol kanat germiş, kendisinin HSYK Başkanı olduğunu da görmezden gelerek, hukukun ve yargının yanında değil, istihbarat organlarının yanında yer almaktan geri durmamıştır. Adalet Bakanı, Yargıtay kararını nedense JGK için hatırlamış, konu MİT ve EGM olunca yargı ve Yargıtay süreci başlatılmamış, yargıya saygı söylemi nedense bu noktada unutulmuştur. MİT ve EGM, hukuksal çerçevede çalışan kurumlar olmaktan uzaklaştırılmamalıdır. Bu tabloda terör söylemi kullanılarak, yaratılmak ve kurulmak istenen Terörle Mücadele Müsteşarlığı ile de, süreçte karşılaşılan ve engel olarak görülen hukuksal denetimlerin yaşanmayacağı, demokrasi ve saydamlığı yok eden bir polis devleti yaratma projesi karşımıza çıkmaktadır ki, hukuk devletinden dönüşün olanaklı olmadığı bilinmelidir.

    POLİS DEVLETİ YÖNTEMİ
    70 milyonun izlenmesi, 70 milyonun terör şüphelisi görülmesi demektir. Bu durum, bir hukuk devletinde değil, ancak bir polis devleti ve dikta yönetiminde söz konusu olabilir. 70 milyon izleme kapsamına sokularak, istenilen herkes için irtibat ve takip sağlayacak bilgiler toplanmış, bizzat savcının yapması gereken bu soruşturma tüm toplumun izlendiği kararlarla yönlendirilmiş, böyle bir cesaret ortamının içinde görev yapan polis, soruşturmanın sahibi olarak kendisini görmeye başlamış ve bu merkezde çalışmalarını yürütmüştür. Bu anlayış, kanıt olarak kullanılamayacak istihbari dinlemelerin bile, sonuçta bir yargı kararıyla kanıt sayılması talebine kadar gitmiş, böyle bir talebin hukuk adına reddi gerekirken bu çalışma ortamında polisin istekleri, Ülkemizdeki darbe karşıtlığı duyarlılığından yararlanılarak bu yoldaki söylemlerin coşkusu altında kamuoyu desteği yaratılarak, yargı organları noter pozisyonuna sokulmak istenmiştir.

    ADALET BAKANI’NIN BAKIŞ AÇISI AYRIMCI
    Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının çalışma koşullarındaki olumsuzluklar görmezden gelinmiş, 1982 Anayasası’nın yargı için yarattığı olumsuzluklara her geçen gün bir yenisi daha eklenmiş, yargı Adalet Bakanlığı’na daha fazla nasıl bağlı kılınabilir yolunda irade sergilenmiş, bir suçun olmadığı inceleme ve disiplin soruşturması için bile hiçbir kamu görevlisi için söz konusu olmayan telefonların izlenebilir ve dinlenebilir olma durumu, yargıç ve savcılar için söz konusu edilmiştir. Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, Adalet Bakanı’nın ayrımcı bakış açısıyla görev yapar duruma sokulmuş, yargıç ve savcılar arasında beklentilere uygun soruşturma ve kararları olup olmamasına göre ayırım yapılmıştır. Siyasi iradeye dokunan yargıç ve savcılara dokunulmuş, yargıda sessizlik, edilgenlik ve korku ortamı yaratılmaya çalışılmıştır. Yargı, yargı bırakılmalıdır, aksine davranışların sürdürülmesinin, yargıyı ortadan kaldırmakla kalmayarak, hukuk devletini de yok edeceği unutulmamalıdır.

    ADALET BAKANI YARGIÇ VE SAVCILARI MEMURU GÖRÜYOR
    Bu tabloda yargıç ve Cumhuriyet savcılarının yaşadığı sorunlar için çözüm üretmesi gereken Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanı, teknolojiyi yargıya kazandırmak söyleminden yararlanarak, yargının UYAP sanal hapisanesine kapatılmasını, yeni binalar söyleminden yararlanarak, bağımsızlık sorunu yaşayan yargıda altın kafesler ortaya çıkarılmasını önemli ve olumlu olarak göstermiş, bu görsel boyutla sorunların çözüldüğü mesajını yayma yoluna gitmiş, yargıç adaylarını tek seçicinin ve meslek içi eğitimlerde etkin gücün Adalet Bakanlığı olduğunu, artık Başbakanlık Müsteşarı’nın yargıç ve savcı maaşlarını belirleyen tek kişi konumuna geldiğini de görmezden gelerek, yargı bağımsızlığının pekiştirildiğinden söz eder olmuştur. Adalet Bakanı, terör soruşturmalarının bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülmesi konusundaki kendi genelgesini bile hatırlamak istememiş, polisin hukukla bağdaşmayan istihbari faaliyetine ve bu faaliyetlerden hareketle yürütülen iş ve işlemlere destek vermiş, yargıç ve savcıları memuru olarak görme anlayışını pekiştirmiş, polis istihbaratıyla çalışan savcılara ve de bu istihbari faaliyetlere destek verirken, diğer yargıç ve Cumhuriyet savcıları için hukukun ötesindeki bu denli koruyuculuktan uzak durmuş, yasa yararına bozma yoluna gitmeyerek yargının değil, açıkça istihbari faaliyetlerin yanında yer almıştır. Oysa kendisi aynı zamanda HSYK Başkanı’dır ve bu tutumu HSYK Başkanlığı ile bağdaşmamaktadır. Adalet Bakanlığı, istihbari faaliyetler için değil, yargı için seferber edilecek bir birimdir. Adalet Bakanı’nın bu gerçeği kavrayarak hareket etmesi gerekmektedir.

    ADALET BAKANI’NIN YARGI ÜZERİNDEN GÖLGESİNİ ÇEKMELİDİR
    Süreçte yapılması gereken, iktidara karşı darbe iddiasını içeren soruşturmanın iktidara bağlı ve güvencesiz, yürütmenin açıkça etkisinden korunaksız olan polisler eliyle yürütülmesinin örneğinin yaşanmadığı, bunun Dünya tarihinde, hukuk tarihinde, Hitler ve Mussolini’nin hukuk yoluyla iktidar darbelerini yarattığı gerçeği karşısında, etki altında kalmadan, tarafsız bir soruşturmanın yürütülmesi için sayı ve mesleki tecrübe anlamında yeterince Cumhuriyet savcısının sadece bu soruşturmayla görevlendirilmesi, soruşturmanın yasa hükmü uyarınca bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmesinin sağlanması, bu konuda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararname ya da yetkilendirme ile işlem yapması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile ilgili yasanın bir an önce anayasal denetim sürecinin sonuçlanması, polisin CMY’ndaki konumu içinde tutulması, siyasi iradenin etkisini yaratabilecek etkenlerin ortadan kaldırılması, Adalet Bakanı’nın yargı üzerinden gölgesini çekmesidir.

    YARSAV yasalarda yer almayan kontr-gerilla, gladyo, Susurluk tipi devlet içinde konuşlanmış tedhiş ve ruh hali yaratma örgütlenmelerini her zaman, ulusun gerçek iradesini yansıtan demokratik toplum düzeni için bir tehlike olarak görmüş ve varsa her türlü bağlantılarının ortaya çıkartılmasından yana olmuştur, olacaktır da.

    Bu çerçevede ise tek talebi vardır: Bu tür soruşturma ve kovuşturmaların tarafsızlıkla, hukuk içinde, insan haklarına saygı çerçevesinde yürütülmesi.

    ERGENEKON, GÜDÜMLÜ YARGI YARATMANIN İZDÜŞÜMÜ OLMAYACAK
    Türk yargısı, iktidar sahipleri tarafından gerekmediğinde yok saydıkları, gerek duyduklarında ise kullanacakları bir araç değildir. Yargının bağımsızlığına sürekli/aşırı müdahale etmek ve yargıyı kendi çıkarlarına uygun ve güdümlü hale getirmek isteyenler ve ortakları bilmelidirler ki, Ergenekon, güdümlü yargı yaratmanın izdüşümü olmayacaktır. Varsa gerçekliği ortaya çıkarılacak, yoksa masumiyet korunacaktır.

    Cumhuriyetin yargıç ve savcıları bunu başaracak yetenek ve birikimdedir. Gölge edilmemesi yeterlidir. Türk yargısı dahili ve harici bedhahlarına karşı onurlu mücadelesini sürdürecektir.

    Yargı insanlar için varsa, her şeyden önce insana saygıdan uzaklaşılmamalıdır.

    YARSAV Tüzüğünde yer alan ilke ve hedefler doğrultusunda her zaman olduğu gibi bu süreçte de yaşanan hukuka aykırılıkların bertaraf edilmesi için üzerine düşeni yapacak ve yapmaya da devam edecektir.”

    kaynak
    heryerden açıklamlar


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  2. #2
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,691
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Yerinde tespitler.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  3. #3
    dede 60 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-04-2007
    Mesajlar
    10,095
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Doğru söylüyor.

  4. #4
    ultrAstribun adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-04-2007
    Mesajlar
    7,158
    Karizma Gücü
    7
    Yarsav bir konuştu pir konuştu..Kendilerinin de en az adalet bakanı kadar yargıdan elini çekmesi gerekiyor.
    Yargıçlar ve savcılar birliğinin Anayasal bir görevi yok.Açıklamaları devleti bağlamaz.

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    10-01-2009
    Mesajlar
    58
    Karizma Gücü
    0
    erÇEnekoncular çıktı piyasaya

  6. #6
    Uye elbistanli46 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2008
    Mesajlar
    6,329
    Karizma Gücü
    5
    Yargidan degil sadece, AKP Türkiye den elini çekse...
    [COLOR="Purple"][FONT="Arial Narrow"][I]Muhammed miraç'a vardığı gece,
    Kapıda gördüğü Aslandır Ali..Sen Alisin güzel şah...[/I][/FONT][/COLOR]



    [B][COLOR="Red"]Bu ampul pat-la-ya-cak.
    İçeride gerici, dışarıda verici, YAKINDA GİDİCİ[/COLOR][/B]

  7. #7
    Sözü_1_Özü_1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-07-2008
    Mesajlar
    939
    Karizma Gücü
    0
    KEndi elleri yargıdan siyasetten yerel yönetimlerden Camiden Bakkaldan manavdan kısacası Bütün sosyal yaşantıdan çııkıyormuki AKP dert olmuş YARSAP cılara Sen önce Benim hayatımdan çek o pis ellerini Abuk subuk kararlarınızla benim ve gelecek nesillerin kaderleri ile oyna ondan sonra feryat et kökünüz kazınacak hepinizin kökünüz ama AKP ile ama X partiy le
    DERDİ İSLAM OLANIN DERMANI CEHENNEM OLSUN !!!!!!!


    Çekin ipleri kuyudan! belki YUSUF çıkar!

  8. #8
    tolerant138 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2008
    Mesajlar
    360
    Karizma Gücü
    0
    Bunlar nedir?Kimdir? Ne yapmaya çalışıyorlar? Adında meymenet yok. YARSAVmış. Benim adıma yargısavar geliyor yaptıklarına bakınca. Milletin başına inen zulüm ve haksızlıkları savacaklarına, zalimlerin başına inen adalet kılınçlarını savmaya çalışıyorlar. İnşaallah o adalet kılıcı tez zamanda sizin başınıza da iner. Bu millete ihanet edenler iflah olmazlar bay adalet temsilcisi kılıklı adaletsavarlar. İnşaallah savuşturmaya çalıştığınız o adalet kılıcı sizi de götürsün.

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-07-2007
    Mesajlar
    10,477
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı tolerant138 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bunlar nedir?Kimdir? Ne yapmaya çalışıyorlar? Adında meymenet yok. YARSAVmış. Benim adıma yargısavar geliyor yaptıklarına bakınca. Milletin başına inen zulüm ve haksızlıkları savacaklarına, zalimlerin başına inen adalet kılınçlarını savmaya çalışıyorlar. İnşaallah o adalet kılıcı tez zamanda sizin başınıza da iner. Bu millete ihanet edenler iflah olmazlar bay adalet temsilcisi kılıklı adaletsavarlar. İnşaallah savuşturmaya çalıştığınız o adalet kılıcı sizi de götürsün.
    Keşke o adalet nutuklarını DEniz Fener'i için utanmadan BANA NE diyenler içinde atsa idiniz.

    Ama sizin adaletiniz anca sizden olmayanı ERgenekoncu yapan ve benim hırsızım iyidir diyecek kadar düşüktür.

  10. #10
    tolerant138 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2008
    Mesajlar
    360
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı hobaa tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ama sizin adaletiniz anca sizden olmayanı ERgenekoncu yapan ve benim hırsızım iyidir diyecek kadar düşüktür.
    CHP'de Rüşvet Şoku
    12 Ocak 2009 09:03İzmir'in CHP'li Güzelbahçe ve Değirmendere belediye başkanları ‘ihaleye fesat karıştırma’ ve ‘rüşvet’ suçlamasıyla tutuklandılar.

    İzmir’de, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök’ün talimatıyla, geçen Salı, Güzelbahçe Belediye Başkanı CHP’li Ertan Avkıran, aynı partili Değirmendere Belediye Başkanı Necati Şemsettin Eren, bazı belediye meclis üyeleri ve müteahhitlerin de aralarında bulunduğu 120 zanlı gözaltına alınmıştı. ‘İmar Kanunu’na muhalefet’, ‘örgüt kurmak’, ‘ihaleye fesat karıştırmak’ ve rüşvet almak’ suçlarına karıştıkları öne sürülen zanlıların, usulsüz yapılan ihale ve gayrimenkul satışlarıyla haksız kazanç sağlayıp devleti zarara uğrattıkları, 300 milyon TL’lik rüşvet çarkı kurduğu belirtildi.

    ‘Böcek’e yakalandı

    Suçlamalar arasında, 2005 yılı Eylül ayında, Güzelbahçe Belediyesi’nin eski Hesap İşleri Müdürü Güler Başkurt’un, 3 kurşunla bacağından vurularak yaralanması da yer aldı. 7 ay süren takipte, başkan Avkıran’ın makam odasında yaptığı görüşmeler ise yerleştirilen ‘böcek’ kamerayla tespit edildi. Gözaltındaki zanlılardan 46’sı, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Diğer 74 zanlı sorgulanmalarının ardından adliyeye sevk edildi. Emniyet Müdürlüğü çıkışında görüntü alan gazetecilere tepki gösteren Güzelbahçe Belediye Başkanı Avkıran, “Yazıklar olsun, beni ve ailemi rezil ettiniz. Ben 10 yıldır hizmet ediyorum” diye bağırdı. Yargılamanın ardından, aralarında Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran, Değirmendere Belde Belediye Başkanı Necati Şemsettin Eren’in de bulunduğu 39 zanlı tutuklandı.

    http://www.**********.com
    ---------------------
    kılıcdaroglu nerdesinnn.
    BEYLER HALAEN SENİN HIRSIZIN BENİM HIRSIZIM DERDİNDE BEYLER, HIRSIZ HIRSIZDIR,HAİN HAİNDİR BUNUN PARTİLİSİ,YANDAŞI OLURMU OLUR DİYORSANIZ BUNUN ADI YARDIM VE YATAKLIKTIR.. BUNLAR UFAK HIRSIZLIKLAR OLDUĞUNDAN CHP'NİN HAFİYESİNİN GÖZÜNDEN KAÇMIŞ OLABİLİR YADA ODA BÖYLE DÜŞÜNMÜŞ OLABİLİR YANİ BENİM HIRSIZIM İYİDİR,DİYEMİ DÜŞÜNMÜŞTÜR ACABA.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Lazca isme yargıdan onay
    2005 Konuları bölümünde angel_nili tarafından açılmış
    Yanıt: 11
    Son Mesaj: 11.11.05, 22:47
  2. Eski rektör yargıdan kaçıyor!
    2005 Konuları bölümünde murathan tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 17.09.05, 12:40

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •