"Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamd ile Seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemeyeceğinizi, herhalde ben bilirim, dedi." (Bakara 30)
Aşura: Muharremin onuncu günü. Ehli Beyt'in Hz. Hüseyin ile birlikte şehit edildiği gün. 72 kişilik dert ortağı ile birlikte bir ailenin uğradığı toplu katliam… Hem de nasıl bir aile? Düşmanlarına karşı yaptığı son konuşmada: "Ben Peygamber'in kızının oğlu değil miyim? Benim dedem Hz. Muhammed (sav), annem Fatıma Zehra, babam da Ali değil midir? Hatırlamaz mısınız?" diye soran Cennetin Genç Efendisi künyesini bizzat Sevgili Efendimiz'den (sav) almış bir yiğit; Hz. Hüseyin'in reisliğini yaptığı aile… Ehli Beyt'in şehadet günü…
Rahmetli Asım Köksal, Hz. Hüseyin'in Kerbela'daki yarelerini "dert ortağı" şeklinde yazmış. Şairlerin Piri Fuzuli ise, Kerbela'daki şehitlerden "fedai" olarak söz ediyor.
Şehitlik mertebesi, kulun Rabbine yakınlığı konusunda fena bulduğu, fenafillah denilen en yüksek mertebeyi işaret eder. Şehit, şahittir. Perdesiz ve aralıksız, yakından daha da yakın, hatta bizzat içinde anlamlarını haiz… Onlar, kendilerini Hak yoluna feda ettiler.
Kerbela günü, Hz. Hüseyin, kendisiyle beraber durmaya karar vermişlere hitaben, onları salıvermek, düşmanın azgınlığından azad etmek istedi, her birine tek tek yola çıkın, onların asıl istediği benim diyerek yol verdi… O zaman orada bulunan aşk ehli, "Senden sonra yaşamak bize hayat değildir, biz senin derdinle hemderdiz, senin derdine ortak olmak için bizi sabredenlerden bulacaksın" dediler ağlayarak… Bu sözleşme, aşk sözleşmesidir. Bu, aşkın yemini, aşkın ta kendisidir. Hüseyin'i bırakmadılar… Haddizatında bırakmadıkları Resulullah'tı, bırakmadıkları Allah'a verdikleri sözdü!
Akıllara durgunluk veren vaziyetti Kerbela'da yaşadıkları… Henüz Peygamber arkadaşları olan sahabelerin hayatta olduğu bir dönemde, başka bir kavimden ya da başka bir dinden veya farklı bir lisanı konuşan insanlar tarafından değil, bizzat kendi toplumlarından yetişmiş insanlardı onlara kılıç çekenler…
Son nefesinde Hz. Hüseyin'in söylediği gibi, "şu anda günlerden Cuma'dır ve namaz vaktidir, şu anda camilerin minberlerinde hutbe okuyan imamlar, benim dedeme selat ve selavat getirmektedir…" Akıllara durgunluk verecek bir gözü dönmüşlük!
Ne için?
Mal, mülk, mühür, yetki, siyaset, makam, mevki için…
Kanı dökülen kimdir?
Evlad-ı Resul.
Başı gövdesinden ayrılıp melunlara sunulan, kızlarının ellerine zincirler takılıp sokaklarda dolandırılan kimlerdir? Bir damla suyun çok görüldüğü, bebeklerin kundaklarında oklandığı, çadırları ateşe verilen, yanaklarından vurulan, Fırat kenarında suya hasret avuçlarından kanatılan, kesilip doğranan kimlerdir?
O anda, felek sersemledi, zaman dairesi şaşırarak sendeledi, göklerdekiler yerlere indi, sahralarda kurt ile kuş birbirine sarılıp ağlaştı, gökyüzü kederden çatlayacaktı… Kainat derin bir sızıyla büküldü… Toprak yüzünü yardı, titredi, Melekler bile ağladı…
Allahım bu nasıl işti?
"Eğer, Hz. Muhammed'in (sav) dini, benim kanım yere dökülmeden hayatını sürdüremeyecekse, ben şehadete hazırım" dedi Kerbela Şahı Hüseyin…
"Onursuz bir hayatı yaşamaktansa, şerefli bir ölümü tercih ederim" diye haykırdı. Ve kendisini Hak uğrunda feda etti…
Nasıl etmesindi ki?
O, Resulullah terbiyesiyle Vahiy Evi'nde büyütülmüş bir yiğitti. Ehli Beyt infak okulunun talebesi olarak yetiştirilmişti: İstemesi istenmeyen kişiler. Onlar, hep vermek üzere aldıkları nebevi terbiye gereği, hep ikram eden, bağışlayan, feda eden, veren ve sunanlar idi… Hattızatında o kadar çok vermişlerdi ki, Hasan ve Hüseyin'e geldiğinde sıra, can'dan feda etme hududuna dayanmışlardı… Onlar sadece infak eden, dağıtan, pay eden değildi artık Kerbela Gününde. Kerbela Gününde onlar, bizzat infak edilenlerdi, dağıtılan, pay edilen, ikram edilenlerdi…
Onların zalime baş eğmemeleri, hiçbir baskı gücünü kendilerine ilah etmemeleri, hiçbir tanrılık taslayıcının karşısında korkmadan sabırla Allah'ı anmaları, bize bir uyanış, bir diriliş hatırası olarak hediye ve vasiyet kılındı.
Kerbela, kıyamete kadar devam edecek bir Furkan Günü'dür. Furkan, farklar demek, ayrışmalar demek. Biz her anımızda bu seçim üzereyiz: Hak ve Batıl hakkında, Allah bizi, hak yanını tercih edenlerden eylesin…
Kerbela Gününde, Allah'ın selat ve selamı Resul'ün ve ehli a'linin üzerine olsun…


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla

