• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
26 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8

    İsmet Özel Şiirleri, Yazıları Ve Eseleri

    Acının Omuzlanışı
    Edip Cansever için

    Kadını bir gürültüye sapladılar.
    Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
    kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
    fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
    bombalar, bö sesleri, savaş alaborası...
    Yaşamak bir tıkırtıydı, aldırmadılar.

    Çocukların düşlerinde bir Markut
    bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
    hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
    Markuuuut! Torbanı sarkıt.
    Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
    öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.

    Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
    Markuuuut! Torbanı sarkıt.
    Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
    güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
    korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
    Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
    aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
    Gömleğimi zorlayan kuş sesleri.


    İsmet Özel
    ....

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Akdenizin Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi



    Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa
    Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz
    HAFIZ

    Yaz günleri beni hatırlamıyor.
    Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca
    yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin
    geniş uykulardayım, muazzam uykularda
    yılların zulmünden haberim yok
    ne de sürgün taşralı kızlar korosundan
    geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece
    canımın ilmekleri arasından.

    Beni artık kimseler arayıp da bulmasın
    beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
    yıktığım saltanatın dizinde inlediğim
    aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın
    çünkü ben çok gizli bir yanlışın
    dehşetengiz yeteneğini ölçmek için
    yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz'e
    Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi
    çarmıha çaktılar orda çok zaman önce.
    Çok zaman önceydi ki otobüsler
    mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına
    nice yılgın havarilerle gidip geldi.
    Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
    havariler karşısında harami
    gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz
    kutlu bir tan çıkarmayı denedik
    kayser makinasından
    anneler
    sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi.

    Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı
    sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp
    Bahçelerin hayatına yerleştiren esrar
    bizi bırakmıştın
    acı güller salınırdı kanımın raddelerinde
    ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse
    gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım
    o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde
    aldanışların çölünde korkudan
    denize dilimi soktum ayaklarımdan önce.
    Bu kadar, bu kadardı Akdeniz
    aslı yokmuş dinlediklerimin
    eski moda güneş sanrılarından
    bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin.

    Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor
    boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden
    geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora
    geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak
    Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
    rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.




    İsmet Özel
    ....

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Akla Karşı Tezler
    1.
    Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
    düşünün: sabah çok yakın
    oysa ışıltı yok ortalıkta
    nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
    henüz uyanmış bazıları
    henüz uyumamış bazıları
    bazıları uyanmış uykusuna doymadan
    bazıları uykusuna varmadan doymuş
    görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat
    nasıl da sürüklüyor kendini
    ve ben bunu kanıtlayabiliyorum
    şu şair halimle
    böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet
    akıllı ve yetenekli olduğumu
    kanıtlamış oluyorum
    sizler de
    bu derin bilgeliği kavrayarak
    kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz.

    2.
    Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim
    tarihi bir gerçek kadar sıkılgan
    bilmem ki Tesalya'daki Termofil
    bir yiğitlik anısı
    bir hayınlık anıtı mı olsa
    yine bilmem quantum kuramını
    öğrenen insan haklı mıdır
    kendini ardıçkuşu sanmakta-
    ben
    yirminci yüzyılın sonlarında
    en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım
    bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında
    kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım.

    3.
    En mutlu insanlar belki de
    baca temizleyicileridir
    öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
    yüreklerini geniş, dayanıklı
    aydınlık tutmak zorundadırlar
    buna yükümlü sayarlar kendilerini.
    Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
    başkalarınca sevilirler aynı zamanda
    çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
    herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar.

    4.
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
    içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz
    köylüleri öldürmesek de olur
    hatta onların kalın suratlarını
    görmezlikten gelebiliriz
    yapılacak çok şey var daha
    sözgelimi ben, kendim
    hiç hayıt ağacı görmemişim
    görmeden ölürüm diye korkum da yok
    değil mi ki albatrosu Baudelaire'den
    Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim
    bir gün bakarsınız
    şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
    teneşir tahtası olarak kullanabilirim.




    İsmet Özel
    ....

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Amentu
    Amentü


    İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı.

    Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmıyacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma niye gelmezdi
    babam onbeşli olmasa.

    Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı.

    Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güçbela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir.

    İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere

    Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde

    Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelereanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sayarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola

    Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı.

    Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı.

    Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.


    İsmet Özel
    ....

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Aynı Adam
    Tozludur saçlarım, saçlarımdan
    devrilmiş sarayların dumanları savrulur
    yüzüm yanıktır
    yüreğime bir karanfil sokuludur
    ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
    benim göğsüme göğsüme vurup durur.
    Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    bahar da sürgülenir içime katranlar da
    hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
    hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
    Beni sular
    kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
    ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
    umutlu sakinlikleri
    lohusalıklarıyla.

    Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    kökten dallara yürüyen sular gibi
    yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
    yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
    dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
    torna tezgahlarında demir.

    Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
    yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
    kanla dolar pazuları tarladakinin
    hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
    gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
    yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.

    Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
    teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
    portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
    anladım neden yorgunluk
    gülümserlik getiriyor insana
    hayatın bana başat
    bana avrat oluşunu öğrendim
    işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
    on beşinde bir arkadaş
    inancını savunurken yargıca
    anladı bulana durula akmakta olan şeyi.

    Yürüyorum
    azarlanıyorum fışkıran başaklarla
    iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
    hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
    gözlerim nemli değil.
    gözlerim namlu.




    İsmet Özel
    ....

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Bakır Tenli Yapraklar
    Bak, ölüm güzü kiskaniyor
    simdi issizdir onun sevimli kedisi
    ve herkes onun el degmedik yerleri oldugunu saniyor.
    uzayor defterine ugrayan kan lekesi

    senin kuslarin olurdu mevsimi yolculuklara çagiran
    içli tasra kizlarin gizemli eviçleri
    kapilarin olurdu korkudan çok denizlere açilan
    o denize açilan ellerin nerde simdi?

    yine bir güz büyümekte kaninda gölgelerin
    o üzünç ordulari tarlalar çignemekte
    bak, ölüm güzü kiskaniyor
    mevsimi aska çagiran kuslarin nerde senin
    güze el degdirmeyen ellerin nerde?


    İsmet Özel
    ....

  7. #7
    hazan_ng adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-12-2005
    Mesajlar
    11,282
    Karizma Gücü
    9
    Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    bahar da sürgülenir içime katranlar da
    hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
    hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
    harika, bayıldım bu bölüme

    teşekkürler canım
    "-Bir gün, başımı omzuna dayayıp, uyumak isterdim" dedi kadın
    "-Ya bir daha uyanamazsan?" dedi adam
    "-İşte mutluluk bu olsa gerek" dedi kadın...


    ...
    ..
    .
    ÖzgüRuh (H.N.G)

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Bakmaklar / İsmet Özel

    Donyağından yapılmış sabunların
    ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır -
    ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın
    taşınmaz kıldığı.
    Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın
    keten helvacılardan, bileycilerden
    rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
    barutun ve susamanın güzelliğiyle
    tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
    Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
    direnmenin mayasını ellemeye.
    Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
    kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla
    ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın
    süregen iğrentisiyle dolardım, sesim
    öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda.

    Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı
    - akşama özgü göğsümü açardım
    ey mutlu seri penceresi doğanın -
    heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı
    uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım
    kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah.

    Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü
    anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları
    dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı.
    Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi
    hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla
    GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi
    bir tabut kalmıştır akşam olmaya
    bir tabut beklenen bir aydınlıktır
    beklenen bir ses gibi avlularda.
    Anam kirliserin penceresinde doğanın
    uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına
    gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık
    ölü bir erkeği almıştır yatağına
    o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı
    birdenbire benim ağzıma takılır herşey
    giderim akşama özgü göğsümü açmaya.

    Ben nereye adımı yazsam
    nereyi göstersem parmaklarımla
    orası şapkalar yüklü bir vagondur,
    nerede daralmış görsem bir adamı
    akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş
    bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem
    işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde
    kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.
    O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum.

    Ey irin mutluluğu!
    Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun!
    Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında
    ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,
    piçliğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda
    coşkunun en sağlam atıyla geliyorum
    sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü.
    TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir
    sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin
    bir üzümç aralığındayız artık TAN!
    savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan.
    ....

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli / İsmet Özel

    Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır
    korkulur o kuş yüklü iniltilerden
    ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
    çağdaş serüvenler adına
    bütün fotoğraflarını yakan
    yakan ve bekleyen.

    Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
    yine de ağartamaz tanımını gecenin.
    Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
    ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
    ağartamaz
    çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
    ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.
    Gecenin kıyısında benden konuşulur.

    Kara bir irn akıyor
    öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
    Kara bir salgıdır çünkü büyük
    serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
    Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
    bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.
    ....

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Bir Devrimcinin Armonikası / İsmet Özel

    Bİnlerce, binlerce çocuk
    koşarak dokumuş benim kumaşımı
    hançeremde bu şehrin
    o geçimsiz mushafı
    vardım dayandım parmaklığına o büyük hesapların.
    Hazırım ey kalaycı çırakları ve güğümcüler
    ey rakı sürülmüş yaralarım.
    Ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin
    kırçıl acılarım benim
    gök de bir takınsın boynuna
    benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
    kırçıl acılarım benim
    gök de bir mendil takınsın boynuna
    benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
    çünkü ben oraya gidiyorum: boğulmaya.

    Nasıl birer suç çağrışımıyız dünyada
    adamlar, kadınlar şehre indirdikleri bakraçları
    ne kadar uydurma
    ne kolay öpüşüyorlar yıllar süren intiharla.
    Oysa
    insan zemheriyi
    ve kadının doğurma vaktini bilir
    her gün kalkıp öpüşülebilir sabahın üniformasıyla
    yeni şeyler, yeni şeyler yaratmak için tabi.
    İşte potin bağlıyor çocuk
    bütün uykularında sürülmüş kurşunlar
    tütün gibi bakıyor insanlara
    ve ben sahici kılmak için öpüşlerimi
    oraya gidiyorum: boğulmaya

    Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım
    tahta bir bavul
    gibi duruyorum insanın kıyısında
    makina
    çok acemi buluyor beni sanırım
    seyrek bir ölü vurdular alnıma, ekşi
    1300 tarihli şehbenderlere dair talimata
    ve anamın kanserine alıştım
    ve de bir simsar gibi asfalta ve otobüslere
    bir vitrin gibi
    bir bıçak, bir
    setre.
    Tutuşan bir bıçak.
    İçerimde tozuyan bağırtılar vardır.
    Ondan işte gidiyorum oraya: boğulmaya.

    Oraya gidiyorum boğulmaya
    BOĞULMAYA
    bir partizanın armonikasında.
    Artık mazgallardan fırlamak
    büyük kamalar saplamak
    böğrüne coşarlığın
    büyük bir çatırdının ayaklarını ovmak
    armonikamla.

    Ey çatlayan tohumun hengamesi!
    İnsan, gülümsemeyi
    ve ürün kaldırmasını bilir
    çünkü derbeder bir okul çantasından
    serin ve sevişli bir ırmağa girilir
    ve benim o boğulduğum armonika
    halklarla seğirtir ; coşar
    o, korkunç bir yekinmedir buralarda
    Hanoy'da bir uçaksavar.
    ....

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •