• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    Gökhan09 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-05-2006
    Mesajlar
    3,420
    Karizma Gücü
    7

    Hadis sahih mi?

    Arkadaşlar daha önceki yıllardan aklımda kalan birşey var.
    9 sene önce dinlemiştim galiba.

    Bizanslılar ile galiba bir savaş yapılıyor.

    Hz. Muhammed'in savaşa gitmediği ama müslümanlara savaşı naklen anlattığı bir söylem var. "Şu şehit oldu sancağı şu aldı" diye birebir savaş anını anlatmış.

    Bu hadis sahih midir ?

    Kaynaklar nelerdir?

  2. #2
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    Yaaa evet Hıristiyanlarda bu olaydan etkilenerek televizyonu icat etmişler.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  3. #3
    NuruLikA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2008
    Mesajlar
    939
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı Gökhan09 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Arkadaşlar daha önceki yıllardan aklımda kalan birşey var.
    9 sene önce dinlemiştim galiba.

    Bizanslılar ile galiba bir savaş yapılıyor.

    Hz. Muhammed'in savaşa gitmediği ama müslümanlara savaşı naklen anlattığı bir söylem var. "Şu şehit oldu sancağı şu aldı" diye birebir savaş anını anlatmış.

    Bu hadis sahih midir ?

    Kaynaklar nelerdir?
    Azizim o muta harbidir.ve hadis sahihdir

    - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Mûta gazvesinde Zeyd İbnu Harise radıyallahu anhüma'yı emir (komutan) tayin etti ve dedi ki:

    "Eğer Zeyd öldürülecek olursa, komutan Ca'fer'dir. Ca'fer öldürülecek olursa Abdullah İbnu Ravâha'dır" (radıyallahu anhüm).

    Abdullah der ki: "Bu gazvede aralarında ben de vardım. (Bir ara) Ca'fer İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'ı aradık. Onu ölüler arasında bulduk. Öyleydi ki cesedinin ön cephesinde doksan küsür ok ve mızrak yarası saydık." Bir rivayette de şu ziyadeyi ilave etmiştir: "Arka tarafında hiç yara yoktu."

    Buhari, Meğazi 44.

    - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Zeyd, Ca'fer ve İbnu Ravâha'nın öldüklerini onlardan haber gelmezden önce bildirdi. Şöyle demişti:

    "Bayrağı Zeyd aldı ve isabet aldı (öldü). Bayrağı ondan sonra Ca'fer aldı o da öldü. Sonra Abdullah İbnu Ravâha aldı, o da öldü. -Böyle deyince Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın gözleri yaşla doldu.- (Resûlullah sözlerine devam etti): "Bayrağı, sonra Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, tayin edilmeksizin aldı: Hâlid İbnu'l-Velîd... Allah Teâla Hazretleri ona zafer verdi."


    Buhari, Cenaiz 4, Cihad 7, 183, Menakıb 25, Fedaili'l-Ashab 25, 44; Nesai, Cenaiz 27, (4, 26).


    Radıyallahu teala anhum ecmain.
    Maahazâ Cenab-ı Hak da dünyayı (Allah'ta alıkoyan) terk etmeye dâvet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah’ın dâvetine icâbet et.

    Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, Vücudunu Mucidine (c.c) feda et, Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü feda etmediğin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya Onun malı olduğundan yine Ona döner.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı NuruLik@ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Azizim o muta harbidir.ve hadis sahihdir

    - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Mûta gazvesinde Zeyd İbnu Harise radıyallahu anhüma'yı emir (komutan) tayin etti ve dedi ki:

    "Eğer Zeyd öldürülecek olursa, komutan Ca'fer'dir. Ca'fer öldürülecek olursa Abdullah İbnu Ravâha'dır" (radıyallahu anhüm).

    Abdullah der ki: "Bu gazvede aralarında ben de vardım. (Bir ara) Ca'fer İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'ı aradık. Onu ölüler arasında bulduk. Öyleydi ki cesedinin ön cephesinde doksan küsür ok ve mızrak yarası saydık." Bir rivayette de şu ziyadeyi ilave etmiştir: "Arka tarafında hiç yara yoktu."

    Buhari, Meğazi 44.

    - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Zeyd, Ca'fer ve İbnu Ravâha'nın öldüklerini onlardan haber gelmezden önce bildirdi. Şöyle demişti:

    "Bayrağı Zeyd aldı ve isabet aldı (öldü). Bayrağı ondan sonra Ca'fer aldı o da öldü. Sonra Abdullah İbnu Ravâha aldı, o da öldü. -Böyle deyince Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın gözleri yaşla doldu.- (Resûlullah sözlerine devam etti): "Bayrağı, sonra Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, tayin edilmeksizin aldı: Hâlid İbnu'l-Velîd... Allah Teâla Hazretleri ona zafer verdi."


    Buhari, Cenaiz 4, Cihad 7, 183, Menakıb 25, Fedaili'l-Ashab 25, 44; Nesai, Cenaiz 27, (4, 26).


    Radıyallahu teala anhum ecmain.
    Nasıl zafer bu ya?Gerisin geri dönmüş işte Halid.İyi de yapmış adam.


    Muta savaşı

    Hz. Resulüllah (S.A.V.) Kâbe’den döndükten sonra, Yahudiler ve müşrikler tarafından kışkırtılan Suriye sınırındaki Hıristiyan kabilelerinin Medine’ye hücum için hazırlanmakta olduğuna dair haberler gelmeğe başlamıştı. Bunun üzerine, Hz. Resulüllah (S.A.V.) durumu yerinde tahkik etmek üzere on beş kişiden ibaret bir heyet gönderdi. Bunlar Suriye sınırında bir ordu toplanmakta olduğunu gördüler. Derhal geri dönüp gördüklerini haber verecekleri yerde, yolda geciktiler. İslâmiyeti yaymak için faaliyete geçtiler. İslâmî gayret ve hamiyetleri muhakemelerine üstün geldi. Fakat yolda iyi niyetle gösterdikleri gayret, istediklerinin ve beklediklerinin tamamıyla aksi olan bir netice verdi.

    Biz bugün o hadiselere göz attığımızda, düşman tahriklerine kapılarak Medine’ye saldırmayı aklına koymuş olanlardan başka türlü bir davranış beklenemeyeceğini kolayca anlayabiliriz. Suriye sınırı yakınlarında oturan Hıristiyan kabilelerinin mensupları İslâmiyet hakkında vaaz eden bu on beş kişilik Müslüman grubu üzerine ok yağdırmaya başladılar. Mamafih, bu Müslümanlar niyetlerinden ve azimlerinden dönmediler. İleri sürdükleri delillere oklarla cevap verildi. Fakat, binlerce kişiye karşı duran on beş Müslüman bir adım dahi geriye gitmedi. Hepsi de dövüşerek şehit düştü. Hz. Resulüllah (S.A.V.) Suriyelilerin bu sebepsiz ve haksız zalimliğini cezalandırmak için sefere çıkmayı tasarladı. Fakat bu arada, toplanan kuvvetlerin çoğunlukta olduğuna dair haberler gelmesi üzerine bu teşebbüsünü başka bir zamana bıraktı.

    Mamafih, Hz. Resulüllah (S.A.V.) Bizans İmparatoruna (veya Bizans adına Basra’yı idare eden Gassan kabilesi reisine) bir mektup yazdı. Bu mektupta, Suriye sınırındaki hazırlıklardan ve sınırdaki duruma dair bilgi edinmek için gönderdiği on beş Müslümanın alçakça ve sebepsizce öldürülmesinden her halde şikâyet etmiş olsa gerektir. Bu mektubu sahabelerden El-Hars (R.A.) götürmüştü. Yolda Muta denilen yerde konakladı ve orada Bizansın bir memuru olan Gassan reislerinden Şurahbil ile karşılaştı. Bu reis ona “Sen Muhammed’in postacısı mısın?” diye sordu. “Evet” cevabını alınca onu tevkif etti; elini ayağını bağladı ve öldürünceye kadar dayak attı. Büyük bir ihtimalle bu Gassan reisi İslâmiyet hakkında vaaz etmekten başka bir şey yapmamış olan on beş Müslümanla dövüşüp onları öldüren kuvvetlerin komutanı idi. El-Hars’a “Muhammed’in postacısı mısın?” diye sormuş olmasından anlaşılacağı veçhile, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın Bizansa tâbi kabileler tarafından Müslümanlara karşı girişilen tecavüz hakkındaki şikayeti Kayserin kulağına gider diye korktu. Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın habercisini öldürmekle kendi emniyet ve selâmetinin sağlanabileceğini sandı. Hz. Resulüllah (S.A.V.) cinayeti haber aldı. Hem bu cinayetin ve hem de daha evvelki cinayetlerin intikamını almak üzere, üç bin kişilik bir ordu topladı ve azatlısı Hz. Zeyd (R.A.) bin Haris’in komutası altında Suriye’ye gönderdi. Zeyd ölürse yerine Cafer (R.A.) ibn Ebi Talib’in, ve Cafer (R.A.) de ölürse yerine Abdullah (R.A.) bin Ravaha’nın komutayı ele almasını emretti. Abdullah (R.A.) bin Ravaha da ölürse, Müslümanlar istediklerini komutan seçeceklerdi. Bunu işiten Yahudi: “Ya Ebul Kasım! Sen gerçek bir peygambersen komutan olmalarını söylediğin bu iç subay muhakkak surette öleceklerdir. Çünkü Allah bir peygamberin söylediği doğru çıkarır” dedi ve ondan sonra Hz. Zeyd (R.A.)’e dönüp ilâve etti: “Benim sözüme inan. Muhammed (S.A.V.) gerçek bir peygamberse muharebeden sağ çıkamayacaksın.” İmanı kavi bir Müslüman olan Hz. Zeyd (R.A.) “Ben sağ çıkmasam da Muhammed (S.A.V.) Allah’ın gerçek bir peygamberidir” cevabını verdi (Halbiyya, Cilt 3,Sayfa 75)

    Ertesi sabah İslâm ordusu uzun sürecek olan bir sefer için yola çıktı. Hz. Resulüllah (S.A.V.) ve sahabeler bir müddet orduya refakat ettiler. Böyle büyük ve mühim bir kuvvet ilk defa olarak başında Hz. Resulüllah (S.A.V.) bulunmaksızın sefere çıkıyordu. Hz. Resulüllah (S.A.V.) askerlere veda etmek üzere yanlarında yürürken, aynı zamanda onlara öğüt ve talimat veriyordu. Medine halkının, Suriye’ye giden dostlarını ve akrabalarını uğurlarken, vedalaştıkları ve onlardan ayrılıp geri döndükleri bir yer vardı. Hz. Resulüllah (S.A.V.) bu yere varınca durdu ve askerlere şu şekilde hitap etti:

    Allah’tan korkmanızı ve beraberinizde giden Müslümanlara insaflı ve hakkaniyetli davranmanızı isterim. Harbe Allah adına gidiniz ve hem sizin hem de Allah’ın düşmanı olan Suriye’deki düşmanla savaşınız. Suriye’ye gittiğiniz zaman, mabetlerinde Allah’ı çok zikredenlerle karşılaşacaksınız. Onlarla kavga ve münakaşa etmeyiniz ve kendilerine zahmet vermeyiniz. Düşman toprağında kadınları ve çocukları, körleri ve ihtiyarları öldürmeyiniz. Ağaçları kesmeyiniz ve evleri yıkıp tahrip etmeyiniz (Halbiye, Cilt 3)

    Hz. Resulüllah (S.A.V.) sözünü bitirdikten sonra Medine’ye döndü ve İslâm ordusu ileri yürüyüşe devam etti. bu, Hıristiyanlarla dövüşmek için gönderilen ilk İslâm ordusu idi. Müslümanlar Suriye hududuna vardıklarında, Kayserin yüz bin Bizans askerinden ve yüz bin de Hıristiyan Arap kabileleri etrafından oluşan iki yüz bin kişilik bir ordu ile yolda bulunduğunu öğrendiler. Bu kadar muazzam bir düşman kuvveti karşısında Müslümanlar ileri yürüyüşe devam etmemeye ve durumu Hz. Resulüllah (S.A.V.)’a bildirmek için Medine’ye adam göndermeye mütemayil gibi göründüler. Çünkü, Hz. Resulüllah (S.A.V.) kendilerine yeni takviye kuvveti veya yeni talimat göndermek isteyebilirdi. Komutanlar meşveret için toplandıklarında Abdullah (R.A.) bin Ravaha heyecanla ayağa kalktı ve şunları söyledi: “Ey kavmim! Evlerinizden Allah yolunda şehit olmak için ayrılıp gazaya çıktınız ve şehitliğe tam yaklaştığımız bir anda çekingen gibi görünüyorsunuz. Bu güne kadar düşmanla, sayı ve malzeme bakımından üstün olduğumuz için dövüşmemiştik. Bizim desteğimiz imanımızdı. Düşman sayıca veya malzemece şu kadar üstünmüş, ne çıkar? İki mükâfattan birisi veya ötekisi bizim olacaktır: Ya kazanacağız veyahut da Allah yolunda şehit düşeceğiz.” Abdullah sözleri İslâm askerleri üzerinde çok büyük bir tesir yaptı. Hepsi de onu haklı buldular ve ordu yürüyüşe devam etti. bu sırada Bizans ordusunun kendilerine doğru ilerlemekte olduğunu gördüler. Bunun üzerine, Muta’da Müslümanlar mevzilendiler ve çatışma başladı. Çok geçmeden İslâm komutanı Hz. Zeyd (R.A.) şehit düştü; ve Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın yeğeni Hz. Cafer (R.A.) ibn Ebi Talib Sancağı Şerifi ve komutayı ele aldı. Düşman baskısının arttığını ve Müslümanların maddeten çok üstün kuvvetler karşısında mevzilerinde tutunamadığını gören Hz. Cafer (R.A.) atından indi ve hayvanın ayaklarını kesti. Bu, kendisinin muharebeden kaçmayacağını ve böyle bir şey yapmaktansa ölmeyi tercih edeceğini gösteriyordu.

    Paniği ve düşmanın önünden bozgun halinde kaçmayı önlemek üzere, bindikleri hayvanın ayaklarını kesmek Araplar arasında câri olan bir âdetti. Cafer sağ elini kaybetti ve Sancağı Şerifi sol eline aldı. Sol elini de kaybedince, bu defa Sancağı kesik kollarının geri kalan kısımlarıyla göğsüne bastırıp yere düşürmedi. Vâdine sadık kalarak, dövüşe dövüşe şehit oldu. Ondan sonra Abdullah (R.A.) bin Ravaha; Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın emri gereğince, Sancağı Şerifi ve komutayı ele aldı; ve o da dövüşerek şehit düştü. Müslümanların, böyle bir durum ortaya çıkarsa, bir komutan seçmek üzere toplanmaları ve istişarede bulunmalarını Hz. Resulüllah (S.A.V.) emretmişti. Fakat böyle bir istişare ve seçim yapacak vakit yoktu. Müslümanların çok üstün düşman kuvvetleri karşısında dağılmaları ihtimal dahilinde idi. Bunun üzerine Hz. Halid (R.A.) bin Velid, bir arkadaşının teklifine uyarak, Sancağı Şerifi aldı ve karanlık basıncaya kadar dövüşe devam etti. Ertesi gün Hz. Halid (R.A.) yorgun ve takati kesilmiş kuvvetleriyle tekrar savaşa girdi; fakat bir savaş hilesi kullandı. Askerlerinin yerlerini değiştirip ön tarafta bulunanları arka tarafa, arka tarafta, sağ kolda bulunanları sol kola kaydırdı. İslâm askerleri harp naraları da atmaya başladılar. Düşman Müslümanlara geceleyin imdat geldiğini sanarak korku içinde çekilmeye başladı. Hz. Halid (R.A.) geri kalan İslâm askerlerini böylece kurtardı ve Medine’ye döndü. Hz. Resulüllah (S.A.V.) bu hadiselerden bir vahiy ile haberdar edilmişti. Müslümanları mescitte topladı. Onlara hitap etmek üzere ayağa kalktığında gözleri nemli idi. Kendilerine şöyle dedi:Sizlere, Suriye’ye gitmek üzere buradan yola çıkan ordu hakkında bir iki söz söylemek istiyorum. Ordu düşmana karşı durdu ve dövüştü. Evvela Zeyd, Sonra Cafer ve ondan sonra da Abdullah (R.A.) Sancağı Şerifi taşıdılar. Her üçü de kahramanca dövüşerek birbiri ardınca şehit oldular. Onlar için dua ediniz. Onlardan sonra, Sancağı Halid (R.A.) bin Velid aldı. Kendini komutan tayin etti. O, Allah’ın kılıçlarından bir tanesidir. Böylece, Halid İslâm ordusunu kurtardı ve geri dönmek üzere yola çıktı (Zad el-Ma’ad, Cilt 1 ve Zurkani)

    Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın Halid (R.A.) hakkında kullandığı tabir Müslümanlar arasında beğenildi ve rağbet kazandı ve bu büyük asker Allah’ın Kılıcı diye meşhur oldu.

    Hz. Halid (R.A.) en son ihtida edenlerden olduğu için, öteki Müslümanlar çok kere kendisiyle alay ederlerdi. Bir gün Hz. Halid (R.A.) ve Hz. Abdurrahman (R.A.) bin Avf bir meseleden ötürü kavga etmişlerdi. Hz. Abdurrahman (R.A.) Hz. Halid (R.A.)’i Hz. Resulüllah (S.A.V.)’a şikayet etti. Hz. Resulüllah (S.A.V.) Halid’i azarladı ve “Ya Halid! Bedir Gazası zamanından beri İslâmiyete çok hizmeti geçmiş olan birini rahatsız ediyorsun. Sana söyleyeyim ki, İslâmiyete hizmet yolunda Uhud Dağı kadar altın harcasan bile, Abdurrahman kadar sevaba lâyık olamazsın” dedi.

    Halid (R.A.) “Fakat, bana takılıyorlar ve ben de cevap vermeye mecbur oluyorum” karşılığını verdi.

    Bunun üzerine Hz. Resulüllah (S.A.V.) ötekilere döndü ve “Halid’e takılmayınız. O, Allah’ın kâfirlere karşı çekilmiş keskin bir kılıcıdır” dedi. Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın bu sözü birkaç sene sonra harfiyen doğru çıktı.

    Hz. Halid (R.A.)’in İslâm ordusu ile geri gelmesi üzerine, bazı Medineli Müslümanlar savaştan dönmüş olan askerleri bozguncu ve hamiyetsiz diye nitelendirdiler. Yöneltilen tenkitlerde, İslâm askerlerinin hepsinin döğüşerek şehit olması gerekirdi, deniliyordu. Hz. Resulüllah (S.A.V.) bu şekilde tarizde bulunanları azarladı. Hz. Halid (R.A.)’in ve askerlerinin hamiyetsiz veya bozguncu olmadıklarını tekrar tekrar hücuma geçmek için geri döndüklerini söyledi. Bu sözlerin satıhta görülebildiğinden çok daha derin bir manası vardı. Müslümanların Suriye’de girişeceği muharebeleri önceden haber veriyordu.

    http://www.ahmediye.org/peygamberimi...ta-savasi.html

    Önemli not:Bu linkde ki site Hz.Mehdi ve Hz.Mesih'in sitesidir.Müslüman kardeşlerime buradan beklenen müjdeyi vermeyi bir borç bilirim.Kendisi hem Mehdi,hem de Mesih'dir.İkisi bir aradadır.Üçü bir arada olan sadece Nescafedir.

  5. #5
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    .


    Söz konusu Mute savaşı hakkında İslam Peygamber Hz.Muhammed (sas) min Hyatı konusunda değinmiştik.

    http://www.turkforum.net/showthread....644285&page=15 linkinde 149 nolu mesaj ;


    558. İmparator’un bu diplomatik reddi karşısında Resulullah (AS)’ın cesareti hiç de kırılmamış ve bu defa Arap soyundan gelen, ancak daha az önemli mevkilerde bulunan Bizanslı başkanlarla ilişki kurmaya başlamıştır. Yukarıda Gassanlılardan söz etmiştik. Bunlardan birinin Müslüman bir elçiyi öldürmesi, Mu’te denilen cezalandırma seferinin düzenlenmesine yol açmıştı.(636) 3.000 kişilik Müslüman askerî birliği, yüz bin kişilik düşman ordusuyla savaşmak üzere karşılaştı. Bizanslıların İran’la savaşmak üzere topladığı güçler henüz terhis edilmemişlerdi. İmparator’un elinin altında, Gassanlıların imdadına koşmaya hazır vaziyette yüz bin askeri vardı. Az sayıdaki Müslüman birliği, savaşa başlamadan önce Medine’nin de görüşünü alma gereği duymadı. Başkomutan Zeyd ibn el-Hârise derhal hücuma kalktı ve şehit edildi. Hemen arkasından, onun yerine geçen öteki iki komutanın da akıbeti aynı oldu: Bu komutanlar, Resulullah (AS)’ın yeğeni Ca’fer ve Ensâr’dan Abdullah ibn Revâha idi. Müslümanlar, asla cesaretlerini yitirmeksizin, derhal Allah’ın Kılıcı Hâlid ibn Velîd’i baş komutan olarak seçtiler. O da, elinde kalan güçleri yeniden düzene sokup, düşmanın ileri gelenlerinden Mâlik ibn Zâfiletu’l-Belevî’yi öldürdü. Bir miktar da ganimet aldıktan sonra, Medine’ye dönmeye karar verdi. Düşman, kendisini takip etmeyi göze alamadı. İbn Asâkir’in işaret ettiğine göre, (637) Resulullah (AS) Mu’te’ye deniz yoluyla takviye birlikleri göndermişti. Herhalde üç komutanının da şehit olduğu haberini aldığı için, geri çekilme emrini gönderiyordu. Bu tahminimiz şu küçük rivayetle dolaylı bir biçimde doğrulanmaktadır:

    “Zeyd ibn el-Hârise’nin şehit olduğu haberi Cebrail’in diliyle veya ordudaki bir asker aracılığıyla (Peygamber’e) ulaşınca…” (Kastallânî, Şerhu’l-Buhârî, 6/383).

    Aynı kaynakta şu ek bilgi de yer almaktadır:

    “Musâ ibn Ukbe’ye göre, burada söz konusu olan haberci Ya’lâ ibn Umeyye’ye Resulullah (AS) şöyle demiştir: “(Olayı) Sen mi bana anlatmak istersin, yoksa ben mi sana anlatayım?”


    636 Ebû Dâvûd, 24: 2, vs.

    637 Yakûbî, II, 84; Vesâ’ik, Nº 28.


    İslam Peygamberi
    Prof. Dr.Muhammed Hamidullah


    selam ve dua ile,


    Prof.Dr. Hamdiullahın İslam Peygamberi adı eserinde de yazdığı gibi Halid Bin Velid konuutayı eline aldığında orduyu toparlamış ,düşmanın ileir gelenlerinden birini öldürmüş ve geri çekilmiştir. 3000 kişilik askerle 100.000 kişilik bir orduya karşı yapabileceğinin en iyisini yapmıştır.

    Bu arada DÜZEN demiş ki ;

    Önemli not:Bu linkde ki site Hz.Mehdi ve Hz.Mesih'in sitesidir.Müslüman kardeşlerime buradan beklenen müjdeyi vermeyi bir borç bilirim.Kendisi hem Mehdi,hem de Mesih'dir.İkisi bir aradadır.Üçü bir arada olan sadece Nescafedir.

    Bi ara buluşalım , takip etmekte zorlanıyorum.Üçü bir arada olanı bırak 5 'i 1 yerde olan var.Açtığın konu ( hani elinden alınan ) dakini bi incele , 5'i 1 yerde ( hatta daha fazla da olabilir ) bekleyip göreceğiz.


    selam ve dua ile,


    .
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •