Sabah sabah bir telefon sesi ile uyandım. 11. Dalga gelmiş, ART basılmış, Mustafa Özbek esir alınmış… Pardon, göz altına alınmış. Ergenekon örgütü var (!) diyen Erhan Göksel’e de gözaltının yolu görünmüş.
Değerli okurlar, bu konuyu son defa yazacağım, çünkü artık cılkı çıkmış, ülkede ki başka kepazelikleri kapatma aracı haline gelmiş bir konudur. 11. Dalga dedikleri şey benim için “yalan rüzgarı” dizisinin 11.bölümüdür. Büyük ihtimal de yerel seçimlere kadar devam edecektir…
Bu ülkede bir 28 şubat yaşandı. Orada da birçok hukuksuzluk yapıldı. Basın bazı komutanların talimatı ile haber yaparak basın ahlakını yerle bir etti. Bir çok insana sorgusuz medya infazı yapıldı. Bir çok milletvekili astronomik paralar ile satın alınarak istifa ettirildi. Sonra ne oldu? Ülke birilerine soyduruldu. 3’lü koalisyon döneminde yaşanan ekonomik krizin alt yapısı 28 şubat ile atıldı.
28 Şubat dönemi halkın askere soğuk bakmasına sebep olan bir süreci başlattı. Asker din düşmanı konumuna düşürüldü. Halk ile laikim diyen bir kesim arasında ilk kutuplaşmaların tohumu da o yıllarda atıldı.
Şimdi 28 Şubatın intikamı alınıyormuş(!) Komik… AKP bir 28 Şubat ürünüdür. O zaman 28 Şubatın kudretli komutanı Çevik Bir nerede? Başbakan’ın Ortadoğu danışmanı mı? Ülker’in yönetim kurulu üyesi mi(!)?
28 Şubatta uygulanan baskıdan AKP çıkarıldı. AKP ve AKP medyası asker paranoyası ile “Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaatine” sığındılar. Bürüksel’in kucağından AB-D ve küresel sermayenin kucağına kadar birçok kucakta hayat buldular.
28 şubat kini ile iktidar olanlar ve iktidarın özdeş medya mensuplarının bu kinleri bütün cumhuriyet değerlerini ve cumhuriyete sahip çıkan herkesi ötekileştirdi. Devletin gücünü ellerinde hissettmek, şuur altlarında bulunan Osmanlı hayranlığı ve Atatürk düşmanlığını ortaya çıkardı. Bu zaaf da yabancı istihbaratların ve Türk Devleti’ni ebediyen yok etmek, Anadolu'dan sürmek isteyen güçler için bulunmaz bir kullanma aracı oldu.
Şu anda Türkiye’de ki olaylar öyle karmaşık hale geldi ki, artık bazı şeylerin kontrolü elden çıktı gibi... Köşk zirvesinin ertesi günü başlatılan "11. dalga yalan rüzgarı bölümü" gösterime sunuldu. Öyle sanıyorum ki, Tayyip Bey'e de sürpriz oldu(!).. Küresel oyunda piyon olursan, işte böyle oyunlara getirilirsin. "Çankaya'nın İngiliz nişanlı Sakini bu işin neresinde? F tipi artık kontrol edilemiyor mu(!)"?... Eee... Meşruiyet dışında meşruiyet ararsan, birgün o arka sokaklarda yok edilmen kaçınılmazdır.
Su testisi su yolunda kırılır!...
Ergenekon dedikleri bu yalan rüzgarı, yabancı istihbaratların yerli işbirlikçiler vasıtası ile yürüttükleri çok amaçlı bir projeye doğru götürülüyor.
28 Şubat nasıl zıddını doğurdu ise, Ergenekon zulmü de zıddını doğuracaktır! Ve o zıddı çok daha büyük bir nefret ve kin ile oluşacaktır. Çünkü her zulüm doğanın kanunu gereği zıddını oluşturur.
Ergenekon denilen “yalan rüzgarı” dizisi yerel seçimlere kadar sürer. Neden mi?
2009 yılı çok zorlu bir yıl. Artık AKP’nin elinde halkın gözünü boyayabileceği hayali malzeme kalmadı. AKP bu zorlukların üstesinden gelecek konumda değil. "Kralın çıplak olduğunu artık saklayamazlar.Daha önce de yazdığım gibi, AKP’nin bir darbeye ihtiyacı var. İlker Başbuğ Büyükanıt gibi ellerine mağduriyet kozu vermiyor. Ben sizi tanımıyorum demiyor, şikayetlerini kendilerine iletiyor. Dolayısı ile topu sorumlusuna atıyor. AKP darbe olmayacaksa, mağdur edilerek yerel seçimlere girebilmenin yolunu arıyor. Oysa rüzgar çoktan ters döndü, farkında değiller. Mağdurum derken "mağdur" değil, mağdurlar ordusu yarattılar.
RTE "mağdur", ordu "mağrur" iken, şu anda ordu" mağdur", hükümet "mağrur"... Üstelik ordu PKK gibi bir kanlı örgüt ve yabancı istihbaratlar, F tipi gibi yapılar tarafından mağdur edilirken, hükümet mağdur edenlerin tarafında yer aldı görüntüsünü fazlası ile vermiştir. Artık ordu karşısında mağdur eden kendisidir.
Deniz Feneri, Hüseyin Üzmez, Zahit Akman konularında taraf olmuştur. Taraf olmakla kalmamış, deniz fenerini gündeme taşıyanlar tehdit edilmiştir.
Ergenekon gibi yabancı istihbaratların tuzağı olan bir davada Başbakan kendini “savcı” ilan ederek yargıyı zan altına sokmuştur.
Kendine gelince yargıya güvenmeyen, hatta ver yansın eden Başbakan, Ergenekon söz konusu olunca “yargıya güvenin” gibi ikilemlerin insanı olmuştur. BOP ÖZDEŞ medyasının “Ku Klux Klan grubu” siyasi faşizmine göz yummuştur. 28 Şubatın mağduru Başbakan Ergenekon mağdurlar ordusu yaratmıştır. “Halefini bu ordu içinde arayabilir(!)”
"Yargıya güvenin" diyen Başbakan, dokunulmazlıklar söz konusu olunca “yargıya güvenmediğini” ifade ederek mazlum olmaktan çıkıp, zalim konumuna düşmüştür.
Asker “kendimize güveniyoruz, buyurun, yargılayın” diye kartını ileri sürerken, Başbakan 2 yıldır Ramazan Akyürek’in dosyasını işleme koyamadı. Yalan rüzgarı 10. Bölümün şiddeti hafiflesin diye sanırım dosyanın işleme konmasına izin verdi. Zahit Akman’ı korudu. Deniz Feneri dosyası kamuoyu baskısı ile zorla istendi. 2,5 aydır da hala getirilemedi. Dokunulmazlıklar kaldırılmayarak birileri korundu.
Rüzgar ters döndü. Tayyip Bey ve avanesi artık "mağdur" değil mağdur edendir, mağrurdur!..
Ordu mağdur, Ergenekon sanıkları mağdur, el değiştirmeye mecbur bırakılan medyadan çıkarılan insanlar mağdur… İşten attırdıkları birçok gazeteci mağdur… AKP mağdurlar ordusu yarattı, korku imparatorluğu kurdu...
Ordu müdahale etmiyor, AKP "mağdur rolünü" fena kaptırdı. Yaptıklarının faturasını kendi ödemek zorunda kalacak. Ordu müdahale etmiş olsa BOP projesi olan ılımlı İslam projesi daha kolay gerçekleşir. 12 Eylül ve 28 Şubatın ülkeyi cemaatleştirip AKP’yi doğurduğunu bilenler, ılımlı İslamı ülkeye yerleştirebilmek için orduyu müdahaleye zorluyor. Darbe olursa, kafası bulanık halk daha çok muhafazakarlaşır, hatta radikal gruplar da güç bulur. AKP’yi yeniden mazlum yapıp aklamak istiyorlar ama ordu bu tuzağa düşmüyor. Biliyor ki, AKP serseri mayın gibi sağa-sola çarparak kendi darbesini zaten kendi yapıyor, yapacak. AKP “frenini patlattığı demokrasi treninde" 300 Km. hızla yol alıyor. Ve bu treni durdurması için ordudan bir darbe "nerede ise zorla" rica ediyor.
Rüzgar ters döndü. Bunu anlayan bazı “medya yosmaları” çoktan çark etmeye başladılar bile.
Her nefret nefreti, her şiddet şiddeti doğurur.
Demokrasinin freni patlamıştır…
Bu "yalan rüzgarı" dizisi hakkında son yazışımdır. Bu dizinin gerçek gündemi gölge etmesine, kapatmasına müsaade etmemek, oyuna gelmemek lazım.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla