Takıntı, sanıldığı gibi sadece psikolojik bir hastalık değil. Biyolojik ve genetik faktörlerin de etkili olduğu hastalığın en yaygın olanı temizlik takıntısı.
1970’lere kadar tedavisi bulunamayan hastalık biraz inatçı da olsa artık alt edilebiliyor.
Halk arasında ‘evham’ olarak da nitelendirilen takıntı hastalığı tıp dilindeki adıyla pek bilinmiyor. 1970’lere kadar psikolojik bir sorun olarak bilinen ve çaresi olmayan obsesif kompülsif bozukluk (OKB), aslında biyolojik de bir rahatsızlık. Beyindeki serotonin isimli hormonun yeterli düzeyde salgılanmaması sonucunda, çevresel faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkıyor. Tabii genetik faktörünü de unutmamak lazım. Kimi hastalara “Keşke kanser olsaydım!” dedirtecek kadar acı veren bir rahatsızlık bu. Beynin emin olma mekanizmasının bozulduğu OKB sebebiyle hastalar günlük hayatlarını diğer insanlara göre daha zor geçiriyor. Aslında pek çok şeyi başarabilecekken potansiyellerini kullanmıyor, bilakis öldürüyorlar. Biz de insan hayatını bu derece olumsuz etkileyen hastalık hakkındaki sorularımızı ‘Takıntılar’ kitabının yazarı Psikiyatrist Dr. Oğuz Tan’a sorduk.
Obsesif kompülsif bozukluk (OKB) nedir?
OKB takıntı veya saplantı hastalığı adıyla Türkçeleştirilebilir. Takıntı (obsesyon) insanın aklına gelen ve bir türlü gitmek bilmeyen fikirdir. Bu düşünceler bazı şeyleri insana tekrar tekrar yaptırır. Bunlara da kompülsiyon denir. En sık görülen türü temizlik hastalığıdır. ‘Dokunduğum yerde kan mı vardı, idrar mı? Çöpün yanından geçtim, bana pislik bulaştı mı? Hastanenin yanından geçtim, mikrop kaptım mı?’ gibi temizlik üzerine fikirler insanın aklına gelir ve bir türlü gitmez.
Mesela 33 yaşında bir ev hanımı hastam nereye dokunsa el yıkama ihtiyacı duyuyordu. Bilhassa ev dışında çok kötüydü durumu. Koltukta bile kolları değmeden oturuyordu. Banyoda 4 saat duruyordu, zorla çıkarıyordu ailesi. Hastanelerden aşırı derece rahatsız oluyor, eve gittiğinde yıkanıyordu. Dışarıda tuvalete gitmiyor, gitse bile evde bütün kıyafetlerini kapıda çıkarıyordu. Eşine ve çocuklarına da aynı şeyi yaptırıyordu. Ellerinin derileri soyulmuş, kıpkırmızı olmuş yıkamaktan. Zaten ağlayarak yıkıyor. Tuvalette kalma süresi bir saati buluyor. Beline kadar taharet alıyor. Her gün bir kalıp sabun tüketiyor. Su ve elektrik faturası normalin iki-üç katı geliyor. Çamaşır makinesinde aynı çamaşırı üç-dört kere yıkıyordu...
Hasta bu tarz mantıksız şeyleri yaptığında kendisine güveni azalmıyor mu?
Hastalık akli dengeyi bozmaz. Bunlar gayet normal, sağlıklı, dürüst ve çoğu başarılı insanlar. Dışarıdan normal görünürler; ama içlerinde fırtınalar kopar. Çoğu bu hastalığı kendilerine yediremediğini söyler. Beyinde emin olma mekanizmaları bozuluyor. Emin olamadıkça aynı eyi tekrar tekrar yapıyorlar. Kendilerine güvenleri elbette azalıyor, çok mutsuz oluyorlar. Depresyon riskinin en sık görüldüğü hastalık türü OKB. Her zaman birlikte seyretmez; ama seyri esnasında sık sık depresyon ortaya çıkar. Çoğu hastamdan “Bu rahatsızlığa yakalanacağıma keşke kanser olsaydım.” sözünü duymuştum. Hastalığın özelliği şu: Mesela kapıyı kapattığını hatırlıyor. Dönüp bir daha kontrol ediyor. Üç, beş, on kez ediyor, yirmi dakika kapının önünde bekliyor; ama tekrar gidip bakıyor. Bakmazsa dayanılmaz bir sıkıntı duyuyor içinde. Zaten hastalığın temel özelliği tekrarlayıcı düşünce ve hareket.
Peki bu tekrarlamalar hastaya iyi geliyor mu?
Geçici olarak azaltıyor sıkıntıyı; ama hastalığı da kronikleştiriyor.
Yani kısa vadede faydalı, uzun vadede zararlı.
Kesinlikle öyle. Tedavide zaten ilaç dışında en etkili yöntem ERP’dir (Explosure Response Provention). ‘Explosure’, İngilizcede kendini maruz bırakma, üstüne gitme; ‘response provention’ da tepkiyi önleme demek. Mesela “Sana pis gelen şeylerden kaçınma, otobüsün tutamaklarını tutamıyorsan tut, kimseyle tokalaşmıyorsan tokalaşmaya başla, elini yıkayacaksan geciktirerek yıka veya hiç yıkama.” diyoruz. Ama bu o kadar zor ki. Tedavide ancak bu çok yavaş ve belli bir program dahilinde yapılıyor. Hiç yıkamamayı beceremeyebilir hastalar. Ama buna günde beş saat ayırıyorsa dört saate indirmek mümkün.
Peki sebebi nedir takıntıların?
Bu hastalığın biyolojik kökenli olduğu artık iyi biliniyor. Beyinde ‘mutluluk hormonu’ diye şöhret bulan serotonin adlı bir madde var. Bu madde aynı zamanda düşünceyi de düzenliyor. Serotonin azalırsa kişi düşüncesini de kontrol edemez hâle geliyor. OKB’nin kritik noktalarından biri de kişi aklından geçen düşüncenin mantıksız olduğunu biliyor; ama atamıyor ve büyük bir sıkıntı duyuyor.
OKB’nin tedavisi nedir? İyileştikten sonra tekrarlama riski var mı?
Hastalığın yarısında ilaç tedavisi yeterli geliyor. Bir seneden önce ilaç kesilirse tekrarlama riski neredeyse yüzde 100. Bu bir buçuk-iki seneye uzatılırsa tekrarlama riski daha da azalıyor. Ama yine de OKB tekrarlama riski yüksek olan bir hastalık. Psikoterapinin zaten en önemli faydası davranış değiştirmeye yönelik olması. Bu terapi ilaçla beraber verilirse tekrarlama riskini epey azaltıyor. İlaçsız uygulanırsa yine yarısı düzelme gösteriyor. İlaçla psikoterapi yarı yarıya önem arz ediyor. İkisi birlikte uygulanırsa yüzde 90 iyileşme görülüyor.
Bu hastalık kişinin karakterinden mi kaynaklanıyor, yoksa çevrenin ve yaşadıklarının etkisiyle mi ortaya çıkıyor?
Genlerin etkisi yüzde 60, çevrenin etkisi yüzde 40 diyebiliriz. Yani biyolojik faktör ön planda. Fakat yetiştirilme tarzı ve kişisel özellikler etkili olabiliyor hastalığın başlamasında. Bu özelliklerin başında mükemmeliyetçilik gelir; ‘her şey kusursuz olsun’ düşüncesi yani. Yine kısmen bunun yol açtığı suçluluk duygusu. Hastalar genelde aşırı sorumluluk sahibi, en ufak bir aksamayı kabul edemeyen, bu yüzden hemen suçluluk duygusuna kapılan, şekilci ve dolayısıyla değer yargıları katı olup esneklik gösteremeyen, gergin, kaygılı ve karamsar, ince eleyip sık dokuyan, zor karar veren kişilerden oluşuyor.
Obsesif kompülsif kişilikle OKB’yi birbirinden ayırıyorsunuz. Kişiliği âdeta taşıyıcı konuma yerleştiriyorsunuz. Nedir bu ikisinin arasındaki ince fark?
OKB adı üstünde bir bozukluk, bir hastalık. Genellikle 20 yaşında başlıyor. Çocukluk çağında başlayan vakalar da çok. Çocuklukta da ender bir hastalık değil. 20 yaşında başlayanların ergenlik dönemlerine bakıldığında ilk nüveleri görülebiliyor hastalığın. Tedaviye büyük oranda cevap veriliyor. Ama obsesif kompülsif kişilik bir karakter özelliği. Bütün kişiliklerde olduğu gibi çocukluk yıllarında oluşmaya başlıyor. 18 yaş civarında oturuyor ve genellikle hayat boyu devam ediyor. Kişilik hayatımızda çok yavaş ve geç değişir. İlaçla da değişmez. Ancak psikoterapiyle ve kişinin kendini tedavi etmesiyle obsesif kompülsif kişilik değişebilir. OKB’si olanların büyük bölümü bundan rahatsızdır, farkındadır, tedavi arar ve çok mutsuz olur. Ama obsesif kompülsif kişiliği olanlar genellikle farkında değildir. Başka herkesi yanlış görür. Mutlu insanlar değillerdir; fakat herkes benim gibi olmalı düşüncesindedirler.
İrsiyet söz konusu mu OKB’de?
İrsiyet faktörünün etkisi var. Ama her OKB görülen kişinin ailesinde bu hastalık görülecek diye bir şey yok. İlk örnek de olabilirler. Yine de genetik etkenlerin küçümsenmeyecek bir rolü var.
Neden OKB hastaları kendilerini dünyadaki tek örnekmiş gibi algılıyorlar?
Saçma bir şey yaptıklarını düşünüyorlar. Bize bile anlatmaya utanıyorlar. Hatta daha önce doktor doktor gezmiş ama “Hiçbir doktora takıntılarımı anlatamadım, ilk kez size anlatacağım.” diyen çok hasta var. Hastayla güven ilişkisi kurmak psikiyatride çok önemli. Ama hafifi bile çok rahatsız edici olduğu için hastaların çoğu doktora başvuruyor.
OKB’nin görülme sıklığı nedir?
Çok sık görülen bir hastalık. Bütün vakalar hesaplandığında dünyanın yüzde 2,5 - 3’ünde görülüyor. Türkiye’de toplum taramalarından elde edilen sonuca göre bu 1,5 - 2 milyon kişi, yani gizli bir salgın demek. Tabii bu sayıya ufak tefek takıntıları olanları katmıyoruz. Ancak kişi ve çevresi ciddi şekilde etkileniyor, performansı düşüyorsa bu durum hastalık olarak kabul ediliyor.
Tedaviye cevap verme oranı nedir?
Tedavisi zor olan hastalıklardan biri OKB, depresyondan daha zor. 1970’lerin ortalarına kadar tedavisiz bir hastalık olarak biliniyordu. Hâlâ eski kitaplara bakıldığında buna rastlanır. Hâlbuki günümüzde ilaç ve psikoterapi ile yüzde 90 düzeliyor. Ama yine de en az bir buçuk-iki sene ilaç tedavisine ve psikoterapiye devam etmek gerekiyor. Üç-dört haftadan önce bir düzelme olmuyor. Çoğu zaman ayları buluyor düzelmenin başlaması.
Farklı türlerdeki takıntıların bir insanda görülmesi mümkün mü?
Bir dönem temizlik takıntısı olan kişide başka bir dönem düzen takıntısı görülebiliyor. Önemli bir bölümünde de hastaların iki-üç takıntı birden görülür. Aynı anda sekiz-on takıntının görüldüğü vakalar olabiliyor. Tekrarladığı zaman hastada ümitsizlik duygusu ortaya çıkarır. Ama önceden tedaviye cevap veren yine cevap verir. Çoğu kişi “Kendimden bıktım.” diyor.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla