Eski, iflah olmaz, tedavi edilemez, tanımlanamaz bir "şey" aşk. İnsan
oğlunun yakalanmak için can attığı bir hastalık.
Şimdilerde insanlar "hoşlanmak", "sevmek", "ilgi duymak" ve "aşk"
kavramlarını birbirine karıştırıyor olsada, aşk çok özel bir hastalık
çeşidi. Diğerlerinden ayrılan bir yanı var aşkın; aşk sık sık
buluşmaya,
konuşmaya, sohbete gelmez, aşk hasretle beslenir, büyür. Sevgiliniz ne
kadar
erişilmezse , aşkınız o denli büyük olur. Fazla muhabbet, aşkta tez
ayrılık
getirir. İnsanı gözü açık hayal görür hale getirir. Bu dönemde her şey
ne
güzel, herkes ne iyi, ağaçlar ne yeşildir....
Tabi aşk kimyasal bir vak'a kabul etmek lazım, kimyasal ömrü bitme
noktasına
geldiğinde, yerini en iyi arkadaşı sevgiye, bulunmazsa alışkanlığa
bırakır.
Bu en iyi senaryo tabi. Eğer sayılanlardan hiç biri bulunamazsa kavga,
gürültü...
Bütün aşklar hızlı başlar, sonradan yavaşlar...
Aşık olduğunuzda karşınızdaki dünyanın en kusursuz yaratığına
dönüşmüştür çoktan.
Karşınızdaki insanın ne mükemmel bir yaratık olduğunu hayretler içinde
izler, böyle insan üstü bir varlık sizinle ilgilendiği için kendinizi
çok
şanslı ve eşsiz hissedersiniz. Onun yaptığı her şey doğrudur, zaten
yanlışları için siz onun yerine bir mazeret uydurur, inanırsınız.
Onu öyle büyütürüz ki gözümüzde, ondan neler bekleriz neler, ama bir
çoğunu
beklediğimizle kalırız.
O mükemmel şey her hücresiyle size aittir(!) Ona bir başkasının gözü
değmemelidir. Sizin yönetiminizde, sizin denetiminizde olmalıdır. Bu
aşk
oyunu sizin kurallarınızla oynanmalıdır, v.s, v.s ...
Asıl problem tam da bu noktada başlıyor.
Karşımızdaki insanın karakterine hakaret edercesine onu kendi
kriterlerimize
göre şekillendirmeye çalışırız. Giyimine kuşamına, hayata bakışına
kadar her
alanda onun alışkanlıklarını, fikirlerini bir kenara itme ve kendimize
ait
olanları kabul ettrime çabasına gireriz. NEDENSE ?
Karşımızdakini olduğu kabullenmek bize zor gelir ama karşımızdan bizi
olduğumuz gibi kabul etmesini şiddetle bekleriz. Biz onu değiştirmeye
çalışırken, onun bizi değiştirme çabaları bizi çileden çıkartır.
"Empati" denen kavram henüz bir çoğumuzun sözlüğünde gerekli yeri
almadığından, olaylara bir de karşımızdakinin gözleriyle bakmayı
denemeyiz.
Ne de olsa biz her şeyin en iyisini biliriz (!)
Sonra yavaşlama evresine geçildiğinde mazeret uydurulan ve mazur
görülen
sevimli davranışlar birden şekil değiştirir ve gözümüze gözümüze
batmaya
başlar.
O mükemmel yaratık yerini normal bir insan suretine terkeder.
Konuşmalarımız
iki sevgili arasında değil kadın ve erkek arasında yapılıyor
vurgusuyla
başlar. "Siz kadınlar var ya" ya da "Siz erkekler hep böylesiniz"....
E hal böyle olunca, işin sonu hayal kırıklığı.
Sevgili olmak elele tutuşmak, göz göze bakmak, sarılarak yürümek,
giyime
kuşama karışmak değildir bence. Önce birbirimizi anlamayı, olduğu gibi
kabul
etmeyi öğrenmeliyiz.
İşin sırrı "Ne Kadar Az Beklenti, O Kadar Çok Mutluluk" (Naçizane
görüşüm)
Her şeyden önce sevginin, saygının, hoşgörünün bedava olduğunu
unutmamalı ve
birbirimizle paylaşmalıyız
alıntı..


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla







