• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 9 123456789 SonSon
86 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ahmetaysever adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-12-2008
    Mesajlar
    353
    Karizma Gücü
    4

    Tanrının Formatı Nedir?

    Müslüman toplumlarda dinlere inanmayan "ateist" olarak değerlendirilir. Oysa dinlere inanmamak ile tanrıya inanmamak arasında çok büyük fark vardır.

    Bu farkın temeli tanrının formatına dayanmaktadır. Dine inanlara göre Tanrı İnsandır... Dine inananlar yani teistler bunu her ne kadar kabul etmese de dinlere göre "tanrı apaçık bir insandır!" Örneğin tanrı dünyayı yaratırken yorulur, dünyayı bir anda yaratamaz çünkü tanrı sanki zamana tabiidir(kendi yarattığına tabii olmak mantıki olmasa da; insan olduğu buradan da anlaşılabilir). Tanrı dünyayı tamamlamayı ancak 7 günde başarabilmiştir. Dünyayı yapar bir bakar ki karanlık olmuştur, sonra ışığı yaratır (insan gibi deneme-yanılma yoluyla ilerlemektedir) İşini bitirdiğinde (halen zamana tabii dikkat) melekleri çağırır ve dünya serüveni ceryan etmeye başlar! Sonrasında dinler gönderir; en son dininde de Namaz bekler, oruç ister, dua ister, hatırlanmak ister, zikredilmek ister, ister, ister... Bu kadar isteğine karşılık "aslında istememektedir" ihtiyacı yoksa insanlarla derdi nedir? Derdi "yok kadar" büyük ve yüceyse namaz nedir, oruç nedir? Çelişir ve bu çelişkiler içersindeki asla tanrı olamaz, bu istekler son derece insani'dir! ve tanrının formatı insan değildir!

    Akıl tanrının insan olmadığını göstermektedir. Hep verdiğim örnek (ki halen çürütülememiştir) elbetteki bir insan bugün yaşıyor olmasını Dedesine borçludur... Dedesi olmasa o insanın bugün burada olması akli değildir... Dinler bir nevi insanın dedesine tapma gerekliliğini ortaya koymaktadır! Dedeniz sayesinde burdaysanız; ona tapmanız gerekmektedir! Yetmez; Dedenizin sizden namaz oruç beklediğini ileri sürmektedirler! Dedeniz de bir enerjiydi, sizin geleceğinizden habersiz yaşadı ve enerji formatında bir yerlerde bir şekilde (formatını bilemiyoruz) var olmaya devam ediyor, ne yapsın sizin duanızı; orucunuzu ???


    Tanrı insan olmadığına göre; tanrı başka bir şeydir. Örneğin insan'ın büyük patlamadan kopan bir parça olduğu kesindir! İnsan illa tanrı arıyorsa, yani bir yaratıcı arıyorsa; yaratıcı vardır evet "o bir" enerji parçasıdır! Zira tapmaya ne gerek var ki?

    Bugünün var olan enerjisini tanrı kılarsak, yarın siz de bir tanrı olacaksınız demektir...


    Mesela tanrıyı güneşe de benzetebiliriz, bizim formatımızda olmadığına göre neyse nedir aslında ama örnek bu ya; güneş şimdi bizden namaz mı beklemektedir veya pazar günü kiliseye gitmemizin güneşe fayda sağlaması akli midir?


    Tanrının ne olduğunu bilmek imkansızdır ama ne olmadığını bilmek bir tabi imkanlar dahilindedir! İnsan olmadığı kesindir...(Dinciler "e biz de insan değil diyoruz diyebilirler ama lütfen mantıklı yaklaşalım; tanrı madem insan değildir bu insandan beklentileri nedir böyle? Namaz,oruç, dua vs?)Yani tanrının aslında namaz oruç beklemediği kesindir. Enerji parçasıdır ve bu parçadan kopan bir parça olarak tanrıyı insanlaştırmamamız gerekmektedir. Formatı bir enerjidir, daha ehil, güçlü bir insan formatı asla değil!!! Savaşlar, kan, kendini patlatmalar dünyayı yaşanmaz kılmaktan başka bir şey değildir. Tanrı bir enerji formatıdır ve insan olmadığına göre; güneş için adam öldürmek ne kadar doğru değilse, ona tapınmak da doğru değildir! Mesela olan güneş formatı sizden bir şey beklememektedir! Fiziken imkansız!!!


    Enerji yalnızca devam eder, işi budur. Din gönderip hele yapıyorlar mı diye beklemek gibi bir yaklaşımı doğası gereği olamaz...

  2. #2
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    Güzel bir çalışma tebrikler

    İnananlar anlaya bilse (işine geldiği gibi inananlar haricinde) zaten deist yada agnostik olurlardı en azından.

    Kur'an'da yerlerin 4 günde göklerin 2 günde yaratıldığını yazmasıda ayrı bir çelişkidir. Oysa gökler yer'den katrilyonlarca kere daha geniş ve ayrıntılarla doludur. Bu büyük bir orantısızlık ve Tanrının yaratmak için zamana gerek duyması yorulunca dinlenmek istemeside saçmalıktır.

    İnsanoğlu mağra devrinde cahildi bilimden yoksundu, şimşeğin çakmasını bir yaratıcıdan bildi yada bundan korunmak için sığınacak bir TANRI ihtiyacı duydu. Odevirlerde TANRI büyük bir ihtiyaçtır mistik rahatlama ve inanç psikolojikmen insanı rahatlatır sebebinide anladınız öyle değil mi?

    Sadece Hindistanda milyonlarca Tanrı var. Tanrı ancak İnsan beyninde yaratılabilir. Yaratamaz. Ondan hiç bir ciddi mesaj bir iz yok. Tanrı öldü.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  3. #3
    ahmetaysever adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-12-2008
    Mesajlar
    353
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı İmhotep tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Güzel bir çalışma tebrikler

    İnananlar anlaya bilse (işine geldiği gibi inananlar haricinde) zaten deist yada agnostik olurlardı en azından.

    Kur'an'da yerlerin 4 günde göklerin 2 günde yaratıldığını yazmasıda ayrı bir çelişkidir. Oysa gökler yer'den katrilyonlarca kere daha geniş ve ayrıntılarla doludur. Bu büyük bir orantısızlık ve Tanrının yaratmak için zamana gerek duyması yorulunca dinlenmek istemeside saçmalıktır.

    Sadece Hindistanda milyonlarca Tanrı var. Tanrı ancak İnsan beyninde yaratılabilir. Yaratamaz. Ondan hiç bir ciddi mesaj bir iz yok. Tanrı öldü.
    Teşekkürler Gelecek yanıtları çok merak ediyorum. Umarım ayet'lerle örnek vermeye çalışılmaz. Biz ayet gönderdiği iddia edilen tanrının formatından bahsederken, yani ayet gönderilmesi imkansız derken: insanların ayet'lerle açıklama yap-ma-yacağını umuyorum...

    Akli, mantıklı, bilimsel açıklamları dört gözle bekliyoruz

    Bakalım bu başlığa nasıl cevap verecekler, dine inananları bayağı sıkıştıran bir başlık oldu bu

  4. #4
    Bertold adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-09-2008
    Mesajlar
    2,882
    Karizma Gücü
    4
    Herkesin düşüncesi inancı kendine. Beni pek ilgilendirmiyor kimin neye inandığı veya taptığı. Ben de bir ateistim ve benim de elbette bazı düşüncelerim var. Paylaşmak istiyorum hepsi budur. Kimsenin inancına hakaret değildir amacım.

    Dinler toplumlara göre şekil almışlardır. Toplumda ne eksikse dinler onu tamamlamıştır. Mesala Hindistan'da kast sistemi vardır. Kast sisteminde gruplar şöyledir.

    Dua eden: Brahmanlar
    savaşan: Ksatriyalar
    çalışan: Vaisyalar
    kirli işleri: gören Sudralar

    Bu kastlar arasında geçiş yapmak mümkün değildir. Böyle bir anlayış vardır. toplum sosyal sınıflara ayrılmıştır. Ne tesadüftür ki Hindistan'da reenkarnasyon inancı yaygındır. Dünyaya yeniden geldiklerinde daha üst bir sınıfta dünyaya geleceklerine inanırlar. Yani isyan etmelerine gerek yoktur ne de olsa ölüp tekrar gelecekleri zaman daha üst bir kastta yer alacaklardır. Ne güzel bir avuntu ama ....

    Dinler insanlara cenneti vaat ederler. Dünya güzel bir yer değildir ve buradan sonra bir hayat daha vardır. Dine uyanlar cennete uymayanlar cehenneme. Bu sayede cennetteki ödüller vaadedilerek iktidar sahipleri halkı daha kolay yönetmektedirler ve halk arasında isyanlar çıkmasını engellemektedirler.

    Yoksa insanlar bir daha dünyaya gelmeyeceğine inansa ve cennet diye bir yerin olmadığına inansalar iktidar sahiplerine karşı isyan etmekte hiç tereddüt etmezlerdi çünkü kimse bir kez geldiği dünyada birileri zevk-i sefa içersinde yaşarken açlık ve yoksullukla yaşamayı kabul etmezdi.

    Nacizane fikrim ve teorim budur.
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ

    tam yüzyıl..
    tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
    gözlerin içimde durmayalı.
    NAZIM HİKMET RAN

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    27-05-2007
    Mesajlar
    551
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı ahmetaysever tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Müslüman toplumlarda dinlere inanmayan "ateist" olarak değerlendirilir. Oysa dinlere inanmamak ile tanrıya inanmamak arasında çok büyük fark vardır.

    Bu farkın temeli tanrının formatına dayanmaktadır. Dine inanlara göre Tanrı İnsandır... Dine inananlar yani teistler bunu her ne kadar kabul etmese de dinlere göre "tanrı apaçık bir insandır!" Örneğin tanrı dünyayı yaratırken yorulur, dünyayı bir anda yaratamaz çünkü tanrı sanki zamana tabiidir(kendi yarattığına tabii olmak mantıki olmasa da; insan olduğu buradan da anlaşılabilir). Tanrı dünyayı tamamlamayı ancak 7 günde başarabilmiştir. Dünyayı yapar bir bakar ki karanlık olmuştur, sonra ışığı yaratır (insan gibi deneme-yanılma yoluyla ilerlemektedir) İşini bitirdiğinde (halen zamana tabii dikkat) melekleri çağırır ve dünya serüveni ceryan etmeye başlar! Sonrasında dinler gönderir; en son dininde de Namaz bekler, oruç ister, dua ister, hatırlanmak ister, zikredilmek ister, ister, ister... Bu kadar isteğine karşılık "aslında istememektedir" ihtiyacı yoksa insanlarla derdi nedir? Derdi "yok kadar" büyük ve yüceyse namaz nedir, oruç nedir? Çelişir ve bu çelişkiler içersindeki asla tanrı olamaz, bu istekler son derece insani'dir! ve tanrının formatı insan değildir!

    Akıl tanrının insan olmadığını göstermektedir. Hep verdiğim örnek (ki halen çürütülememiştir) elbetteki bir insan bugün yaşıyor olmasını Dedesine borçludur... Dedesi olmasa o insanın bugün burada olması akli değildir... Dinler bir nevi insanın dedesine tapma gerekliliğini ortaya koymaktadır! Dedeniz sayesinde burdaysanız; ona tapmanız gerekmektedir! Yetmez; Dedenizin sizden namaz oruç beklediğini ileri sürmektedirler! Dedeniz de bir enerjiydi, sizin geleceğinizden habersiz yaşadı ve enerji formatında bir yerlerde bir şekilde (formatını bilemiyoruz) var olmaya devam ediyor, ne yapsın sizin duanızı; orucunuzu ???


    Tanrı insan olmadığına göre; tanrı başka bir şeydir. Örneğin insan'ın büyük patlamadan kopan bir parça olduğu kesindir! İnsan illa tanrı arıyorsa, yani bir yaratıcı arıyorsa; yaratıcı vardır evet "o bir" enerji parçasıdır! Zira tapmaya ne gerek var ki?

    Bugünün var olan enerjisini tanrı kılarsak, yarın siz de bir tanrı olacaksınız demektir...


    Mesela tanrıyı güneşe de benzetebiliriz, bizim formatımızda olmadığına göre neyse nedir aslında ama örnek bu ya; güneş şimdi bizden namaz mı beklemektedir veya pazar günü kiliseye gitmemizin güneşe fayda sağlaması akli midir?


    Tanrının ne olduğunu bilmek imkansızdır ama ne olmadığını bilmek bir tabi imkanlar dahilindedir! İnsan olmadığı kesindir...(Dinciler "e biz de insan değil diyoruz diyebilirler ama lütfen mantıklı yaklaşalım; tanrı madem insan değildir bu insandan beklentileri nedir böyle? Namaz,oruç, dua vs?)Yani tanrının aslında namaz oruç beklemediği kesindir. Enerji parçasıdır ve bu parçadan kopan bir parça olarak tanrıyı insanlaştırmamamız gerekmektedir. Formatı bir enerjidir, daha ehil, güçlü bir insan formatı asla değil!!! Savaşlar, kan, kendini patlatmalar dünyayı yaşanmaz kılmaktan başka bir şey değildir. Tanrı bir enerji formatıdır ve insan olmadığına göre; güneş için adam öldürmek ne kadar doğru değilse, ona tapınmak da doğru değildir! Mesela olan güneş formatı sizden bir şey beklememektedir! Fiziken imkansız!!!


    Enerji yalnızca devam eder, işi budur. Din gönderip hele yapıyorlar mı diye beklemek gibi bir yaklaşımı doğası gereği olamaz...
    Diğer başlıktan bu başlığa sevkedilmek doğrusu hoşuma gitmedi ama amaç doğru bilgi olduğunda buna katlanmak eziyete dönüşmedi doğrusu.
    Önce dilim döndüğünce İlahi dinlerde ve özellikle İslam'daki Allah inancıyla ilgili sizin düştüğünüz farklılıklara değinmek istiyorum. Bunu özellikle yanlış bildiğiniz bazı bilimsel gerçekleri düzelterek başlayalım.
    Einstein'ın İzafiyet Teorisi (Özel Görelilik) bir cismin enerjisinin, o cismin kütlesi (m) ve ışık hızının karesi (c2) nin çarpımı ile orantılı (E=m.c2) olduğunu söyler. Yani madde bir enerjidir ve bu enerji kaybolmaz sadece dönüşür.
    Buna kuantum teorisinden bir ekleme yaparak başka bir sonuca ulaşalım. Kuantum teorisi, klasik fiziğin bizlere katı ve hareketsiz parçalar olarak öğrettiği maddelerin aslında öyle olmadığını söyler. Klasik fiziğin bir bilardo topuna bakışı onun katı ve kütlesel bir madde oluşu iken kuantum fiziğine göre o bilardo topu içerisinde milyarlarca hareketli tanecik içeren ve bu hareketleri sonucu bir enerjisi olan ve ışıma yapabilen yani hareketli tanecikli bir yapıdır.
    Bu iki teorinin söylediklerini birleştirdiğimizde Einstein'ın zamana ilişkin teorisi ortaya çıkar ve 4 boyutlu evrene geçiş yaparız. Eğer bir madde ışık hızına çıkar ise o madde için zaman durmuş olur. Bunun sebebi bağıl hızdır. Bir araba içerisinde arabayla aynı yönde yürüyen bir insanın Bağıl Hız=Arrabanın Hızı+Kişinin Kendi Hızı olarak ifade edildiğinde, ışık hızına yükselen bir cismin içerisinde tanecikler de hareket ettiğinden Bağıl Hız=Işık Hızı+Taneciklerin Hızı olarak ifade edilir. Ancak ışık hızından daha büyük bir hız olmadığından ışık hızına geçen bir cismin taneciklerinin hareketi durur ve o cisim için zaman durmuş olur. Örneğin bir insan ışık hızında herekete başlarsa, hücrelerinideki bütün hareket yani yaşamsal faaliyetler duracağından o insan yaşlanmaz (Bu ölçümlerin yapıldığı deneylerde zaman Atom Saatleri ile ölçülür). Zamanda yolculuk olayının temeli de bu görüşe dayanır ve ışık hızına ulaşan bir makinanın , bundan milyarlarca ışık yılı öncesinde meydana gelmiş bir olayın görüntüsü bize gelmeden önce bu makinanın ışık hızını geçerek o olayın görüntüsünün (enerjisinin) bize gelmeden evvel görme şansımızın olup olmadığı ile ilişkilidir.
    Buradan Tanrı inanışına gelelim. İslam'da Allah'ın İnsanın algılayamayacağı bir boyutta olduğu vurgusu vardır. Bizim algılayabildiğimiz ve yukarı da anlattığım düzeyde bile enerjinin ve zaman kavramının ne olduğuna bakarsak bile zaman kavramının aslında hiçbir anlamı olmadığını ve ayetlerde geçen sürenin bizim düşündüğümüz bir hesaba dayanmadığı ortaya çıkar. Çünkü yukarıda ışık hızına ulaşmış ve bizim algı sınırlarımız içerisinde olan bir durum için bile zamanın durduğunu ortaya koymuştuk, dolayısıyla bize verilmeyen bir bilgi bağlamında Allah'ın zamandan münezzeh olması dolayısıyla yaratırken zamana bağlı kalmasını düşünmek yanılgı olur. Bunu şöyle düşünün yukarıdaki örnekte ışık hızına ulaşan cisim için zaman nasıl durmuştu ama bu cisim için zamanın durması diğer bütün evren için de durmuş olmasını gerektirmiyordu, evrende zaman akmaya devam ediyordu. Aynen öyle de Kur’an da yaratılışla ilgili olarak verilen süreler Allah’ın zamandan münezzeh olmamasını gerektirmez, sadece zaman kavramı devam eden insan için bir referanstır. Bu konuyu daha da derinleştirmek mümkün ancak karmaşık bir hal alması ve hiçkimsenin birşey anlamamasını birşeylerin açıklığa kavuşmasına tercih ederim. Ve Kur’an da sık geçen “Ol demesiyle” lafzı ile “Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan”ayeti arasında da her ne kadar tezat gibi görünsede Allah katında bir anda gerçekleşen ancak diğer yaratılmışlar için zaman kavramı geçerli olduğundan zaman belirtilerek verilmesi şeklinde olduğundandır. Ayrıca bu 6 günlük zamanın bizim kullandığımız gün kavramı ile açıklanamayacak olduğu da açıktır. Zira Allah’tan başka hiçbirşey yok iken evreni 6 günde yaratan Allah’ın ayette Dünya ve Güneş hareketlerinin bir sonucu olan gün ve ay kavramlarına atıf yaparak zaman verdiğini düşünmek yanlış olur. Yani buradaki 6 gün bizim bildiğimiz 6 günden farklıdır.
    Diğer bir konu, Tanrı megalaman mıdır ki, bunca ibadeti ve emri şart koşuyor ve madem ihtiyacı yok neden istiyor? Bir de Allah’ın bizim ibadetlerimize ve İslamca farz kılınan dini gerekliliklere ihtiyacı olmaması düşüncesi ve böyle bir isteğin zaten Tanrı’yı insanileştirdiğidir. Katılmıyorum. İslam veya diğer İlahi dinler getirdikleri itibari ile Allah’ın ihtiyaçlarına cevap vermek üzere değil, İnsanoğlunun ihtiyaçlarına cevap vermek üzere indirilmiştir. Evet Allah’ın bizim ibadetlerimize, namazımıza, orucumuza ihtiyacı yoktur ancak bizim bütün bunlara ihtiyacımız vardır. İnsan ister yaratılış olarak deyin isterseniz başka bir olaya atfedin, acizdir ve iradesi kendisinden kat ve kat fazla bir güce sığınmak ister. Büyük felaketler, açlık, haksızlık, adaletsizlik gibi durumlarda bu acizliğinin özellikle farkına varır ve bu da insanı Allah inancına sevkeder. Allah’a tapınma bu ihtiyacın ve bu aczin bir sonucudur ve ona riya denir ki yardıma ihtiyacımız olduğunda O’na yaklaşalım diğer zamanlarda hatırlamayalım. Ve sizin düşüncenizdeki Tanrı böyle olduğundan yani Ona ibadet etmek veya Onu hatırlamak ihtiyacınız olmadığından sadece zor zamanlarda hatırladığınızdan riyakardır Tanrı inanışınız.
    Bir diğer taraftan İlahi dinlerde varolan ibadetler veya emirler sadece uhrevi amaçlar için değil dünyevi amaçlar için de hizmet eder. Örneğin zekat, kurban, oruç, namaz ... gibi. Zekat veren Müslüman maddi zorluklar içerisinde yaşayan insanlara yardımda bulunmuş olur, kurban aynı şekilde ve oruç tutan insan açlığın ne demek olduğunu anlar ve açlık çekenlere daha bol ve kolay yardımlarda bulunur, empatidir, gerçek anlamda bir güzelliktir.
    Din bir ahlak kriteridir. Dünya üzerinde çeşitli toplumlar sözkonusu ve herbirinin ayrı bir kültürü ve sosyal yaşamı var. Din bu kültür ve sosyal yaşamı etkileyen önemli ve pozitif bir değerdir. Dine ilişkin kriterler olmadan ahlak kavramının ne anlamı kalır sizce? Hak, adalet, evlilik, insan ilişkileri, kadın hakları ... ve benzeri birçok kavram acaba bugünkü kadar gelişmiş olur muydu? Hitler, Mussolini veya Lenin’in dinsiz toplumları daha mı anlayışlıdır bu konularda veya sicili daha mı temizdir bu dinsiz rejimlerin? Milyonlarca insanın ölümü, yaralanması, sakat kalması, onca acılar, toplumun değerlerin ayaklar altına alınması, ırkçılık vs.. bunlar mıdır dinsiz toplumun getisi? Şimdi birkez daha düşünelim dine kimin ihtiyacı var?
    Bir Tanrı’ya inanırken Onun yarattığı ve akıl verdiği insana ulaşmasına inanmamak hiçbirşeye inanmamaktan daha akla ziyandır. Madem bütün bu yaratılmışlara ilişkin Tanrının bir yorumu olmayacaktı o halde düşünen bir varlığı neden yarattı? Veya haksızlık değil midir, uçsuz bucaksız bir uzayı varedip içinde küçücük bir gezegene de hayat verirken bu gezegende yaşayanlara tenezzül edipte bir kitap göndermek suretiyle bilgiyi onlarla paylaşmamak. Bu mudur yüce olan ve size mantıklı gelen. Aklınızda gerçek Tanrıyı bulurken fırtınalar koparan ve en sonunda geldiğiniz noktada size mantıklı gelen düşünce, Tanrı’nın koca kainatı yarattıktan sonra bir kenara çekilmesi ve hiçbir müdahale de bulumadan izlemesi midir olanları? O halde zalimdir sizin Tanrınız. Dünyada binlerde yıl içerisinde o kadar zulüm, haksızlık, yanlışlık yapılırken insanlara “Bunları yapmayın, bak doğru olan şöyledir” şeklinde bir uyarıda bile bulunmaksızın acı çekmesini, ölmesini izlemek senin Tanrı’na zevk verdiği için mi böyle bir lütufta bulunmamıştır acaba? Bu mudur mantıklı olan, akıl, zeka düşünce üçgeninde ulaştığınız müthiş sonuç bu mudur?

  6. #6
    NuruLikA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2008
    Mesajlar
    939
    Karizma Gücü
    5
    Bismihi Subhanehu.


    Yolune Kurban olduğumuz Halıkı Zul Celal Hud suresi 7 de demiş ki:

    O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.

    Altı çizili tabire dikkat edecek olursak imtihan için diyor ve o yaratmanın İmtihanın sonuna kadar devam ettiğini ve Muthiş ve kendisine yakışan bir tabir ile kainatın Ömrünü haber verdiğinin itikadındayım.


    BAzı şeylere dikkat edelim

    • Yaratma hala devam ediyor.hergun yeni insanlar doğup yeni ağaçlar yaratılıp yeni şeyler (arabi ibaredir eşyalar manasındadır.) yaratılıyor.
    • "Altı gun" tabirinde bir kasıd ve hikmet vardır.
    • "Altı gün" bizdeki Altı adet gün değildir.



    Bir kaç önemli husus:

    Allahı zaman şeridine almak şirkdir Allahı mahluk konumuna koymaktır.

    http://www.turkforum.net/showthread....751708&page=11

    bu linkte 104 nolu mesajımda demiştim:

    Allahın şu ana sabit olduğu onun her zaman sabit kalacağını gösterir mi?

    Evet.ama şunu belirtmekte fayda vardır bu sorunuz ile Allah’ı zaman şeridinin içine alıp zamanı Allah'tan üstünmüş gibi gösteriyorsunuz. Zaman bir mahlûktur Allah katında zaman kavramı olmadığı için böyle bir sorunun cevabı kendiliğinden “Evet” dir

    Aklınıza gelebilir ve buna delil isteyebilirsiniz zamanın mahlûk olduğunu şöyle ifade edebiliriz

    Zaman bir mahlûk olduğu ve Allahın zamanı avucunda hamur gibi eğip büzdüğünü şu örneklerle görüyoruz Einsteine göre zaman kavramı:


    Einstein’a göre bir sistem hızlandıkça o sistem üzerinde zaman yavaşlamaktadır. Işık hızına yakın bir hızla hareket eden bir aracın içinde zaman daha ağır akar. Her türlü organik, biyolojik ve anatomik yapı daha ağırdan işlemeye başlar. Atom düzeyindeki tüm hareketler yavaşlar. Zamanın hıza göre olan bu değişimini, uzayda hareket eden bir araçtaki gözlemci, yani bir astronot anlayamaz. Çünkü onun da her türlü hücre fonksiyonu, dolaşım ve solunum sistemi daha ağır işleyecektir. Dünyada bildiğimiz 3 saatlik bir zaman geçtiğinde uzay kapsülü içindeki adam için sadece 3 dakika geçmiştir.( Bilim Araştırma Dergisi)


    Demek ki çok değişik durumlarda zamanın olmadığını aklımız kabul edebilmektedir.



    Big Bang anındaki enerji, evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon (1012) defa yavaşlatmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı -bugün algılandığı şekliyle- milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü, yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Dolayısıyla Dünya’da milyon kere milyon dakikayı yaşadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir dakika geçmiş olur.

    6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliği dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) güne denk gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya'daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiği yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaş aralığındadır.

    6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 yıl



    Boyle bir mucize ancak ve ancak Allahın kelamı olan kurana layıktır ve onundur..

    her konuda;
    Allahu A'lem (Beni bilgilendiren ilimi Mutlak onundur)

    fe'tebiru ittifakı alel ukul...
    Bu mesaj en son " 31.01.09 " tarihinde saat 21:52 itibariyle NuruLikA tarafından düzenlenmiştir...
    Maahazâ Cenab-ı Hak da dünyayı (Allah'ta alıkoyan) terk etmeye dâvet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah’ın dâvetine icâbet et.

    Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, Vücudunu Mucidine (c.c) feda et, Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü feda etmediğin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya Onun malı olduğundan yine Ona döner.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Dinleri reddetiğin zaman tanrınında bir anlamı kalmaz.

    Deizm'in tanrısı tanımsız ve önemsizdir. Dinlerdeki kitaplar gibi tanrıyı tanımlayan ve açıklayan araçlar olmadığı zaman yani deist bir tutumda olunduğu zaman tanrıya inanıp inanmamanın bir önemi yoktur. Tanrı tanımsızsa gerisi boştur.

  8. #8
    gencerli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2006
    Mesajlar
    483
    Karizma Gücü
    0
    Kuranda, Allah katında bir günün 50,000 güne eşdeğer olduğu bildirilmiştir,
    yani (50.000x365=18.250.000) gün. Bunu da 6 ile çarparsak (108.500.000) gün gibi devasa bir rakam çıkar ortaya.
    Yer ve gök bitişikken, Evrenin tek bir noktadan patlayıp genişlemesinin ve ardından ilk canlıların oluşumuna kadar ki zaman dilimi diyebiliriz buna.

    Yinede en doğrusunu Allah bilir.

    bir konu açmıştım, orada bununla alakalı ilginç tesbitler var, okumanızı tavsiye ederim.
    http://www.turkforum.net/1108600672-isteyerek-istemeyerek-araya-gelin-kainat-hz-ademin-yaradilisi.html

  9. #9
    ahmetaysever adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-12-2008
    Mesajlar
    353
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Diğer başlıktan bu başlığa sevkedilmek doğrusu hoşuma gitmedi ama amaç doğru bilgi olduğunda buna katlanmak eziyete dönüşmedi doğrusu.
    Önce dilim döndüğünce İlahi dinlerde ve özellikle İslam'daki Allah inancıyla ilgili sizin düştüğünüz farklılıklara değinmek istiyorum.
    Öncelikle yeni başlık açmak zorunda kaldığımı yinelemek isterim. Bazı konularda o kadar güzel yorumlarımız silindi ki "başlıkla alakasız" gerekçesiyle (haklılardı ) emeğimiz boşa gitmesin diye bu başlığı açma gereği hissettim. Zira oldukça çok emek çekmişsiniz, boşa gitmeyecektir, devam edelim...
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Einstein'ın İzafiyet Teorisi (Özel Görelilik) bir cismin enerjisinin, o cismin kütlesi (m) ve ışık hızının karesi (c2) nin çarpımı ile orantılı (E=m.c2) olduğunu söyler. Yani madde bir enerjidir ve bu enerji kaybolmaz sadece dönüşür.
    Buna kuantum teorisinden bir ekleme yaparak başka bir sonuca ulaşalım. Kuantum teorisi, klasik fiziğin bizlere katı ve hareketsiz parçalar olarak öğrettiği maddelerin aslında öyle olmadığını söyler. Klasik fiziğin bir bilardo topuna bakışı onun katı ve kütlesel bir madde oluşu iken kuantum fiziğine göre o bilardo topu içerisinde milyarlarca hareketli tanecik içeren ve bu hareketleri sonucu bir enerjisi olan ve ışıma yapabilen yani hareketli tanecikli bir yapıdır.
    Bu iki teorinin söylediklerini birleştirdiğimizde Einstein'ın zamana ilişkin teorisi ortaya çıkar ve 4 boyutlu evrene geçiş yaparız. Eğer bir madde ışık hızına çıkar ise o madde için zaman durmuş olur. Bunun sebebi bağıl hızdır. Bir araba içerisinde arabayla aynı yönde yürüyen bir insanın Bağıl Hız=Arrabanın Hızı+Kişinin Kendi Hızı olarak ifade edildiğinde, ışık hızına yükselen bir cismin içerisinde tanecikler de hareket ettiğinden Bağıl Hız=Işık Hızı+Taneciklerin Hızı olarak ifade edilir. Ancak ışık hızından daha büyük bir hız olmadığından ışık hızına geçen bir cismin taneciklerinin hareketi durur ve o cisim için zaman durmuş olur. Örneğin bir insan ışık hızında herekete başlarsa, hücrelerinideki bütün hareket yani yaşamsal faaliyetler duracağından o insan yaşlanmaz (Bu ölçümlerin yapıldığı deneylerde zaman Atom Saatleri ile ölçülür).
    Öncelikle "E=mc2" formülü ve yaptığınız açılımlar doğru fakat insan için zamanın duracağı önermesi yanlıştır (önerme'ye yanlış-doğru denmez, önermeye tutarlı-tutarsız denmesi gerekmektedir fakat konunun anlaşılır olması için yanlış demek zorundayım)
    Zaman farklılaşacaktır demek gerekir ki bu çok şeyi değiştirir. Herhangi bir maddenin ışık hızına ulaşması fiziken imkansızdır(bu hız atomik yapıda mümkündür, yani madde formuna ulaştıktan sonra değil). Işık hızının karesine ulaşması ise daha da imkansızdır. Örnek verirsek; bu hızlarda seyir eden maddenin kütlesi olamayacağı gibi bu hızdaki bir madde sahip olduğu formu da koruyamayacaktır. Bildiğinizi tahmin ettiğim üzere; maddeye hızlanması için enerji transfer etmeye başlarsanız: yaklaşık 200.000/km saat'ten sonra kütleyi ağırlaştırmaya başlarsınız, daha fazla ağırlık daha fazla enerji gerektirecek, daha fazla enerji verirseniz de daha fazla ağırlıkla karşılaşacaksınız demektir. Bu durum da sizi enerji(birim miktar)-madde(kütle miktar) sarmalına götürecektir. Bir maddeyi elinize alıp ışık hızının karesine ulaştırmak bu yüzden imkansızdır. Fakat atomik yapıda bunun mümkün olduğu gözlemlenmiştir. Zira atom bombasının icadı da bu noktaya dayanır. Uranyum'a (en büyük atom yapısına sahip madde olması sebebi ile) bir nötron eklenmeye çalışılmış ve maddenin büyüdüğü değil,,, bölündüğü gözlemlenmiştir. Uranyumun bölünmesine akıl-sır erdirilememiştir çünkü bölünme bir enerji gerektirir!!! (portakalı kesmek için insan enerjisine ihtiyaç duyulduğu gibi) Sonra Einstein'ın E=mc2'sine bakılmış ve uranyumun bölünmek için ihtiyaç duyduğu enerjiyi "kendi içinde" bulduğunu gözlemleyerek ATOM'un İçindeki enerji ıspat edilmiştir! Sonra da bu enerji açığa çıkarılarak atom bombası icad edilmiştir!

    Bunları anlatmamdaki sebep; her hangi bir maddenin bu hıza ulaştırılamayacağını; ulaştırıldıktan sonra da maddenin formunu kaybedeceğini belirtmek içindir. Formunu kaybetmiş bir maddenin formu gibi zamanı da olmayacaktır! Zaman sadece insanlar için bağlayıcıdır! Zaman; taşın, kayanın, ışığın umurunda bile değildir! Tanrı ise ancak "insansa" zamanı umursuyor olabilir! Büyük patlamadan kopan parçalar olarak biz "ışığın yavaşlamış" haliyiz. Işık yavaşlarsa kütleye dönüşür! Bizi yarattığı iddia edilen tanrı; hem zamana bağlı, hem başka bir şey olamaz! Dinlerde anlatılan olsa olsa insandır ve bu büyük bir yanılgıdır!!! İlla nerden gelindiği merak ediliyorsa; bir zamanlar ışık hızının karesindeki bir kütleden geliyoruz evet! Ama kusura bakmayın, o kütle cennet vaad etmediği gibi; dünya'da başı sıkışanlara "torpil" de geçmemektedir... Kendisi yalnızca bir kütledir ve ışık hızındaki bir enerji. Yavaşladı diye sen-ben olduk; yavaşlamasaydı marsta krater de olurduk ki marstaki krateri "vah" sanmamak gerekir... Yarın bir büyük patlama daha olur ve o enerji bizi hızlandırır tekrar atomik yapıya dönüşürsek bu sefer marstaki krater insan, biz marsta krater oluruz! Tüm bunlar Natural durumlardır, bir insani tanrı yaratıp tapmakta neyin nesidir???
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Zamanda yolculuk olayının temeli de bu görüşe dayanır ve ışık hızına ulaşan bir makinanın , bundan milyarlarca ışık yılı öncesinde meydana gelmiş bir olayın görüntüsü bize gelmeden önce bu makinanın ışık hızını geçerek o olayın görüntüsünün (enerjisinin) bize gelmeden evvel görme şansımızın olup olmadığı ile ilişkilidir..
    Burada bence teknik bir bakış yanlışlığı söz konusu. Yinelemek gerekirse zaman durmaz... Zamanın durması demek form kaybı demektir. Bu bahsettiğiniz paralel evrenler teorisi konusu içerisinde değerlendirilir. Bu dediğiniz bu boyutta kalmamayı gerektirir dikkat edin! Paralel bir evrene geçmenizse bu evreni yok etmezbaşka bir evreni de var eder... Bu evren var olmaya devam ediyor demektir ve siz başka bir paralel evrene geçmiş olursunuz ki devam eden bu evrende yine tanrı olmadığını söylemek gerekir. Başka evrende tanrı var mı derseniz; bu evrende olmadığı kesin, başka evrende varsa "o, o evrenin tanrısı demektir, yine benimle alakası olamaz!". Her evrenin ayrı bir tanrısı var demek işleri daha da karmaştırır. Yunan mitolojisine dönmek gerekir; tanrılar arası rekabet başlar o zaman. Rekabet varsa kesin bize yansırdı, yansımadığına göre paralel bir evrende de tanrı yok demektir. Kısaca tanrının olmadığı her ihtimalde gözlemlenmektedir.
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Buradan Tanrı inanışına gelelim. İslam'da Allah'ın İnsanın algılayamayacağı bir boyutta olduğu vurgusu vardır. Bizim algılayabildiğimiz ve yukarı da anlattığım düzeyde bile enerjinin ve zaman kavramının ne olduğuna bakarsak bile zaman kavramının aslında hiçbir anlamı olmadığını ve ayetlerde geçen sürenin bizim düşündüğümüz bir hesaba dayanmadığı ortaya çıkar. Çünkü yukarıda ışık hızına ulaşmış ve bizim algı sınırlarımız içerisinde olan bir durum için bile zamanın durduğunu ortaya koymuştuk, dolayısıyla bize verilmeyen bir bilgi bağlamında Allah'ın zamandan münezzeh olması dolayısıyla yaratırken zamana bağlı kalmasını düşünmek yanılgı olur. Bunu şöyle düşünün yukarıdaki örnekte ışık hızına ulaşan cisim için zaman nasıl durmuştu ama bu cisim için zamanın durması diğer bütün evren için de durmuş olmasını gerektirmiyordu, evrende zaman akmaya devam ediyordu.
    Evet zaman tek parçadır. A-----B arasında belirtilen çizgi gibidir ama A ve B yalnızca göstermek içindir! A ve B aslında yoktur. Tüm sıkıntı burada başlar. İnsanın aklı A ve B'yi gerektirir; insanın aslında kabulleneceği tek şey A ve B'nin olmadığıdır. Zaman tek parça akmaktadır, sonsuza dek akacaktır. Başı olmadığı gibi sonu da yoktur. Evrenin bir sonu olmadığı gibidir. Evren 13,5 milyar ışık yılı yaşındadır. Yani büyük patlamadan bugüne kopan parçaların ilerlediği mesafe

    13.500.000.000(ışık yılı) * 300.000 (km/saniye) * 60(bir dakikada aldığı yol) * 60 (bir saatte aldığı yol) * 24 (bir günde aldığı yol) * 30 (gün-ay) * 12 (ay-yıl) = X
    Yani;

    13.500.000.000*300.000*60*60*24*30*12= X

    X= ???.000.000.000.000.000.000.000.000 km mesafe eder !?! Bu mesafeyi akılların alması mümkün müdür?

    Dünyanın yarı çapı yalnızca 6.400 kilometre olduğu düşünülürse evrenin ilerlediği bu mesafe matematiksel olarak da aslında ifade edilemez kadar çoktur. Akılların almayacağı bir mesafedir! Üstelik bu büyük patlamadan hemen sonra oluşmuş mesafedir! Bir de patlama öncesi bir mesafe var olduğu düşünülürse; bu sayı resmen, bilmen, aklen, mantıken sonsuz demektir!!! İşte zaman da A----B arası değildir, sonsuzdur! Başı olmadığını kavrayabilirsek bir tanrının olmadığını da kavrayabiliriz.

    İlla tanrı arıyorsanız; buraya düşen bir parçadır tanrınız ama bu sefer de Namaz oruç beklemez! Sizden haberi bile yoktur! Olmadığı ise açıktır! Kilise'ye tükürün hiçbir şey olmaz, camiyi havan topuyla vurun, yine size hiçbir şey olmayacaktır! Irak'ta vurdular, çıt yok! Çünkü tanrı yok aklınızı ne olur başınıza alın!!! Kabe diye tavaf edilen yerde zamanında putlar vardı, tanrı umursadı mı? Yarın orayı hristiyanlar alsa (biz nasıl ayasofyayı aldıksa) tanrı yine umursamaz, çünkü yoktur ne olur artık görün bu gerçeği
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Aynen öyle de Kur’an da yaratılışla ilgili olarak verilen süreler Allah’ın zamandan münezzeh olmamasını gerektirmez, sadece zaman kavramı devam eden insan için bir referanstır. Bu konuyu daha da derinleştirmek mümkün ancak karmaşık bir hal alması ve hiçkimsenin birşey anlamamasını birşeylerin açıklığa kavuşmasına tercih ederim. Ve Kur’an da sık geçen “Ol demesiyle” lafzı ile “Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan”ayeti arasında da her ne kadar tezat gibi görünsede Allah katında bir anda gerçekleşen ancak diğer yaratılmışlar için zaman kavramı geçerli olduğundan zaman belirtilerek verilmesi şeklinde olduğundandır. Ayrıca bu 6 günlük zamanın bizim kullandığımız gün kavramı ile açıklanamayacak olduğu da açıktır. Zira Allah’tan başka hiçbirşey yok iken evreni 6 günde yaratan Allah’ın ayette Dünya ve Güneş hareketlerinin bir sonucu olan gün ve ay kavramlarına atıf yaparak zaman verdiğini düşünmek yanlış olur. Yani buradaki 6 gün bizim bildiğimiz 6 günden farklıdır.
    Kardeşim bence başlangıçta hep iyi gidiyorsun sonra iç güdülerin seni yanlış yere çekiyor Koca tanrının böyle dert anlatmaya çalışması akli midir? Yarın benim neslim gelecek ve bunlara saçmalık diyecek. O 6 gün başka bir 6 gün; haydaa peki bu yazanlar başka ne zaman değişecek. Değişcekse şimdi uğraştırmayın, son halini getirin de bilelim
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Diğer bir konu, Tanrı megaloman mıdır ki, bunca ibadeti ve emri şart koşuyor ve madem ihtiyacı yok neden istiyor? Bir de Allah’ın bizim ibadetlerimize ve İslamca farz kılınan dini gerekliliklere ihtiyacı olmaması düşüncesi ve böyle bir isteğin zaten Tanrı’yı insanileştirdiğidir. Katılmıyorum. İslam veya diğer İlahi dinler getirdikleri itibari ile Allah’ın ihtiyaçlarına cevap vermek üzere değil, İnsanoğlunun ihtiyaçlarına cevap vermek üzere indirilmiştir.Evet Allah’ın bizim ibadetlerimize, namazımıza, orucumuza ihtiyacı yoktur ancak bizim bütün bunlara ihtiyacımız vardır. İnsan ister yaratılış olarak deyin isterseniz başka bir olaya atfedin, acizdir ve iradesi kendisinden kat ve kat fazla bir güce sığınmak ister.
    Biz de onu diyoruz, tanrının size ihtiyacı yok, ne namazı ne orucu kardeşim? Hem ihtiyacı yok diyip, hem yapılmasını bekliyor ama kalk ezan okundu demek çelişkilerin en beteri değil midir?
    Zira bunların hepsi aslında insanın ihtiyacıysa, Ömer Hayyam gibi benim ihtiyacım yoktu walla tanrım, cennet nerede sen onu söyle derim Sana bana değişen, izafi bir kural; böyle bir tanrısal kural olabilir mi...? Tanrı olabilir mi? Zerre İmkanı var mıdır?
    Alıntı Blume tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Büyük felaketler, açlık, haksızlık, adaletsizlik gibi durumlarda bu acizliğinin özellikle farkına varır ve bu da insanı Allah inancına sevkeder. Allah’a tapınma bu ihtiyacın ve bu aczin bir sonucudur ve ona riya denir ki yardıma ihtiyacımız olduğunda O’na yaklaşalım diğer zamanlarda hatırlamayalım. Ve sizin düşüncenizdeki Tanrı böyle olduğundan yani Ona ibadet etmek veya Onu hatırlamak ihtiyacınız olmadığından sadece zor zamanlarda hatırladığınızdan riyakardır Tanrı inanışınız.
    Bir diğer taraftan İlahi dinlerde varolan ibadetler veya emirler sadece uhrevi amaçlar için değil dünyevi amaçlar için de hizmet eder. Örneğin zekat, kurban, oruç, namaz ... gibi. Zekat veren Müslüman maddi zorluklar içerisinde yaşayan insanlara yardımda bulunmuş olur, kurban aynı şekilde ve oruç tutan insan açlığın ne demek olduğunu anlar ve açlık çekenlere daha bol ve kolay yardımlarda bulunur, empatidir, gerçek anlamda bir güzelliktir.
    Din bir ahlak kriteridir.
    İşte bak burada tam manasıyla dinlerin çöktüğünü göstermek mümkündür...

    Dinin insan ihtiyacı olduğunu bizzat sen söylüyorsun. Afetler, açlıklar bunu da sen söylüyorsun?

    Eğer tanrı var olsaydı bana sormadan beni yaratmayı nasıl düşünebilir? Bence Ömer Hayyam'ı biraz okuman gerekiyor;

    Alemi yaratmadan bana alemini gösterseydin;
    Ya alemi istediğim gibi yarat, ya da benim isimimi listeden sil diyecektim!
    Cenneti beğeneceğimi nereden çıkardın?
    Ben dünyada uzun uzun şarap içmeyi isterim?
    Bırak peşimizi ey tanrı! Bak burada nasıl keyfe kederim
    Dünyada varsa emrinden kaçmayı nasıl bildiysem
    Cehennemden de kaçmayı bilirim!!!!
    Ya yok et bizi, ya da bırak peşimizi!!!


    Tanrınız her yerden çelişiyor. Bu yorum çok önemlidir! Bu nasıl tanrı, tanrı böyleyse cehennemden de kaçarsın öyleyse, nasılsa haberi yok nerede ne döndüğünden! Camisi vurulur haberi yok, kabesine putlar girer çıt yok, çıkar çıt yok, ayasofya çıt yok, 7 milyon insan katledilir tık yok? Şimdii nasıl oluyor da böyle bir tanrının var olduğuna inanabiliyosunuz? Bugün namaz oruç yaptınız yaptınız, sizi cennete de saldı, hurilier vesaire...

    Yarın döndü dedi ki ben vazgeçtim arkadaş, dünya-cennet bitti şimdi sıra "münya'ya" gidiyorsunuz. Gidin biraz da orada açlık çekin, işinize geliyorsa????

    Yahu sonsuza kadar birinin himayesinde olmayı nasıl onurunuza yediriyorsunuz? Üstelik himayesinde olduğunuzu iddia ettiğiniz varlık; size acı çektirip sizi sürekli sınava tabi tutuyor!!! Yandınız siz; bir de ateistlere "tanırısız napıyorsunuz siz yahu" dersiniz Size ama gerçekten "yahu"; acı çektiren, her daim sınav eden bir tanrınız var; siz nasıl yaşıyorsunuz? Uydurmak yok ama; tanrınızın formatı belli; sürekli gözetleyen; sizi sınava tabi tutan, mantıksızca şeyler bekleyen? Bu psikoloji ile yaşanır mı? O yüzden dindarlar bir noktadan sonra sapkınlıklar yaşıyor... Hiç meseleyi başka yere çekmeyin; bugün size dünyada bunu çektiren tanrınızın sizi öldükten sonra beter etmeyeceğini nerden bilecekseniz? Dinde şöyle yazıyor bir cevap mı? O dinde yazanlar doğruysa, tanrı öyle insansa; bekleyen, işiten, dua, namaz, oruç ihtiyaçları olan;esas o zaman yandınız. ömer Hayyam gibi cesur olsanıza; öyleyse beni listeden sil deme erdemine kavuşsanıza!!!! Sonsuza dek kölelik mi edeceksiniz? Nasıl buna inanabilirsiniz??? Zaten öyle ya; havaya namaz kılıp, sonra kabul eder mi diye düşünüyorsunuz! Napıyorsunuz siz ya, napıyorsunuz???

    Böyle tanrı hiçbir şekilde olmayacağı her açıdan bellidir. Fiziken imkansız olduğu gibi, mantıken de imkansızdır yani...
    Bu mesaj en son " 01.02.09 " tarihinde saat 00:42 itibariyle ahmetaysever tarafından düzenlenmiştir...

  10. #10
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı ahmetaysever tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Müslüman toplumlarda dinlere inanmayan "ateist" olarak değerlendirilir. Oysa dinlere inanmamak ile tanrıya inanmamak arasında çok büyük fark vardır.

    Bu farkın temeli tanrının formatına dayanmaktadır. Dine inanlara göre Tanrı İnsandır... Dine inananlar yani teistler bunu her ne kadar kabul etmese de dinlere göre "tanrı apaçık bir insandır!" Örneğin tanrı dünyayı yaratırken yorulur, dünyayı bir anda yaratamaz çünkü tanrı sanki zamana tabiidir(kendi yarattığına tabii olmak mantıki olmasa da; insan olduğu buradan da anlaşılabilir). Tanrı dünyayı tamamlamayı ancak 7 günde başarabilmiştir. Dünyayı yapar bir bakar ki karanlık olmuştur, sonra ışığı yaratır (insan gibi deneme-yanılma yoluyla ilerlemektedir) İşini bitirdiğinde (halen zamana tabii dikkat) melekleri çağırır ve dünya serüveni ceryan etmeye başlar! Sonrasında dinler gönderir; en son dininde de Namaz bekler, oruç ister, dua ister, hatırlanmak ister, zikredilmek ister, ister, ister... Bu kadar isteğine karşılık "aslında istememektedir" ihtiyacı yoksa insanlarla derdi nedir? Derdi "yok kadar" büyük ve yüceyse namaz nedir, oruç nedir? Çelişir ve bu çelişkiler içersindeki asla tanrı olamaz, bu istekler son derece insani'dir! ve tanrının formatı insan değildir!

    Akıl tanrının insan olmadığını göstermektedir. Hep verdiğim örnek (ki halen çürütülememiştir) elbetteki bir insan bugün yaşıyor olmasını Dedesine borçludur... Dedesi olmasa o insanın bugün burada olması akli değildir... Dinler bir nevi insanın dedesine tapma gerekliliğini ortaya koymaktadır! Dedeniz sayesinde burdaysanız; ona tapmanız gerekmektedir! Yetmez; Dedenizin sizden namaz oruç beklediğini ileri sürmektedirler! Dedeniz de bir enerjiydi, sizin geleceğinizden habersiz yaşadı ve enerji formatında bir yerlerde bir şekilde (formatını bilemiyoruz) var olmaya devam ediyor, ne yapsın sizin duanızı; orucunuzu ???


    Tanrı insan olmadığına göre; tanrı başka bir şeydir. Örneğin insan'ın büyük patlamadan kopan bir parça olduğu kesindir! İnsan illa tanrı arıyorsa, yani bir yaratıcı arıyorsa; yaratıcı vardır evet "o bir" enerji parçasıdır! Zira tapmaya ne gerek var ki?

    Bugünün var olan enerjisini tanrı kılarsak, yarın siz de bir tanrı olacaksınız demektir...


    Mesela tanrıyı güneşe de benzetebiliriz, bizim formatımızda olmadığına göre neyse nedir aslında ama örnek bu ya; güneş şimdi bizden namaz mı beklemektedir veya pazar günü kiliseye gitmemizin güneşe fayda sağlaması akli midir?


    Tanrının ne olduğunu bilmek imkansızdır ama ne olmadığını bilmek bir tabi imkanlar dahilindedir! İnsan olmadığı kesindir...(Dinciler "e biz de insan değil diyoruz diyebilirler ama lütfen mantıklı yaklaşalım; tanrı madem insan değildir bu insandan beklentileri nedir böyle? Namaz,oruç, dua vs?)Yani tanrının aslında namaz oruç beklemediği kesindir. Enerji parçasıdır ve bu parçadan kopan bir parça olarak tanrıyı insanlaştırmamamız gerekmektedir. Formatı bir enerjidir, daha ehil, güçlü bir insan formatı asla değil!!! Savaşlar, kan, kendini patlatmalar dünyayı yaşanmaz kılmaktan başka bir şey değildir. Tanrı bir enerji formatıdır ve insan olmadığına göre; güneş için adam öldürmek ne kadar doğru değilse, ona tapınmak da doğru değildir! Mesela olan güneş formatı sizden bir şey beklememektedir! Fiziken imkansız!!!


    Enerji yalnızca devam eder, işi budur. Din gönderip hele yapıyorlar mı diye beklemek gibi bir yaklaşımı doğası gereği olamaz...
    dine inananlar bi ortak noktada değildirler onun için hepsini genelleme yapman doğru değildir. Tevratta yaratılış sırasında haşa tanrının yorulduğuna dair ifadeler geçmektedir, ancak kurandaki ayette

    kaf 38 - Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.

    gibi bir ifadeyle tanrının yorgunluktan münezzeh olduğunu açıklamaktadır

    tanrının insan olabileceği yanlızca tevratta ve incilde geçer ve biz müslümanlar bu sebeple diğer kitapları tahrif olmuş olarak görürüz

    tanrının bizden beklentilerine gelince, insanoğlundaki aşk ve sevgi aslında bir arayıştır, insanoğlu dünyada gördüğü bir çok güzelliğe aşık olur ama bir gün bıkar, ama bir aşk vardırki o asıl aradığı aşka çok yakın olduğu için ondan bıkmaz, buda insandır, "yaratılanı severim yaratandan ötürü" ne güzel bir söz, işte tüm gerçekler aslında bu sözde gizli, insanın aradığı tek güzellik tek aşk, hiçbirzaman bıkmayacağı tek gerçek Allah (c.c) dır. Allah ki yarattıklarını büyük bir aşkla onları sever, ancak Allahın bizden beklediği bu aşk özgür bir iradeyle olsunki anlam taşısın, Allah bizden samimi ve gerçek olan aşkı bekliyor, işte bu sebeple biz tüm canlılar özgür irademizle sevebileceğimiz tek ortama tek mekana bu evrene gönderildik, şimdi sorabilirsin, Allah bu kadar sevdiği kulunu neden cehenneme atar, çünkü Allah bizi öyle bir özgür iradeyle yaratmışki dünyada yaptıklarımızdan sorumluyuz, çevremizde zarar verdiğimiz herşeyden sorumluyuz, bu sebeple Allahın affetmeyeceği iki günahtan birisi kul hakkıdır. insanoğlunun yeryüzünde çıkardığı bu haksız fitne fesat cehennemi doğurmuştur, Allah kula zulm etmez, kul kendine zulm eder, Allah ayetinde buyuruyorki

    83/14 - Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.

    Allah, kendisini unutmamamız için bizlerden onun emrettiği ibadetlerini beklemektedir, eğerki Allahı unutursak o zaman yaşadığımızın hiçbir anlamı kalmaz

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •