Sayın Tayyip ERDOĞAN’ ın, Davos’ ta katıldığı Gazze ile ilgili panelde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’ in konuşmasından sonra, tekrar söz alarak konuşmaya başlaması üzerine, paneli yöneten Amerikalı gazetecinin, sözlerini keserek, kendisine ek konuşma hakkı tanımaması nedeniyle sinirlenerek, paneli terk edip tepki koymasını, bir Türk vatandaşı olarak anlayışla karşılıyoruz.
Ancak, büyük bir duygusallıkla her şeyi abarttığımız gibi, bu konuya da duygusal yaklaşarak, panelde yaşananları Türk Başbakanına ve onun şahsında Türk Halkına yapılmış bir saygısızlık olarak nitelendirmenin de büyük bir abartı olduğunu kabul ediyoruz.
Sayın Tayyip ERDOĞAN;
İsrailin, Gazzeye yaptığı ve yüzlerce kişinin ölümü ile sonuçlanan silahlı saldırının ilk gününden itibaren, bu saldırıya karşı Hamas Örgütünün yanında yer almış ve yapılan saldırıları şiddetle kınamış, hatta saldırıların sonlanması için arabuluculuğa soyunarak, bölge ülkelerine ziyaretler yaparak, fiili girişimlerde bulunmuştur..
Tayyip ERDOĞAN’ ın, içlerinde sivillerin ve çocukların da bulunduğu yüzlerce kişinin ölümüne yol açan ve bir insanlık dramı olan Gazze’ ye yapılan İsrail saldırasına karşı ortaya koyduğu insani ve barışçıl tavrını, bir insan olarak, desteklememek mümkün değil ise de;
Tayyip ERDOĞAN’ ın; İsrail’ in Gazze’ ye yönelik saldırısına, tek yanlı olarak yaklaşmak suretiyle, halen bir terör örgütü olarak kabul gören ve İsrail’in devlet olarak varlığını kabul etmeyen ve İsrail Devletini yok etmeyi amaçlayan, şeriat yanlısı Hamas örgütünün, İsrail Devletine yönelik roket saldırılarını eleştirmeden, kayıtsız şartsız Hamas’ ın yanında yer alarak, Hamas Örgütünün hamiliğine soyunan tavrını, onaylamak da mümkün değildir.
Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü uluslar arası konumuna, çok yönlü dış politikasına, ilişkilerine ve ittifaklarına baktığımızda; Tayyip ERDOĞAN’ ın, Gazze sorununda; duygusallığının esiri olarak, tek yanlı, kayıtsız ve şartsız Hamas örgütünün yanında yer alan tutum ve davranışlarını anlamakta zorlanıyor ve Türkiye Cumhuriyetinin, bölge uluslarının güvenine mahzar olan çok yönlü temel dış politikasıyla çelişkili buluyoruz.
Tayyip ERDOĞAN başkanlığındaki AKP iktidarının, Peres’ in Cumhurbaşkanı olduğu İsrail Devleti ile sıkı ekonomik ve askeri işbirliği içinde bulunduğu ve hatta Sayın ERDOĞAN’ ın, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yaptığı, Peres’in, ülkemize davet edilerek, Türk Parlamentosunda konuşma yapma imkanın tanındığı ve millet vekillerimiz tarafından alkışlandığı da, bilinen bir gerçektir.
Keza, İsrail Devletinin en büyük destekçisi Amerika Birleşik Devletleri ile AKP iktidarının, çok yakın askeri, ekonomik ve siyasal ilişki içinde bulundukları, Tayyip ERDOĞAN’ ın, her vesileyle, Başbakanı olduğu Türkiye Cumhuriyetinin, Amerika Birleşik Devletlerinin stratejik ortağı olduğuna ilişkin söylemlerde bulunduğu da bir gerçektir.
Saptadığımız tüm bu gerçeklere rağmen; duygusallığın yeri olmayan, akılcı ve pragmatik bir tutum sergilenmesi gereken çok yönlü dış politikamızın gereği olarak, bölge meselelerinde, daha ölçülü ve duygusallıktan arınmış bir politika izlemesi gereken Sayın Başbakan Tayyip ERDOĞAN’ ın, bu ilkelerin dışına çıkarak, kendisi de sütten çıkmış bir ak kaşık olmayan ve ABD ve AB ülkelerince terör örgütü kabul edilen Hamas örgütünün kayıtsız ve şartsız destekçiliğine soyunmasını anlamak ve bu desteğe onay vermek olası değildir.
Bu değerlendirmelerimizden sonra, tekrar, Davos’ da yapılan ve diplomatik krize yol açan Gazze sorununun tartışıldığı panel’e dönecek olursak;
Biz, öncelikle, ağırlıklı olarak ekonomik konuların gündemde olduğu ve konuşulduğu, tüm dünyada baş gösteren güncel global ekonomik krizin etkilerinden nasıl çıkılacağının tartışılması gereken bir dönemde, Dünya Ekonomik Forumuna ev sahipliği yapan Davos’ da, Gazze konulu bir panelin yapılmasını anlamsız bulduğumuz gibi,
Bu konudaki görüşlerini, bugüne kadar çeşitli ortamlarda dile getiren ve kayıtsız şartsız Hamas’ a destek vererek, adeta sorunun tarafı haline gelen Sayın Tayyip ERDOĞAN’ ın;
Doğrudan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile karşı karşıya gelecek olduğu ve muhtemelen de, vuku bulan diplomatik krizin önceden öngörülebildiği, tartışmalı panele katılmakla, işin başında büyük bir hata yaptığını ve basiretsizlik gösterdiğini değerlendiriyoruz.
Muhtemelen, Türk Dışişlerinin değerli diplomatları, Gazze sorunundaki tarafsızlığını tamamen yitirerek, kendisini adeta meselenin tarafı haline getiren ve özellikle iç politik tartışmalarda sinirlerine hakim olamayarak sarf ettiği sözlerle tatsız durumların ortaya çıkmasına neden olabilen Sayın Tayyip ERDOĞAN’ a, panelde yaşanacak olan muhtemel bir gerginlik anında nasıl davranılmasının gerekeceği konusunda, diplomatik uyarı ve bilgilendirmede bulunmuş olacaklar ki;
Sayın Tayyip ERDOĞAN;
Yaşanan kriz sonrası Davos’ tan ayrılarak ülkemize döndüğünde, Atatürk Hava Limanında yaptığı basın toplantısındaki konuşmasında, hiç gereği yokken, “ Ben diplomasiden değil, siyasetin çekirdeğinden geldim, diplomatlar gibi davranamam, davranışlarım, hele monşer diplomatlara hiç benzemez” mealinde sarf ettiği sözlerle, Türk Dışişlerine mensup değerli diplomatlara, haksız ve yakışık almayan bir gönderme yapma lüzumunu hissetmiştir.
Sayın Tayyip ERDOĞAN, AKP Genel Başkanlığı yanında, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olup, Başbakan sıfatıyla Davos zirvesine katılmış ise de;
Sayın Başbakan’ ın, sorunun doğrudan tarafı olan İsrail Cumhurbaşkanının da konuşmacı olarak katıldığı Gazze sorununun tartışılacağı panel’ e, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı sıfatıyla katılmak gibi bir resmi mecburiyetinin bulunmamasına rağmen, muhtemel gerginlikleri göze alarak panele katılması nedeniyle, Sayın Tayyip ERDOĞAN’ ın, maruz kaldığı muamele ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına saygısızlık yapıldığı yolundaki değerlendirmesine katılmıyoruz.
Sayın Tayyip ERDOĞAN’a yönelik muamelenin, saygısızlık oluşturduğu kabul edilse dahi, Gazze konusunda, Tayyip ERDOĞAN’ ın, daha ziyade AKP Genel Başkanı sıfatına uygun düşen ve bir Türk vatandaşı olarak bizim tümüyle benimsemediğimiz, Hamas örgütüyle özdeşleşen, duygusal ve tek yanlı tavrından kaynaklanan kendisine yönelik saygısızlığı, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına ve Türk Halkına karşı yapılmış bir saygısızlık olarak algılamadığımızı belirtmek istiyoruz.
Sayın Tayyip ERDOĞAN, ın sinirlenmesine ve paneli terk etmesine neden olarak gösterdiği, kendisinin on iki dakika konuşmasına rağmen, Peres’ e yirmi beş dakikalık bir konuşma süresi verildiğine ilişkin itirazının da, haklı ve yerinde olmadığını değerlendiriyoruz.
Zira, Tayyip ERDOĞAN ve Türkiye Cumhuriyeti;
Panelde tartışılan Gazze sorununun doğrudan tarafı olan bir kişi ve ülke olmadığı halde,
Sayın Peres, panel de tartışılan Gazze sorununun doğrudan ve hem de şiddetle eleştirilen ve haklı veya haksız bu eleştirilerden tahrik olup etkilenen bir tarafıdır
Bu itibarla;
Sorunun doğrudan tarafı olmayan ve esasen bugüne kadar konuyla ilgili tüm değerlendirmelerini ve eleştirilerini, her vesileyle, hem de ölçüyü kaçıracak şekilde dünya kamuoyu önünde ortaya koymuş bulunan Sayın Tayyip ERDOĞAN’ a, panelde tanınan on iki dakikalık konuşma süresine karşılık,
Sorunun doğrudan tarafı olan ve Cumhurbaşkanı olduğu İsrail Devletine karşı yapılan tüm eleştirilere cevap vermek durumunda olan Peres’e, Tayyip ERDOĞAN’ dan on dakika fazla, yirmi beş dakikalık bir konuşma hakkının tanınmış olması, finalde paneli yöneten gazetecinin çok ayıp ve saygısız davranışı dışında, Tayyip ERDOĞAN’ a yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirilemez.
Peres’ in yüksek ses tonuyla gerçekleştirdiği ve Sayın Başbakan Tayyip ERDOĞAN’ a cevap hakkı doğuran beyanlarından sonra, Tayyip ERDOĞAN’ ın cevap vermek üzere tekrar başladığı konuşmasının, paneli yöneten gazeteci tarafından, hem de el kol hareketiyle kesilmeye çalışılmasını, bir Türk olarak kesinlikle onayladığımızı ve şiddetle kınadığımızı belirterek ve olayın; orta ve uzun vadede Türk dış politikasına zarar vermemesini ve de yaklaşan yerel yönetimler seçimleri için AKP ve Sayın ERDOĞAN tarafından siyasal bir seçim malzemesi olarak kullanılmamasını dileyerek, yazımıza son veriyoruz.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla