• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
54 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Dünyanın en eski Kuranı..

    Bu aşağıdaki yazıda bahseden konuyu National geographic'te izledim.Bir yerde Halife Melik zamanından kalmış (720 yılları) kuran ve hadis sayfaları buluyorlar.Bunları korumaya alıp okumaya çalışıyorlar.Ama o yıllarda yazılan arapça yazılarda noktalama işaretleri kullanılmadığı için her kelime birçok anlama gelebiliyor.prof.Luxenberg üzerinde araştırmalar yapıyor.Daha sonraki yıllarda kullanılan noktalama işaretlerini yazıya ilave etsede,bu eski kuran şimdiki Kuranla çok farklı.Süryanilerde arap oldukları için onların noktalama işaretlerini kullanıyor ve çok daha iyi anlama ulaşıyor.Mesela size cennette iri göğüslü huriler vereceğiz yazısı süryanice noktalama işaretleri kullanılırsa size cennetde kristal berraklığında üzüm salkımları vereceğiz anlamı çıkıyor.Neyse araştırılması gereken bir olay.....

    İslamiyetin başlangıcı
    Muhammed adında bir peygamber yok mu?



    'Erken döneminde İslamiyet' adlı kitabın yayımcısı Heinz Ohlig “İslamiyetin başlangıcındaki karanlığa ışık tutun,” diyor. Kitabın yazarları, İslamiyetin gerçek oluşum aşamalarını ortaya koyabilecek 'çağdaş kaynaklardan' faydalanılmasını iddia ediyor. Daniel Birnstiel bu kitabı okudu.


    'Erken döneminde İslamiyet' Christoph Luxenberg'in 'Kuran'ın Süryanice Aramice okuma tarzı' ve yine Karl-Heinz Ohlig tarafından yayınlanmış olan derleme 'Karanlık başlangıçlar' ile beraber kısa sürede yayınlanan ve İslamiyetin oluşum dönemine ilişkin varolan görüşleri gözden geçirmeyi görev edinmiş üçüncü kitap.

    Kitabın yazarları İslamiyetin, aslen Mezopotamya'dan gelen (özellikle Hatra'dan) ve İran'ın doğusuna sürülmüş Hıristiyanlar arasında gelişmiş bir mülhitlik olarak başladığı görüşünü savunuyorlar.

    Bu görüşe göre, Sasaniler hükümdarlığının M.S. 622 yılında yıkılmasının ardından bu mülhitler iktidara gelmiş ve Hıristiyanlıktan olan bilgilerini Şam ve Kudüs'e taşıyıp burada 7. yüzyılda Abd el-Malik yönetimi altında İran'dan getirilmiş metinleri Süryaniceden, Süryanice Aramice Arapçadan oluşan bir karma dile aktarmışlar.

    Bu en eski Kuran 8. ya da 9. yüzyıl boyunca sürekli genişletilmiş. Bu sırada da 'Muhammad' bir isim değil, aslında 'İsa Mesih'in bir sıfatı' imiş. Ancak 8./9. yüzyılda bağımsız, kendine has bir dine dönüşmüş; bu sırada da adı geçen sıfat tefsir suretiyle Arap peygamberin adına dönüştürülmüş.

    Kitabın yazarları, erken dönem İslam tarihinin, 9. yüzyıl geleneksel İslami edebiyatında yer aldığı şeklinin bir yeniden yorumlama olduğunu, ilk dönem halifelerinin ise, varlıkları yazılı belgelerle kanıtlanamadığından çoğunun sonradan başkaları tarafından uydurulduğunu ileri sürüyor.

    İslam'ın doğuşu Filistin'de miydi?

    Adı geçen 'tarihsel eleştirel yeniden yapılandırma', birçok açıdan Kuran'ı daha geç bir tarihe, 9. yüzyılın başlarına yerleştiren John Wansbrough'un tezinin yeni baskısını çağrıştırmakla kalmayıp, İslamiyetin Arap yarımadasında değil daha ziyade Filistin'de oluştuğunu iddia eden Patricia Crone ve Michael Cook'un tezlerini de anımsatıyor.

    Şarkiyat bilimlerindeki temel konsensüs bundan daha farklı bir sonuca varıyor: İslamiyetin doğuşu ve ilk dönemi ile ilgili geleneksel anlatım, tarihsel açıdan genel olarak doğru kabul ediliyor ve Peygamber Muhammed'in tarih içindeki varlığından yola çıkılıyor. Bu anlatıma göre Muhammed M.S. 570 yılında Arap yarımadasında bulunan Mekke kentinde doğmuş ve vahiy inmesiyle de M.S. 610 yılında peygamber olmuş.

    Kavmi olan Kureyşler tarafından reddedilip takibata uğradıktan sonra nihayet M.S. 622 yılında Medine'ye hicret etti ve burada ilk İslam devletini kurmuş.

    Buradan yola çıkarak on yıl içinde sadece Mekke'yi değil, yarımadanın neredeyse tamamını fethetmesi Şarkiyat bilimlerinde tartışılmasızca kabul edilen bir nokta. Aynı zaman, 'Verimli Hilal' olarak tabir edilen Kuzey Afrika ve İran'ı feth eden ilk halifelerin varlığı da Şarkiyat bilimlerinde tartışmasız kabul edilir. Nitekim Muhammed'e inen vahiylerden meydana gelen Kuran'ın son tashihlerinin de üçüncü halife Osman tarafından yapıldığı konusunda da bir tartışmaya yer yoktur.

    Aşağıda 'Erken döneminde İslamiyet' adlı kitapta yer alan kimi ana tezler yer almakta.

    Araplar aslında Aramiler mi?

    Gerek Volker Popp gerekse Karl-Heinz Ohlig, Arabistan'ın bir zamanlar Mezopotamya'da olduğu ve 'Arap' ve 'Arapça' gibi terimlerin aslında Aramilere atfedildiği tezini ortaya atıyor. Buna göre ancak bundan sonra bu kavramlar Arap yarımadasından gelen kavimler tarafından üstlenilmiş ve günümüz Araplarına ve günümüz Arabistan'ına geri atfedilmiş.

    Ne var ki bu tez bazı önemli bilgileri göz ardı ediyor. Bu bilgilere göre bugünkü anlayışa göre Arapça olan adlar ve tanrıların olması, M.S. 2. yüzyılda Hatra'da Arapça konuşan bir halkın yaşadığını kesin olarak kanıtlamak. Ayrıca M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren Suriye çöllerinde göçmen olarak yaşayan ve Asurlular tarafından Aribi, Arabaya v.b. olarak adlandırılan günümüzdeki anlamıyla Arap kavimlerinin varlığını da belgeliyor.

    Bu kavram İran'da yaşayan, büyük olasılıkla Sami olmayan göçmenler için de kullanıldı, dolayısıyla bu göçmen kavramının etnik ya da dil menşeinden tamamiyle bağımsız olarak kullanıldığı düşünülebilir.

    Ancak Güney Arapçada bulunan tam da bu Sami kökü daha M.Ö. 2. yüzyılda, Arap yarımadasında yaşayan göçmen kavimleri tarif etmek için kullanılırdı; dolayısıyla 'Arap' kavramı günümüzdeki anlamıyla ancak M.S. 7. ya da 8. yüzyılda Araplara atfedilmiş olamaz.

    Gramer sorunları

    Popp'un, Marw'de [günümüzde Türkmenistan sınırları içinde] bir Hıristiyan, Kiliastik hareketin bulunduğuna ilişkin tezinin ana argümanlarından biri de son derece titrek temeller üzerinde duruyor: Bir Pehlevi destanı olan 'APD'LMLIK-i-MRWânân'de (Popp'un aktarımıyla) madeni paralara basılmış olan ve bugüne dek Abd al-Malik Bin Marwân (Marwân oğlu Abd al-Malik) olarak okunarak aynı adlı halifeyi tarif ettiğine inanılan yazı, Popp tarafından 'Marw insanlarından Abd al-Malik' olarak okunuyor.

    Popp'a göre bu veriler, Marw'nin Mezopotamya'dan sürülmüş, eski inançlı Hıristiyanların bir merkezi olduğunun kanıtı.

    Ancak 'i-MRWânân' kalıbını 'Marw insanlarından Abd al-Malik' okumak mümkün değildir, çünkü bir Orta-Farsça soneki olan 'ân'ın menşei belirtme işlevi yoktur. Buna karşın 'Marwân oğlu' ifadesiyse sadece mümkün olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu ifadeyi Pehlevi dilinde vermenin yegâne yolu da budur.

    Bunun ötesinde, bir insanın memleketini tam da yaşadığı yerde belirtmeye niçin gerek duyacağı sorusu geliyor akla. Hele ki Marw'nin daha 4. yüzyılda Doğunun Apostolik kilisesinin -genellikle yanlışca Nestoryenler olarak tarif edilir- bir piskoposunun yaşadığı bir yer olduğu düşünülürse, burada bulunan bir Hıristiyan 'mülhitliğinin' nasıl olup da fark edilmediği şaşırtıcı.

    Aynı şekilde Popp'un 'amîr al-mûminîn' unvanının 'müminlerin komutanı' değil de, kendini bir tür bey olarak gören 'tüm güvenlik görevlilerinin komutanı' anlamına geldiği inancına nasıl kapıldığı da insanın aklına takılan bir soru işareti.


    Arap Sassani madeni paraların üzerinde yer alan söz konusu Orta- Farsça kavram 'AMÎR-i-Wurroyishnikân' (Popp'un aktarımıyla), buradaki 'wurroyishnikân' ancak mümin anlamına gelebilir ve 'wurroyishn', yani 'inanç' köküne dayanır.

    Zerdüştlüğün dini metinlerinde ortaya çıkan bir kavram bu. Ancak Popp, özellikle 'İranlı dini örgülerinin Kuran'daki tasvirlere etkisi' adlı eserinde bu kavrama ait tasvirlerin Kuran'da ve İslamiyette sıklıkla bulunduğuna inanıyor.

    Kuran için Süryanice müsvedde

    'Kuran'ın Süryanice Aramice okuma tarzı' adlı kitabın yazarı Christoph Luxenberg, Ohli'in yayımladığı söz konusu derlemede yazdığı yazısında, eski Kuran elyazmalarının önce Süryanice bir müsveddesinin yazıldığını kanıtlamaya çalışıyor.

    Ancak ileri sürülen açıklamalar inandırıcılıktan uzak. Örneğin šay' yani 'şey' sözcüğünü, retroflex yazılmış y harfini Süryanicedeki n gibi görmesi nedeniyle ša'n yani 'mesele, konu' gibi okumasının gerçekten de anlamlı olup olmadığı tartışmaya açık bir konu.

    'Mesele' sözcüğünün anlambilimsel olarak 'şey'den daha kapsamlı olduğu görüşünü anlamak mümkün değil, zira 'Tanrı her durum üzerinde hükmeder' cümlesinin kapsamı, 'Tanrı her şey üzerinde hükmeder' cümlesindekinden daha 'dardır'. Öyle ya, šay' sözcüğü birçok Arap diyalektinde belgisiz zamir ya da soru zamiri olarak bir 'şey' haline dönüşmüştür.

    Aramicenin kaynak olarak kullanılması

    Örneğin güçlendirme eki la-'nın olumsuzlama eki lā gibi Aramiceden alındığı görüşü gibi cesur iddialar Sami dil gruplarının tümünde aksine ilişkin kanıtlar olmasına karşın, Luxenberg'in Samiler ve diller hakkındaki yetkinliklerinden kuşkulanmamıza neden.

    Nitekim tespitlerinin yapılan bir yeni okuma tarzının bir sonucu olmadığı, aksine metnin istenilen sonucu verecek şekilde yorumlandığına bu yazı içinde birden çok yerde rastlanıyor.

    Özellikle dikkat çeken başka bir konu da, her türlü Aramice yazı geleneğine başvurmasıdır. Sanki çeşitli Arami diyalektleri istenildiği gibi yer değiştirebilirmiş gibi. Bu sebeple Süryanice yazılmış en eski Kuran kesinlikle bir kanıt sayılamaz.

    Şifahî olarak nakledilmiş metinler

    Dil etkenlerinin bilinçli olarak, önceden belirlenmiş bir görüşü destekleyecek biçimde kullanımına ilişkin benzer bir duyguya Markus Groß'un yazısını okurken de kapılmak mümkün.

    Groß sözel olarak aktarılan metinlerin genel olarak tek bir asıl metne dayandırılamayacağını ileri sürüyor; ancak Kuran'da farklı metinlerin, tek ve geçerli bir metin iskeletinin (rasm) alternatif (yorum) okumalarına dayandığını iddia ediyor.

    Aynı kalıba sahib olan kelimelerin alternatif okuma, ünlü ya da ünsüz harflerin kullanma türlerinin sayısı çoktur. Ancak başka bir rasm gerektiren birçok farklı metin de vardır ve bunlar bu kitapta dile getirilmiyor. Bunun ötesinde aynı rasm'a sahip okumaların, bir kanonun oluşmasının ardından bir tefsir aracı olarak ne ölçüde ikincil düzeyde meydana geldiği de bilinmemektedir.

    Groß bunun da dışında Kuran'ın metninin nesnel bir bakış açısıyla gerçek bir estetik lezzet vermekten uzak olduğunu ileri sürüyor; ancak bu sırada kompozisyon stratejisinin yanı sıra Kuran'daki çeşitli üslup araçlarının işlevini ortaya koyan yeni edebiyatbilimsel çalışmalar (örneğin Neal Robinson'un 'Discovering the Qur'an' adlı kitabı) göz ardı edilmiş.

    Groß'un, erken dönem Kuran imlasının, kesin olmadığı için bir tür gizli yazı oluşturduğu tezi tuhaf kaçıyor. Özellikle İslamiyet öncesi yazıların, içeriğinin son derece basit olmasına karşın kesin konuşmak konusunda yine eksik kaldığı göz önünde bulundurulduğunda.

    'Muhammad' kelimesinin anlamı

    Bu kitapta defaten dile getirilen ana tezin nihayetinde hiçbir temele dayanmadığı ortaya çıkıyor. Bu ana teze göre muhammad kelimesinin bir isim değil, Hıristiyan ilahiyatına dair bir sıfat olduğu savunulmakta.


    Dolayısıyla Popp burada Ugaritçeden [Sami dil grubunda yer alan kuzeybatı Sami dillerinin günümüzde kullanılmayan bir kolu] alınmış ve 'seçilmiş' anlamında kullanılan bir sözcük olarak görüyor. Sözcüğün bu anlamı için kanıt olarak Ugaritçedeki m.h.m.d'yi 'en iyi, tercih edilen' diye çeviriyor. Ancak bu da 'seçilmiş' olmakla pek alakalı değil!

    Ohlig ise buna bir alternatif olarak Süryanicede kullanılan mahmed 'övülmüş' sözcüğünü alıyor ve bunun Arapçada mehmad olarak okunduğunu ileri sürüyor. Gerçekteyse hmd kökü Süryanicede kullanılmaz. Yani Ohling'in bu sözcüğünün Süryanice hiç olmadığı anlaşılıyor.

    Öte yandan Groß bu kökün Kuzeybatı Sami dilindeki anlamı olan 'arzulamak' sözcüğünden söz etse de, o da bu kökün Süryanicede varolduğu hatasına düşüyor, bir de dilbilgisi açısından yanlış bir sıfatfiilini de çekiyor. İbranicedeki mahmād, yani 'arzu nesnesi' sözcüğünün Ugaritçeden alındığı savıysa tamamen asılsızdır.

    'Muhammad' eşittir 'İsa'?

    Bir tek Güney Sami dilinde, yani Arapça ve Güney Arapçada hmd kökünün 'övmek, methetmek' anlamı vardır. Burada da özel isimlerin oluşturulmasında kullanılır; nitekim Safaî ve Saba dillerinde İslam öncesi dönemde kaleme alınmış yazıtlarda bir m.h.m.d adına rastlamak mümkün.

    Muhammad adı, Arap Sasani madeni paralarının üzerinde kesinlikle bir özel isim olarak karşımıza çıkar; bu madeni paralar M.S. 686 ve 701 yıllarına aittir, yani Luxenberg'in başka bir kitab içnde yeni okumak suretiyle Hıristiyan sıfatına rastladığını iddia ettiği Kaya Kubbesindeki yazıtlarla aynı tarih.

    Ancak ne burada ne de başka bir yerde İsa, ismen muhammad sözcüğüyle tarif ediliyor, hatta iki sözcük aynı cümlede bile anılmıyor. Luxenberg'in okuma tarzı böylece kanıt olarak sayılamaz.


    Öte yandan Müslümanların kelime-i şahadeti Yunanca kaleme alınmış iki dilli bir papirüste de bulunmakta. Burada mamet sözcüğü, apostolos theou, yani 'Tanrının elçisi' olarak geçer. Bunu da özel isimden başka bir şey olarak kabul etmek zor.

    Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda bu kitabın, İslamiyetin karanlık başlangıcına ışık tutma hedefine ulaşamadığı görülür.

    İslami gelenek içerisinde şimdiye kadar yapılan kaynak (yorum) okumalarına yönelik olarak özellikle çağdaş Hıristiyan yazarlar tarafından getirilen haklı eleştiri, yazarların kaynakları en az öncekiler kadar taraflı bir tavırla incelemeleri ve kendi kuramları doğrultusunda (yorumlayarak) okumaları karşısında inandırıcılığını yitiriyor.

    Böylece 'seçilmiş' ya da 'övülmüş' muhammad-İsa, şimdilik revizyonist arzuların yanılgıya dayanarak seçtiği bir hedef olarak kalmakta.

    Daniel Birnstiel

    © Qantara.de 2007

    İngilizceden çeviren: Ogün Duman

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Kuran başka arkadaşlarında itiraz etmediği gibi ilkel arapçayla yazılmıştır yani noktalama işaretleri olmadan.Bu yüzden Kuranda bir çok kelime bir çok anlama gelebilir.

    Topkapı sarayında Hazreti Osman zamanından kalma olduğu iddia edilen kuran da acaba böylemidir.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kuran başka arkadaşlarında itiraz etmediği gibi ilkel arapçayla yazılmıştır yani noktalama işaretleri olmadan.Bu yüzden Kuranda bir çok kelime bir çok anlama gelebilir.

    Topkapı sarayında Hazreti Osman zamanından kalma olduğu iddia edilen kuran da acaba böylemidir.
    Kur'an'ın işaretlemeleri üzerine tartışmalar şekillenebilir belki ama,Muhammed figürünün yaşamadığı iddiası biraz fazla olmuş gibi.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Yoo ben böyle düşünmüyorum bir internet sitesinden alıntıladım.Ama bulunan en eski Kuran gerçek.Tabi topkapıda saklanan kutsal emanetler arasındaki Hazreti Osman zamanından kaldığı söylenen Kuran sayılmazsa.Eğer ilkel bir yazı diliyle yazıldıysa bu gün insanlık açısından problem veya ters olarak algılanan bir çok olayın nedeni açıklanabilir.Yani bence Büyük Allahtan gayri çoğu şeyinde hikaye olduğuda görülebilir.
    Bu mesaj en son " 23.02.09 " tarihinde saat 01:53 itibariyle EL-TURUK tarafından düzenlenmiştir...

  5. #5
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    o belgeseli bende izledim...
    nüshalar halinde çözümlenmeyi bekliyordu,kuran bilimcileri tarafından.
    ve üzerinde hiç bir noktalama işareti yoktu,eski arapça çok daha zor telafuz edilip çözümlenen bir dilmiş. kuran-ı kerim'in yorumlanmasında süryaniceden ve arapçadan yararlanıldığından bahsediliyordu.
    eğer böyle birşey gerçekse o noktalama işaretleri kim tarafından yazılıp yorumlandı ?
    harflerin silinip üzerine yenilerinin yazıldığı bile ortaya çıktı.
    ama tam olarak çözümlemesini yapmadılar.
    attıkları iddialar şu an bizlere oldukça yabancı kalsa da neler çıkacak diye merak etmiyor değilim.
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  6. #6
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    demekki orjinale yakın olanını anlamak çok zor)

    1-bundan kısa bir zaman önce hz ömer devrinde bir kayaya yazılmış ömer hakkında bilgi var

    2- Hz Ömer Kudüse girdiğine dair belgeler var Ömer varsa Muhammed de vardır ne yani Muhammed i zorla Ömer mi insanların kafasına soktu

    3- eski arami belgelerinde Muhammedin adamlarından bahseder.

    Bütün dinler birbirlerinden etkilenmişlerdir. Muhammed İncilde bir sembol isimse Kur an neden incilde çok farklı.

    4- İslam ile babilonya arasında yakınlık çok var Hindistanda bu bölgeye komşu sayılır. Hint etkiside var hintçe namasteelam namaskara: güneşe selam Arapça namaz: namaz, salat.

    Şaşırtıcı olan bir kişinin başlattığı bir başkaldırının tüm ortadoğuya yayılabilmesi şans rüzgarını iyi kullanabilmesi ayrıca peygamberlerin özelliğidir zeki olmak.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    18-07-2007
    Mesajlar
    41
    Karizma Gücü
    0
    17«Kutsal Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersizkılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18Size doğrusunu söyleyeyim, gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecek. 19Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliğinde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliğinde büyük sayılacak. 20Size şunu söyleyeyim: doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisilerinkini kat kat aşmadıkça, Göklerin Egemenliğine asla giremezsiniz!

    matta:5-20

    Dar kapıdan girin. Çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. 14Yaşama götüren kapı ise dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır

    7«Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. 8Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır. 9Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? 10Ya da balık isterse ona yılan verir? 11Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerde olan Babanızın, kendisinden dileyenlere güzel şeyler vereceği çok daha kesin değil mi?
    12«İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Kutsal Yasa'nın ve peygamberlerin söylediği budur.
    Bu mesaj en son " 25.02.09 " tarihinde saat 20:08 itibariyle HaYaL tarafından düzenlenmiştir... Neden: art arda msjlar birleştirildi

  8. #8
    abuz89 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-08-2008
    Mesajlar
    2,138
    Karizma Gücü
    4
    vaaay be..

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Adamın biri en eski Kuranı bulduk diyor.Yani topkapı sarayında hazreti Osman zamanından kaldığı iddia edilen Kurandan daha eski ve üzerinde bilimsel inceleme yapıyor,hatta bunu dünya televizyonlarında belgesel olarak sunuyor bizim dini bütünlerden çıt yok.İnsan bir merakeder ya.

  10. #10
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    Bir yorum katkısında da ben bulunayım:

    Baş tarafında (Osmanlıca!) Hz.Osman'ın eliyle yazıldığı kaydı bulunmasına karşın rağmen bildiğim kadarıyla Topkapı Sarayındaki Kur'an nüshası Hz.Osman'dan kalma olmadığı tespit edilmiş durumda. Hatta dünyanın herhangi bir yerinde Hz.Osman ve devrinden kalma bir Kur'an nüshası henüz tespit edilmiş değil. Bilindiği üzere Hz.Osman döneminde Kur'an nüshaları başlaıca şahirlere gönderilmek üzere 7 tane olarak çoğaltıldı. Bu yedi tanenin bu güne ulaşıp ulaşmadığı üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Bu gün, Topkapı Sarayındaki de dahil olmak üzere St. Petersburg, Taşkent, Londra, Kahire ve İstanbul`da (2 adet) nüsha var. Bütün bu nüshalar, Hz.Osman dönemindeki çoğaltılan 7 nüshadan türetilmiş kopyalar. Yakında bunlar karşılaştırılmalı olarak IRCICA tarafından basılacak, çalışmalar Tayyar Altıkulaç başkanlığında (ve arapların da katıldığı ilmi bir heyet ile) devam ediyor. Hz.Peygember dönemine dair tespit edilen en eski metinler parşömenlerdir.(deri, taş, bez üzerine yazılmış mektuplar/metinler vb.)

    Yazı diline gelince, burda bir yanılgı var.
    Evet ilkel arapça alfabesiyle yazılmıştır ve noktalama işaretleri yoktur ancak bu bir kelimenin birden çok anlama gelmesinin nedeni değildir:
    Hafızaya dayalı ve ezber kültüründen gelen(yüzlerce beyiti, binlerce metni ezberleyen), yazmayı kendine zül sayıp yazanları beyinsiz sayarak ayıplayan bir toplumun yazısının gelişmesi elbette gecikir, gecikmişdir de.
    Şunu göz ardı etmemeli ki bu güne ulaşmış islami/gayr-i islami metinlerin zaten noktalama işaretlerinin icad edildiği 2.asırdan itibaren noktalamalı imla metinleri de (kopyaları) vardır. Cahiliyye dönemi şiir ve edebiyatı için de aynı durum söz konusudur.
    Burada imla/noktalama işaretlerinin olmaması anlamayı değil okumayı zorlaştırmaktadır. Çünkü arapçada bir çok harf birbirinden noktayla ayrılmaktadır. Bunu ayırabilmenin tek yolu ya sonraki asırda yapılmış imlalı bir kopyasına dayanmak veya arap dil ve edebiyatına, lehçelere tam bir hakimiyetle kelime ve cümle yapısından yola çıkarak okumaktır.
    Sorun okuma sorunudur anlama değil çünkü arapçada bir kelimenin bir çok anlama gelmesi hep arapçaya mahsus bir durum değildir, hem imla/noktalamalı metinler için de kelimelerin bir çok anlama gelme durumu söz konusudur hem de dil bilimcilere göre bu bir eksiklik değil zenginlikdir.
    Kısacası en eski metinlerde sorun iki tanedir:
    1- İmlasız/noktalamasız okuyabilme sorunu.
    2- Klasik dönem diline hakimiyet.
    (Artık araplar Hz.Peygamber dönemi arapçasıyla konuşmuyor ve çoğunu da anlamıyor, bizim Fatih Sultan Mehmet dönemi türkçesiyle konuşmadığımız gibi.)
    Bu yazıları okuyabilen ve o zamanki dile hakim olan için anlama güçlüğü diye bir şey yok aslında.

    Hoşçakalın

    Not: Arapçası olanlar en eski kuran nüshaları(mushaflar) hakkında ayrıntılı bilgi almak için şu kaynaklara baş vurabilirler:
    Ebû Bekir Abdullah b. Süleyman b. el-Eş'as İbn Ebû Dâvûd es-Sicistânî (ö. 316/929), Kitâbu'l-Mesâhif (nşr. Arthur Jeffery), E. J. Brill, Leiden 1937 (Materials for the History of the Text of the Qur'an ile birlikte); nşr. Muhibbüddin Abdüssübhân Vaiz, I-1I, Dârü'l-Beşâiri'l-îslâmiyye, Beyrut 2002.
    Ebû Bekr Muhammed b. et-Tayyib Bakillani (ö. 403/1013), el-İntisar li'l-Kur'ân (nşr. Fuat Sezgin), Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften, Frankfurt 1986.
    Ebû Abdullah es-Sayrafî, Nüketü'l-İhtisâr li Nakli'İ-Kur'ân (nşr. Muhammed Zağlul Selâm), Münşeatü'l-Ma'ârif, el-İskenderiyye, ts.
    Ebû Amr Osman b. Said ed-Dânî (444/1053), el-Muhkem fi Nakti'l-Mesahif{nşr. İzzet Hasan), Dımaşk 1960, 1986.
    Ebû Amr Osman b. Said ed-Dânî (444/1053), el-Mukni' fî Ma'rifeti Mersumi Mesahifı Ehli'l-Emsâr (nşr. Muhammed Ahmed Dehman), Dımaşk 1940, 1983.
    Abdülazîz Salim, Edvâ alâ Mushafı Osman b. Alfan ve Rıhletuhû Şarkan ve Ğarben, Müessesetu Şebabi'l-Camia, İskende¬riye 1991.
    Mûsâ Cârullah, Târihu'l-Kur'ân ve'l-Mesâhif, eİ-Matbaatu'l-İslâmiyye, Petersburg 1323/1934.
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Dünyanın en küçük Kuranı Azerbaycanda
    2006 Konuları bölümünde azeags tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 22.02.06, 09:29
  2. Dünyanın en eski objesi sergilendi.
    2005 Konuları bölümünde Harbiyeli tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 01.08.05, 17:39
  3. Dünyanın en eski fotoğrafı!
    2003 - 2004 Konuları bölümünde Tesla tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 24.11.03, 15:07

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •