• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #A9A9A9'>cicero</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2005
    Mesajlar
    4,014
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Kanser Nedir , Çeşitleri , Belirtileri ,Tedavileri , Korunma Yöntemleri Nelerdir ?

    Kanser Nedir ?

    Kanser , vücut hücrelerinin kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir hastalıktır. Hücreler henüz tam bilinmeyen bir nedenle, kontrolsüz olarak bölünmeye başlarlar. Bu yüzden bedende hızlı hücre çoğalmasından oluşan kötü urlar oluşur ve bunlara kanser denir.

    Kanserin sebebi nedir?

    Çevresel ve içsel nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve içsel nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler.

    Genel sebepler

    • Dengesiz beslenme %35
    • Sigara %30
    • Enfeksiyon hastalıkları %10
    • Mesleki nedenler %4
    • Alkol %3
    • Çalışma yerinin tozlu ve pis olması %2
    • Gıdalara konan katkı maddeleri %1


    Aşamaları

    Kanser apansız gelişerek hastanın durumunun hızla bozulmasına neden olabilir ya da yıllarca yavaş yavaş ilerleyebilir.Yavaş ilerleyen kanserde kişi durumunun farkında olmayabilir bu yüzden tedavide geç olur.Amerikan kanser derneği kanserin 7 temel uyarı işaretini belirtmiştir:

    • Bağırsak ve idrar kesesi işleyişinde değişiklik
    • Olağan dışı kanama ya da akıntı
    • Memede veya başka bir yerde kalınlaşma ya da şişme
    • Sindirim bozukluğu ya da yutkunma güçlüğü
    • İnatçı ses kısıklığı ve ya kalınlaşması
    • sindirim ya da yutkunma güçlüğü
    • Bir siğil ya da et beninde gözle görülür değişiklik


    Korunma

    Kanserden korunma, herhangi bir başka hastalıktan korunma gibi, nedenleri ve doğal gelişmesi konusunda edinilmiş bilgiye dayanır. İnsanlardaki kanserlerin büyük çoğunluğu (belki de % 80 ya da 90'ı) çevreyle bağlantılıdır; bu yüzden, söz konusu çevre etkenlerinin ortaya çıkarılması ve ortadan kaldırılması ya da denetim altına alınması, kanserin önlenmesine en mantıklı yaklaşım olarak görülmektedir.

    Kansere yol açan etkilerin ortaya çıkarılması için iki yöntem, geniş çapta kullanılmaktadır. Etkenin bakterilerde değşinime yolaçma yeteneğini hızla ölçen Ames testi, % 90'dan fazla etkilidir ve kansere yol açabilecek etmenlerin (gerekirse bu etmenler daha sonra denek hayvanları üstünde denenir) ortaya çıkarılmasında geniş çapta kullanılmaktadır.

    Kanser yapıcı kimyasal maddelerin hayvan testleriyle ortaya çıkarılması, masraflı olmasına karşılık, belirli bir etmenin kansere yol açıp açmadığından emin olmanın tek yoludur.

    Virüs enfeksiyonlarıyla birlikte görülen insan kanserlerinin (özellikle de Epstein-Barr ve hepatit-B virüsleriyle birlikte görülen kanserlerin) aşıyla önlenmesi, kuramsal açıdan olasıdır; ama henüz önemli sayılabilecek ölçüde geliştirilmemiştir. Güneş ışığının, deri kanserinin en büyük nedeni olması düşünülmekle birlikte, bu kanser çeşidinin yüksek oranda tedavi edilebilmesi nedeniyle, ciddi koruyucu çabalar, oldukça yakın bir tarihte gösterilmiştir. Bu tür çabalar, özellikle, güneş ışığının yol açtığı tedavisi güç ve ender bir deri kanseri biçimi olan kötücül ur tedavisi yönünde yoğunlaştırılmıştır. X ışınları, gamma ışınları, vb. yüksek enerjili ışınım etkisinde kalmayla bağlantılı insan kanserleri, ışın tedavisi sırasında alınan önlemler nedeniyle, çok daha az yaygındır.

    Kansere yol açan çevre etmenlerinin kanserin doğal gelişme sürecinin yükselme aşamasıyla çok sıkı biçimde ilişkili olduğu sanılmaktadır. Sözgelimi, kadınlardaki meme kanserinin, beslenme rejiminde yağ alımıyla ilgisi olduğu ve akciğer kanserine sürekli olarak uzun süre sigara içmenin neden olduğu açıktır. Sigara dumanı, başlatıcı birçok etken içermekle birlikte, sigarayı bırakmak, bir yıl kadar sonra, kansere yakalanma olasılığının düşmesine yol açmaktadır. Hastalığın görülme sıklığı,yükseltici etkenlerin sürekli etkisi nedeniyle sürekli biçimde sigara dumanı almakla doğrudan doğruya ilişkilidir.Özet olarak akciğer kanseri sigarayı bırakmakla meme kanseri de beslenme rejiminde yağ ve kalorileri azaltmakla önlenebilir.

    Teşhisi ve Tedavisi

    Kanser tedavisinin başarılı olması için, teşhisin, çoğunlukla, hastalığın doğal gelişmesinin erken bir evresinde, özellikle de kanserin metastaza doğru ilerlemesinden önce konulması gerekir. Bütün insan kanserlerini birbi-çimli olarak saptayabilen bir test bulunmamasına karşın, çeşitli kanserleri erken teşhis etmek için bazı yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar içinde en üstün olanı, teşhis amaçlı hücrebilimin, özellikle de dölyatağı boynu kanserinin varlığını belirlemek için 50 yıl kadar önce Yunanlı hekim Georghios Papanicolau'nun geliştirdiği PAP TESTİ'dir. Bu tarama işleminin yerleşmesinden bu yana, dölyatağı boynu kanserleri ile endometriyum kanserlerinden ölüm oranı önemli ölçüde azalmıştır.

    İdrar kesesi, meme, akciğer, mide ve yemek borusu kanserleri de çeşitli hücrebilim yöntemleriyle erken teşhis edilebilir. Kanser "markerleri" (yani serum, idrar; vb. beden maddelerinin örneklerinde laboratuar yöntemleriyle kolayca saptanan biyaokimyasal etkenler) de kullanılmıştır. Prostat kanserinde asit fosfataz gibi bazı enzim etkinlikleri de, erken teşhis olanağı sağlamıştır.

    Kadınlarda erken meme kanseri taramasında, röntgen taraması eskiden göğüs röntgeniyle yapılırken, günümüzde meme röntgeniyle (mamografi) yapılmaktadır. Kalın bağırsak kanserinin erken teşhisi için dışkıdan kan arama testleri de hızla yaygınlaşmaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Bütün tarama tekniklerinde, varılan "kanserli" sonuçlarının, kabul edilmiş teşhis ölçütleriyle doğrulanması gerekir; en yaygın kullanılan teşhis ölçütü, kanserin bir patoloji uzmanı tarafından mikroskop aracılığıyla teşhisidir. Bu teşhiste kullanılacak örneğin elde edilebilmesi, genellikle cerrahi girişim gerektirir. Şüpheli bir kötücül urun ya da bir.parçasının teşhis amacıyla alınmasına, "biyopsi" adı verilir. Bir biyopside urun kötücüllüğünün anlaşılmasıyla, kesin tedavi yöntemi hemen saptanabilir.

    Kanserin cerrahi girişimle (ameliyat) alınması, en eski, en klasik tedavi yöntemidir. Tedavi amaçlı cerrahi girişim, ister iyicil, ister kötücül olsun, hiçbir metastaz belirtisi bulunmayan ilk urlara uygulanır. Metastaz bozun-ları varsa, bedendeki kanserli doku kitlesinin miktarını azaltmak amacıyla, ilk uru ve bazı metastaz urlarını çıkarmak için de cerrahi girişim uygulanabilir. Bu ikinci cerrahi uygulama, başka tedavi çeşitlerinin hazırlığı niteliğindedir ya da kan dolaşımının engellenmesi, bağırsakların tıkanması, kanserin sinir gövdelerine yayılması nedeniyle şiddetle ağrı gibi özel bozuklukları hafifletmek amacıyla yapılır.


    Işın Tedavisi (Radyoterapi)

    İyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak kanserin tedavisini amaçlar. Kobalt-60'ın yaydığı gamma ışınları ya da lineer hızlandırıcılardan elde edilen X-ışınları en sık kullanılan iyonlaştırıcı radyasyonlardır. Işın tedavisinin amacı hastalıklı dokuya en yüksek dozu verirken hastalıklı dokuyu çevreleyen sağlam dokuya en az radyasyon vermektir. Işın tedavisinin (röntgen tedavisi) başarısı, ışınım kaynağına ve kötücül urun, ışınımın öldürücü etkisine duyarlılığına bağlıdır. Kötücül lenfomalar, kan kanserleri ve karsinomların çoğunluğu, göreceli olarak, en azından bu tür tedavilerin ilkinde, ışınıma duyarlıdır.

    Kimyasal tedavi (İlaç tedavisi)

    Kötücül urların çoğunda, metastaz yapmaları durumunda, cerrahi tedavi ve çoğunlukla da, ışın tedavisi, iyileşmeyi sağlayamamaktadır. Enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi, olanak varsa, hastanın hastalıktan bütünüyle kurtarılması gerekir. Söz konusu kötücül urların çoğunda, tam anlamıyla iyileşme çok ender olmakla birlikte, kimyasal tedavi (kemoterapi de denir) yani kimyasal maddelerle tedavi, birçok hastada, özellikle çeşitli kanser biçimlerine tutulmuş çocuklarda, etkin yaşam süresini uzatmaya yardımcı olmaktadır. İlaçlara yanıt veren ilerlemiş kanserler arasında, çocuklarda ivegen lenfositli kan kanseri, birtür kötücül lenfoma olan Hodgkin hastalığı, Ewing kemik sarkomu ve VVilliam böbrek uru sayılabilir.. Bütün bu kanserlerde ortaközellik, hızlı büyümedir. Genellikle, bir kanserin ilaç tedavisine yanıt vermesi, urun büyüyen kesimine, yani herhangi bir zamanda bölünme süreci içinde olan hücrelerin yüzdesine bağlıdır. Hızla büyüyen kanserlerin, büyüyen kesimleri büyüktür; dolayısıyla, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların hücre öldürücü (sitosidal) ve hücre bölünmesini durdurucu (sitostatik) etkilerine, hücre topluluğunun büyük bir yüzdesi duyarlıdır.

    Kanser tedavisinde yeni ilaçların araştırılması ve geliştirilmesi uzun ve sıkıntılı olmuştur. Kansere karşı ilaçların geliştirilmesi, araştırılmakta olan ilacın seçilmesi, etkililiğinin hayvan sistemlerinde taranması, ilacın bedendeki etkilerinin incelenmesi ve hastalarda kapsamlı denemeler gibi aşamaları kapsar. Bazı hormonlar, özellikle de steroyit cinsellik hormonları ile böbreküstü kabuğu hormonları, çeşitli mikroorganizmalar tarafından doğal olarak üretilen antibiyotikler, cezayirmenek-şesi çiçeğinden çıkarılan vinblastin ve vinkristin de dahil bitki alkaloyitleri, alkilleyici etkenler (yani doğrudan DNA'yla tepkimeye giren kimyasal maddeler) ve yapı bakımından normal metabolizma bileşenlerine benzeyen, onlarla bazı metabolizma işlevlerinde rekabet eden (böylece normal metabolizma yollarının daha çok kullanılmasını engelleyen) metabolizma bileşenleri karşıtları, insan kanserinin ilaçla tedavisinde etkisi görülmüş başlıca bileşiklerdir.

    Farklı ilaçlar, farklı mekanizmalar aracılığıyla iş görür ve hücreleri farklı zamanlarda farklı biçimlerde etkilerler; ayrıca, bu ilaçlardan bazıları, birlikte kullanıldıklarında, birbirlerinin etkisini artırdıkları için, daha iyi sonuçlar verirler. Bu nedenle, kanserin ilaçla tedavisinde, günümüzde çoğunlukla, aynı anda birçok ilaç birden kullanılmaktadır. Bu birçok ilaçla tedavi, karmaşık olmakla birlikte, çeşitli kanserlerin, özellikle de kan kanserinin, Hodgkin hastalığının, erbezi ve yumurtalık kanserlerinin tedavisinde başarılı olmuştur. Ek üstünlüklerinden biri de, kanserin çeşitli ilaçların birarada kullanımına dirençli duruma gelmesinin, daha yavaş olmasıdır. Oysa belirli bir kanseri tedavi etmek için tek bir ilaç kullanıldığında, kanserin tedaviye dirençli duruma gelmesi çok daha çabuk olur.

    Kanser hastalığının tedavisi konusunda bazı alternatif tıp yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler kanser ilaçlarının ve tedavilerinin hammadesini oluşturan bitki ve hayvan ekstraktlarıdır. Bu yöntemle kürabıl olarak nitelendirilemeyen birçok kanser tedavisine yardımcı olarak alınan bu ürünler immün sisteminin kuvvetlendirilmesine yardımcı olmaktadır. Köpekbalığı yağı, lesitin, C vitamini bunlara örnek olarak verilebilir.


    Çeşitleri :


    Bu mesaj en son " 05.02.09 " tarihinde saat 14:41 itibariyle cicero tarafından düzenlenmiştir...




  2. #2
    <span style='color: #A9A9A9'>cicero</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2005
    Mesajlar
    4,014
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Akciğer Kanseri

    Akciğer Kanseri Nedir?

    Akciğerdeki hücreler bazen çeşitli etkenlerden dolayı kontrol edilemezler ve çoğalmaya başlarlar. Bu çoğalma sonucunda akciğer ve çevresindeki dokularda tümörler oluşur. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa akciğer kanseri denir. Akciğer kanseri küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan olmak üzere iki çeşittir.

    Görülme Sıklığı

    Kalp hastalıklarından sonra dünyada ölüm nedenleri sıralamasında ikincidir. Erkeklerde ise en çok öldüren kanser türüdür. Bunun da en büyük nedeni sigara kullanmak ve sigara dumanına maruz kalmak olarak gösterilmektedir. Genelde 55 yaşın üzerinde görülür fakat bu sigaraya başlama yaşına, sigara kullanma sıklığına, çeşitli kanser yapıcı maddelere maruz kalma durumuna göre değişir.

    Kadınlarda tüm kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 30'undan sorumludur. 20. yüzyılda kadınlarda yaygınlaşan sigara kullanımı nedeniyle çok fazla artış göstermiştir. Ülkemizde de sigara kullanımının son yıllarda artması nedeniyle akciğer kanserinin yaygınlaşması kaçınılmaz bir hale gelmiştir.

    Türkiye'de erkeklerde görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır. Fakat kadın ve erkek arasındaki bu fark gittikçe azalmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 25 bin kişide akciğer kanseri ortaya çıkmaktadır.

    Akciğer-bronş kanseri çocuklarda ve ergenlik çağında hemen hiç görülmez. Her iki cinste de en çok 50-70 yaşlan arasında ortaya çıkar ve görülme sıklığı 50-60 yaşlan arasında en üst düzeye ulaşır. Olguların yüzde Tinde hasta 30 yaşın altında, yüzde 10 unda 70 yaşın üzerindedir.


    Sebepleri

    Akciğer kanseri ile ilişkili birçok risk faktörü tanımlanmış olmakla birlikte bunların en önemlisi sigara kullanımıdır. Akciğer kanseri olgularının yaklaşık %80-85′inde sigara hastalıktan sorumlu tutulmaktadır. Özellikle squamous hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri ile sigara kullanımı arasındaki sebep - sonuç ilişkisi çok iyi tanımlanmıştır. Günlük tüketilen sigara miktarı ve tiryakilik süresi ile akciğer kanseri olasılığı arasında doğrusal ilişki bulunmaktadır. Yani daha fazla sigara içenlerde akciğer kanseri riski sigara içmeyenlere veya az sigara içenlere göre artmaktadır.

    Sigara kullanımının dışında bazı metal ve kimyasal maddelere mesleksel maruziyet, asbest teması, radon gazı, genetik bazı faktörler, radyasyon, önceden geçirilmiş bazı akciğer hastalıkları ve beslenme alışkanlıkları da akciğer kanseri için risk faktörleri olarak sayılabilir. Örneğin ailesinde akciğer kanseri olan bireylerde akciğer kanseri görülme olasılığı biraz daha fazladır. Özellikle ailede akciğer kanseri öyküsü ile birlikte sigara kullanımı, riski daha da arttırmaktadır. Yine akciğer tüberkülozu, interstisyel fibrozis, büllöz amfizem ve doku harabiyeti ile seyreden diğer bazı akciğer hastalıklarında ortaya çıkan nedbe dokusu akciğer kanseri gelişimi için bir zemin oluşturabilir. Mezotelyoma(akciğer zarı kanseri) için bilinen en önemli risk faktörü olan asbest maruziyeti, aynı zamanda akciğer kanseri riskini de arttırmaktadır.


    Belirtileri

    • Uzun süren öksürük (inatçı öksürük),
    • Göğüs ağrısı,
    • Kanlı balgam çıkarmak ve çıkarılan balgam miktarının fazla olması,
    • Sırtta ve omuzda geçmeyen ağrı,
    • Sesin kısılması,
    • Yüzde ve boyunda şişlik oluşması.
    • Nefes darlığı
    • Egzersiz kısıtlaması
    • Hırıltılı solunum
    • Yutma güçlüğü
    • Kemik ağrısı
    • Kilo kaybı
    • Kansızlık


    Akciğer kanserinde tanı ve evreleme


    Tanı için atılacak ilk adım standart akciğer grafisi (2 yönlü) çekilmesidir. Birçok olguda bu görüntüleme yöntemi ile tümör ya da tümörün oluşturduğu enfeksiyon, plörezi, atelektazi (akciğerin çökmesi) gibi tablolar saptanabilir. Akciğer grafisinde tümör ya da tümör ile ilişkili olabilecek diğer görünümlerin saptanması halinde atılacak 2. adım genellikle akciğerin bilgisayarlı tomografisinin çekilmesidir. Bilgisayarlı tomografi görülen lezyon hakkında detaylı bilgi verdiği gibi standart akciğer grafisinde görülemeyecek kadar küçük olan diğer lezyonların görülmesine de olanak sağlar. Standart akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografilerin incelenmesinden sonra hastalığın bölgesel yayılımı ve lokalizasyonu ortaya çıkar. Hekim bu noktada artık kesin tanı için gerekli olacak biyopsi yönteminin ne olacağına karar verebilir. Örneğin cerrahi müdahale düşünülen olgularda ve santral bölgede yer alan tümörlerde bronkoskopi yapılması hem evreleme hem de tanı için gerekli iken, bronkoskopi ile ulaşılamayacak periferik bölgelerde yer alan tümörlerde bilgisayarlı tomografi rehberliğinde iğne biyopsisi tercih edilebilir. Yine bu ilk incelemelerin sonucunda tümöre cerrahi bir girişim düşünülmüyorsa tanı için ilk aşamada balgam muayenesi istenebilir. Bu tür hastalarda balgamın sitolojik incelemesi sonucunda tanıya ulaşılamaz ise diğer yöntemlere başvurulur.

    Akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi ile görüntülenen tümörde balgam, plevra sıvısı sitolojisi, bronkoskopi veya iğne biyopsisi gibi yöntemlerle hücre tipi tanısı da konulduktan sonra elde edilen sonuca göre evreleme çalışmalarına başlanmalıdır. Kanserde evreleme hastalığın seyri ve uygulanacak tedavi yönteminin belirlenmesi açısından son derece önemlidir ve mutlaka yapılması gerekir.

    Küçük hücreli akciğer kanseri sınırlı ve yaygın evre olmak üzere 2 evrede incelenir. Sınırlı evrede hastalık göğsün tek bir tarafı ile sınırlıdır, karşı akciğere veya diğer oraganlara yayılım yoktur. Yaygın evre küçük hücreli akciğer kanserinde hastalık, akciğer dışı diğer organlara ya da karşı akciğere metastaz yapmıştır. Sınırlı ve yaygın evrelerde tedavi farklılık gösterdiğinden küçük hücreli akciğer kanseri tanısı konulan olgularda en azından beyin tomografisi ya da MR’ı, kemik sintigrafisi ve üst batın tomografisi veya ultrasonografisi ile uzak organ metastazları araştırılmalıdır.

    Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin erken evrelerinde cerrahi tedavi sağkalım üzerine en etkili tedavi modalitesi olduğundan bu hastalıkta evreleme çalışmaları küçük hücreli akciğer kanserine göre daha detaylı incelemeleri gerektirir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde evreleme TNM sistemine göre yapılır. Bu sistemde T ile tümör boyutu, tümörün komşu doku ve organlarla ilişkisi, tümörün bronkoskopik görünümü gibi birçok özelliği tanımlanırken, N tümöre ait bölgesel veya uzak lenf bezlerindeki metastaz varlığını yada yokluğunu tanımlar. M uzak organ metastazları ile ilişkili olup, M1 olarak tanımlanan olgular yani uzak organ metastazı saptanan olgular doğrudan başka bir incelemeye gerek olmaksızın evre IV olarak sınıflandırılır. TNM sistemine göre akciğer kanseri olguları evre I, evre II, evre III ve evre IV olarak dört grupta ele alınır. Evre I ve II, erken evre akciğer kanseri olarak tanımlanır ve bu tür olgularda mutlaka cerrahi tedavi olanakları araştırılmalıdır.

    Akciğer kanseri tedavisi

    Akciğer kanseri tedavisi multidispliner bir yaklaşım gerektirir. Yani akciğer kanserinin tedavisi ve takibi Göğüs Hastalıkları, Onkoloji ve Göğüs Cerrahisi uzmanlarının işbirliği ile kararlaştırılmalı ve yapılmalıdır.

    Küçük hücreli akciğer kanserinde tedavi

    Küçük hücreli akciğer kanserinde seçilecek tedavi yöntemi cerrahi dışı yaklaşımlar yani kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarıdır. Bu tür kanserin kombine kemoterapi ve radyoterapiye yanıtı genellikle çok iyidir ve kısa sürede tümör ve metastazlarının boyutlarında gerileme ya da radyolojik olarak silinme olduğu görülür. Sınırlı evre küçük hücreli akciğer kanseri olgularında kemoterapi ile birlikte uygulanan radyoterapi, sadece kemoterapi uygulanmasına göre daha iyi sonuç vermektedir. Yine sınırlı evredeki hastalıkta beyne koruyucu radyoterapi uygulanması da tedavi yöntemleri arasında yer alır. Yaygın evrede ise seçilecek tedavi yöntemi kombine kemoterapidir ancak beyin metastazı varlığında buraya radyoterapi uygulanmalır.

    Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde tedavi

    Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konulan ve evre I, II ve bazı seçilmiş evre III olgularda tercih edilecek tedavi yöntemi cerrahi girişim olmalıdır. Bu tür olgularda cerrahi sonrası gerekli görülürse kemoterapi yada radyoterapi uygulamaları da yapılabilir. İleri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ise kemoterapi ve akciğer dışı beyin, kemik gibi organ metastazları varlığında buraya yönelik radyoterapi uygulanılır.

    Akciğer kanserinden korunma ve erken tanı

    Akciğer kanserinden korunmanın en etkin yolu sigarayı bırakmaktır. Bunun dışında endüstride kullanılan bazı metal ve kimyasal maddelere karşı tedbir alınması, hava kirliliği ile mücadele, radyasyon maruziyetinden kaçınma, korunma önlemleri olarak sayılabilir.

    Akciğer kanserinde erken tanının önemine ilişkin çok büyük hasta gruplarını içeren çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalarda balgam sitolojisi, akciğer grafisi gibi tanı yöntemleri tarama testi olarak kullanılmıştır. Bu çalışmaların sonuçları incelendiğinde ne yazık ki kansere bağlı ölüm oranlarında tarama testi uygulanan hasta grupları ile uygulanmayan gruplar arasında önemli bir farklılık görülmediği saptanmıştır. Bununla birlikte sigara içen 40 yaş üzerindeki bireylerde en azından yılda 1 kez akciğer grafisi çekilmesi erken tanı için önerilebilir.




  3. #3
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Karaciğer Kanseri

    Karaciğer Kanseri

    “Herşeyin başı sağlıktır” demiş atalarımız. Bu sözün önemini maalesef sağlığımızı kaybettiğimiz zaman anlarız. Ama o zamanda iş işten çoktan geçmiş olur. Bu yüzden zamanında gerekli olan önlemleri almalıyız. Bunun bir yoluda hastalıklar konusunda önbilgi edinmektir. Özellikle de günümüzün en korkulan hastalıklarının başında gelen kanser ve türleri konusunda. Bu yazımızda toplumumuzda da çokca görülen bir kanser türü olan Karaciğer Kanseri ve Türleri konusunda kısaca bilgi vermeye çalıştık.
    Karaciğerin primer (kendine has) malign (kötü huylu) tümörleri, bir başka deyişle kanserleri şunlardır: Hepatosellüler karsinom, intrahepatik kolanjiosellüler karsinom, hepatokolanjiokarsinom, hepatoblastom, anjiosarkom, epiteloid hemanjioepitelioma ve diğer sarkomlar (leiomyosarkom, rabdomyosarkom, indiferansiye embriyonel sarkom). Karaciğer kanserlerinin tümüne yakınını hepatosellüler karsinom (HSK) ve intrahepatik kolanjiosellüler karsinom oluşturur.

    1- Hepatosellüler Karsinom (HSK) :

    Karaciğerin en sık (%75) rastlanan primer tümörüdür. Diğer adı hepatomadır. Erkeklerde kadınlardan 5 misli daha fazla görülür. En sık 40-60 yaşlardadır. Kısacası en fazla orta yaş erkeklerde görülür. Dünyada en fazla Güneydoğu Asya ve Güney Afrika’da görülür. ABD’de ise seyrektir; tüm kanserlerin ancak %2,5′udur.
    Etyolojisi bilinmemektedir. Ancak HSK için bazı risk faktörleri mevcuttur: Siroz HSK’li olguların büyük çoğunluğunda (%75-95′inde) risk faktörüdür. Hepatit B enfeksiyonu siroza neden olarak dünyadaki en önemli HSK sebebidir. Hepatit B enfeksiyonu olanlarda olmayanlara göre 20-200 kat daha fazla HSK oluşur. Ayrıca siroz yapan bütün hastalıklar, hepatit C enfeksiyonu, alkol kullanımı, vs. hastalıklar HSK’a yol açabilir.
    Postnekrotik sirozlar, alkolik sirozlar, hemokromatosis, alfa-1-antitripsin eksikliğinde kanser olma riski yüksektir. Primer bilier siroz, kardiak siroz, Wilson hastalığında da orta derecede risk vardır. Aspergillus flavus adlı mantar tarafından üretiien Aflatoksin ile kontamine olmuş tahıl ve yer fıstığı yeme sonucu Aflatoksin alınmasıyla HSK gelişme riski vardır. Uzun süreli androjen kullanımında da HSK sıktır. Şistozomiazis ve klonorşiazis denen parazit hastalıklarının sık görülmesi de risk faktörüdür.
    Klinik bulguları: Hepatomegali (karaciğer büyümesi) Karaciğer üzerinde üfürüm ve frotman olması Assit (karında sıvı birikmesi). Assit hastaların yarısında kanlıdır. Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, karın ağrısı (her 3 hastadan birinde) Sirozu olan stabil bir hastada kliniğin aniden bozulması ve ALP artışı Karında kitle olması ve karında sağ üst kadranda ağrı ise karaciğer kanserinde en sık doktora başvurma sebepleridir.
    Tanı : ALP (alkalen fosfataz) belirgin ölçüde artar. Transaminazlar ise (SGOT ve SGPT) hafif artar. AFP (alfa feto protein) artar. Galyum sintigrafisi (fokal dolma defekti olur). Ultrason ile kitle görülebilir, portal vene kitlenin invazyonu gösterilir. BT’de (bilgisayarlı tomografi) kitle görülür. Anjiografide hipervasküler ve tümör kızarıklığı gösteren kitle görülür. Karaciğer biyopsisi yapılarak kesin teşhis konur.
    Tedavi : Etkin bir tedavi yoktur. Tanıyı takiben ortalama yaşam süresi 6 aydır. Tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa o lob ameliyatla çıkartılır. Bu şekilde hastaların %10′u en az 5 yıl yaşama şansına kavuşur. Lezyon bir odağa lokalize ve 3 cm’den küçük ise tümör çıkartıldıktan sonra hastaların yarısında kanser tekerrür etmez. Ana damarlarda tutulum yoksa karaciğer nakli ve kemoterapi denenebilir. Karaciğer kanserinde (HSK) radyoterapi ve kemoterapi tedavisi ile genellikle başarılı sonuçlar alınamaz. Bazı vakalarda radyoaktif işaretli transferin tedavisi yarar sağlamaktadır.
    Metastaz : % 50 olguda metastaz (tümörün başka bir dokuya yayılması) olur. En çok hiler lenf ganglionlarına ve akciğere metastaz yapar.




    2- İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom :


    Karaciğer içi safra kanallarının kanseridir. Karaciğer içi safra kanallarının herhangi bir yerinde oluşabilir. Karaciğerin hilusu veya periferik kısımlarında gelişebilir. Karaciğer primer tümörlerinin % 8-25′ini oluşturur.
    Etyoloji : Nedeni büyük ölçüde bilinmemektedir. Hastaların % 10′unda tümör şu etmenlerle ilişkilidir: Kronik ülseratif kolit (tipik olarak primer sklerozan kolanjit ile birlikte oluşur), Caroli hastalığı (idiopatik intrahepatik safra kanalları genişlemesi), konjenital hepatik fibrozis, klonorşiazis, opistorşiazis, hemokromatozis, thorotrast uygulanması, vs. Bu tip kanserlilerin %10′unda siroz vardır. Ancak intrahepatik kolanjiokarsinom’un Hepatit B ile hiçbir ilişkisi yoktur.
    Klinik bulguları : Karın ağrısı, halsizlik, ateş ve kilo kaybı olur. Tipik olarak 50-70 yaşlarında görülür.
    Tanı : Ultrason, BT, ALP artışı ve biopsi (patolojik tanı).
    Tedavi ve prognoz: Hastaların çoğu tanı konulduktan sonra en fazla 1 yıl yaşar. Tümör çıkartılırsa bu süre biraz daha uzayabilir.
    Metastaz : % 75 olguda metastaz olur. En çok lenf ganglionlarına, periton yüzeylerine ve akciğere metastaz yapar.

    3- Hepatokolanjiokarsinom :

    Bu tümörler hepatosellüler ve safra kanalı farklılaşması gösterir. Karaciğer primer tümörlerinin %5 ‘inden azını oluşturur. HSK’a benzer belirtiler olur.

    4- Hepatoblastom :

    Çok nadirdir. Çocuklarda en sık görülen karaciğer primer tümörüdür.Genellikle 3 yaşından önce oluşur. Erkeklerde kızlardan 2 misli daha fazladır. Doğuştan anomaliler ve hemidistrofi ile ilişkilidir.
    En sık belirtiler (hepatomegali nedeniyle) karında kitle, büyüme geriliği ve kusmadır. Serum AFP değeri olguların %85′inde yükselir ve oldukça yüksek değerlere ulaşır.
    Hepatoblastom soliter, iyi sınırlı, grimsi esmer renkte bir kitle şeklinde görülür. Değişik şekillerde olabilir. Ortalama lezyon çapı 10 cm dir. Bazen 20 cm ye kadar olabilir. Nekroz ve kanama sıktır. Siroz oldukça enderdir.
    Tedavinin başarısı tümörün (hastaların %75′inde gerçekleşebilen) tamamen çıkartılmasına bağlıdır. Tümörün tamamen çıkartıldığı hastaların yarısı nda hayatta kalma süresi uzar. Ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörü çıkarılamayan hastalara da ameliyat olanağı sağlanabilir. Tümüyle fetal kaynaklı olan tümörler en iyi prognoza sahiptir, saf anaplastikler ise en kötü prognozlu olanıdır.
    Olguların yarısında metastaz olur. Metastazları genellikle hiler lenf ganglionlarına ve akciğere yapar.

    5- Anjiosarkom :

    Genel anlamda karaciğer sarkomu enderdir. Karaciğer sarkomunun en sık görüleni ise anjiosarkomdur. Tipik olarak 50-70 yaşlarındaki erkeklerde görülür.
    Etyoloji : Vinil klorid, arsenik ve Thorotrast (artık kullanılmayan bir radyolojik kontrast madde), anabolik steroid kullanımı ile yakın ilişkilidir. Tümör, bu maddelere maruz kalmadan 10-25 yıl sonra ortaya çıkar.
    Klinik bulgular : Karın ağrısı, halsizlik, kilo kaybı, karında kitle bu hastaların en çok başvuru sebebidir. Hematolojik bozukluklar (anemi, DIC vs) sıktır.
    Tanı : Ultrason ve BT’de kitlenin görülmesi, ALP atışı, anjiografide defektin gösterilmesi ile tanı konur. Kesin tanı için gerekli olan biyopsi açık yöntemlerle alınır. Zira kapalı karaciğer biyopsisi sonrası öldürücü kanama olabilir.
    Patolojik bulgular : Olguların %75′inde çok sayıda tümör odağı karaciğerin her iki lobunu tutar. Odaklar tek tek, süngerimsi yapıda ve kanamalıdır; büyüklükleri farklıdır.
    Tedavi ve prognoz : Yararlı hiçbir tedavi bulunamamıştır. Hemen hemen tüm olgular tanıdan sonraki 2 yıl içinde (karaciğer yetmezliği ve karın içi kanama nedeniyle) ölürler.
    Metastaz : Olguların %60′ında metastaz olur.

    6- Epiteloid hemanjioendotelyoma :

    Ender görülen bu tümörün etyolojisi bilinmemektedir. Kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Prognozu biraz daha iyidir; 5 yıllık survi (sağkalım) %30′dur. Yakın geçmişe kadar yapısı nedeniyle yanlışlıkla kolanjiokarsinom olarak tanı konulurdu.

    7- Diğer sarkomlar :

    Leiomyosarkom ve rabdomyosarkom gibi çeşitleri vardır. Oldukça enderdir. Bunlardan indiferansiye (embriyonel) sarkom erişkinlerde ender görülür ama çocuklardaki karaciğer tümörlerinin ancak %10′unu teşgil eder.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  4. #4
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    İdrar Yolları ve Mesane Kanseri

    Mesane Kanseri


    Kanser kelimesi herkesi korkutan bir kelimedir. Ancak özellikle mesane kanseri bu kadar korkutucu olmamalıdır çünkü erken tanı ve tedavide genellikle tam olarak iyileşme söz konusudur. Genellikle 50-70 yaş arasında sıktır ve erkeklerde kadınlardan 3 misli daha fazladır.

    Mesane Kanserine Neler sebep olur?

    Birçok mesane kanserinin asıl sebebi bilinmemekle beraber; Sigara içenler ve bazı nadir kimyasal maddelere maruz kalanlar daha yüksek risk altındadır.

    Mesane kanseri mesane duvarını örten mukozada ufak bir tümöral büyüme şeklinde başlar. Bu devrede tümör yüzeyseldir ve mesane tümörlerinin % 75-85 i ilk teşhis anında böyle yüzeyel tümörlerdir. Bu evrede tedavi genellikle daha kolaydır. Ancak kanserin mukozayı aşıp mesane adalesi içine girmesine veya duvar dışına taşmasına müsaade edilirse (mesane duvar tutulumu ) tedavi daha güçleşir ancak bu evredede tedavi ve tam iyileşme mümkün olabilir.

    Mesane Kanserinin Bulguları Nelerdir?

    İdrarda kan olması en sık bulgusudur. Eğer idrarınızda kan görürseniz, bu kan birkaç günde tamamen kaybolsa dahi mutlaka bir üroloji uzmanına görünmelisiniz. Bu durumda idrar analizi, üriner sistemi ortaya koyacak radyolojik tetkikler ve sistoskopi (mesane içinin endoskopik olarak incelenmesi ve gerekirse parça alınması) ile tanıya varılır.

    Mesane Kanserinde Tam Tedavi Mümkün müdür?


    Evet. İlk işlem anestezi altında üretra (mesaneyi dışarıya bağlayan tubuler yapı) yoluyla özel bir alet kullanılarak tümörün alınmasıdır (Endoskopik olarak = kapalı ameliyat) Tümör alındıktan sonra patoloji uzmanı tarafından özel boyamalardan sonra mikroskopla incelenerek kesin tanı konur, bu inceleme tümörün derecesi ve evresi (yüzeysel mi yoksa adale tutulumu var mı) hakkında değerli bilgiler verir. Patoloji uzmanınca verilecek bu bilgiler ışığında ek bir tedaviye gerek olup olmadığına karar verilir. Eğer yüzeyel bir tümörse ek tedavi yapmadan takip edilir ve belli aralarla yapılacak sistoskopik incelemelerle tümörün yeniden oluşup oluşmadığı kontrol edilir. Yüzeyel tümörlerde özellikle ilk iki yıl içinde (çoğu ilk yılda) nüksetme şansı oldukça fazladır. Derecesi yüksek bazı yüzeyel tümörlerde mesane içine kateterle ilaç verilerek yapılacak bir tedavi nüks şansını % 50-70 azaltabilir. Adale tutulumu olan tümörlerde ise mesanenin tümüyle çıkarılması şeklinde daha agresif bir tedavi öncelikle önerilir. Alternatif olarak radyoterapi daha az önerilen yöntemdir.

    Mesanenizin Sağlıklı Kalmasına Yardımcı Olmak İçin Hangi Adımları Atmalısınız?

    Mesanenizin sağlıklı kalması ve mesane kanseri riskini azaltmak için:


    İdrar tahlili de içeren yıllık checkup

    Bir problemin ilk işaretinde, özellikle idrarda kan olması durumunda ancak sadece idrar yaparken ağrı veya sık ve aniden sıkışarak idrara çıkma durumlarında da bir üroloji uzmanına danışmalısınız.

    Sigara içmeyiniz, sigara içenler içmeyenlerden en az 2 misli daha fazla mesane kanseri olma riski taşırlar.

    Belirgin idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında mesanenizi boşaltmadan uzun süre beklemeyiniz.

    Acele etmeyiniz, idrar yaparken mesanenizin tam boşalması için gerekli zamanı ayırınız.

    Vücudunuzun susama sinyallerine her gün yeterli su veya diğer sıvılar alarak cevap veriniz ( en az 4-6 bardak )

    Cinsel temastan sonra idrar yapınız.

    Potansiyel olarak zararlı kimyasal maddelere maruz kalmaktan sakınınız.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  5. #5
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Kolon Kanseri

    KOLON KANSERİ

    Kolon diye adlandırdığımız kalın bağırsak, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Özellikle batılı ülkelerde sık karşılaşılan kolon kanseri oldukça büyük bir öneme sahiptir. Toplumda görülme sıklığı 10000 de 5 dolayındadır. Erkekte ve kadında eşit oranda görülen kolon kanseri bütün kanserler içinde görülme sıklığı bakımından 3. sırada yer alır.

    NEDENLERİ

    Kolon kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat oluşumunda etkili olan bazı çevresel ve genetik nedenler vardır. Kalıtsal etkenler bu konuda büyük öneme sahiptir. Ailesinde kolon kanseri olan kişilerde kansere yakalanma ihtimali normalden daha yüksektir. Ayrıca daha önceden meme ve yumurtalık kanserini geçirmiş kişilerde ve ailelerinde kolon kanseri sıklığı daha fazladır. Gardner Sendromu ve Ailesel Polipozis hastalığı kalıtsal hastalıklardır ve sıklıkla kolon kanserine neden olmaktadır. Bunların dışında ülseratif kolit ve crohn hastalığı da kolon kanseri ihtimalini arttırır.

    Beslenme, kolon kanserinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle Batı tipi diyet kanser ihtimalini arttırır. Kolon kanserinin oluşmasında hayvansal yağların tüketiminin etkili olduğu araştırmalar sonucu saptanmıştır.

    Ayrıca bazı kimyasal maddeler kanser nedenleri arasındadır. Sanayi işçilerinde, bazı fabrikalarda çalışanlarda kolon kanseri görülmesi kimyasal maddelerin etkisini ortaya koymaktadır.

    BELİRTİLERİ

    Kolon kanserinin başlangıç evresinde karında dolgunluk hissi, hafif ağrı, iştah kaybı, kilo kaybı, çabuk yorulma ve ishal ortaya çıkar. Ayrıca kabızlık olabilir. Kullanılan ilaçlara rağmen kabızlık devam edebilir. Bu evrede barsak henüz daralmamıştır ve belirtiler bağırsak kanseri tanısı koymak için yeterli değildir. Fakat hastada bu tip şikayetlerin olması hastanın mutlaka incelenmesini gerektirir. Görüntüleme yöntemleri kalın bağırsaktaki herhangi bir anormalliği ortaya koyar. Böylece herhangi bir hastalık varsa erken tanı konmuş olur ve hastaların geleceği açısından çok önemlidir.

    Başlangıç evresinde tespit edilmeyen kolon kanseri –ki sıklıkla ülkemizde bu evrede doktora başvurulmadığından saptanamaz- ilerler ve kalın barsak daralmaya başlar. Daralma ortaya çıkarsa bağırsaktan dışkı geçişi zorlaşır. Bağırsaktaki maddeler burada birikmeye başlar ve atılamaz. Barsak kokuşması ortaya çıkar. Barsak içeriği, bağırsağın kasılma sonucu ilerlemek ister fakat kanser kitlesi yüzünden bu işlem çok zordur. Bu yüzden hastada önce kabızlık daha sonra ağrı atakları başlar.

    Kolon kanseri tedavi edilmez ve daha da ilerlerse belirtiler ağırlaşır. Yorgunluk, kilo ve iştah kaybı belirginleşir. Hasta hiçbir şey yemek istemez. Kansızlık ortaya çıkar ve hastanın rengi atar. Bağırsak tamamen kapanır. Birkaç gün bu şekilde sürer. Daha sonra kanser kitlesi biraz delinir ve bağırsak içeriği atılabilir. Fakat bu olay her zaman böyle sürmez. Bir-iki defadan sonra bağırsak hiç açılmamak üzere kapanır. Hastanın durumu oldukça ağırlaşır. Kana zehirli maddelerin geçişi başlar. Bu dönemde başvuran hastaların karınları açılır ve tümörün ameliyatla alınıp alınamayacağı kararlaştırılır. Sıklıkla bu evrede tümörün çıkarılması çok zordur.

    TANISI


    Hastalığın tanısı günümüzde oldukça kolaydır. Kolonoskopi ile hastanın bütün kalın barsağı görüntülenir. Bu sırada, polip varsa alınır ve incelenir. Risk altındaki kişiler ve polip alınan kişiler kolonoskopi ile takip edilir. Doktorun gerekli gördüğü sıklıkta bu işlem tekrarlanır.

    Diğer bir yöntem video görüntüleme ile yapılan sigmoidoskopidir. Kolonun alt bölgesinin incelenmesinde kullanılır. Ayrıca gaitada gizli kan araştırılır. Yani dışkıda kan arama yöntemi ile dışkıda saptanması zor olan az miktardaki kanamalar saptanır. Bunların dışında gerekirse bağırsaktan parça alınır ve incelenir.

    TEDAVİSİ


    Kolon kanserinin tedavisi cerrahidir. Tümörlü olan kısım cerrahi yöntemlerle çıkarılır. Daha sonra bağırsağın çıkarılan yerinin alt ve üst tarafı birbirine bağlanır. Eğer kanser anüse yakın bir yere yerleşmişse bu bölgenin kısa olması ameliyatın şeklini değiştirir. Bu ameliyatta anüs tümüyle çıkarılır ve kolon, karın duvarına bağlanır.

    Işın tedavisi kolon kanserinde kullanılmaz. Fakat kemoterapi (ilaç tedavisi) hastalara ameliyattan sonra uygulanabilir.

    KOLON KANSERİNDEN KORUNMA


    Fazla lifli gıdalarla beslenme kolon kanserine karşı koruyucudur. Yapılan deneylerle bu durum ispatlanmıştır. İnsanlarda bol miktarda lifli besinlerin tercih edilmesi kolon kanseri görülme sıklığını azaltmaktadır. Çünkü bu maddeler, kanserojen maddelerin yoğunluğunu azaltmaktadır.

    Yağlı besinlerle kolon kanseri arasında doğrudan ilişki vardır. Yağ oranı az besinlerin tüketilmesi gerekir. Kırmızı et ve yağlı besinler kolon kanseri ihtimalini arttırmaktadır. Bu nedenle bu besinlerin az miktarlarda tüketilmesinde fayda vardır.

    Kolon kanserinden korunmanın bir diğer yolu ise düzenli kontroller yaptırmaktır. Yapılan muayene ve kolon görüntüleme yöntemleri hastalığı önlemek veya erken tanı koymak için gereklidir. Özellikle ailesinde kolon kanseri olanların ve risk altındaki kişilerin yaptırması gerekir.

    Bunların dışında egzersiz yapmak, yeşil çay tüketmek bağırsak düzenini sağladığından dolayı koruyucudur. Yeşil çayda bulunan bir maddenin kanser gelişimini önlemede etkili olduğu belirtilmektedir.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  6. #6
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Rahim Ağzı Kanseri

    RAHİM AĞZI KANSERİ NEDİR ?

    Kadın rahmi gövde ve rahim ağzı kısımlarından oluşur. Rahim ağzı rahmin doğum sırasında genişleyerek bebeğin çıkmasını sağlayan kısmıdır. Bu kısmı oluşturan hücrelerin anarmal bölünmesi ve üremesi sonucunda rahim ağzı kanseri oluşur.
    Rahim ağzı kanseri, jinekolojik tümörler içinde sağlıklı kadınlarda yapılan düzenli tarama ile önlenebilen yegane kanserdir. Uygulaması oldukça kolay olan Pap-smear testi rahim ağzında kanserleşme eğilimi olan hücrelerin saptanmasını sağlar. Bu hücrelerin kanserleşmeden tedavisiyle tam iyileşme mümkün olur.
    Rahim ağzı kanseri oluştuktan sonra lenf bezlerine, çevre organlara ve kan damarları yardımı ile uzak organlara yayılabilirler.

    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların başında gelen AIDS virüsü (HIV) ve insan papilloma virüsü (HPV) infeksiyonları serviks kanseri oluşumunda önemli risk faktörlerindendir. Sigara kullanımı, çok sayıda kişiyle cinsel temas, cinsel hayatın erken yaşlarda başlaması diğer risk faktörleridir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?


    Cinsel temas sırasında kanama veya ağrı, anormal vajinal akıntı veya kanama, bel ve kasık ağrıları en sık belirtileridir

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Hastalığın yaygınlığı tedavinin şeklini belirler. Hastalığın evresine göre cerrahi, radyoterapi, radyoterapiyle eşzamanlı kemoterapi veya sadece kemoterapi uygulanabilir.
    Cerrahi tedavi yerleşimi rahim ağzı bölgesinde sınırlı tümörlerde uygulanır.
    Bu girişim tümörün boyutuna göre küçük cerrahi tekniklerden (biopsi), tüm rahim, rahim ağzı ve lenf bezlerinin alındığı (histerektomi ve lenfodenektomi) büyük cerrahi tekniklere kadar değişmektedir.
    Radyoterapi rahim ağzı kanserinin her aşamasında uygulanabilen tedavi yöntemidir.Rahim ağzında sınırlı tümölerde cerrahi veya radyoterapi ile şifa oranları benzerdir. Ayrıca radyoterapinin etkisini arttırmak amacıyla radyoterapiyle birlikte kemoterapi uygulanabilir. Bu durumda radoterapinin yanetkileri artabilir.

    ERKEN TANISI MÜMKÜN MÜDÜR?


    Cinsel yaşamın başladığı yaştan itibaren kadınlar her yıl düzenli olarak kadın-doğum uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Düzenli aralıklarla rahim ağzı ve hazne akıntısından alınan örnekler patolog tarafından incelenir. Bu sayede kanser oluşmadan önce veya çok erken evrede tanı koymak mümkündür. Erken tanı konan hastalar tamamen iyileşir.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  7. #7
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Rahim Kanseri

    RAHİM (ENDOMETRIUM) KANSERİ NEDİR?

    Rahim kanseri en sık rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Bu tabaka her menstruel siklusda (adet dönemi) değişikliğe uğrar. Menopoz döneminde ise rahmin iç tabakası olan endometriumda meydana gelen değişimlerle sonlanır. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur.Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.


    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?


    Şişmanlık, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteronla birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilacın kullanımı,geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri oluşumunda risk faktörleridir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?


    En önemli belirtisi menapoz sonrası görülen kanamadır.Menapoz öncesinde ise uzayan veya aşırı veya düzensiz adet kanamaları olan kadınlar mutlaka bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir. Hastalık ilerlemişse karında şişkinlik, sarılık dışkılama güçlüğü gibi belirtiler buluınabilir.

    ERKEN TANISI MÜMKÜN MÜDÜR?


    Rahim kanseri, hazneden (vajina) kanamanın hastayı uyarması nedeni ile erken dönemde teşhis edilir. Hastalığın erken teşhisi için kadınlar mutlaka yılda bir kez kadın hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmelidir.

    TANI NASIL KONUR?

    Rahim kanseri şüphesi olan kadınlardan jinekolojik muayene sonrasında küretaj yapılarak parça alınır. Küretaj materyali patolog tarafından incelenir. Kanser hücrelerinin görülmesi ile tanı konur.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?


    Rahim kanserinin ana tedavisini cerrahi oluşturmaktadır. Patoloji sonucuna göre tekrarlama ihtimali yüksek olan hastalarda cerrahinin ardından radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanır.
    Tümörü ilerlemiş veya cerrahi yapılamayan hastalarda tek başına radyoterapi de bir tedavi seçimidir. Hormon tedavisi ve kemoterapi rahim kanserinde sık uygulanan tedavi yöntemleri değildir. İlerlemiş hastalıkta tümörün özelliklerine göre hormon tedavisi veya kemoterapiye başvurulur.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  8. #8
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Yumurtalık Kanseri

    YUMURTALIK (OVER) KANSERİ NEDİR?


    YUMURTALIKLAR NE İŞE YARAR ?


    Yumurtalıklar,kadın vücudunda alt karın bölgesinde rahmin her iki yanında yer alan bir çift organdır. Büyükleri birer badem kadardır. İşlevleri yumurta üretmek ve dişilik hormonu salgılamaktır. Her adet (menstruasyon) ayında, yumurtalıklardan birisinden bir yumurta salgılanır. Bu yumurta, yumurtalıklardan rahme bir tüp aracılığı (fallop tüpü) ile ulaşır. Orada döllenirse, gebelik oluşur. Döllenmezse, adet kanaması başlar.

    Salgıladığı dişilik hormonlarına östrojen ve progestron denir. Bu hormonlar memeleri, vücut şeklini ve vücut kıllarını kontrol eder, aynı zamanda adet dönemini ve gebeliği ayarlar.

    YUMURTALIK (OVER) KANSERİ NEDİR ?


    Kanser vücudumuzun temel taşı olan hücreyi etkilemektedir. Kanser hücreyi çeşitli mekanizmalarla etkileyince, hücreler ihtiyaç dışı anormal bölünmeye ve sonucunda kontrol dışı çoğalmaya başlar.

    Sağlıklı kişilerde yumurtalıklar vücudun ihtiyacı doğrultusunda çoğalan hücrelerden oluşmaktadır. Oysa ihtiyaç dışı oluşan hücreler anormaldir ve bunlara "tümör��� adı verilir. Tümörler selim ya da habis olabilirler. Örneğin, 30 yaş altı kadınlarda görülen içi sıvı dolu yumurtalık kistleri selimdir. Kendiliğinden kaybolabilceği gibi gerekirse operasyonla çıkartılabilir. Selim huylu tümörler çevre dokuları istila etmezler. Ama habis diye adlandırdığımız tümörler hem yumurtalıkları hem de çevre dokuları işgal ederler. Yumurtalık kanseri karnın içinde barsaklara, mideye, hatta kan veya lenfatik yolla vücudun uzak bölgelerine kadar yayılabilirler. Böyle yayılmaya sıçrama yani "metastaz" denilmektedir.

    Yumurtalık kanserlerinin birkaç çeşidi vardır. Burada biz size en sık rastlanan "epitelyal over kanseri" nden bahsedeceğiz. Diğer tipler ise çok enderdir. Epitelyal over kanserinin görülme oranı 55 kadında birdir.


    ERKEN TANI KONABİLİR Mİ?


    Tanısı erken konduğunda tedavi edilebilen bir kanserdir. Ancak erken evrelerinde hastalık hiçbir şikayete yol açmadığı için tanı konduğunda hastalığın ilerlemiş olduğunu görmekteyiz. Bu nedenden dolayı yumurtalık kanserlerinden ölüm oranlarının tüm diğer üreme organı kanserlerinden daha fazla olduğunu görmekteyiz. Kadınlarda kanserden ölüm nedeni olan hastalıkları sıraladığımızda yumurtalık kanseri dördüncü sırayı almaktadır.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?



    Erken tanının zorluğundan söz edilmişti. Kanser, şikayete yol açana kadar çok ilerlemiş olabilmektedir. Şişkinlik, gaz hissi, karnın alt yarısında rahatsızlık hissi, iştah azalması, veya tokluk hissi gibi şikayetler olabilir. Hazımsızlık, bulantı, kilo kaybı dikkati çekebilir. Büyümüş tümör komşu organlara bası yapıp, sık idrar yapma isteğine yol açabilir. Daha seyrek olarak hazneden kanama görülebilir. Karnın içinde sıvı birikmesi şişkinliğe, akciğer yaprakları arasında sıvı birikmesi ise nefes darlığına yol açabilir.

    TANI NASIL KONUR VE HASTALIK NASIL EVRELENDİRİLİR ?


    Doktor tarafından yapılan hastalık sorgulamasından sonra hasta muayene edilir. Bu muayene, "kadın-doğum uzmanı" tarafından yapılır. Ayrıca "ultrasonografi" tetkiki ile yumurtalıklar incelenir. Buna ek olarak yumurtalık kanseri göstergesi olarak CA-125 adlı bir maddeye kanda bakılır. Ancak bu madde aynı zamanda yumurtalığın selim hastalıklarında da yükselebilir.

    Kanser tanısı ancak yumurtalıktan "biyopsi" ile alınan bir doku örneğinin veya karında sıvısı olan hastalarda sıvı örneğinin "patolog" tarafından incelenmesi sonucunda konur. Karnın tanı koymak amacıyla açılarak şüpheli bölgelerden biyopsi alınması için yapılan ameliyata "laparotomi" adı verilir. Alınan örnek operasyon sırasında patolog tarafından incelenir. Eğer bu parça "kanser" tanısı alırsa, ameliyata devam edilir. Operasyon sırasında cerrahın kararına göre rahim, tüpler, yumurtalıklar, karın zarı alınır. Ayrıca diyaframdan, diğer organlardan, komşu lenf bezlerinden ve karın içi sıvıdan örnekler alınarak "cerrahi evreleme" tamamlanır ve tüm örnekler patolog tarafından incelenir. Hastalığın ne oranda yayılmış olduğunun saptanması tedavi ve takipte önemlidir. Over kanseri ameliyatları bu konuda uzmanlaşmış jinekolog onkologlar tarafından yapılmalıdır.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?


    Hastalığın yaygınlığı, hastanın yaşı ve genel durumu tedavi şeklini etkilemektedir. Over kanserinin klasik tedavisi cerrahi ve ardından yapılan ilaç (kemoterapi) tedavisidir. Bazı durumlarda hastanın şikayetlerini gidermek için radyoterapide (ışın tedavisi) uygulanabilir.

    Cerrahi yaklaşımda ya "histerektomi ve iki taraflı salpingo- ooforektomi" denilen hem rahim hem de iki yumurtağın alınması, ya da "debulking" denilen ve gerekli ameliyatın yapılamağı yaygın hastalıkta mümkün olduğunca tümör dokusunun çıkartılması gibi yaklaşımlar söz konusu olabilir. Laparotomi öncesi tanı konulabilmişse ve hastalığın cerrahi olarak tam çıkartılması mümkün olamayacaksa önce ilaç tedavisi ile tümör küçültülüp sonra gerekli operasyon tamamlanır. Nadir durumlarda hastalık tek yumurtalık ile sınırlıysa ve hasta genç ve doğurmak istiyorsa; yalnızca hastalıklı yumurtalık alınır.

    Ameliyattan sonra, anti-kanser ilaçların verilmesine kemoterapi denir. Bu tedavi ağızdan ilaç yutma, damardan serumla ilaç verilmesi veya karın içine serumla ilaç verilmesi gibi çeşitli şekillerde olabilir. Kemoterapi genellikle ayaktan uygulanır, hastanede yatmaya gerek yoktur. Kemoterapi ilaçları bazı istenmeyen yan etkilere neden olabilir. Uygulanan ilaçlara göre değişiklik göstermekle birlikte bulantı-kusma, saç dökülmesi, kas ağrısı, ağız yarası, infeksiyona eğilim, halsizlik en sık rastlanan yanetkilerdir. Yan etkileri gidermek için bazı yardımcı ilaçlar vardır. Kemoterapinin kan hücrelerine ve organlara olan yanetkileri düzenli yapılan kan tetkikleri ile izlenir.

    TEDAVİ SONRARI TAKİP NASIL YAPILIR?



    Hastalar tedavi sonrası ilk iki yıl boyunca üç ayda bir fizik muayene, kanda CA-125 tayini ve gerekli durumlarda akciğer filmi ve karın tomografileri ile kontrol edilmektedir. Sonraki üç yıl için bu kontrol altı ayda bir yapılıp, sonra da yılda bir olmak üzere yapılmaktadır.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

  9. #9
    <span style='color: #A9A9A9'>cicero</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2005
    Mesajlar
    4,014
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Kan Kanseri


    Kan Kanseri

    Kan kanseri; vücudunuzun kemik iliği ve lenf sistemini de içeren kan yapıcı dokularının kanseridir. Kan kanseri sözcüğü, Yunanca “beyaz kan” anlamına gelmektedir. Hastalık, çoğunlukla beyaz kan hücrelerinde başlar.

    Normal koşullar altında, sizin beyaz kan hücreleriniz güçlü enfeksiyon savaşçılarınızdır. Bu hücreler, normal olarak, vücudunuz kendilerine gereksinim duyduğu sürece büyürler ve belli bir düzen içinde kontrollü olarak bölünürler. Ancak, kan kanseri bu uygulamayı bozar.

    Kan kanserinde, kemik iliği çok sayıda anormal beyaz kan hücresi üretir. Bunlar, normal beyaz kan hücrelerinden farklı görünürler ve uygun şekilde işlev görmezler. Nihayet, bu hücreler, normal beyaz kan hücrelerinin üretimini bloke ederler ve enfeksiyona karşı savaşma yeteneğini bozarlar. Lösemi hücreleri, vücudunuzdaki dokulara oksijen taşıyan alyuvarlar ve kan pıhtılarının oluşmasına yardımcı olan plateletler dahil olmak üzere, kemik iliği tarafından oluşturulan diğer kan hücresi tiplerini de sıkıştırır.

    Kan kanseri, bazı insanların düşündüğü gibi yalnızca bir çocuk hastalığı değildir. Kan kanseri; dört ana tür ile bazıları yalnızca çocuklarda yaygın olarak görülen birçok alt türe sahiptir. Löseminin tedavisi komplekstir — ve yaşınıza ve sağlığınıza, lösemi tipine ve ne kadar uzağa yayıldığına bağlıdır.



    Belirtiler ve Semptomlar

    Kan kanserinin her türü ile ilgili işaret ve belirtiler farklılık gösterir ancak, yaygın belirtiler aşağıdakileri içerir:

    • Ateş ve titremeler
    • Devam eden bitkinlik, zayıflık
    • Sık görülen enfeksiyonlar
    • İştah ya da kilo kaybı
    • Lenf düğümlerinde şişme, karaciğer ya da dalak büyümesi
    • Kolay kanama ya da çürüme
    • Merdiven çıkmak gibi fiziksel aktivite durumunda nefes darlığı
    • Ciltte küçük kırmızı çizgiler (peteşi)
    • Özellikle geceleri aşırı terleme
    • Kemik ağrısı ya da hassasiyeti


    İşaret ve belirtilerin ciddiyeti, anormal kan hücrelerinin sayısına ve toplandıkları bölgelere bağlıdır. Löseminin ilk semptomlarını gözden kaçırabilirsiniz çünkü grip ve diğer yaygın hastalıkların semptomlarını andırabilirler.


    Nedenleri

    Doktorlar, kan kanserini iki şekilde sınıflandırırlar.

    İlerleme hızı

    Birinci tip sınıflandırma, kan kanserinin hangi hızla yayıldığına göredir:

    Ani başlayan kan kanseri: Ani başlayan kan kanserinde, anormal kan hücreleri olgunlaşmamış kan hücreleridir (blastlar). Bunlar, normal işlerini yürütemezler ve hızla çoğalırlar böylelikle de hastalık hızla kötüleşir. Ani başlayan kan kanseri, saldırgan ve çok hızlı bir tedavi uygulanmasını gerektirir.

    Müzmin kan kanseri: Kan kanserinin bu tipi, daha olgun kan hücrelerini içerir. Bu kan hücreleri, kendilerini daha yavaş tekrarlar ya da birikirler ve bir zaman zarfı boyunca işlev görebilirler. Müzmin kan kanserinin bazı formları, hiçbir işaret ve belirti oluşturmaz ve yıllarca fark edilmeyebilir ya da tanı konulmayabilir.

    Etkilenen hücre tipleri

    İkinci tip sınıflandırma, etkilenen beyaz kan hücresinin türüne göre yapılmaktadır:


    Lenfositik kan kanseri: Bu tip kan kanseri, lenfoid ya da lenfatik dokuyu oluşturan lenfoid hücreleri ya da lenfositleri etkiler. Bu doku, bağışıklık sisteminin ana bileşenidir ve lenf düğümlerinizi, dalağınızı ve bademciklerinizi içerecek şekilde vücudunuz içinde her bölgede bulunur.

    Miyelojen kan kanseri: Bu tip kan kanseri, miyeloid hücreleri etkiler. Miyeloid hücre serisi; daha sonra kırmızı kan hücreleri ile beyaz kan hücreleri ve platelet üreten hücrelere dönüşen hücreleri içerir.

    Başlıca tipleri

    Kan kanserinin ana türleri aşağıdaki şekildedir:

    Ani başlayan miyelojen kan kanseri (AML): Bu, en çok sıklıkla karşılaşılan kan kanseri tipidir. Çocuklarda ve erişkinlerde oluşur. Bu tip, aynı zamanda, ani başlayan lenfosit olmayan kan kanseri olarak adlandırılır.
    Ani başlayan lenfositik kan kanseri (ALL): Bu, küçük çocuklarda görülen en yaygın kan kanseri tipidir. ALL, bütün çocuk kan kanserlerinin hemen hemen yüzde 80’inden sorumludur.
    Müzmin lenfositik kan kanseri (KLL): Tedavi görmeksizin sık karşılaşılan diğer bir erişkin kan kanseri olan KLL ile yıllar boyunca kendinizi iyi hissedebilirsiniz. KLL; Rusya ya da Doğu Avrupa’nın aşağı bölümlerinde yaşayan Yahudilerde daha yaygındır. Hemen hemen hiçbir şekilde çocukları etkilemez.
    Müzmin miyelojen kan kanseri (CML): Kan kanserinin bu tipi, esas olarak erişkinleri etkiler. Philadelphia kromozomu denen, BCR-ABL adı verilen anormal bir geni oluşturan, bir kromozom anormalliği ile ilişkilidir. BCR-ABL geni tirozin kinaz denen ve doktorların ve araştırmacıların lösemi hücrelerinin büyümesine ve gelişmesine neden olduğuna inandıkları anormal bir protein oluşturur. KML’li bir kişi, kan kanseri hücrelerinin daha hızlı büyüdüğü bir faza girmeden önce aylar ya da yıllar boyunca az sayıda belirtiye sahip olabilir ya da hiçbir belirti göstermeyebilir.
    Diğer kronik miyeloid bozukluklar: CML gibi, bu hastalık grubu da çok az veya çok fazla miyeloid hücresi oluşturulması ile kronik lösemiye neden olur. Kronik miyeloid bozukluklar miyelodisplastik sendromları ve esansiyel trombositopeni, polycythemia vera ve miyelofibroz gibi miyeloproliferatif bozuklukları içermektedir. bu durumlar akut miyeloid lösemiye yol açabilir.

    Kan kanserinin diğer nadir tipleri, “tüylü hücre” kan kanseri ile müzmin miyelomonositik kan kanserini içermektedir.


    Açık olmayan nedenler

    Doktorlar, kan kanserinin gerçek nedenini anlayamamıştır. Hastalık, genetik ve çevresel faktörlerden oluşan bir kombinasyondan gelişiyor gibi görünmektedir.
    Ani başlayan kan kanseri; kayıp ya da hasar görmüş bir DNA sıralanmasına sahip olan bir ya da birkaç tane beyaz kan hücresi ile başlar. Bu hücreler, bir blast form olarak bilindikleri şekilde immatür olarak kalırlar ancak çoğalma yeteneklerini sürdürürler. Olgunlaşmamaları ve daha sonra normal hücreler gibi ölmeleri nedeniyle, birikirler ve vital organların fonksiyonlarına karışmaya başlarlar. Nihayet, sağlıklı hücrelerin üretimini baskılarlar.
    Müzmin kan kanseri, daha olgun kan hücrelerini içerir. Bu hücreler, kendilerini daha yavaş kopyalar ve daha yavaş birikirler bu yüzden hastalığın ilerlemesi daha yavaştır ancak yine de öldürücü olabilmektedir. Uzmanlar, bu sürecin neden başladığından emin değildirler.

    Sonunda, normal akyuvarların azlığı enfeksiyona, anemiye ve aşırı kanamaya yol açar. Çok fazla sayıda anormal beyaz kan hücresine sahip olma, kemik iliğinin işlevini bozabilir ve diğer organları yok edebilir. Ölüm, çoğunlukla kanamadan ya da enfeksiyondan kaynaklanır.



    Risk Faktörleri

    Bu faktörler, sizi kan kanserinin bazı tiplerini geliştirme bakımından artan bir risk altına sokar:

    Kanser tedavisi: Diğer kanserlere yönelik olarak, belli tip kemoterapi ya da radyasyon tedavisi almış bulunan insanlar, uzun yıllar sonra kan kanserinin bazı tiplerini geliştirme bakımından hafifçe daha yüksek bir riske sahiptirler.
    Genetik: Genetik anormallikler, kan kanserinin gelişmesinde bir rol oynar gibi görünmektedir. Down sendromu gibi belli genetik hastalıklar, artan kan kanseri riski ile bağlantılıdır.
    Radyasyona ya da belli kimyasal maddelere maruz kalma: Çok yüksek seviyelerde radyasyona maruz kalmış olan insanlar (bir atom bombası patlamasından ya da nükleer bir reaktör kazasından kurtulanlar gibi), artan bir kan kanseri geliştirme riskine sahiptir. Benzin gibi — kurşunsuz benzin, tütün dumanı ve kimyasal endüstride bulunan — belli kimyasal maddelere maruz kalma da kan kanserinin bazı türleri bakımından artan risk ile ilişkilidir.


    Bununla beraber, bilinen risk faktörleri ile birlikte olan çoğu insan kan kanseri olmamaktadır. Ve kan kanserli birçok insan bu risk faktörlerinin hiçbirisine sahip değildir.



    Ne Zaman Tıbbi Yardım Alınmalı?

    Devam eden halsizlik, kilo kaybı, kolayca berelenme ve kanama, şişmiş lenf bezleri, ve ateş kan kanserinin olası işaretlerindendir. Eğer bu belirtileri gösteriyorsanız, altta yatan nedenleri belirlemek için doktorunuza baş vurun.


    Tarama ve Teşhis

    Doktorlar, müzmin kan kanserini sıklıkla belirtiler başlamadan önce rutin bir kan testinde tespit etmektedirler. Böyle bir durum gerçekleşirse ya da sizin veya çocuğunuzun kan kanserini düşündürecek belirtilere sahip olmanız durumunda, aşağıdaki teşhis muayenelerinden geçebilirsiniz:

    Fiziksel muayene: Doktorunuz anemiden kaynaklanan solgun cilt ve lenf nodlarınızın, karaciğerinizin ve dalağınızın şişmesi gibi löseminin fiziksel işaretlerini arayacaktır.


    Kan testleri: Doktorunuz, kanınıza ait bir örneği incelemek suretiyle, her ikisi de açık şekilde kan kanseri göstergesi olan beyaz kan hücreleri ya da plateletler ile ilgili anormal seviyelere sahip olup olmadığınızı belirleyebilir.

    Sitogenetik analiz: Bu test Philadelphia kromozomunun varlığı dahil olmak üzere, kromozomlarınızdaki değişiklikleri tespit edecektir. Normal bir mikroskop kullanarak veya floresans in situ hibridizasyonu (FISH) denen daha modern bir laboratuar teknolojisi kullanılarak yapılabilir.

    Kemik iliği örneği: Doktorunuzun kan kanseriden kuşkulanması durumunda, sizi kanser konusunda uzman bir doktora (onkolog) ya da kan hastalıkları konusunda uzman bir doktora (hematolog) gönderebilir. Bu uzman, kan kanseri hücrelerine bakmak için kemik iliğinizden örnek almak amacıyla bir iğne kullanabilir.


    Tanıyı doğrulamak ve kan kanserinin türü ile vücudunuzdaki yaygınlığını belirlemek üzere ek testlerin gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyacaksınız. Belli kan kanseri türleri, hastalığın ciddiyetini gösterecek şekilde evreler halinde sınıflanır. Evreleme, doktorunuzun bir tedavi planı belirlemesine yardım eder.

    Başa Çıkma Yöntemleri

    Bir kan kanseri teşhisi, özellikle yeni tanı konulmuş bir çocuğun ailesi için perişan edici olabilir. Sorunlarınız ya da tahminleriniz ne olursa olsun yalnız olmadığınızı unutmayın. İleriye giden yol kolay olmayabilir, ancak aşağıdaki stratejiler ve kaynaklar bunu daha kolay bir hale getirebilir:

    Ne bekleyeceğini bilme: Size ya da çocuğunuza kan kanseri teşhisi konulması durumunda, kan kanserinin türü, evresi, tedavi seçenekleri ve bunların yan etkileri konusunda öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin. Ne kadar çok şey bilirseniz, kendi tedaviniz konusunda o kadar aktif olabilirsiniz. Kendi doktorunuz ile konuşmaya ek olarak, Ulusal Kanser Enstitüsü, Amerikan Kanser Derneği ile Kan Kanseri ve Lenfoma Derneği gibi güvenilir kaynaklardan bilgi edinmeye çalışın.

    Aktif olun: Kendinizi yorgun ve cesareti kırılmış hissedebilmekle birlikte, aileniz ve kendi doktorunuz da dahil diğer insanların sizinle ilgili önemli kararlar vermesine izin vermeyin. Kendi tedavinizde aktif bir rol alın.

    Güçlü bir destek sistemi sağlayın: Bir destek sistemine ve pozitif bir tutuma sahip olma, sorunlar ile ortaya çıkabilecek ağrı ve endişelerin üstesinden gelmenize yardım edebilir. Kanser ile uğraşan resmi bir destek grubunun ya da diğer grupların ilgi ve alakası, özellikle yararlı olabilir. Destek grupları, herkes için uygun olmamakla birlikte, bunlar pratik bilgiler için iyi bir kaynak oluşturabilirler. Siz, sizinle aynı zamanda, aynı şeyleri yaşayacak olan insanlar ile derin ve uzun süreli bağlar geliştirdiğinizi de keşfedebilirsiniz.

    Mantıklı hedefler koyun: Hedeflere sahip olma, sizin kontrol altında olduğunuzu hissetmenize yardım eder ve size bir amaç hissi verebilir. Ancak, erişmenizin mümkün olmadığı hedefler seçmeyiniz. Örneğin, bir haftada 40 saat çalışamayabilirsiniz, ancak yarı zamanlı olarak çalışabilirsiniz. Hatta, çoğu insan çalışmaya devam etmenin yararlı olabileceğini keşfetmektedir.

    Kendinize zaman ayrın: İyi beslenme, gevşeme ve yeterli miktarda dinlenme, kanserin stresi ve yorgunluğu ile savaşmanıza yardım edebilir. Aynı zamanda, daha fazla dinlenmeye ya da yaptığınız işi sınırlandırmaya gereksinim duyabileceğiniz durumlarda dinlenme için ileriye dönük planlar yapın.

    Aktif kalın:Kanser hastası olmak, hoşlandığınız ya da normal olarak yaptığınız şeyleri durdurmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Genellikle, kendinizi bir şey yapmaya yetecek kadar iyi hissetmeniz durumunda, devam edin ve o işi yapın. Mümkün olduğunca meşgul olmanız önemlidir.




  10. #10
    <span style='color: #A9A9A9'>cicero</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2005
    Mesajlar
    4,014
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Deri Kanseri

    Deri Kanseri

    Genel

    Dünyadaki en yaygın kanser tiplerinden bir tanesi deri kanseridir. ABD'de yapılan istatistiklere göre her sene yarım milyon yeni deri kanseri vakası ortaya çıkmaktadır. Deri kanseri her ne kadar vücudun her bölgesinde olabilse de yaklaşık % 80'ı yüz, kafa ve boyunda görülür.


    Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma (bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıkğı) deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler tekrarlayan tıbbi ve endüstriyel X ışınlarına maruz kalma, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan en önemli koruyucu önlem güneşten kaçınmaktır.
    Güneşin dünyaya en dik ulaştığı saatler olan saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten korunun. Güneşin yeryüzüne dik ulaştığı saatlerde gölgeniz kendi boyunuzdan daha kısadır.
    Açık renkli sıkı dokumalı koruyucu giysi ve geniş şapka kullanın.
    Koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucu kremler kullanın.

    20 dakika güneşte kaldığında güneş yanığı geçiren bir kişi, 15 faktörlü bir güneşten koruyucu kullandığında 15 kat daha fazla süre (300 dakika) yanmadan güneşte kalabilir. Bununla beraber güneşten koruyucu kremler kullanarak da güneşte fazla kalınmamalıdır. Çünkü UVA gibi güneş ışınları ki bunlar derideki bağışıklık sistemi ve deri yaşlanmasında sorumludur, güneş koruyucular olsa da deriye ulaşabilir.

    Güneşten koruyucu kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80'i 18 yaş altında olmaktadır. 6 ayın altındaki bebekler uzun süre güneşe maruz kalmamalı, eğer kalacaksa güneşten koruyucular kullanılmalıdır.

    Kimler deri kanseri olur ve neden ?

    Deri kanserinin en büyük sebebi güneşten gelen ultraviole radyasyondur, fakat bu radyasyon aynı zamanda suni olarak solaryumlardan da gelebilir. Araştırmacılara göre mükemmel bir ten sahibi olmaya çalışmak, açık alanlardaki aktivitelerde artma ve belki de dünyanın koruyucu ozon tabakasındaki incelme son zamanlarda gördüğümüz deri kanserlerinin artışındaki sebeplerden bazıları. Herkes deri kanseri olabilir. Deri tipiniz ne olursa olsun, hangi ırktan gelirseniz gelin, hangi yaşta olursanız olun ya da nerde yaşarsanız yaşayın deri kanseri olabilirsiniz. Ancak aşağıda sıralanmış özellikleri taşıyan insanlarda deri kanseri olma riski daha fazladır;

    - Açık renkli ve çilli deriler,
    - Açık renkli saç ve gözler,
    - Çok fazla miktarda beni bulunan insanlar,
    - Ailelerinde deri kanseri olan veya
    su toplamayla seyir eden güneş yanıkları olan insanlar,
    - Açık alanda çok fazla vakit geçiren insanlar,
    - Ekvatora yakın yerde, yada çok yüksek yerlerde yaşayan insanlar,
    - Daha evvel akne tedavisi amacıyla radyasyon alan insanlar.

    Deri kanseri Tipleri:

    Üç tip deri kanseri bulunmaktadır.

    Bazal hücreli karsinoma-Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmazlar. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.

    Squamöz Hücreli karsinoma - Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli Karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür.Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95 dir.

    Melanom - Bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Bazal hücreli ve squamöz hücreli karsinoma da olduğu gibi melanomda da erken tanı tedavi şansını arttırır.

    Melanom melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir.

    Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahve renkli bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. Kişiler ciltlerindeki benlerin yerleşimi ve şeklinden haberdar olmalı ki, bunlar üzerinde olan değişiklikleri ve yeni ben çıkışını fark edebilesinler. Yapabileceğiniz en önemli adım benlerinizde herhangi bir değişiklik saptadığınızda hemen bir Dermatoloji uzmanına muayene olmanızdır. Bu sayede derinizdeki melanom tedavi edilebilir aşamada iken yakalanmış olur. Aşırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir.

    Koyu renkli tene sahip olmak melanoma olma riskini ortadan kaldırmaz. Esmer kişilerde de özellikle avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatağı ve ağızda melanoma gelişebilir.


    Melanom şüphesi oluşturabilecek bulgular: Kabuklanma, kanama, sızıntı, üzerinde kabarma, etrafındaki deriye doğru çıkıntı gösterme, kaşıntı, hassasiyet ve ağrı hissedilmesidir.


    Deri Kanserinin Tanınması

    Bazal veya skuamöz hücreli deri kanserleri görünüş itibariyle değişik şekiller alabilirler. Kanser, ufak, beyaz ya da pembe çıkıntılar şeklinde başlayabilir, ya da düzgün satıhlı, parlak bir görüntü alabilirler, yada kırmızı bir nokta şeklinde ele gelen kuru bir lezyon şeklinde ortaya çıkabilirler. Ya da bazen kanayan ve iyileşmeyen bir yara şeklinde de gelişebilirler. Malin melanom ise daha önceden bulunan bir benin şeklinde, büyüklüğünde veya renginde bir değişim ile kendini gösterebilir. Vücudunuzda renk değiştiren, kanamaya başlayan ya da kaşınmaya başlayan, aniden büyümeye başlayan renkli lezyonlar malin melanom olabilir ve böyle bir durumda hemen bir plastik cerrah görmekte yarar vardır. Eğer size yukarıda anlattığımız bütün bu tarifler biraz karışık gibi geliyorsu, hatırlanması gereken en önemli şey kendi derinizi tanımak ve de onu düzenli aralıklarla muayene etmekdir. Eğer olağan dışı bir değişiklik farkedecek olursanız hemen bir doktoru görmekte yarar vardır.

    Tanı ve Tedavi

    Deri kanseri tanısı büyüyen bu lezyonun alınıp mikroskop altında incelenmesi ile konur. Tedavisi ise bir kaç değişik metodla olabilir, bu metodlar büyüme tipine, ne kadar ilerlemiş olduğuna ve de vücudun hangi bölgesinde bulunduğuna bağlıdır. Birçok deri kanseri cerrahi olarak alınır. Kanser ufak ve de bu işlem çabucak yapılabilecekse hemen bir doktor ofisinde lokal anestezi altında yapılabilir. Bundan sonra kalan yara izi son derece ufak ve hemen hemen görülemeyecek bir yara izidir. Küretaj yada kurutma yöntemleri kullanılabilir. Bu iki şekilde kanser sıyrılıp aynı zamanda elektrikle hücreleri yakan bir aletle de geri kalan kanser hücreleri öldürülür. Fakat bu yöntem birazcık daha büyükçe bir yara izi bırakır. Her iki tip tedavide de tedavi riskleri son derece düşüktür. Eğer kanser büyükse, yada lenf bezlerine, yada vücudun başka yerlerine yayılmışsa büyük bir ameliyat gerektirebilir. Deri kanserinin diğer tedavi yöntemleri, dondurarak yok etme yöntemi olan kriyo terapi yada radrasyon tedavisi yada lokal olarak uygulanan kemoterapi yada mohs cerrahisi ( Özel bir şekilde kanserin kat kat traşlanması) yöntemleridir.

    Tekrarın Önlenmesi

    Daha evvelden deri kanseri olmuş bir insanın tekrar deri kanseri olma olasılığı yüksektir. Bu yüzden deri kanseri olmamak için alınması gereken çeşitli önlemler bu şahıslar için çok daha önemlidir. Bu önlemleri sıralayacak olursak,

    1- Uzun sure güneş altında kalmayınız. Özellikle sabah 10:00 ile öğleden sonra 14:00 arası, güneşin en keskin, en kuvvetli olduğu zamanlardır.

    2- Eğer uzun zaman dışarda kalacaksanız koruyucu giysiler, uzun kollu t-shırtler, şapka gibi giymenizde yarar var.

    3- Güneşe çıktığınızda güneşten koruyucu krem sürünüz.

    4- Derinizi sık sık muayene ediniz.




 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. kanser tedavileri...???
    2005 Konuları bölümünde ..::sedef::.. tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 13.11.05, 16:47
  2. AB'nin rekabetten korunma yöntemleri
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.10.05, 09:00

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •