Yapılan nüfus sayımları beğenilmedi; adrese dayalı nüfus sayımı yapıldı...
Nüfusumuz düştü; milli gelirimiz arttı(!).
Ekonomimiz büyüdü; refah seviyemiz yükseldi(!).
Okyanuslarda seyreden şileplerin kazancı, benim hesabıma yazıldı.
Hesap benim; parayı, okyanus ötesinde veletler yedi...
Daha ne kadar aptal yerine konacağım?
··
Ben Türk milletinin bir ferdiyim... Ben vatandaşım... Ben insanım... Ben seçmenim...
29 Mart 2009 tarihinde seçimler yapılacak...
Seçim deyince, oy gelir aklıma...
"Nasılsak öyle idare olunacağız ya..."
Oy deyince, kullanma vebali, biner boynuma...
Sen, kılı kırk yara dur...
Oy kaygısı ile tevessül edilen "rezaletler", sonbahar rüzgârı ile uçuşan yapraklar misali...
Seçmen sayısı, altı milyon artmış...
Beni seçmen saymayan zihniyet, kabirlerden, ahırlardan seçmen yazmış...
"Nasılsak, öyle idare olunacağız ya..."
Başkentin, Bala ilçesi, Karahamzalı köyünde, 54 seçmen(!) bir ahırda yazılmış... Ahırda seçmen ararken, koyun-kuzu, inek-buzağı, manda-malak yansıdı kameraya...
"Nasılsak, öyle idare olunacağız ya..."
Seçmen olarak,
Daha ne kadar aptal yerine konacağım?
Sayın Başbakan, ben asil, Siz Başvekilimsiniz...
Ne küçüğüm ne büyük, Siz emsalim...
Davos paneli konusunda ki, duygularımı Sizinle paylaşmak istiyorum...
Yaradan'dan başka "gaipten" bilici olmayacağı için, bir insan ve bir Türk olarak, paneldeki "tepki üslubunuzu" beğenmesem de, hak edenlere, hak ettiği cevabı "samimiyetle" verdiğinize inandığım için, Sizi bütün içtenlikle kutlamış ve sevinçten havalara uçmuştum...Dırar mescidi yaptıran, tüm samimiyetsizleri yüreğimden atıp,Türkün Başbakanı işte bu demiştim!...
Ta ki, Emine hanımefendi "timsah gözyaşları" içinde "Peres'in söyledikleri hep yalan!" diyerek diplomasi yeteneğini ortaya koydu. Bu arada Sayın Başbakan siyasetçi olduğunuzu, diplomasiden anlamadığınızı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin diplomatlarına "Monşer" diyerek nazik üslubunuzu(!) tarihe kaydettiniz ana kadar. Bu durum karşısında, Emine hanım da, Türk diplomatların görevini üslenmek zorunda kaldı... Tek adam(!), tek kadın(!); vay Türkiye'nin haline!...
Sayın Başbakan, daha önceden hazırlandığını sandığım pankartlarla kendisini karşılamaya gelen halktan, Davos'un gereğini "29 Mart 2009" seçimlerinde yapmalarını talep etmiştir.
Aynı anda "İstanbul aksanlı" bir "amigo" tarafından Gazze'de Türk bayraklı, Başbakan posterli mitingin tertip edildi.
Bu manzara beni hayal kırıklığına uğrattı. Sevinçten havalarda uçtuğum paraşütümü yırttı ve yere çakıldım. Bütün sevincim kursağımda kaldı... Aldatılmışlık ve "aptal" yerine konulmuşluk duygusuna kapıldım...
Zira bu manzara, yerden bitmeliği, samimiyetsizliği ve "oya" yönelik bir planı yansıtıyordu. Bunu herkesin gördüğüne inanıyorum. Bu sürece, siyasi partilerimizin "oy" kaygısı ile kerhen, bir takım insanların bilgi noksanlığı, bağnazlık ve çeşitli çıkar ilişkileri nedeniyle destek verdiklerini söylemek kehanet olmaz...
Şahsen, dünyanın neresinde olursa olsun, masumlara, çocuklara, kadınlara ve çaresizlere zarar veren ve canlarına kıyan zihniyetin ve o zihniyete destek veren kırılası ellerin samimi düşmanıyım...
Sayın Başbakan samimi olsaydın, Gazze'de katledilen masumların bin katı, halen Irak'ta "demokrasi" adına(!) "küresel gardiyanın" pençesi altında can vermektedir. Aynı tepkiyi geçmişte ve günümüzde "küresel gardiyana" da göstermen gerekmez miydi? TBMM'den "kınama" kararları çıkarman gerekmez miydi? Yahudi "cesaret ödülü ve nişanını" İsrail'in masasının üzerine koyman daha etkili olmaz mıydı?
Bu kadar somut yaptırımlar dururken, Davos'ta nutuk atmanın, gözyaşı dökmenin "oya tahvilden" başka, kime ne faydası var?
"Caminin içi dururken, dışına haramdır" misali, memleketin ekonomik ve sosyal sorunları ortada dururken, milli çıkarları duyuna bırakılırken, basın-yayın bombardımanı ile beni aptal yerine koymak, niye?
Yeter artık!...
Daha ne kadar aptal yerine konacağım?
Allah aşkına!...