• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6

    Tartışma İslamın Temel Kaynakları (Bağlayıcılık ve Kaynaklık Açısından)

    Bu yazıyı yazma nedenim bir taraftan bilmeyen müslüman kardeşlerime yüzeysel de olsa bazı bilgileri hatırlatmak diğer taraftan müslüman olmayan, islamı araştırmak ya da kendince islamı dürüst bir şekilde eleştiri niyetinde olan fakat müslümanı bağlayacak temel kaynakları bilmeyenlere kılavuz oluşturmak.
    Bağlayıcılıkdan kasıt bir müslümanın inkar edemeyeceği, reddedemeyeceği esaslardır. Bunlar, bir müslümanın şayet inkar veya reddederse ya dinden çıkması, ya (dünya/ahiret bakımından cezası gereken) günaha girme veya dinin hoş görmediği durumda olma gibi kişi için din açısından sıkıntılı sonuçlar doğuracak esaslardır.
    Aşağıda kısaca ele alacağım bu esaslar; selef-i salihin yani ilk üç nesil ve İmamlar dönemi (yani ilk 4 asır) esas alınarak yazılımıştır.
    Buna göre Bağlayıcılık ve hüküm kaynağı olma açısından İslam'da Temel Kaynaklar genel olarak üçdür:
    1) Kur'an.
    2) Sünnet
    3) İctihâd

    Şimdi bunların ne anlama geldiğine bakalım.
    1) Kur'an
    Kur'an'ı veya içindeki bir ayeti; ister görünen, ister işaret ettiği manası olsun herhangi bir müslümanın reddetmesi halinde müslümanlığı düşünülemez. Gerek Hz.Peygamber, gerek ilk üç nesil ve gerekse dört mezhep ittifakla dindışı kabul etmiştir.
    Kur'an'dan kasıt hem metni, hem açıkça anlaşılan manası hem de açıkça anlaşılan manadan çıkarılan hükümlerdir.
    Bu sebeple bağlamı içinde ele alınarak Kur'an'dan çıkarılan manalar veya hükümler hem bizzat çıkarılan ayetlerin zahirine (okunulduğundaki anlaşılan manaya), hem de buna paralel diğer ayetlere aykırı olmamalıdır. Aksi takdirde yapılan tefsir batıl tefsir, çıkarılan hüküm fasid hüküm olarak geçersiz olur. Kur'an'ı anlamak, ondan hüküm çıkarmak için tefsir usulü, kur'an ilimleri, kıraat ilimleri, fıkıh usulü gibi yardımcı ilimler vardır fakat konuyu uzatmamak için burada ele almıyorum.

    2) Sünnet
    Sünnet, "çığır, yaşam tarzı, gidişat, edinilmiş yol" anlamlarına gelir. İslami ilimlerden söz edilince Hz.Peygamber'in din anlamında müslümanlara örnek olarak edindiği yol demektir. Aslında Hz.Peygamber'in din anlamındaki her emri tıpkı Kur'an gibi her müslümanı bağlayıcıdır ancak aşağıda bahsedeceğimiz durumun göz önüne alınması koşuluyla.
    Hadisler sünnetin nakledilen formuna verilen isimdir. Yani aslında her nebevi hadisin kendisi sünnet değildir fakat Hz.Peygamber'in bir sünnetini bize haber vermektedir. O halde haber olarak değerlendirilmelidir.
    Buna göre baktığımızda hadisleri iki ana kısımda görüyoruz: Sahih veya zayıf hadisler. Uydurma rivayetlere teknik anlamda hadis dense de uydurmalığı sebebiyle hadis değildirler.
    Sahih hadisler nakil bakımından Kur'an'ın nakledildiği yoğunluk, çoğunluk ve hassasiyetle nakledilmediğinden yine lafız değil de çoğunlukla manayı koruyarak nakledildiklerinden doğrudan sahih bir hadisin lafzını inkar kişinin dinine zarar vermez. Şayet sahih olduğu kesin olan bir hadisin hem manasını hem lafzını inkar eden kişi bunu ravileri bildiğinden ve güvenmediğinden yapıyorsa dinine zarar gelmez ancak ilk üç nesile ve dört mezhebe göre sapkınlardan sayılmıştırlar. Çünkü bu keyfi inkar, islamın bir çok esasının sünnete dayalı olmasından hareketle bu kişi dolaylı olarak islamı yaşanılmaz kılmayı iddia etmektedir.
    Zayıf hadislere gelince alimler din hususunda bir hükme dayanacakları ve ayet-sahih hadis bulamadıkları zaman kendi görüşlerini esas kılarak dinde sorumluluk veya vebal yüklenmektense sahih olma ihtimali olan zayıf hadisi tercih etmişlerdir. Burada kastedilen herhangi bir zayıf hadis değildir. Zayıf hadis rivayette gerekli şartların eksikliğinden doğabileceği gibi (ki destekleyici unsurlarla sahih olabilme ihtimali vardır.) şartları zedeleyen unsurlar sebebiyle de (şazz rivayetler gibi ki bunlar delil olamaz) olabilmektedir.
    Kısaca şunu söyleyebiliriz ki inkarı dinden çıkarmasa da hüküm çıkarmaya elverişli (ahkam hadisleri) sahih hadisler müslümanlar için bağlayıcıdır.

    3) İctihâd
    İctihad hüküm çıkarma metodudur. Hüküm kaynaklarını iki kısımda ele alırsak: Asli (birincil) deliller, fer'î (ikincil) deliller. İkinci kısım ictihaddır.
    Aslî deliller Kur'an ve sünnettir. yukarıda saydık. Fer'î delillere gelince; Kıyâs, İcmâ ve (istihsan, istishab, sedd-i zerai vb) diğer metotlardır. Bu delillerin inkarı da kişiyi dinden çıkarmaz ancak oldukça zahmetli, çok güçlü ve geniş bir ilim gerektirdiğinden insanlar bu işi yapmaktansa yapanlara tabi olmaktadır. Gerçekte mezheplerin aslı da budur. Kur'an'ın tümüne er anlamda vakıf olma, Hz. Peygamber'in sünnetine, sahabenin Hz.Peygamber'i anlayış biçimine vakıf olma gibi geniş bir birikime hem herkesin kapasitesi yoktur hem de zamanı yoktur. Bu yüzden insanlar bu işi yapan kişilere tabi olmuşlardır: Mezhep imamlarına.
    Bir müslümanın tüm bunları reddetmesi demek ben bütün bu işleri kendim yapacağım anlamına gelir ki bu donanıma sahip kişiler için zaten taklid doğru olmaz.
    Bu gün mezheplere karşı çıkanlar da aslında farkında olmadan bunu iddia ediyor. Bilmiyorlar ki mezhebe karşı çıkarken kendilerini mezhep ilan etmiş, mezhep sayısını artırmış oluyorlar. Neyse konumuza dönelim.

    Peki Bağlayıcı esaslar derken, kaynaklar da dedik. o halde İslam'a göre bağlayıcı kaynaklar nelerdir.
    Bunlar da iki kısımdır. Kur'an ve Sünnet... Yani aynısı. Ancak dikkat edilmesi gereken şu:
    Kur'an diyoruz, şu tefsir kitabı, falanca kitap demiyoruz.
    Yine sünnet diyoruz, şu hadis kitabı falanca kitap demiyoruz.
    Her tefsir kitabı bir Kur'an'ı anlama çalışmasıdır ve dolayısıyla insan faktörü söz konusudur. Müfessirin tutarlı olmasının yanısıra yanılması söz konusu olabileceği gibi yine ondan daha donanımlı ve anlayışlı birinin daha doğru anlaması da mümkündür. Kur'an değişmez ve yanılmaz ancak Tefsir değişmez, yanılmaz değildir/olamaz. Esas olan Kur'an'ın kendisidir.
    Her hadis kitabı Hz.Peygamber'in sünnetlerini derleme çalışmasıdır. Bu rivayetlerin %99'u sahih olabileceği gibi (ör: Buhari-Muslim) %1'i de sahih olabilir. Muhaddislerin amacı sahih hadisleri toplamaktır ancak yine insan faktörü söz konusudur. Bazen muhaddis kendince sahih zannettiğini kitabına alır sonra uydurma olduğu ortaya çıkar, bazen de müslümanları uyarmak için açıklayarak kasten uydurma rivayetleri kitabına alır. Bazıları destekleyici unsurlarla sahih olabilme ihtimali olan zayıf hadisleri de kitabına alır. Hz.Peygamber vahiyle korunmuştur ve hata üzerine bırakılmamıştır. bu durumda Onun sünneti de yanılmazdır ancak sahih olmayan hadisler veya şu-bu hadis kaynakları yanılmaz değildir/olamaz. Esas olan Sünnetin kendisi yani sahih hadisdir.
    Toparlarsak, İslamın iki temel kaynağı vardır: Kur'an ve Sünnet. Kur'an için doğru metotlar ve doğru okumalarla bakılacak yer kendisidir. Sünnet için de bakılacak yerler Temel Hadis kitaplarındaki sahih sünnetlerdir. Dikkat ederseniz, hadislerdir veya hadis kitaplarıdır demedim sahih hadislerdir dedim. Tüm islam literatürü, din bakımından meşruluğunu/dokunulmazlığını/bağlayıcılığını bu ikisinden almaktadır.
    Peki diğer Temel kaynakların durumu nasıldır:
    Bir çok islami ilim dalları vardır. Başlıcaları Kur'an, Kırâat, Tefsir İlimleri, Sünnet, Hadis İlimleri, Fıkıh İlimleri, Akaid, Kelam İlimleri, Tarih, Siyer İlimleri gibi.
    Bunların kaynaklığı ve bağlayıcılığı Kur'an ve sünnet ile ilgisi oranındadır.
    Bir Fıkıh kitabındaki bir hüküm Kur'an'a ne kadar uyuyorsa ya da dayandığı sünnet yani hadis ne kadar sahihse o kadar bağlayıcıdır. Bu durum Tarih, siyer, kelam kısaca her ilim dalı için geçerlidir. Böyle olmayan her kaynak değerlendirilebilir, fikir verebilir ancak bağlamaz/dayatılamaz. Daha açık ifade edersek imansız bir müslüman olamaz, ameli olacak bir müslümanın da mutlaka imanı olmalıdır (münafık değilse kimse inanmadığı hususta amel etmez). Müslümanların her dini fiili/ameli, imana dayalıdır. Yani müslüman, iman ettiği esaslar (tüm iman esasları) konusunda amel eder ve kişinin imansız ameli dinen değersiz olduğuna göre her dini amelin, imânî bir boyutu söz konusudur. İman ve amel birlikteliği böyle olunca herhangi bir kitabın/kaynağın/şahsın bağımsız olarak din hususunda kaynak olamayacağı kendiliğinden ortaya çıkar. Din hususunda kaynakların da, dinin kaynakları (yani Kur'an-Sünnet) olduğu aşikardır.
    Aslında sahabenin sözü için dahi bakılır bir sünneti mi naklediyor yoksa ayet ve hadise dayanarak ictihadda mı bulunuyor diye. Eğer bir nakil ise sonrakilere de sahih bir şeklide ulaşmışsa bağlayıcıdır fakat ictihad ise her ne kadar müslümanlar için herkesden daha kıymetli, altın değerinde vazgeçilmez bir ictihad ise de inkarı halinde bir şey lazım gelmez. Çünkü onlar da insandır, Hz.Peygamber gibi vahiy korumasında değildirler ve insan faktörü söz konu olduğunda yanılma veya değişme kaçınılmazdır. Gerekli ilmi donanıma sahip olan Ebû Hanife'nin ve diğer imamların da tavrı budur. Ebû Hanife'nin ayet ve hadis olmayan hususlardaki hüküm kaynağı kabul etmedeki serbest tavrının sorgulanması üzerine şu mealde bir cevap vermiştir: "Allahın kitabı ve Rasûlullah'tan gelen başım üzere, sahabenin söylediklerini ciddiye ve dikkate alırız, sonrakilere gelince biz de onlar gibi adamız."

    O halde İslam adına bağlayıcı bir ifade arayan veya bağlayıcı olduğunu iddia ettiği bir ifade bulduğunu söyleyen kişi; ya yukarıda bahsettiğimiz çerçevede Kur'an'dan bir ayet veya sahih bir sünnet göstermesi gerekir. Bir tefsir kitabı veya bir hadis kitabı, içindeki rivayetlerin sahih ve sağlamlığı ölçüsünde kaynak olabilir. İslam adına yapılan her ilmi çalışmadan yorumlardan/çıkarımlardan faydalanılır, kullanılır fakat kimse falanca kitabı müslümanlara bu size bağlar diye dayatamaz ancak içindeki sahih rivayeti veya Kur'an ayetini dayatabilir.
    Müslümanlar için iki sözden başka her söz ister zarureten ister keyfi olarak alınabilir de terkedilebilir de. İki istisna, bağlayıcı birer kaynak olan Kur'an ve onun yaşama uygulama şekli olan Sünnettir.

    Not: Kullandığım "dayatmak" kelimesinden kastım mecazdır, yani "zorla yaptırmak" değildir, muhataba "bu sizi bağlar" demektir.

    Hoşçakalın.

    Faydalanılan/Faydalanılacak Kaynaklar:
    İmam Serahsî, el-Usûl
    Abdulkerim Zeydan, Fıkıh Usulü
    Gazzâli, el-Mustasfâ min İlmi'l-Usûl
    Şâtıbî, el-Muvâfakât
    Suyûtî, el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân
    Zerkeşî,, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân
    Abdulhak Heytemî, Ahkamu'r-Ridde ve'l-Mürteddîn
    Suyûti, Miftâhu'l-Cenne bi'l-İhticâc ve's-Sünne
    İbnu's-Salâh, Mukaddime Ulûmi'l-Hadîs
    el-Hâkim, Ma'rifetu Ulûmi'l-Hadîs
    İbn Hacer el-Askalânî, Nuhbetu'l-Fiker
    Mücteba Uğur, Ans. Hadis Terimleri Sözlüğü
    Şah Veliyyullah ed-Dıhlevî, el-Fevzu'l-Kebîr
    Şah Veliyyullah ed-Dıhlevî, Huccetullah li'l-Bâliğa
    Talat Koçyiğit, Tefsir Usulü
    Z.Velidi Togan, Tarihte Usul
    İbn Kuteybe, el-Meârif
    M.Ebu Zehra, 8 Büyük İmam
    Ve diğer kaynaklar.(uzatmayalım)
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

  2. #2
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Peki Bağlayıcı esaslar derken, kaynaklar da dedik. o halde İslam'a göre bağlayıcı kaynaklar nelerdir.
    Bunlar da iki kısımdır. Kur'an ve Sünnet... Yani aynısı. Ancak dikkat edilmesi gereken şu:
    Kur'an diyoruz, şu tefsir kitabı, falanca kitap demiyoruz.
    Yine sünnet diyoruz, şu hadis kitabı falanca kitap demiyoruz.
    Her tefsir kitabı bir Kur'an'ı anlama çalışmasıdır ve dolayısıyla insan faktörü söz konusudur. Müfessirin tutarlı olmasının yanısıra yanılması söz konusu olabileceği gibi yine ondan daha donanımlı ve anlayışlı birinin daha doğru anlaması da mümkündür. Kur'an değişmez ve yanılmaz ancak Tefsir değişmez, yanılmaz değildir/olamaz. Esas olan Kur'an'ın kendisidir.
    Bir çok kere insanların göremedikleri gerçek burada yazdıklarındır sevgili Dostum. Kuran'ın kendisi ve Sünnetin kendisi ile meşguliyet, kavramlar açısından bu kadar güzel ifade edilirdi. Bir çok insan, Kuran ve Sünnet konusunda eksik öğrenimden ve yanlış kaynaklardan takipten dolayı yoldan çıkıyor, inkara sürükleniyor. Temel anlamda Ayetleri ve hadisleri akıllarına geldiği gibi yorumlama gayretleri bu yanlışların doğal sonucu olarak karşımıza çıkar, bizlerde Kuran'ı ve Sünneti bir bütünlük çerçevesinde göremediğimiz sürece bu yanlışlıkların içinde debelenip dururuz. Paylaşımın gerçekten çok önemli, düşünüp ders alanlar için. Teşekkürler.
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •