DÜŞTÜR YAŞAM



Segismundo



doğrudur; zaptedelim o zaman biz


bu zalimce durumu,


bu hiddeti, bu tutkuyu,


değil mi ki bir kez daha düş görmedeyiz;


ve evet yapacağız, o zaman kalıveririz


dünyada böyle tek başına;


ki düş görmektir yaşamak, yalnızca;


ve şunu öğretti bana deneyim


yaşayan insan, görür diyeyim


o düşü, uyanana dek anca’.


kral, düşler kendini kral olarak ve yaşar


hükmü verilmiş bu aldanmayla,


tanzim ve idare edilmiş ayrıca;


ve aldığı bu alkışlar,


uçucudur rüzgarda, ödünçtür bir o kadar;


ve küle çevirir küle


ölüm onları böyle (katı talih öylece):


kim kalkışır saltanata,


görerek uyanmada


olduğunu ölüm düşünde?


zenginlik düşü görür zengin,


daha çok merak uyandıracak,


fakir ise, ne olacak


muzdariptir dertten, fakirlikten;


düş ki büyümeye başlar birden,


düş ki zahmet çeker, talip olur


düş ki saldırır, onura dokunur,


ve dünyada, sonuç şu ki


varolduğunu düşler insanların hepsi,


kimse yine de bunu bilmiyor.


bur’da olduğumu düşlüyorum


beni ağırlaştıran bu prangalarla,


ve düşledim bir başka varoluşta


daha bir göze hoş görünüyordum.


Nedir yaşam? Bir çılgınlık diyorum.


Nedir yaşam? Yanılsama,


bir gölgedir, bir kurmaca,


ve küçüktür, güzelliklerin en büyüğü


ki düştür yaşamın tümü


ve düştür düşler sonuçta.



Calderon de la Barca


(1600-1681)


İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/09.06.2001




ÖLÜM KONUŞUYOR



Danyal. Kimsin sen?

Kimsin sen?
Ölüm. Ben, Danyal, kutsal peygamber,

Ben, Danyal, kutsal peygamber,
Doğmuş olan herşeyde son benim;


Vahşi çocuğu, günahın ve kıskançlığın derler,


Bir yılanca, o bahçeden kovuluvermişim.


Dünyanın anahtarını bana Akçakavak vermiş derler,


Ama kapıyı açan bana, Kabil idi, söyleyeyim,


Or’dandır ki dehşetim dünyada yer etti,


Benden sorulur oldu, Yehova’nın hiddeti.


İşte böyle doğdum ben, günahtan, kıskançlıktan,


Bundandır, göğsümde çifte öfke gizlidir:


Kıskançlık için ölüm verdim bunayarak, yaşlılıktan


Gelsin yaşamın ışığı kimilerine diyedir;


Günah içinse, ölümünü verdim sonsuz olan


Ruhun, ki onlar da ölecektir;


Nefes alıp vermemek ise, yaşam için, ölmek


Ölümüdür ruhun böyle, günah işlemek.


Tanrı’nın hükmü eğer, isminse senin,


Hükmün ölümcül ışınının, ve


Karşımda yere yığılır benim, öfke, görmektesin


Bitkisel, duygusal ve ussal nice,


Neden şaşıyorsun bana? Ne için


Titremekte ölümcül yanın öyle?


Kendine gel, o zaman, ve birlikte iş görelim,


Sen Tanrı’nın hükmüsün, ben O’nun kuvvetiyim.


Garip değil yine de, şaşırman, yo,


Sen Tanrı olsan da, bana bakacak;


Çünkü Eriha çiçeğinden O,


Şebboylu kırlardan doğmuştu ancak,


O Tanrı, bende bile titretiyo’


İnsan yanımı, ve teslim olsa bana, bozacak


Yıldızlar kızıl rengini,


Ay, yüzünü ve güneş, çehresini.


Ve o mutsuz yapı, sendeleyecek,


Ve titreyecek o alçak biçim de;


Yeryüzü dediğin boyun eğecek,


Taş taşla çarpışarak, zemin zeminle;


Akşamın orta yerinde, verecek


Son nefesini, ışıltısı günün, genç ve üzgünce.


Ve gece, ölümü için


Karanlık örtüsünü giyinecek, ışığın….





Tutuşturacağım kırlarını Nemrut’un,


Karıştıracağım halklarını Babil’in,


İlham vereceğim düşlerine Behemot’un,


Savacağım belalarını İsrail’in,


Bozacağım bağlarını Nabot’un,


Önümde eğdireceğim başını İzabel’in,


Kirleteceğim sofralarını Absalon’un


Sıcak kanı ile Amon’un.


Yere yıkacağım Ahab efendiyi,


Yakutlu arabasından sürükleyip Ahab’ı


Ahmak kızlarıyla Moab’ın, ben ki


Yerle bir edeceğim Zimri’nin çadırlarını;


FırlatacağımYoab’ın kargılarını şöyle bi’;


Ve şunu yapacağım saymazsak bunları:


Su altında bırakacağım Şinar kırlarını iyice


Baltazar’ın o mutsuz kanı ile.


Calderon de la Barca


İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/09.06.2001


SONE


O ışık yongaları, o kıvılcımlar,


ki toplaşır onlar, yüce çağrılarla,


güneşin besinleri, ışıltılarda,


acır onlara Tanrı, öyle yaşarlar.


Gece çiçeği onlar, yine de hoşlar,


muzdariptir çiçekler, ısısından da;


çiçek yüzyılı olur bir gün boyunca,


bir gece, yıldızların senesi olur.


Onlardan değil mi ki kaçamak bahar,


kötülüğümüzü de iyiliğimizi de:


kayıt bizimdir ölür güneş ya yaşar.


Ne kadar bekleyecek insan böylece,


almayacak mı artık, başkalaşmalar


yıldızdan ki, doğar ve ölür her gece?



Calderon de la Barca


(1608-1681)


İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/09.06.2001




HAÇ



Ağaç, yeşil meyve vermek


istediği mavi göğün


o ilk yuduma karşın,


o yeni cennetten çiçek,


gökkuşağı ses edecek


o kabukta daha derin


som huzurudur alemin


anaç asma, şirin bitki,


o yeni Davud’un harpı,


sofra, ikinci Musa’nın:


ben günahkar, ben lütfunu


dilerim hak için senin;


çünkü öldü bizim için


üstündeydi, yüce Tanrı.



Calderon de la Barca


(1608-1681)


İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/09.06.2001