Üç Amerikan askeri, Iraklı bir bakkalın yanına girer. Alışveriş yaparken “kahrolsun Amerika” diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar. Ses bir papağandan gelmektedir... Askerler, Iraklı bakkala, “Bu papağanı buradan yok et, yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz!” , der. Askerler gittikten sonra bakkal, kara kara düşünmeye başlar. Derken aklına cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, başından geçenleri anlatır, “Hocam eğer sakıncası yoksa papağanları değişelim” der. Hoca kabul eder bu teklifi ve değişim gerçekleşir.
Ertesi gün Amerikan askerleri bakkala gelir, papağanı görürler, kızarlar: “Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?” Bakkal, “Bu papağan o değil” dese de, inandıramaz Conileri. Ve içlerinden biri, “Ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup olmadığını” der; papağanın tekrarlamasını umarak bağırır: “Kahrolsun Amerika!” Ses çıkmayınca, bakkal dâhil hep birlikte bağırmalarını söyler: “Kahrolsun Amerika!” Yine ses çıkmaz. Fakat tekrar bağırdıklarında papağan dile gelir: “Âmin evlatlarım!”
* * *
Merhum Ece Ayhan’ın bir mısrası nüksetti bünyemde şimdi: “Onlar vurdu, biz büyüdük kardeşim.” Öyle ya, her şey normalleşiyor artık. Dün anormal addettiğimiz birçok şey, nazariyemizde bugün normalleşmiş durumda: İşgaller, istilâlar, tecavüzler, gasplar, hırsızlıklar, ahlaksızlıklar vesaire... Mısra ile başlamışken, sayın Ayşe Sevim’in duasını da işitelim: “Rabbim beni kendimin tanrısı olmaktan koru.”
Heyhat! Ölüyoruz ey ahali... Yaratılmışların şerrinden sana sığınırız ya Rabbi! Haber niteliği dahi taşımıyor ölülerimiz. “Nasıl olsa Kâbe halen daha yerli yerinde duruyor, bulaşmaya ve ilişmeye gerek yok onlara...” Evet, her şeyi, her halükârda deniyorlar bugün. Refleks testi bir nevi... Rehabilite ediyorlar! Son raddeye varana kadar, her şey normal, her şey olağan... Fazlasıyla vahşiler! Karşı çıkan, muhalif duran, öfkelenen her kim varsa, anti-semit, anti-küreselci, Amerikan düşmanı, faşist, anarşist, terörist...
Ezcümle, “bizi izlemeye devam edin” diyor, küresel şebeke!
* * *
ABD vuruyor, İsrail vuruyor, şürekâsı vuruyor; anlamaya çalışıyoruz... Yahu ne çok şeyi anlamamız dayatılıyor bize? Malûm, her psikolojik propaganda, psikolojik bir felaket yaşatmak mecburiyetinde... Ne diyelim? Çok yaşa sen dünya medyası!
* * *
Hatırlayalım, ne demişti ABD’li Cumhuriyetçilerden Tom Tancredo, “Yönetim benim elimde olsaydı, ülkemize yönelik saldırı olması durumunda Mekke ve Medine’ye saldıracağımızı açıkça ilan ederdim.” Haklı adamcağız. Kudurmuş yığınların nefsi nasıl okşanacak başka türlü... Her defasında söylüyoruz işte, İslâm dünyası olsa idi; ABD, İsrail ve şürekâsı, biçimlendirdikleri ve şekillendirdikleri hariç, Müslümanlara bu denli zulmedebilir miydi? Baksanıza seçim vaadine adamın, Kâbe’yi işaret ediyor! Şahsi görüşüdür mü diyelim; böylesine masumane mi sahiden her şey? Mübalağa olarak algılayabilirsiniz, fakat, bir gün Kâbe’yi de vurabilirler; bakakalacağız öylece belki de... Etrafını gökdelenlerle ve devasa boyuttaki alışveriş merkezleriyle (kapitalizmin mabetleriyle) doldurmuşlardı zaten, diyebilme hakkımızı da saklı tutarak, sıyrılacağız işin içinden belki de... Fakat biz, Fil vakasında, Efendimizin dedesi Abdülmuttalib’in sarfettiği sözü de işitenlerdeniz elbette: “Doğrusu ben develerin sahibiyim. Kâbe’nin de sahibi var; onu korur.”


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


