mafilou tarafından gönderildi.
Hocalı olayları
Khojaly, Khojalu, Khodjali, Khodjalou, Xojali, Xocali, Hocali,
1988 Şubat'ında başlayan Erivan ve Sumgayıt olaylarına 20 yıl sonra bir bakış:
1905-1906, 1918-1920 ve 1948-1953 yıllarında 500 binden fazla Azerbaycan Türkünü topraklarından sürgün eden ve 100 binden fazla soydaşımızı katliama uğratan Ermeni şovenistlerinin Türk karşıtı faaliyetleri 20. yüzyılın 80. yıllarında (yani 1980'lerde) daha da amansız ve azgın bir şekilde kendini açığa çıkardı. Tabii ki, onların elini-kolunu açan M.Gorbaçov başta olmak üzere Ermeniperest (Ermeni yandaşı) güçlerin Kremlinde yüksek makamlara gelmesiydi. Batı Azerbaycanı tamamıyla Türklerden temizlemek ve Azerbaycan toprakları hesabına “Ermenistan”ı genişletmek amacını güden Ermeniler, bu kirli niyeti hayata geçirmek için binlerce silahsız soydaşımızı öldürmekten çekinmediler. Artık 1965 yılından itibaren resmi olarak “Ermeni soykırımı”nı başlatan “azabkeş” Ermeni vandalları, her yılın Şubat (Guldur Andronik'in doğum günü arifesi) ve Nisan (“soykırım”ın yıldönümü arifesi) aylarında Erivan sokaklarında şovenist gösteriler yapıyor ve soydaşlarımızın yaşadığı mıntıkalarda saldırılar gerçekleştiriyor. “Ermenistan” SSR'de şovenist faaliyetlerin durdurulması ve azınlıkta olan milletlerin medeni gelişimine imkan verilmesi yönündeki 17 Ekim 1984 tarihli Sov. İKP MK'nın kararına uymayan Ermeniler, “Ermenistan'da” olduğu gibi, “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti” nde de Azerbaycan Türklerini sıkıştırıyor ve her alanda onların haklarını ihlal ediyordu. Türklerin gaddar düşmanı Z.Balayan “Ocak” adlı eserinde (1984) Bazı “Ermenistan” yerleşim birimlerinde Ermenilerin sayıca azalmasını önlemek ve “Türksüz Ermenistanı” kurmak için“tedbir almanın vaktinin geldiğini” yazıyordu. Satılmış cellat M. Gorbaçov, Sovyetler Birliği başkanlığını kazandıktan sonra, bunun verdiği rahatlıkla “Karabağ ermenilerinin mukadderatanı tayin etmesi perdesi altında” Azerbaycana karşı anneksiya planı hazırlandı. Bu planın hayata geçirilmesine engel olacak yegane kişi -merhum Devlet Başkanımız H. Aliyev 1987'nin Ekim'inde Sov. İKP MK'nın Siyasi Bürosundan uzaklaştırıldı.. Aynı yıl, Ekim sonunda Erivan'da “DQMV'nin “Ermenistan”a katılması talebi ile mitingler düzenlendi.18 Kasım'da Gorbaçov'un “sağ kolu” A. Aganbekyan Paris'te “Humanite”gazetesine verdiği demeçte DQMV'nin “Ermenistan”la birleştirilmesinin iktisadi açıdan daha uygun olduğunu ve bu mesele üzerinde özel bir komisyonun çalıştığını açıkladı. 20 Kasım 1988'de DQMV Halk Deputatları sovyetinin
Ali Sovyeti Konstitusiyaya zıt olan bu kararı reddettikten sonra “Ermenistan”ın milliyetçi önderleri “Taşnaksütyun” partisinin “Türksüz Ermenistan” proğramını uygulamaya başladılar.
19 Kasım 1988'den itibaren Erivan'da yeniden toplu mitingler başladı. Mitinge katılanlar “Ermenistan'ı Türklerden temizlemeli”, “Ermenistan yalnız Ermeniler için” gibi sloganlar attılar. Mitinglerin 3. günü Erivan'da sağlam kalmış tek mescit binası (20. asrın öncelerinde Erivan'da 8 mescit vardı), Azerbaycan Türklerinin eğitim aldığı okul binası ve C. Cabbarlı adına Erivan Dram Ttiyatrosunun avadanlığı yakıldı. Azerbaycan Türklerinin meskun olduğu yerleşim birimlerinde peş peşe silahlı saldırılar gerçekleştirildi. Aynı ay 4 binden fazla soydaşımız Azerbaycan SSR'in topraklarına sığındı. Kendilerini haklı çıkarmak için Azerbaycan halkının galeyanından faydalanmayı düşünen Ermeniler “Sumgayıt soykırımı” proğramını uygulamaya başladılar. Bu olayların asıl düzenleyicisi Eduard Robertoviç Grigoryan adlı Ermeni'nin olması (öldürülen 26 Ermeni'den 6'sı onun payına düşyor), olaydan 10 gün önce Suqayıt'ın bütün emanet kasalarından kendi emanetlerini toplu şekilde götürmesi, soykırımların videoya alınması için sanatçı Ermeni operatörlerinin olayların başlatılacağı yerlerde çekim için tenha bölgeleri tutmaları, 2 gün sonra aynı videoların montaj edilip dünyayı dolaştırılması,“Sumqayıt kurbanlarının” hatırasını ebedileştirmek için önceden hazırlanmış anıtın aynı anda Hankendi'de dikilmesi ve bu gibi ayrıntılar kanıtlıyor ki, bütün bunlarla Ermenileri, dolayısıyla da dünya kamuoyunu Azerbaycan halkına karşı etkilemek ve bu sayede Azerbaycan halkının “vahşi” olduğu düşüncesini yaratmak amacı güdülüyordu. Sumgayıt olaylarından sonra Soydaşlarımızın Batı Azerbaycan'daki tarihi-etnik topraklarından sürülmesi daha da süratli şekilde uygulanmaya başladı. Batı Azerbaycan'ı Türklerden temizlemek, Ermeniler için Karabağı işgal etmek kadar gerekliydi...
...Biz, Azerbaycan'ın milliyetçi Türk gençliği, bütün dünyaya sesleniyoruz: Bizim hiç kimsenin malında, hakkında gözümüz yok! Biz kendi haklarımızı koruma ve topraklarımızı murdar Ermenilerden temizleme kararındayız! Barış isteniyorsa, bu yalnız topraklarımız geri alındıktan sonra konuşulur! Tanrı Türk'e yar olsun!
Buda Qarabağ'da Şuşa şehrinde yerleşen Göhver Ağa Mescidi ama malesef hay kan içicileri bu hale koymuş:
Bunlar Türkiyede ermeni mahallelerine Türk kıyafetinde girip kendi milletin öldüren milletdir nedi nedi dünyaya görsetsinler ki Türkler ermenileri öldürüyor yazıklar olsun böyle Allah bendesine.
Sumqayıt'dada öyle olmuş 1 tane propaqandacı işi düzenliyor ve sonuctada her 2 tarfdan ölenler oluyor,bu olaydada tarihte olduğu gibi yine kendi milletin öldüren ermeni olmuşdur Paşa” lakablı E.Qriqoryan,yani aynı hamam aynı tas misali.
Sumqayıt hadiselerinde dakik olan budur ki, toplam 26 ermeni oldurulub. ölen ermeniler ermenistan üçün lazım deyildiler, çünki Azerbaycan'lılaşmışdılar, daşnaksütuna para vermiyorlardır.
AZERBAYCAN'DA 31 MART SOYKIRIM GÜNÜDÜR,
HAYLARIN TÜRKLERE KARŞI HAYATA KEÇİRDİKLERİ SOYKIRIMLAR
1918 yılının Mart olayları, tarihimizin en kanlı sayfalarındandır. Bolşevik- komünist bayrağı altında birleşmiş Ermeni çeteleri, Bakü’de, Nahcivan’da, Kuba’da, Kusar’da, Şamahı’da, Lenkeran’da halkımıza çok büyük zulümler yapmışlardır. Tarih araştırmacılarının değerlendirmelerine göre sadece 29-31 Mart günleri arasında Bakü’de 20 binden fazla vatandaşımız katledilmiştir. Kıyımın yapılmasının başlıca sebebi Azerbaycan’ın bağımsızlığının karşısının alınması, Bakı’nın mühim iktisadi ve siyasi önemi ile bağlıydı. Rusya için Bakı mühim ehemmiyet taşırdı. Bu, V.İ.Lenin’in “Bakı petrol, ışıq ve enerjidir” sözlerinden de aydın görünür. Amma ermenilerin de kendi amaçları olmamış değildi. Stepan Şaumyan’ın aşağıdakı fikirleri Mart kıyımının yapılmasının iç yüzünü açıyor: “Bizim süvari desteye ilk silahlı hücum cehtinden bahane gibi istifade edip, bütün cephe boyu hücuma geçtik. Bizim 6 bin nefere kadar silahlı kuvvemiz vardı. Aynı zamanda Daşnaksütyun’un da 3-4 bine yakın milli desteleri vardı.
Onların iştiraki iç savaşa milli kıyım karakteri verdi ve bundan kaçınmak mümkün değildi. Biz buna şuurlu olarak gittik. Eğer onlar Bakü’de zafer kazansaydılar, şehir Azerbaycan’ın başkenti elan edilirdi”. Martın 30-da akşam saat 5-de Bakü’de ilk ateşler açıldı. Şehir Daşnaksütyun ve Ermeni Milli Şurası ve ermeni kilisesi Bakı Sovyeti’ni savundu. Ermeni askerlerigibi Bakü’deki Ermeni aydınları da Bakü Sovyeti tarafından dövüşe katıldılar. Kitlesel kıyımlar süresinde Azerbaycan Türklerine ait sosyal binalar, milli simgeler ve kültür ocakları dağıtıldı. “Açık söz”, “Kaspi” gazetelerinin binaları, kendi faaliyetini bütün Güney Kafkas’a yayan, Azerbaycan Türklerinin sosyal hayatında mühim rol oynayan, maddi ve manevi yardımlarıyla meşhur olan Müslüman Hayriye Cemiyeti’nin yerleştiği “İsmailiyye” binası yakıldı, mescitler bombalandı. Meşhur Tazepir mescidinin minareleri tahrip oldu. Tazepir mescidine sığınarak, buraya penah getirmiş 500 neferin cesedi bu ibadetgahdan bulundu.
Nisan’ın 2-de gece yarıya kadar devam eden Müslüman soykırımında binlerle Azerbaycanlı Türk öldürüldü. Ermeni - Bolşevik cellatları çocuklara, ihtiyarlara bile aman vermiyordular. Saç-saça bağlanan Türk kadınları çıplak şekilde caddelerde gezdirilirdi. Bele alçaklığı yalnız menfur Ermenilerden beklemek olardı. Bakü kıyımında helak olanların sayı hakkında çeşitli fikirler mevcuttur. Fakat getirilen bütün rakamlar Mart kıyımının ne kadar dehşetli katliam olduğunu bir daha tasdik ediyor.
Mesela, İngiliz arşivlerini öğrenen Türk tarihçisi Salahi Sonyel bu neticeye gelmiş ki, 1918 yılının Mart ayında 8-12 bin Azerbaycan Türkü katledilip. ABŞ tarihçileri C. ve K. Mackartiler de 1918 yılında Martın 30′undan Nisanın 1′inedek Bakü’de Ermenilerin 8 binden 12 bine kadar Müslüman öldürdüğünü ve kentin Türk ahalisinin yarısının kaçtığını yazıyorlar. ABŞ istihbarat kaynaklarına göre, o zaman 60 bin Azerbaycan Türkü kaçkına çevrilmişti.
İngiliz yazar Peter Hopkirk “Bitmeyen Oyun” adlı kitabında yazıyor ki, İngilizler Almanların ve Türklerin Hindistan’a geden yolunu mutlak kesmek, Ermeniler Doğuda ve Batıda zengin Azerbaycan topraklarına sahip olmak, Ruslar ise zengin Bakü petrolüne sahip çıkmak istiyordular. Mart hadiselerinin tahlili gösteriyor ki, Müslümanlara karşı mücadelede siyasi mensubiyet gözetmeksizin tüm Ermeniler birleşmişti. Şöyle ki, Mart kıyımı dini ve etnik mensubiyete göre bir halkın kitlesel soykırıma maruz kalması idi. 1918 yılının Mart ayında Bakü’de yapılanlar Azerbaycan halkının tarihinde en büyük soykırım oldu.
Bu kırgın ve sürgün politikası, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, “Kafkas İslam Ordusu” adıyla, 1918 Mayıs’ında Azerbaycan’a gelmesiyle durduruldu.Yaklaşık dört ay süren bir askeri harekâtla tedhiş sona erdirildi. Sahip olduğu zengin petrol yatakları sebebiyle Rusların göz koyduğu Bakü, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti ilan edildi. Bugünkü Azerbaycan’ın siyasi sınırları da o tarihte çizildi. Ancak, 1920 yılında tüm Kafkas bölgesi, Sovyetler Birliği’nin yönetimi altına girdi.Ermeniler bu dönemde de etkin konumlarını sürdürdüler.Ermenistan’ın sınırlarının asıl genişlemesi de bu dönemde gerçekleşti.
Öyle ki, 1920′lerde başlayıp 1980′lere kadar geçen süre içerisinde Ermenistan, Azerbaycan toprakları aleyhine üç kattan fazla genişleyerek, ilk kurulduğu yıllardaki 9,000 kilometrekareden bugünkü 29,000 kilometrekarelik alana ulaştı. Zaten, daha ilk fırsatta, 1920-21 yıllarındaki yeni sınır düzenlemelerinden yararlanarak, Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki Zengezur ve Göyçe bölgelerini topraklarına kattı. Böylece, Azerbaycan’ın Nahçıvan, dolayısıyla Türkiye ile olan coğrafi bütünlüğü ortadan kalktı, ülke bugünkü parçalı halini aldı. Sovyet hâkimiyeti kurulduktan sonra üç yıl sonra, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan sınırlarına katılmasına karar verildi.
Bu karar, uyandırdığı hoşnutsuzluk nedeniyle, ertesi gün Stalin’in de katıldığı bir toplantıda iptal edildi. Ancak aynı gün, yani 5 Temmuz 1923 tarihinde, Dağlık Karabağ’ın statüsü değiştirilerek, Azerbaycan sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, özerk bölge haline getirildi. Ermenistan, elde ettiği toprakları teknik bakımdan arındırma fırsatını II. Dünya Savaşı’ndan sonra yakaladı. Diaspora’nın da desteğiyle, 23 Aralık 1947 tarihinde SSCB Bakanlar Kurulu’ndan “Ermenistan SSC’den Kolhozcuların ve Başka Azerbaycanlı Ahalinin Azerbaycan SSC’nin Kür-Araz Ovalığına Göç Ettirilmesi Hakkında” bir karar çıkartıldı.
Azerbaycan’da Atatürk Merkezi Başkanı ve Azerbaycan Milli Meclisi Kültür Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov, bu dönemde Türklerin Ermenistan’dan Azerbaycan topraklarına zorunlu göç ettirilmelerinin Moskova’nın talimatı ile olduğunu belirtiyor. Göyçe, Ağababa, Zengezur, Makalı gibi bölgelerde Türkler nüfusun %90′ını teşkil ediyorlardı. Bu ise, dönemin Sovyet politikası açısından riskli bir durumdu. Moskova, bunun için Ermenilerin isteklerine sıcak baktı, hatta destekledi. Diğer yandan Ermeniler, 1948′den 1953 yılına kadar geçen sürede yüzlerce insanı Azerbaycan’a göndererek, Azerbaycan Türklerinin “Batı Azerbaycan” olarak adlandırdığı bugünkü Ermenistan’ı Türklerin azınlık olarak yaşadıkları bir bölge haline getirdiler. Bu arada Ermenistan’ın, SSCB merkez yönetiminin verdiği bu karardan özellikle stratejik bölgelerdeki Azerbaycan Türklerini boşaltmak biçiminde yararlandığı dikkat çekmektedir.
Bu bağlamda, özellikle Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden güçlü oldukları yerler boşaltıldı. Bunun en somut olanı da başkent Erivan’dan Türklerin sürgün edilmesiydi. Türklerin boşalttığı yerlerin adları da hemen değiştirilmeye başlandı. Ermenistan’ın Türklerden tamamıyla temizlenme süreci ise Mihail Gorbaçov’un SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelmesi ile tamamlandı. Ermenistan’ın 170 ayrı yerleşim yerinde yaşayan 250,000 civarında Türk, 1988 Kasım ayının 20’sinden itibaren 15 gün içerisinde yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan, planlı bir şekilde ve zorla sürgün edildiler. Bu son olay, bugünkü Dağlık Karabağ ve “Kaçkın-Mecburi Göçkün” olgusunun ana sebeplerinden biriydi.
Çünkü bugünün ilk “kaçkınları”, Ermenistan’dan sürgün edilenlerdi. Diğer yandan, bu etnik temizlik ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilme çabalarına, her geçen gün kitleler halinde Azerbaycan’a gelen insanların çok zor şartlar altında çadırlarda, tren vagonlarında yaşama görüntüleri eklenince, Azerbaycan kamuoyunda, Ermenilere ve önlem almayan Sovyet yönetimine çok ciddi bir tepki oluşmaya başladı. Nihayet 17 Kasım 1988′de Azatlık Meydanı gösterileri başladı.Yüz binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen bu gösteriler, kısa zamanda organize bir halk hareketine dönüştü. Gösterilerin önünü alamayan Sovyet yönetimi ise çareyi askeri müdahalede buldu ve 20 Ocak 1990 gecesinin o meşum olayları meydana geldi.
Çeşitli istikametlerden giren Sovyet tankları, kurulan barikatlar önündeki insanları ezerek, çevreye ağır silahlarla ateş yağdırarak Bakü’ye girdi. Olaylar sırasında onlarca sivil hayatını kaybetti. Bütün bunlara rağmen, Azerbaycan’daki protesto hareketleri güçlenmesini sürdürdü ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesi yolunda en önemli etkenlerden biri oldu. Öte yandan Ermeniler Dağlık Karabağ’ı Türklerden boşaltma faaliyetlerini hızlandırdılar. Buna direnen halkla, Ermeni silahlı birlikleri arasında sıcak çatışmalar başladı.
Sovyetler Birliği’nin 1991 yılı sonlarında dağılması ile çatışmalar iyice alevlendi. Karabağ savaşlarının en dramatik sahneleri, Dağlık Karabağ’ın Hocalı şehrinde yaşandı. 1992 yılının Şubat ayının 25′ini 26’sına bağlayan gece, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ile Dağlık Karabağ’daki Ermeni milisleri, SSCB’nin Hankendi’nde yerleşen 366. Motorize Alayı’nın da katılım ve desteğiyle Hocalı şehrinde büyük bir saldırı başlattılar. Bir gece içerisinde 613 sivil öldürüldü, 1200′den fazla insan da esir alındı. Öldürülenler ve esir götürülenler arasında, 1989 yılında Fergana olaylarından kaçarak, Hocalı’ya gelip yerleşen Ahıskalı Türkler de bulunuyordu. Bu rakamların birkaç bin kişinin kaldığı düşünülürse, trajedinin boyutları daha iyi anlaşılır.
Karabağ savaşları süresince 20,000′den fazla Azerbaycanlı hayatını kaybetti, 4866 insan esir ya da kayıp düştü, 100000′den fazla insan yaralandı ve yaralıların yarısından fazlası sakat kaldı. Bu sırada, Azerbaycan’ın %20’sine denk gelen 17,000 kilometrekarelik toprağı işgal edilmiş; 900 yerleşim yeri, 131,000 civarında ev, 1025 okul, 798 sağlık merkezi, 1,500 kültürel mekân, 12 müze, 9 saray tahrip edilmiş ya da yakılmış, müzelerdeki 40000 civarında tarihi eser talan edilmişti. Bu arada, 927 kütüphanede bulunan on binlerce kitap ve el yazması eser de yok edilmişti.
Ermeniler, ateşkesin ilan edildiği 1994′ün 12 Mayıs’ına kadar Dağlık Karabağ’ın tamamını ve etraftaki yedi şehri ele geçirmişlerdi (Rusların yardımıyla). Buralarda yaşayan 700,000′i aşkın Azerbaycan Türk’ü, yerlerini değiştirmek terk ederek, iç bölgelere göç etmek zorunda kalmıştı.Böylece bugüne kadar sürecek “kaçkınlar ve mecburi göçkünler” sorununun iki ayağı da ortaya çıkmıştı. Ermeni şoven milliyetçilerinin halkımıza karşı tecavüzü halen devam etmektedir. Siyasi-ideolojik tahribat ve dezenformasyon alanında zengin tecrübeye sahip Ermeni milliyetçi ideologları ve yurt dışındaki Ermeni lobisi ülkemize ve halkımıza karşı garezli ve hileli yöntemleri kullanarak uyduruk savlarla dünya halklarını şaşırmağa, XX. yüzyılda yaptıkları katil ve işgalleri unutturmağa çalışıyorlar.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev “31 Mart -Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” münasebetiyle Azerbaycan Halkına müracaatında şöyle diyor: “Ermenistan’ın ve onun havadarlarının saldırgan siyaseti iflasa mahkumdur, çünkü bu hat şimdiki dünya siyasetinin öncü eğilimleri ile keskin çelişki teşkil etmektedir. Bu siyasete karşı geniş potansiyele sahip Azerbaycan devleti, onun git gide artan iktisadi kudreti, siyasi nüfuzu, dünya Azerbaycanlılarının günden-güne pekişen dayanışması, nihayet, kuvvetli ve çağdaş Azerbaycan ordusu dayanır. Azerbaycan hazırda iqtisadi artım göstericilerine göre dünyada lider mevkilere sahiptir. Tahliller gösteriyor ki, ülkemizin inkişaf dinamiği yakın yıllarda daha da yükselecektir.
Azerbaycan bölgede en mühim küresel enerji ve nakliyat-ulaşım projelerinin iştirakçisi ve teşebbüsçüsüdür. 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan esas ihraç petrol boru hattının ve Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattının işletmeye verilmesi, Kars-Tiflis-Bakü demir yolunun çekilişinin başlanması ülkemizin imkanlarını daha da genişlendirecek ve daha büyük proje ve programların gerçekleştirilmesine şerait yaratacaktır.
Azerbaycan yönetimi dünya siyasetini belirleyen büyük devletlerle, uluslararası teşkilatlarla sürekli ve muntazam iş yapıyor, on yıllar boyu biçimlenmiş stereotipleri ve yanlış siyasi yanaşmaları değiştirmeğe çalışıyor. Artık bu istikamette belirli uğurlardan da konuşmak mümkündür. Dost topluluklarla, özellikle kardeş Türk diasporu ile işbirliği şaraitinde yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın sosyal-siyasi etkinliği yükselmektedir. Bakü’de düzenlenen Dünya Azerbaycanlılarının İkinci Kurultayı’nda nümayiş ettirilmiş birlik ve dayanışma azmi bunun göstergesi oldu. Bizim siyasi-diplomatik ve enformasyon-propaganda mücadelesi alanında yapmamız gereken işler çoktur. Bu yolda imkanlarımızı seferber etmeli, daha semereli çalışmalıyız.” 31 Mart - Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de Azerbaycan’da soykırım kurbanlarının hatırasını ihtiramla yad ederken, 31 Mart gününün Türkiye’de de resmi olarak Soykırım Günü ilan edileceğine inandığımı belirtmek isterim. Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de 1918 yılında halkımızı faciadan, mahvolmaktan kurtarmış Nuri Paşa timsalinde tüm Anadolu Türk halkına minnettarlığımı bildiriyor, Azerbaycan topraklarında canlarını feda etmiş Mehmetçiklere Yüce Tanrıdan rahmet diliyorum.
İsveçle Rusiya arasında 1721-ci yılında barış bağlaşmasının imzalanmasından sonra Rusiya çarı I Pyotr öz imperiya ehtiraslarını Kafkaza, Hazaryanı arazilere yöneltdi. Bu cehdlerin sonu 1723-cü yılında Bakının işğalı ile neticelendi. Esasen müsulmanlardan ibaret olan yerli camaatın narazılığını ve direnişini gören I Pyotr öz planlarını hayata keçirmek üçün, nasıl olursa-olsun, Gilanda, Mazandaranda, Bakı ve Derbendde ermenilerin ve hiristianların yerleşdirilmesini önemli sayırdı. Özülü I Pyotr tarafından koyulan bu siyaseti sonralar Rusiyanın diger çarları gerçekleşdirirdi. 1768-ci yılında II Yekaterina ermenilerin himaye edilmesi barede emr imzalıyor. 1802-ci yılında çar Aleksandr I H.D.Sisianova yolladığı mektubunda yazırdı: "Ne olursa-olsun ermeniler Azerbaycanın ... bu ve ya diger hanlıklarında istifade olunmalıdır". Tarih boyu devletleri olmayan ermeniler özlerine dövlet yaratmak üçün Rusiyanın sömürge siyasetininin gerçekleşmesinde arac rolunu oynadılar.
Kütlevi repressiyaların kanlı tarihi
Rusiya ile Azerbaycan arasında geden iki savaşın ( 1804-1813, 1826-1828) sonunda imzalanmış Gülüstan (12 ekim 1813-cü yıl) ve Türkmençay (10 şubat 1828-ci yıl) bağlaşmaları Azerbaycan halkının tarihinde facievi rol oynamış ve Azerbaycanın kuzeyinin işğalına getirib çıkarmışdır. Türkmençay bağlaşmasından derhal sonra imperator I Hikolay 21 mart 1828-ci yılında İrevan ve Hahçıvan hanlıklarının arazisinde "Ermeni eyaleti"nin yaradılması hakkında emr imzalayır. Bu emre göre o zaman 7 bin 331 Türkün ve 2 bin 369 ermeninin yaşadığı İrevan şeheri de "Ermeni eyaleti"nin terkibine dahil ediliyor.
Bunun ardınca Türkmençay mükavilesinin XV bendine göre Azerbaycandan ermenilerin İrevan, karabağ ve Hahçıvana toplumsal biçimde köçürülmesine başlanılıyor. Bunun da sonucunda hebin erazilerde oturuşmuş Türkler öz yurd-yuvalarından mehrum ediliyor. Anoloji proses Türkiye ile yapıılan savaşların (1828-1829, 1877-1878) sonunda da gerçekleşdirilib. Şöyle ki, tarihi kaynaklara göre 1829-1830-cu yıllarda kafkazda (Hahçıvan, karabağ, İrevan) 40 bin Azerbaycan, 84 bin 600 Türkiye ermenisi yerleşdirilib.
XIX yüzyyılın ikinci yarısında Türkiye, Gürcüstan ve Azürbaycan erazilerini tutmakla "Böyük Ermenistan" kimi milletçi, şovinist ideyasını gerçekleşdirmek isteyinde olan ermeniler teşkilati strukturlar yaratmağa başlayırlar. Şöyle ki, esasen haricde "knçak" (1887, Cenevre), "Daşnaksütyun" (1890, Tiflis) partiyaları, "Ermeni vetenperverler ittifakı" (1895, Hyu-York) teşkilatı yaradılıyor. Butün bu çabalara bakmayarak XIX esrin sonunda İrevan kuberniyası Türklerin sayına göre, Bakı ve Yelizavetopol (Gence) kuberniyalarından sonra kafkazda üçüncü yeri tutuyordu. Rusiya imperiyasında ilk defa olarak ehalinin siyahıya alınmasında elde olunan göstericilere göre, 1897-ci yılında İrevan kuberniyasında 313 bin 178 Türk yaşayıb. XX asrin başlanğıcında baş veren sonrakı olaylar gösterdi ki, böyle bir durum Azerbaycan halkının tarihinde facielerin devamına neden olub.
1905-1907 yıllarda Rusiyada geden inkilab süreclerinden yararlanan ermeniler 1905-1907-ci yıllarda amaclı milli kırğın aktlarını, Bakı, Şuşa, Zengezur, İrevan, Ordubad, Hahçıvan, Üçkilse, Cavanşir ve kazakda Türklerin yurd-yuvalarından kovub çıkarmışlar.
1905-1906 yıllar İrevan ve Gence kuberniyalarının 200, Şuşa, Cebrayıl ve Zengezurun ise 75 Türk köyünü ermeniler talan etmişler. Yazıklar olsun ki, tarihi kaynaklarda o yılların olaylarını özünde gösteren çok az sayda sened (belge) korunub saklanmışdır. Lakin bu olayların baş vermesini delilleyen faktlar M.S.Ordubadinin "kanlı yılla", M.M.Hevvabın "1905-1906-cı yıllarda ermeni-müsulman müharibesi" kitablarında öz eksini bulmuşdur. Hebin kitablarda danışılan olaylar o zamanın metbu neşrleri, şahid söylemeleri esasında hazırlanıb.
1918-1920-ci yıllar. Statistik bilgilerele demek olar ki, 1905-1907-ci yıllarda olmuş olaylardan sonra Türklere karşı toplumsal repressiyalar gizli biçimde yapılıb. 1916-cı yılın bilgileri gösteriyor ki, 1831-ci yılla mükayisede hebin yıl İrevan kuberniyasının 5 eyaletinde ehalinin sayı 40 defa artarak 14 bin 300-den 570 bin neferedek yükselmişdir. Ancak hebin zaman kesiyinde Türklerin sayı cemi 4,6 faiz artarak 246 bin 600 nefer teşkil etmişdir. Yahud başka bir örnek, eger 1886-1897-ci yıllarda ahalinin son artımı 40 bin nefer olmuşsa, 1905-1916-ci yıllarda bu say toplam 17 bin nefer olub. Halbuki hele 1905-ci yılında 1886-cı yılla mükayisede ahalinin sayı 61 bin nefer çok olmuştur. Bu saylar çar Rusiyasının yönetimi dönebinde ermeni nasistlerinin şovinist siyasetinin hayata keçirmesinden, "Türksüz Ermenistan" planının gerçekleşdirmesi yönünde Türklerin kovulmasından sorak veriyor.
Birinci dünya savaşından sonra Rusiyadakı durumdan yararlanan ermeniler 1917-ci yılında baş vermiş şubat ve ekim inkilablarından sonra öz isteklerine bolşevizm bayrağı altında çatmağa çaba gösterirdiler. Bakı komunnası eksinkilabi elementlerle direniş şüarı altında 1918-ci yılın martından başlayarak bütün Bakı kuberniyasında yaşayan Türklerin çıkarılması amacını güden cinayetkar planın gerçekleşdirilmesine başlayır.
O günlerde ermenilerin etdiyi cinayetler Azerbaycan halkının yaddaşında silinmez iz koyub. Tekce milli kimliyine göre binlerle dinc Azerbaycan türkü mahv edilib. Ermeniler evleri yandırıyor, insanları diri-diri oda atırdılar. Onlar milli arkitektur hezineleri, mektebleri, hastanelerı, mescidleri ve diger tikilileri dağıdır, Türklere karşı soykırımı çok özel bir keddarlıkla Bakı, Şamahı, Kuba, Karabağ, Zengezur, Hahçıvan, Lenkeran ve Azerbaycanın diger erazilerinde heyata keçirirdiler. Bu torpaklarda kütlevi kaydada dinc ahali kırılmış, köyler yandırılmış milli uykarlık abideleri mehv edilmişdir.
1918-ci yılın mart-nisan aylarında Bakı, Şamahı, Kuba, Muğan ve Lenkeranda ermeniler 50 bin Türkü katle yetirmiş, 10 binlerle insanı öz torpaklarından kovmuşdur. Tekce Bakıda 30 bine yahın Türk özellikle amansızlıkla öldürülüb. Şamahıda 58 köy dağıdılmış 7 bin nefer (1653 kadın, 965 çocuk) mehv edilmişdir. Kuba erazisinde 122 (Türklerle birlikde burada yaşayan yehudiler de kırğına meruz kalmışdır), Karabağın dağlık bölgesinde 150, Zengezurda 115, İrevan kuberniyasında 211, Kars eyaletinde 92 köy yerle yeksan olunub, ahali üzerinde yaş ve cinse bakmadan ketliam hayata keçirilib. İrevan Türklerinin çoksaylı müracietlerinin birinde ("Aşhadavor" ("emekçi") gaztesi, 231, 2 kasım 1919-cu il) gösterilirdi ki, Türklerin bu tarihi şeherinde ve onun etrafında kısa zaman erzinde 88 kend (köy) dağıdılmış, 1920 ev yandırılmış, 131 bin 970 nefer ise öldürülmüşdür.
28 mayıs 1918-ci yılında Azerbaycan Demokratik Respublikasının yaradılması da kurbansız ötüşmemiştir. ADR-in Nazirler Sovetinin başkanı F.H.Hoyskinin dış işler naziri M.K.Gencinskiye yazdığı mektubda deyiliyor: "Ermenilerle biz bütün dartışmalara son koymuşuk. Onlar ultimatumu alkışlayıb savaş ile kurtaracaklar. Biz ermenilere İrevanı güzeşte getdik". Zakafkaziyada 3 suveren respublikanın yaranması ve müttefiklerin yardımı ile Ermenistan arazisi 1 milyon 510 bin nefer ahali ile (795 bin ermeni, 575 bin Türk, 140 bin diger halklar) 17 bin 500 ingilis kvadrat mili boyutunda oluyor. Bununla yetinmeyen ermeniler heç bir şeyi aldırmadan "Böyük Ermenistan" ideyası etrafında Gürcüstanın terkibinde olan Ahalkalaki, Borçalı, Azerbaycanın Karabağ, Hahçıvan, Gence kuberniyasının güney bölgesine de iddia ireli sürüyorlar. Güc hesabına bu arazileri özlerine (kendilerine) birleşdirmek çabası Gürcüstanla savaşa (aralık 1918), Azerbaycanla ise uzun müddetli kanlı direnişe getirib çıkarıyor. Hansı ki, sonucda mübahiseli arazilerde ahalisinin sayı 10-30 faiz aşağı düşüyor.
1918-1920-ci yıllar. Toplumsal repressiyalar sonucunda şuanki Ermenistan arazisinde yaşayan 575 bin Türkden 567 bini öldürülmüş ve yurddışı edilmişdir. 1920-ci yıl nisanın evvelinde Tiflisde Zakafkaziya respublikalarının nümayendelerinin bulunması ile "sovetleşme tehlükesinden birge korunma" konusunda keçirilen konfransda ermenilr beyan ediyorlar ki, onlar heç zaman var olan arazi ile yetinmeyecekler ve işbirliyinden kaçıyorlar.
Buradan şöyle sonuca varılıyor ki, 1920-ci yılın yazında ermenilerin Karabağda, Zengezurda, Kazakda, martın 22-de Nevruz bayramı günü Şuşada, sonradan ise Esgeran, Hankendide aktiv konuşmaları onların Moskva ile ilişgiye girerek Azerbaycanın milli hükumetini devirmek ve burada sovet hakimiyyetini kurmak isteyinden ireli geliyormuş.
Ermenilerin bolşevikler karşısında etdikleri hizmetler çok keçmiyor ki, deyerlendiriliyor. Sovet Azerbaycanının o zamankı rehberi Heriman Herimanov Moskvanının tazyiklerine dözmeyib 1920-ci yıl aralğın 1-de "Zengezur ve Hahçıvanın ümumi sahesi 9 bin kvadrat metr olan bir sıra arazilerinin Sovet Ermenistanının terkibine verilmesi hakkında" deklorasiyaya imza atıyor. Bu faktlardan göründüyü gibi, ermeniler öz şovinist amaclarına çatmak üçün beynelhalk hükuk normalarını aldırmadan bütün olumlu araclar ve metodlardan yararlanmışlar.
Siyasi-hükuk deyerlendirmesi
Azerbaycan Demokratik Respublikası yarandıkdan derhal sonra 1918-ci yılın mart olaylarına, Türklerin ermeniler tarafindan mahv edilmesi meselesine dikkat yetirildi. 1918-ci il temmuz ayının 15-de Nazirler Soveti mart faciesinin, İrevan kuberniyasında baş vermiş ağır cinayetlerin araşdırılması ve öyrenilmesi üzre komissiya yaradılması hakkında kerar kebul etdi. Mart faciesi ve diger ermeni cinayetleri ile bağlı beynelhalk toplumu bilgilendirmek amacıyla ADR Dış İşler Nazirliyinde hüsusi struktur yaradıldı. ADR 1919-1920-ci yılların 31 mart gününü ümumhalk hüzn günü gibi kayıt etdi. Lakin ADR torpaklarımızın işğal edilmesi ve Türklerin soykırımına maruz kalması meselesinin hukuki-siyasal deyerlendirilmesi işini başa çatdırmadan sükuta uğradı. Bu meseleye bir de Azerbaycan öz bağımsızlığına kovuşdukdan sonra dönmek mümkün oldu.
NOT: Quba'da dağ yahudileri azınlık olarak yaşıyorlar.
Henüz kazıntılar devam ediyor şuana kadar 400 ceset bulunmuş, keşke gidib gözlerinizle görme imkanınız olaydı asıl vahşeti kim yapmış görmüş olurdunuz,aslında arşivlerin neden açmadığın bu olaylar açıkca görsetiyor,Değilmi?

HOCALI SOYKIRIMI
Tarih; 26 Şubat 1992
Yer; Azerbaycan >> Hocalı
Hocalı Soykırımı (Xocalı Soyqırımı), Karabağ Savaşı sırasında 25 Şubat 1992 ve tarihinde Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde Azerbaycanlı sivillerin, Haylar tarafından katliamı olayıdır. Azerbaycan kaynaklarının ve Memorial, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine göre katliam, Rus 366. Motorize Piyade Alayı'ın desteğindeki Hay silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirmiştir. Azerbaycan kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Saldırıda ölenler hakkında Azerbaycan resmî kaynaklarının bildirdiği rakam 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 kişi olmakla birlikte , katledilen toplam Azerbaycanlı sayısının bin 300 kişi olduğu tahmin ediliyor .
Katliamın ardından Azerbaycan, Hankendi'ndeki 366. Motorize Piyade Alayı'nın saldırıya katıldığını açıkladı. Çünkü saldırıda gelişmiş konvansiyonel silahlar kullanılmıştı. Bunlar değil bölgedeki yerel gruplarda, yeni oluşmaya başlayan Azerbaycan ve Hay ordularında bile yoktu. Rus tarafının tersini söylemesine karşın alaydan firar eden üç Rus askeri 3 Mart 1992'de düzenledikleri basın toplantısında, Hıristiyan Ermeniler yanında Müslüman Azerbaycanlılara karşı savaşmalarının istendiğini itiraf etti.
Tarih; 26 Şubat 1992
Yer; Azerbaycan >> Hocalı
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars’ta Ağrı’da Van’da Erzurum’da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu.Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı… Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akcik, manc?.. (Kız mı, oğlan mı?)
-Akcik… (Kız)
Bu cevap üzerine ‘oğlan’ diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
+18 içerik yönetim tarafından düzenlenmiştir.lütfen sitemizde bu tür paylaşımlarda bulunmayalım.
-Tun shahetsar, inger… (Sen kazandın, yoldaş)
-Yes shahetsapayts ays bubrikii inc bes bidigisdana. ..
(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigi bedge gisdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalı’nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. iki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/, cimi yev bizdige, aveg gindirnadabidi. Gidiresek…
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın…)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü…Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalı’da bundan çok değil yalnızca 17 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri Türkü çeşitli yöntemlerle vahşice katledilmiştir.
Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye’de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat’ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi’nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366′nci Rus Motorize Alayı, Hocalı’ya saldırarak tarihin en vahşi katliamlarından birini yaptılar.
26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hale getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşice katlettiler.
Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı’da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbi deneylere tabi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı
kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan’ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı’nın resmi varken, Ermenistan Milli Marşı’nda “Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı’ya, eski Sovyet ittifakı Silahlı Kuvvetleri’ne ait 366. Alay ‘ın desteği ile Ermeni Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk’ünün hayatını kaybettiği resmi olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı’ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı’da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet’nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: “Pek çok savaş hikayesi dinledim. Faşistlerin zulmünu işittim, ama Hocalı’daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz”
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksütyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996′da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ’da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, ‘Hocalı Katliamı’ başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu
Ermeni caniler içinlerindeki kini kusmuş çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden soydaşlarımızı canice katletmişlerdir.. Öyleki bu canilerin babaları, dedeleride Kars**ta, Erzurum**da, Van**da, Diyarbakir**da, Adana**da yani yurdumuzun çeşitli yerlerinde aynı şeyleri yapmışlardır. Bu cani, nankör kişilerin evlatlarıda Hocali**da aynı şeyleri yaparak savunmasız insanlari canice katletmişlerdir.
Ermeni katliamı tarihe kanlı sayfalarla yazılmalıdır.. Bu sadece Azerbaycan Türklerine değil tüm Türklere yapılmış bir katliam olarak tarihe kara leke olarak geçmelidir.. Günümüzde Ermeni soykırımı olarak tüm dünyayı arkasına çekmek isteyenler önce bunun hesabını vermelilerdir. Tarihten bi haber siyasetçilerimiz soykırım iddialarıyla bizleri köşeye sıkıştırmak istenlere bu belgeleri yüzlerine tokat gibi çarpmalıdır.
Hocalı da hayatini kaybetmis tüm soydaslarimiza Allah'tan rahmet diliyorum.
Hocalı Katliamı hakkında bilgi