• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 11 12345678910 ... SonSon
107 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Uyarı Dağlık karabağ sorunu ve hocalı katliamı hakkında herşey

    DAĞLIK KARABAĞ SORUNU

    Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında oldukça uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Halen bir çözüme kavuşturulmayı bekleyen Karabağ sorunu, katliamlar, yerinden edilmeler gibi ciddi insan hakları ihlallerine sebep olmuştur.

    Karabağ, Azerbaycan’daki Kür ve Aras ırmakları ile şu anda Ermenistan sınırları içinde bulunan Gökçe Gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır. Bu bölge, Azerbaycan’ın diğer bölgeleri ile Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir noktada bulunması nedeniyle jeopolitik öneme sahiptir. Ancak Karabağ ile Dağlık Karabağ ifadeleri aynı bölge için kullanılmamaktadır. 18.000 km2 yüzölçümüne sahip Karabağ’ın sadece 4392 km2’lik kısmını Dağlık Karabağ oluşturmaktadır. Karabağ; Ağdam, Terter, Yevlah, Füzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçın, Kelbecer, Hanlar, Gorus, Akdere, Berde, Zengezur ve Had-rut rayonlarından oluşurken Dağlık Karabağ; Hankendi merkez olmak üzere Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend ve Askeran rayonlarından oluşmaktadır.

    Uzun bir tarihe sahip olan “Karabağ Sorunu”, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları burada nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları kabulünden yola çıkmaktadır. Ermenilerin mevcut durum itibariyle Dağlık Karabağ’da çoğunluğu teşkil ettikleri bir gerçektir. 1989 sayımına göre Dağlık Karabağ nüfusunun %75’i Ermenilerden, %25’i Azerilerden oluşmaktadır. Ancak burada Ermeni sayısının artmasının temel nedeni Rusya’nın Kafkaslarda izlediği politikadır. Ayrıca Rusya için Kafkasya politikasında Ermenistan ve genel anlamda Ermenilerin vazgeçilmez oluşu Ermenilerin Dağlık Karabağ tezini güçlendirmektedir.

    Diğer taraftan Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu ileri sürmektedir. Aslında bu bir iddiadan öte uluslararası hukuk tarafından da desteklenen bir durumdur. Ancak Azerbaycan bu konuda sadece Türkiye’nin desteğini alırken, Ermeniler Rusya ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin ve Batı devletlerinin desteğini sağlamış durumdadır. Bu nedenle Ermeniler “Büyük Ermenistan” hayalinin bir parçası olarak gördükleri Dağlık Karabağ’ı bırakmak istememektedirler.

    Sorunun Tarihsel Kökenleri



    Dağlık Karabağ hukuken bir Azerbaycan toprağı olmakla birlikte 18. yüzyıldan itibaren Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikaların sonucu olarak Ermenilerin bölgedeki nüfusunun artmasıyla bölge toprakları üzerinde hak iddiaları gündeme gelmiştir. Bölgede çoğunluğu elde eden Ermeniler, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını istemektedirler.

    Karabağ, III. Murat zamanında Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. 18. yüzyıla kadar Safeviler ile Osmanlılar arasında sıkça el değiştiren Karabağ, daha sonra tekrar İran’a bırakılmıştır. 18. yüzyılda bölgede Penah Ali Bey tarafından Karabağ Hanlığı kurulmuştur. Karabağ Hanlığı Çarlık Rusyası tarafından işgal edildiği 1826 tarihine kadar büyük ölçüde bağımsızlığını korumuştur. Rus hakimiyeti ile birlikte bölgenin demografik yapısı hızla değişmeye başlamıştır. Çarlık Rusyası Generali Sisyanov 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda “Karabağ coğrafi bakımdan Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve burada dengeyi kendi yararlarına çevirebilmek için Müslümanların arasına Hıristiyan unsurların yerleştirilmesini önermiştir. Bu bağlamda 1825–1826 yıllarında Gacar yönetimi altındaki topraklardan (çoğunluğu günümüzdeki İran toprakları) gelen 18 bin Ermeni ve 1828’de 50 bin Ermeni (Türkmençay Anlaşması’nın 15. Maddesi Gacar yönetimi altındaki Ermenilerin bir yıl içinde Aras Nehri’nin kuzeyine, yani Rus yönetimi altındaki topraklara göç etmesini öngörmektedir) Karabağ topraklarına yerleştirilmiştir. 1828–1829 Osmanlı-Rus savaşında da Erzincan’a kadar Doğu Anadolu’yu işgal eden Rus kuvvetleri, İran’dan gelen ve sayıları 100,000’i bulan kalabalık bir Ermeni nüfusunu Erivan ve Nahçıvan bölgeleri başta olmak üzere Kafkaslara yerleştirmişlerdir. 1830’lu yıllarda Karabağ’a hem İran’dan, hem de Türkiye’den Ermeniler göç ettirilmiş ve nüfus dengesi değiştirilmeye çalışılmıştır.




    Ruslar, 1828–1829 Edirne Anlaşması sonrasında Anadolu Ermenilerini ve Türkmençay Anlaşması’ndan sonra da İran Ermenilerini Kafkaslara davet ederek Karabağ’a yerleştirmişlerdir. Stratejik bir yer olan Karabağ’da çoğunluğu teşkil eden Türklere karşı Ermenileri bir güç olarak gören Ruslar, sürekli olarak Ermenileri desteklemişlerdir.

    Rusların desteklemeleri sonucu bölgede sayıları artan Ermeniler, 1829–1830 yıllarında Karabağ’da bir ayaklanma başlatarak Türk yerleşim yerlerine saldırmışlardır. Ancak bölgede ciddi anlamda ilk Türk-Ermeni çatışması 1905 ihtilalinden sonra meydana gelmiştir. Bolşevik Devrimi’nin ardından bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan ve Ermenistan cumhuriyetleri, bölgenin denetimini ele geçirmek için savaşmaya başlamışlardır. 1918 yılında Karabağ Ermenileri Karabağ’da daha büyük çapta bir isyan çıkarmışlar ve Türklerin evlerine, iş yerlerine saldırmışlardır. Türk ordusunun Bakü’yü alması ve Karabağ harekatına girişmesi sonucu katliam ancak durdurulabilmiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında Türk ordusu bölgeyi terk ederken İngilizler bölgeye girmişlerdir. Önceleri bölgede Ermeni ve Gürcülere dayalı politika izleyen İngilizler, 1920 yılında Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı olduğunu ilan etmişlerdir.

    1920 yılından itibaren Karabağ Ermenileri tekrar katliamlara girişerek Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama girişimlerini sürdürmüşlerdir. Azerbaycan kuvvetleri Karabağ’daki Ermeni isyanını bastırmaya çalışırken Sovyet Kızıl Ordusu Bakü’ye girerek Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ, Nahçıvan ve Zanzegur olmak üzere üç bölge bulunmaktaydı. Azerbaycan ile Nahçıvan’ı birbirinden ayıran Zangebur, Ermenistan’a bırakıldı. Türkiye’ye komşu olan Nahçıvan ile Azerbaycan arasına bu bölgenin sokulmasının nedeni, Azerbaycan ile Türkiye’nin komşu olmasını engellemekti. Nahçıvan; daha sonra Rusya, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında alınan bir kararla özerk cumhuriyet statüsü ile Azerbaycan’ın egemenlik alanına bırakılmıştır. Dağlık Karabağ ise, 1923’te Ruslar tarafından Azerbaycan sınırları içerisine dahil edilmiştir. Sovyet yönetimi döneminde de Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama hayalinden vazgeçmeyen Ermeniler, her fırsatta isteklerini tekrarlamış ve fikrî hazırlığı kesintisiz sürdürmüşlerdir. 1929 yılında Azerbaycan’da milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkması ile birlikte Karabağ Ermenileri, yeniden Ermenistan’a bağlanma konusunda isteklerini dile getirmeye başlamışlardır.

    BAĞIMSIZLIK SONRASI SAVAŞ

    Mart 1985’te Gorbaçov’un iktidara gelmesi ile eski SSCB’deki “Prestroika” (yeniden yapılanma) ve “Glastnost” (açıklık) değişiminden istifade etmek isteyen Ermeniler yeniden harekete geçmişlerdir. Ayrıca Gorbaçov’un milliyetler konusundaki yumuşak tavrı, Dağlık Karabağ’daki Ermenileri Ermenistan’a bağlanma konusunda cesaretlendirmiştir. Nitekim Ermeniler, 1987 yılının Ağustos ayında Dağlık Karabağ’da çoğunluğu oluşturdukları iddiaları ile Ermenistan’a katılmak için Moskova’ya başvurmuşlardır. Gorbaçov’un ekonomi baş danışmanı Aganbekyan’ın 18 Kasım 1987’de Fransa’da yaptığı bir açıklama sonrasında savaşa giden gergin süreç başlamıştır. Aganbekyan, “Dağlık Karabağ Ermenilerindir ve bu topraklar Ermenistan’a ilhak edilmelidir,” demiştir. Bunun ardından 1988 yılında Dağlık Karabağ’ın başkenti Stepanekert’te bölgenin Ermenistan’a bağlanması için gösteriler düzenlenmiştir. Bu talepleri, aynı yıl Dağlık Karabağ’da yaşayan Azerbaycan Türklerine yönelik saldırılar takip etmiş ve Stepanakert’ten göçler başlamıştır. İki toplum arasında Sovyet rejiminin son yıllarında beliren gerginlik ve küçük çaplı çatışmalar, 1991 yılında Ermenistan ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve bu arada Dağlık Karabağ’daki Ermeni yönetiminin de Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ilanıyla iki devlet arasında savaşa dönüşmüştür.
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  2. #2
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    20 OCAK (YANİ BAĞIMSIZLIK SONRASI SAVAŞAR) KATLİAM

    Dağlık Karabağ’daki olaylar sonrasında Azerbaycan’da da “Ermeniler Azerbaycan’dan dışarı” sloganlarıyla gösteriler başlamış, Azeriler Bakü ve Sumgayt’taki Ermeni mahallelerini kuşatmışlardır. Olaylar sırasında 32 Ermeni öldürülmüştür. Bu olayların ardından Ermeniler Azerbaycan’ı terk etmeye başlamışlardır. Bütün bu olaylar süresince 279 bin Ermeni Ermenistan’a gitmek üzere Azerbaycan’dan ayrılmış, 44 bini de Rusya’ya gitmiştir. Bu olaylarda Sovyetlerin kışkırtmasının söz konusu olduğu düşünülmektedir. Zira o dönem, Azerbaycan Halk Cephesi’nin kurulduğu ve bağımsız bir Azerbaycan için çalıştığı bir dönemdi. Nitekim Sovyet birlikleri, 20 Ocak 1990’da Ermenileri korumak bahanesiyle tanklarla Bakü’ye girerek 143 kişiyi öldürdü. “20 Ocak Katliamı” ya da “Yanvar Katliamı” olarak anılan olaylar sonrasında Azerbaycan Halk Cephesi liderleri ve bağımsızlık yanlıları tutuklandı.
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  3. #3
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    HOCALI KATLİAMI

    1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

    Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.


    10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

    “Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”

    Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

    1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  4. #4
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    SİVİL VE SİYASAL HAKLAR

    Azerbaycan son yıllarda muhalif siyasi gruplara yönelik baskılarla uluslararası insan hakları kuruluşlarının gündemindedir. Seçimlerde yapılan usulsüzlükler, hükümet karşıtı gösteriler sonrası tutuklama ve baskılar, muhalif partilere ve bağımsız medyaya getirilen kısıtlamalar yalnızca gündeme getirilmekle kalmamakta, Batı ülkeleri tarafından durumun değiştirilmesi için Azerbaycan yönetimine uyarı ve baskı yapılmaktadır. Azerbaycan’ın zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarının Batı ülkeleri için önemi bilinmektedir. Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın açılmasıyla karşılıklı çıkarlar somut bir projeye dönüşmüştür. Bölgedeki Batı yanlısı muhalif hareketleri zaten destekleyen ABD’nin Azerbaycan muhalefetini desteklememesi için hiçbir sebep yoktur. Zira Aliyev’in yerine gelmesi muhtemel muhalif gruplar da Batı ile ittifakı sürdürecektir. Bu nedenle Batı’nın politize olmuş insan hakları söyleminde Azerbaycan’ın adı son yıllarda sık sık telaffuz edilmektedir. Fakat bu durum Aliyev iktidarının aslında desteklenmesi gerektiği şeklinde de algılanmamalıdır. Aliyev ailesi ve çevresindeki tekelin iktidarın getirilerinden faydalandığı ve yapılan baskıların altında bunu sürdürme arzusunun bulunduğu da ortadadır.

    Azerbaycan’da sivil ve siyasal hakların önündeki en büyük yapısal engel, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından, başkanın iktidarının parlamento ve yargı organları aleyhine genişlemesi ve bunların bağımsızlığını engellemesi olarak gösterilmektedir. Haydar Aliyev 10 yıllık iktidarı süresince başkanlığın yetkilerini genişletmiş, parlamentonun yetkileri sınırlamıştır. Başkanlık, iki ayrı bütçeyi, milli bütçeyi ve Devlet Petrol Bütçesi’ni denetiminde bulundurmaktadır ve parlamentonun hükümet harcamaları üzerinde neredeyse hiçbir yetkisi yoktur.

    ÇÖZÜME YÖNELİK GİRİŞİMLER

    Azerbaycan ve Ermenistan Devlet Başkanları 4–5 Mart 2001’de Paris’te ve 3–7 Nisan 2001’de de Florida’da buluşmuşlar, ancak somut bir anlaşmaya varamamışlardır. Bu toplantılarda, ana çizgileriyle, şu formül üzerinde durulmuştur: Karabağ hukuken Azerbaycan’a bağlı bir bölge olacak, ancak Azerbaycan’ın herhangi bir müdahalesine imkan vermeyecek ölçüde geniş bir otonomiye sahip olacaktır. Ermenistan, Azerbaycan toprakları üzerinden geçecek bir koridor ile Karabağ’a bağlanacaktır. Ermeni işgali altındaki Azeri toprakları Azerbaycan’a geri verilecektir. Nahçıvan, Ermenistan toprakları üzerinden, muhtemelen Mehri bölgesinden geçecek bir koridorla Azerbaycan’a bağlanacaktır.

    Ancak bu şartlar ne Azerbaycan ne de Ermenistan tarafından kabul edilmiştir. Azerbaycan, Karabağ’a geniş bir otonomi verilmesine karşı çıkarken Ermenistan, Nahçıvan’ın kendi topraklarından geçen bir koridorla Azerbaycan’a bağlanmasını kabul etmek istememiştir.

    Ermeni Parlamentosu’nda temsil edilen siyasi partiler de 28 Nisan 2001 tarihinde Karabağ sorununun çözümü hakkında, özetle şu hususları içeren bir bildiri kabul etmişlerdir:

    a. Karabağ Ermenistan ile birleşmeli veya bu bölgenin bağımsız statüsü uluslararası teyit görmelidir.

    b. Karabağ idaresi sorunun çözümüne ilişkin nihai görüşmelere katılmalıdır.

    c. Ermenistan ile Karabağ arasında yeter genişlikte bir ortak sınır olmalıdır.

    d. Karabağ’ın Azerbaycan ile olan sınırı güvenlik altına alınmalıdır.

    Aynı bildiride, Ermenistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü aleyhine olacak şekilde bir geçiş hakkı verilemeyeceği (diğer bir deyimle Nahçıvan’ın Ermenistan’dan toprak verilmek suretiyle gerçekleştirilecek bir koridorla Azerbaycan’a bağlanamayacağı), Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümünde arabulucu olmasının kabul edilemeyeceği, bu bölgedeki tüm ulaştırma yollarının açılması (Türk-Ermeni sınırının açılması kastedilmektedir) ve bu konuda varılacak anlaşmanın Ermeni siyasi güçleri, Ermenistan ve Karabağ halkları tarafından kabul edilmesi gerektiği gibi hususlar da yer almaktadır.

    Barış görüşmeleri sırasında Ermenistan’ın savaş sırasında elde ettiği toprakları geri vermek istememesi ve Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki kurulacak bağlantıyı kabul etmemesi, Karabağ sorunun barışçı yollardan çözümünü zorlaştırmıştır.

    2004 yılında liderler söylemlerinde pek barış yanlısı görünmemekle birlikte, Mayıs 2005’te Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan arasında bölgenin statüsünü belirlemeye yönelik görüşmeler başlamıştır. Sürecin başlangıcından beri aracılık yapan AGİT, yine görüşmelerde aracılık yapmaktadır. Bir taraftan görüşmeler sürerken diğer taraftan 1994’teki ateşkes ile belirlenen sınır bölgesinde taraflar arasında münferit çatışmaların meydana gelmesi ve iki tarafın da askerî harcamalarını arttıracakları yönünde sinyaller vermeleri, görüşmelere gölge düşürmektedir.



    kaynak
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  5. #5
    abuz89 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-08-2008
    Mesajlar
    2,138
    Karizma Gücü
    4
    güzel paylaşım..

  6. #6
    taleh892 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-09-2008
    Mesajlar
    135
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı umudun_guncesi tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    20 OCAK (YANİ BAĞIMSIZLIK SONRASI SAVAŞAR) KATLİAM

    Olaylar sırasında 32 Ermeni öldürülmüştür.
    Ölen ermenileri kendileri öldürmüşdür. Bunun resmi belgeleri var. Bunu yapmakla rus ordusunun Azerbaycana girmesi için bir zemin yaratmışlar.

  7. #7
    mafilou adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-01-2008
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0
    Hocalı olayları
    Khojaly, Khojalu, Khodjali, Khodjalou, Xojali, Xocali, Hocali,

    Kaynak
    http://team-aow.discuforum.info/t294...djal.htm#p9389
    Arda S./Hocasaryan
    14 Nisan 2009


    Tarihi açıklama bir tahrik değildir; çarptırmalara kapılmadan olayları, geniş kapsamlı bir bakış açısıyla incelemek gerekir.
    Azerbaycan, Türkiye’nin de yardımı ile, 1915 soykırımını, Baku ve Sumgait katliamlarına karşı koymak, dikkatleri dağıtmak için ortaya düzmece « Hocalı katliamı »’ni sürmektedir.
    Son olarak, 3 Mart 2009 tarihinde Azerbaycan’ın Hocalı olaylarını Avrupa Parlamentosunda anılması fiyaskoyla sonuçlandı. Avrupa Parlamenteri (Almanya-Yeşiller) Gisela Kallenbach ermenilere karşı gerçekleştirilen vahşetin fotograflarının eksikliğinin altını çizmiş ve Azerbaycan Büyükelçisinin konuşmasına ve propaganda aletlerinin dağıtılmasına izin verilmemiştir. (1)




    Hocalı olaylarına takılanlar … Işte size bahsedilmeyenler

    Hocalı olayları ile yakın geçmişte Azerilerin Ermenilere karşı gerçekleştirdikleri Sumgait, Bakou, Gandzak (1988), Maragha, Shamkhor, Shamakhi, Karintak, Shushi (1918), Hadrut, Getashen, Berdadzor, Sheki, Voskepar, Zakatali, Chardakhli, Shahoomian (1991) (2) … kırımları görülür :

    Baku’da Ermenilere yapılan katliam : 1905
    Sumgait’de Ermenilere yapılan katliam : 1988
    Hocalı’da karşılıklı çatışma : Şubat 1992
    Marağa’da Ermenilere yapılan katliam : Nisan 1992

    Baku’ya Ermeniler 18. ci yy sonlarında petrol rafinerisi işletmek için göç etmişler ve 100 yıl zarfında zenginleşmişlerdir. Tıpkı Ittihatçıların 1909’da Adana’da bunu hazmedememeleri gibi Tatar’lar da (Çarlık Rusyasında bugünkü Azerilere verilen isim) atnı “yöntemi” seçmişlerdir.

    Sumgait ise zamanla bir Ermeni Mahallesi haline gelmişti; bunu kabullenemeyen bir grup fanatik Azeri ayaklanarak bazı Ermeni (ve yahudi) evlerini basıp bir katliama girişmişlerdir. Bu tarihten sonra ise bölgedeki Ermeniler soydaşlarının bulunduklar Ermenistan‘a göçe başlamışlardır.

    Hocalı, en son 1920 yılları nüfus sayımlarına bakılırsa bir Ermeni yerleşim yeridir. (3) Azeri aileler silah kaçakcılığı ile uğraşıp zamanla çoğalmışlar ve Ermenileri, yöreyi terk ettirmek için, sürekli vurmaya başlamışlardır. Ermeni-Azeri Hocalı çatışmasının nedenlerinden biri de budur. Artsagh’da (Dağlık Karabağ) Ermeni-Koruma birlikleri ise oluşturdukları “insanlık koridoru” (Kara kara yakınlarında) ile sivil halkın olaylardan zarar görmemesi için yardımcı olmuşlardır. (4) Zamanın generallerinden olan Vitali Balasanyan, bu koridoru bizzat muhafaza ettiğini ve gerekirse bizzat Elman Mamedov’a anlatmaya hazır olduğunu söylemiştir. (5)

    Maraga katliamı ise etnik temizlemeyi devam ettirmek için azeri asker ve tankları tarafından gerçekleştirilmiştir.



    Resim: Wikimedia

    1-Şahumyan
    2-Mardakert
    3-Askeran (Stepanakert), (Hocalı), (Ağdam: sağında, çizgili bölge)
    4-Martuni
    5-Hadrut
    6-Şuşa
    7-Kaşadağ


    Hocalı olayları

    1992 yılında Azerbaycan başkanı, Pantürkizmi savunan, Alpaslan Türkeş’in de seçilmesi için destek verdiği Mutalibov’un yerine geçen eski KGB generali ültra milliyetçi Abulfez Elçibey (Front Populer Azeri – Azeri Halkçı Cephe) (7) bulunmaktadır ( 7 – 18 Haziran 1992). Rus yardımını red edip Türkiye’ye yaklaşmak ister. (8) 24 Mayıs 1993 tarihinde ülkede bulunan rus birlikleri Gandzak (Ganja, Gianja, Kirovabad) ‘dan çekilince, azeri askerler devrim gerçekleştirince, yerini Heydar Aliyev’e bırakacaktır.

    Kimilerine göre Yerevan’da bulunan Moskova emrindeki Rusya Federasyonunun 7ci taburundan 1991’de ayrılan bir tabur, Gürcistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Ukranya’da birlikler kurup Sosyalist Cumhuriyetinden ayrılan devletleri tekrar geri döndürmeyle üslenmişdir. Ermenistan, Moskova’ya bağlılığını saklamamıştır. Stepanakert’te kurulan 366. cı Motorize grup Stepanakert ve Hocalı olaylarından sonra geri çağırılmıştır.

    Bu olaylarda geride kalan rus birlikleri ikili oyunlarla iki halkı karşı karşıya getirmiş, Azerbaycan’daki sovyet “atmacalarına” karşın Gümrü’de konaklamış rus birlikleri (366. Cı Motorize grupu) Karabağ kurtulus savaşında rol oynamışlardır. (9)

    Başkent Stepanakert’in (10) 7 km kuzeyinde bulunan Hocalı aslında Karabağ’ın en eski ermeni köylerinden biridir ; bugün bile hâla yapılan kazılarda antik Ermeni Kırallığı kalıntılarına rastlanmaktadır. Azerilerin buraya gelişleri ise 1960’lı yıllarına dayanır.

    1926 yılında 888 Ermeni olan bu köyde 2 Azeri ailesi yerleşir. 1970’de ise Azerbaycan’da bulunan Meşket’ler de yerleştirilerek hemen hemen tümü azerileştirilir ve 1988 yılında ise 1661 Azerili bir köy oluşturulur. (11) 1990 yılında ise zamanın soviyet kanunlarını hiçe sayarak Hocalı’ya şehir statüsü verirler. Stratejik konumundan da faydalanarak Stepanakert doğrultusunda bulunan ermeni köylerini bombalamanya, yağmalamaya ve Ermeni tutuklamalarına başlarlar.

    Ermenilerin Sumgait’ı “terk” etmeleriyle petrol gelirleriyle zenginleşen Suret Huseynov gibi şahıslar kendi milis kuvvetleri ile (12) İsgandar Hamidov komutasında birleşen Bozkurt’lar (13), kısa zamanda satın aldıkları silahlarla bir güç kurarlar. Azeri albay Azer Rustamov ise Çeçen kuvvetlerinin kendilerine yardım ettiklerini kabul etmiştir zaten (14). Birkaç ay sonra ise Afganistan mücahit ve arapları da yardıma gelirler. (15)

    Demiryolu kavşağı olan Artsagh (Karabağ)’ın başkenti Stepanakert’te yaşayan ve geçim kaynaklarını sağladıları hava limanının Azeriler tarafından kapatılması bardağı taşırtan son damla olur; çatışmalar başlar.
    22 Şubat 1988’de sivillerin vardıkları ateşkese rağmen ayaklanan Azeriler Ağdam’ı almışlar ve Şuşi yolunu kesmişler Ağdam civarında sivilleri öldürülmeye başlamışlardır.
    Ermeni Askeran kalesi ve Hocalı köyü uzun zaman Azerilerin Şuşi’yi almalarına engel olmus ve Hocalı, Malibeklu, Canhassan, Kosalar, Molanlar, Alimadatlı, Aliağa, Avda ve Gülaplu doğrultusunda kurulacak olan Azeri şehirlerine engel omuştur.



    Hocalı’dan Ağdam’a açılan koridor, 25-27 Şubat 1922
    Resim: Nkrusa Org.


    Hocalı’nın düşmesine kadar başlıca tarih ve olaylar : tutanaklardan.

    4 Şubat 1992 :
    Artsagh (Yukarı Karabağ), Askeran bölgesinde, Hocalı’da yaşıyan Azeriler Berdadzor ve Hasanabad ermeni köylerini yaylım ateşine tutarlar
    14 Şubat 1992 :
    Hocalı ve Askeran’da ermeni ve azeri güçler karşı karşıya gelirler.
    16 Şubat 1992:
    Süregelen çatışmalarda iki ölü ve çok sayıda yaralı olur.
    17 Şubat 1992:
    Azeriler ortalığı ateşe verip Stepanakert üzerine büyük Rapira roketleri yollarlar. Şehrin üzerine 300 tane düşer, 31 apartmanlı bir bina yıkılır, geçici hükümet deposu, savcılık binaları tamamiyle yanar. 15 kişi hayatını kaybeder ve bir okadar da yaralının yanında göçeklerin altından çıkarılanlarla bu sayı artar.
    19 Şubat 1992:
    Stepanakert üzerine yollanan 180 misil 20 kişinin hayatına mal olur.
    20 Şubat 1992:
    Azerbaycan’dan Stepanakert üzerine atılan toplam 350 roket ve bombalardan 17 kişi hayatını kaybeder 34 kişi de yaralanır. Onlarca bina ve soyyet televizyonu merkezleri hasar görür.
    21 Şubat 1992:
    Şuşi yakınlarından Stepanakert doğrultusunda sivil yerleşim merkezlerine 35 roket atılır; şehir ateşler altında kalır. Yardım çalışmaları ise elektirik, su ve yakıt yetersizliği yüzünden aksar. Motor Rifle Regiment 366.cı bölüğünün 19 Şubatta yaralanan askerleri nakledilirler.
    22 Şubat 1992 :
    Savaşa katılmayan, tarafsız kalan 366.cı birlik üzerine atılan roketler sonucunda iki asker ölür, diğer ikisi ağır yaralanırken 6 Ermeni sivil de yaralanır.
    23 Şubat 1992 :
    Şuşi yakınlarından Stepanakert üzerine atılan 4 yaylım roketi sonucu 6 sivil hayatını kaybeder ve onlarcası da yaralanır. 366.cı bölük üzerine atılan 80 büyük şarapnel sonucu bir asker ölür ve onu yaralanır.
    24 Şubat 1992 :
    Olaylara karışmayan Ermeni-Azeri sınırında görevli 366. cı birlik bölgeyi terk etme ve sivil halkı koruma kararı alır.


    Azerbaycan devleti, iktidarı ve muhalefeti ile birlikte « Insanlık suçu » işlemiştir

    Çatışmalar esnasnda sivil halkın can güvenliği açısından, ermeni tarafı, bir insanlık koridoru açmış ve tahliyeleri bu yerden gerçekleştirmiştir. Zamanın Azerbaycan Cumhurbaşkanı olayı Çek gazetecisi Dana Mazalova’ya şöyle açıklamaktadır :
    « Azerbaycan Halkçı Cephesi paralı askerler birliği, Karabağ Ermenileri tarafından, sivil halkın can güvenliği açısından, tahliyelerin bilhassa gerçekleştirilmesi için açık bıraktıkları koridoru, ön görülen insani görevini yerine getirmemesi için fiili olarak engellemişdir ». Azerbaycanlı muhalefetin asıl amacı, çatışmalar esnasında canlarını kaybeden sivillerin akibetini, Baku rejimine karşı kullanılıp iktidarı ele geçirmekti (16). Hocalı’yı beyaz bayraklarla bu insanlık koridorundan terk eden sivil azerilere, tahliyeleri engellenmek için bu milis askerleri tarafından ateş açılmıştır (17). Kaçabilenlerden bazıları ise soğuk kış koşullarına dayanamıyarak donmuşlardır. Ağdam’a varabilenler ise iktidara leke sürebilmek amacıyla yaylım ateşine tutulmuşlardır. Ilk başda, savaşın acımasız kurbanlarının 100 civarında olan sayısı, diğer çatışmalardan hayatlarını kaybedenlerin de buraya taşınmasıyla bu sayı biraz çoğalmişdir. Ancak bir « soykırım » görünümü söz konusu değildir.

    Azerbaycan, iktidar kavgalarını bir yana bırakıp, hayatlarını kaybeden Hocalı halkı adına gerçeğin en kısa zamanda ortaya çıkarması ve suçsuz kurbanların katliamına katılan cani azeriler adalete teslim edilmelidir. Baku’nun resmi bildirilerine göre hayatlarını kaybeden sivil azerilerin sayısı 613’tür.

    Hocalı olayları akabinde Çek gazeteci Mazalova, başkanlıktan istifa eden Ayaz Mutalibov’la (6 Mart 1992) yaptığı bir röportajda 19 Şubat’ta Hocalı’da videoları çekilen ölülerin nasıl Ağdam’da görüldükleri sorusuna « Bu katliam önceden bana karşı kurulmuş bir tertiptir » demiştir.
    TV-5 fransız gazetecisi David Florence ise olayı şöyle anlatmıştır ( Paris, le 2 Mars 1992):
    1 Mart’ta, Azeri ve Ermeniler, önceden kararlaştırdıkarı bir mıntıkada, her iki taraftan, çatışmalarda hayatlarını kaybenleri karşılıklı değiştirmek için anlaşmışlardı : 100 kadar cansız beden yerde yatıyordu. « Aniden, nerden geldiği fark edilmeyen, gökte bir azeri helikoperi gözüktü ve değiş-tokuş mahaline yanaştı. Içinde sayısız Azerilerin yanında bulunan yabancı muhabirler, sayısız fotolar ve manzarayı video kaydına alırlar. Ertesi gün, türk yazılı mediası ve televizyonu, olayı, korumasız, sivil halka karşı, Azerbaycan Ermenileri tarafından gerçekleştirilen bir « katliam » olarak gösterir. … Olayların korkunç bir hilesi oldu ».

    Diğer taraftan 26 Mayıs 2002 de Baku haber ajansı Bilik Dünyası’nın açıklamasına göre muhalefet önce Hocalı olayları hakkında öne sürülen kanunun tasarısını muhalefet imzalamamıştır. Hazırlanan raporda bu olayın asıl mesullerinin Azeriler olduğunun altı çizilmiş ve bir tek ermeni sanık olmamasına rağmen uluslar arası bir yargı organı tarafından yargılanması kararı yayınlamıştır. Bu politik entrikaları ve iktidarlık oyunlarında, askerler dışında sadece 167 sivil hayatlarını kaybetmişlerdir. Azerbaycan parlamentosu ise 181 Azerinin ( 130 erkek, 51 kadın, 13 çocuk) hayatını kaybettiğini açıklamıştır. (18) Bölge Ermeni müdafaa grupları tarafından tutuklanan 700 sivil ise şartsız olarak Azeri tarafına devredilmiştir. Hayatlarını kaybedenlerin çoğunluğunu ise Azeri milislerinin kalkan olarak kullandıkları Meşket Türkleri teşkil etmiştir. (19) Daha sonra aralarından 11’i Ağdam yakınlarında ölü olarak bulunmuş ve bunlardan Ermeni kuvvetleri mesul tutulmuşlardır.
    Çekilen foto ve videolar Ermeni ve Azeri kayıplarını göstermektedirler, sadece Azerileri değil. Birkaç gün sonra, 20 Nisan 1992’da ise Azeri Kuvvetleri Martakert-Maragha’da 53 Ermeninin hayatlarına son verirken 52 kişilik, kadın ve çocuklardan oluşan başka bir grup da Azeriler tarafından tutuklanarak ortalıktan kaybolmuşlardır.

    « Hellector » 2 Haziran 2008 (20) kayıtlarına göre Ağdam (Aghdam)’da kadın ve çocuklardan oluşan 47 rehineden sadece 13 kişi geri gönderilmiştir. Geri kalan 34 kişi ise kayıplara katılmışlardır.
    Olaya tanık olanlar ise katliamın ufak bir çatallık bölgede vuku bulduğunu söylemişlerdir. Oysa ki azeri yetkililer açıkca bu yer hakkında bilgi vermemektedirler. Iki Fransız gazetecisi erkek, kadın ve çocuklardan 32 sivil ceset gördüklerini kayıt ettirmişlerdir. Çoğu başlarından ve 1 metre mesafeden öldürülmüşlerdi.


    Hocalı olayları hakkında azeri kaynaklarında yazılanlar :

    M. Safaroghli, azeri gazeteci :
    « Hocalı, stratejik değeri olan bir yerdi. Hocalı’yı kaybetmek Mutalibov politik rejiminin bir fiaskosu olduğunu gösterecekti. Sivillerin ölümüne sebep olan Hocalı olayları sadece ve sadece Azerbaycan’da iktidar kavgası ve siyasi etrikaların sonucudur.” Nezavisimaia Gazeta, Şubat 1993
    Elman Mamedov, Hocalı Başkanı:
    « Geçidin sivil halkın boşaltılmasına tahsis edildiğini biliyorduk. » Pensée russe, 03 03 1992 ; Baku Işçisi
    Ayvaz Moutabibov, zamanın Cumhurbaşkanı :
    « Ermeniler bir koridor açmışlardı, neden ateş etsinler ki ? » Nezavisimaia Gazeta, 02 04 1992
    « Kuşkusuz, Hocalı sivillerinin infazı Azerbaycan’da iktidar değişimini meşrulaştırmak içindir. » Novoie Vremia , 6 mars 2001
    R. Hadjiev, Azerbaycan Agdam Halk Cephesi idare heyeti üyesi:
    « Hocalı halkına yardım edebilme kuvvetine ve olanaklarına haizdik. Ama Cumhuriyet’in (Azerbaycan) idarecilerinin amacı, halka kuvvetsiz olduklarını, CEI (Bağımsız Devletler Birliği) ordusundan muhalefeti ezmek için yardım istemek zorunda olduklarını göstermekti. » Moskova, Izvestia, Nisan 1992
    Arif Younoussof, gazeteci, Insan hakları koruyucusu :
    « Şehir ve halk, bir siyasi amaç uğruna, Azerbaycan Halkçı Cephesini iktidara taşımak için, bilinçli olarak kurban edilmişlerdir. » Zerkalo gazetesi, Temmuz 1992
    Tamerlan Karaev, zamanın Azerbaycan Yüksek Şura başkanı :
    « Bu felâket, azeri iktidarında yüksek mertebeli bir kişi tarafından hazırlanmıştı. » Moukhthalifat gazetesi, 28 Nisan 1992
    Thinghiz Moustafaev (Fouatoghli), bağımsız televizyon röportajcısı:
    27 Şubat ve 2 Mart 1992’de çekim yapmış, fakat olaylar hakkında azeri resmi açıklaması hakkında şüpheye düşünce kendi soruşturmasını başlatmıştır. Gazetecinin, Hocalı olaylarına Azeri tarafının katılıma katıldıkları hakkında rus ajansına ( D-press ) gönderdiği ilk haber hayatına mal olmuştur ; Ağdam yakınlarında, halen açıklık getirilemeyen bir şekilde öldürüldü. Hayatını kaybeden röportajcı Hocalı’da resim çekemeyişinin tek nedeninin « orada ceset olmamasından kaynaklandığını » açıklıyordu.
    Heydar Aliev, Cumhurbaşkanı :
    « Bu öldürme olayı işimize yarayacak. Olayları akışına bırakalım. » Bilik-Duniası ajansına 1992’de yapılan bildiri.
    Megapolis-express, azeri dergisi :
    « Şayet Azerbaycan Halkçı Cephesinin gözü yükseklerde iseydi şüphesiz beklentilerine erişti. Moutaliboy iktidardan uzaklaştırıldı, dünya kamu oyu şaşkın ve Azerbaycanlılar ve kardeşleri Türkler Hocalı azeri halkının soykırımına inandılar. » Megapolis-exoress , n° 17, 1992


    ***

    Sonuç olarak Artsagh (Yukarı Karabağ)’da Hocalı’nın Karabağ’lı ermeni müdafa kuvvetleri tarafında ele geçirilmesinden 17 sene sonra, Baku hala, Ermeni karşıtı medyatik propaganda kampanyasına lobilerle devam ediyor.

    Savaşın merhametsizliği üçüncü devletler tarafından çoğu kez kınanmaktadır.

    Hocalı olayları Human Rights Watch ve Memoria tarafından tanınmasına karşın Maragha olayları da ONG, Ingiliz Christian Solidarity Worldwide (1992) (21) tarafından tanınmaktadır. Ayrica Azerbaycan sivil halkın çoğunlukta oldukları bölgeleri havadan bombaladığı için de kınanmaktadır (22). Savaş ganimeti olarak sakat bırakılmış asker cesetleri de kayıtlara geçmiştir. (23)


    Arda S./Hocasaryan


    Ateş-keste’ten sonraki durum
    Resim: Wikipedia



    Dip Notlar:

    (1)– FEAJD, 9 Mart 2009
    (2)- Çember harekatı, 1991, Wikipedia, Guerre du Haut Karabagh
    (3)– idem, Wikipedi
    (4)- Nezavisimaya Gazeta, le 2 Nisan 1992
    (5)– Collectif VAN , 7.3.2007
    Info-türk N°188, Haziran 1922
    (7)- quid.fr, AZERBAIDJAN
    (8)- Michael E. Brown, The International Dimensions of Internal Conflict, MIT Press, Cambridge, 1996, p. 125
    (9)- Thomas de Waal, Black Garden: Armenia and Azerbaijan Through Peace and War, New York University Press, New York, 2003
    (10)– Başkent Stepanakert (Ստեփանակերտ) önceleri Shusha (Շուշի), daha sonra da Khankendi olarak adlandırılır
    (11)- Steven E. Lobell Steven, Philip Mauceri, Ethnic Conflict and International Politics: Explaining Diffusion and Escalation, Palgrave MacMillan , New York, 2004 p. 58
    (12)- Thomas de Waal, Black Garden: Armenia and Azerbaijan Through Peace and War, New York University Press, New York, 2003
    (13)- Rasit Gurdelik, « Azerbaijanis Rebuild Army with Foreign Help », dans The Seattle Times, 30 Ocak 1994
    (14)- “Yüzlerce gönüllu Çeçen askerleri yardımda bulunmuşlardır.” Azer Rustamov, 1992
    (15)- Michael P. Croissant, The Armenia-Azerbaijan Conflict: Causes and Implications, Praeger, Londres, 1998
    -Valery Tishkov, Ethnicity, Nationalism and Conflict in and after the Soviet Union: The Mind Aflame, Sage, Londres, 1997, p. 107).
    (16)- Nezavisimaya Gazeta,2 Nisan 1992
    (17)- Helsinki Watch, rapor Eylül 1992
    (18)- Helsinki Watch, p.23
    (19)- Historien militaire canadien Patrick Wilson Gore, Tis Some Poor Fellow’s Skull-Post - Soviet Warfare in the Southern Caucasus
    (20)– Hellector Haziran 02, 2008
    (21)- Caroline Cox, Nisan 1998
    (22)- Human Rights Watch/Helsinki, Azerbaijan: Seven Years of Conflict in Nagorno-Karabakh, New York, 1994
    (23)- Thomas de Waal, Black Garden: Armenia and Azerbaijan Through Peace and War, New York University Press, New York, 2003

  8. #8
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5
    Evet sayın Azeriler. Cevaplarınızı göreyim. Mafilou yu bu nickle her zaman yazarken göremezsiniz.

    Hem bakın adamların zenginliğini kıskanıp öldürmüşsünüz. Mafilou konuyu 1909 a da getirip İttihatçılara bağlayıvermiş.

    Hadi bakalım. Mevzu 1905 te başlıyor.Mafilou dersini çalışıp gelmiş. Gerçi 1918 i es geçmiş ama.
    Herhalde Kafkas İslam ordusundan fazla bahsetmek istemedi.
    Hatta 1920 deki nüfus istatistiğini bile vermiş.

    Evet bu mevzuya cevap vermek öncelikle Azerilere ve konuyu açan Umudun Güncesine düşüyor.


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

  9. #9
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5

    Yalan ayak tutar Ama yürümez.

    Alıntı mafilou tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hocalı olayları
    Khojaly, Khojalu, Khodjali, Khodjalou, Xojali, Xocali, Hocali,
    1988 Şubat'ında başlayan Erivan ve Sumgayıt olaylarına 20 yıl sonra bir bakış:
    1905-1906, 1918-1920 ve 1948-1953 yıllarında 500 binden fazla Azerbaycan Türkünü topraklarından sürgün eden ve 100 binden fazla soydaşımızı katliama uğratan Ermeni şovenistlerinin Türk karşıtı faaliyetleri 20. yüzyılın 80. yıllarında (yani 1980'lerde) daha da amansız ve azgın bir şekilde kendini açığa çıkardı. Tabii ki, onların elini-kolunu açan M.Gorbaçov başta olmak üzere Ermeniperest (Ermeni yandaşı) güçlerin Kremlinde yüksek makamlara gelmesiydi. Batı Azerbaycanı tamamıyla Türklerden temizlemek ve Azerbaycan toprakları hesabına “Ermenistan”ı genişletmek amacını güden Ermeniler, bu kirli niyeti hayata geçirmek için binlerce silahsız soydaşımızı öldürmekten çekinmediler. Artık 1965 yılından itibaren resmi olarak “Ermeni soykırımı”nı başlatan “azabkeş” Ermeni vandalları, her yılın Şubat (Guldur Andronik'in doğum günü arifesi) ve Nisan (“soykırım”ın yıldönümü arifesi) aylarında Erivan sokaklarında şovenist gösteriler yapıyor ve soydaşlarımızın yaşadığı mıntıkalarda saldırılar gerçekleştiriyor. “Ermenistan” SSR'de şovenist faaliyetlerin durdurulması ve azınlıkta olan milletlerin medeni gelişimine imkan verilmesi yönündeki 17 Ekim 1984 tarihli Sov. İKP MK'nın kararına uymayan Ermeniler, “Ermenistan'da” olduğu gibi, “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti” nde de Azerbaycan Türklerini sıkıştırıyor ve her alanda onların haklarını ihlal ediyordu. Türklerin gaddar düşmanı Z.Balayan “Ocak” adlı eserinde (1984) Bazı “Ermenistan” yerleşim birimlerinde Ermenilerin sayıca azalmasını önlemek ve “Türksüz Ermenistanı” kurmak için“tedbir almanın vaktinin geldiğini” yazıyordu. Satılmış cellat M. Gorbaçov, Sovyetler Birliği başkanlığını kazandıktan sonra, bunun verdiği rahatlıkla “Karabağ ermenilerinin mukadderatanı tayin etmesi perdesi altında” Azerbaycana karşı anneksiya planı hazırlandı. Bu planın hayata geçirilmesine engel olacak yegane kişi -merhum Devlet Başkanımız H. Aliyev 1987'nin Ekim'inde Sov. İKP MK'nın Siyasi Bürosundan uzaklaştırıldı.. Aynı yıl, Ekim sonunda Erivan'da “DQMV'nin “Ermenistan”a katılması talebi ile mitingler düzenlendi.18 Kasım'da Gorbaçov'un “sağ kolu” A. Aganbekyan Paris'te “Humanite”gazetesine verdiği demeçte DQMV'nin “Ermenistan”la birleştirilmesinin iktisadi açıdan daha uygun olduğunu ve bu mesele üzerinde özel bir komisyonun çalıştığını açıkladı. 20 Kasım 1988'de DQMV Halk Deputatları sovyetinin
    Ali Sovyeti Konstitusiyaya zıt olan bu kararı reddettikten sonra “Ermenistan”ın milliyetçi önderleri “Taşnaksütyun” partisinin “Türksüz Ermenistan” proğramını uygulamaya başladılar.
    19 Kasım 1988'den itibaren Erivan'da yeniden toplu mitingler başladı. Mitinge katılanlar “Ermenistan'ı Türklerden temizlemeli”, “Ermenistan yalnız Ermeniler için” gibi sloganlar attılar. Mitinglerin 3. günü Erivan'da sağlam kalmış tek mescit binası (20. asrın öncelerinde Erivan'da 8 mescit vardı), Azerbaycan Türklerinin eğitim aldığı okul binası ve C. Cabbarlı adına Erivan Dram Ttiyatrosunun avadanlığı yakıldı. Azerbaycan Türklerinin meskun olduğu yerleşim birimlerinde peş peşe silahlı saldırılar gerçekleştirildi. Aynı ay 4 binden fazla soydaşımız Azerbaycan SSR'in topraklarına sığındı. Kendilerini haklı çıkarmak için Azerbaycan halkının galeyanından faydalanmayı düşünen Ermeniler “Sumgayıt soykırımı” proğramını uygulamaya başladılar. Bu olayların asıl düzenleyicisi Eduard Robertoviç Grigoryan adlı Ermeni'nin olması (öldürülen 26 Ermeni'den 6'sı onun payına düşyor), olaydan 10 gün önce Suqayıt'ın bütün emanet kasalarından kendi emanetlerini toplu şekilde götürmesi, soykırımların videoya alınması için sanatçı Ermeni operatörlerinin olayların başlatılacağı yerlerde çekim için tenha bölgeleri tutmaları, 2 gün sonra aynı videoların montaj edilip dünyayı dolaştırılması,“Sumqayıt kurbanlarının” hatırasını ebedileştirmek için önceden hazırlanmış anıtın aynı anda Hankendi'de dikilmesi ve bu gibi ayrıntılar kanıtlıyor ki, bütün bunlarla Ermenileri, dolayısıyla da dünya kamuoyunu Azerbaycan halkına karşı etkilemek ve bu sayede Azerbaycan halkının “vahşi” olduğu düşüncesini yaratmak amacı güdülüyordu. Sumgayıt olaylarından sonra Soydaşlarımızın Batı Azerbaycan'daki tarihi-etnik topraklarından sürülmesi daha da süratli şekilde uygulanmaya başladı. Batı Azerbaycan'ı Türklerden temizlemek, Ermeniler için Karabağı işgal etmek kadar gerekliydi...
    ...Biz, Azerbaycan'ın milliyetçi Türk gençliği, bütün dünyaya sesleniyoruz: Bizim hiç kimsenin malında, hakkında gözümüz yok! Biz kendi haklarımızı koruma ve topraklarımızı murdar Ermenilerden temizleme kararındayız! Barış isteniyorsa, bu yalnız topraklarımız geri alındıktan sonra konuşulur! Tanrı Türk'e yar olsun!


    Buda Qarabağ'da Şuşa şehrinde yerleşen Göhver Ağa Mescidi ama malesef hay kan içicileri bu hale koymuş:




    Bunlar Türkiyede ermeni mahallelerine Türk kıyafetinde girip kendi milletin öldüren milletdir nedi nedi dünyaya görsetsinler ki Türkler ermenileri öldürüyor yazıklar olsun böyle Allah bendesine.

    Sumqayıt'dada öyle olmuş 1 tane propaqandacı işi düzenliyor ve sonuctada her 2 tarfdan ölenler oluyor,bu olaydada tarihte olduğu gibi yine kendi milletin öldüren ermeni olmuşdur Paşa” lakablı E.Qriqoryan,yani aynı hamam aynı tas misali.


    Sumqayıt hadiselerinde dakik olan budur ki, toplam 26 ermeni oldurulub. ölen ermeniler ermenistan üçün lazım deyildiler, çünki Azerbaycan'lılaşmışdılar, daşnaksütuna para vermiyorlardır.


    AZERBAYCAN'DA 31 MART SOYKIRIM GÜNÜDÜR,
    HAYLARIN TÜRKLERE KARŞI HAYATA KEÇİRDİKLERİ SOYKIRIMLAR


    1918 yılının Mart olayları, tarihimizin en kanlı sayfalarındandır. Bolşevik- komünist bayrağı altında birleşmiş Ermeni çeteleri, Bakü’de, Nahcivan’da, Kuba’da, Kusar’da, Şamahı’da, Lenkeran’da halkımıza çok büyük zulümler yapmışlardır. Tarih araştırmacılarının değerlendirmelerine göre sadece 29-31 Mart günleri arasında Bakü’de 20 binden fazla vatandaşımız katledilmiştir. Kıyımın yapılmasının başlıca sebebi Azerbaycan’ın bağımsızlığının karşısının alınması, Bakı’nın mühim iktisadi ve siyasi önemi ile bağlıydı. Rusya için Bakı mühim ehemmiyet taşırdı. Bu, V.İ.Lenin’in “Bakı petrol, ışıq ve enerjidir” sözlerinden de aydın görünür. Amma ermenilerin de kendi amaçları olmamış değildi. Stepan Şaumyan’ın aşağıdakı fikirleri Mart kıyımının yapılmasının iç yüzünü açıyor: “Bizim süvari desteye ilk silahlı hücum cehtinden bahane gibi istifade edip, bütün cephe boyu hücuma geçtik. Bizim 6 bin nefere kadar silahlı kuvvemiz vardı. Aynı zamanda Daşnaksütyun’un da 3-4 bine yakın milli desteleri vardı.

    Onların iştiraki iç savaşa milli kıyım karakteri verdi ve bundan kaçınmak mümkün değildi. Biz buna şuurlu olarak gittik. Eğer onlar Bakü’de zafer kazansaydılar, şehir Azerbaycan’ın başkenti elan edilirdi”. Martın 30-da akşam saat 5-de Bakü’de ilk ateşler açıldı. Şehir Daşnaksütyun ve Ermeni Milli Şurası ve ermeni kilisesi Bakı Sovyeti’ni savundu. Ermeni askerlerigibi Bakü’deki Ermeni aydınları da Bakü Sovyeti tarafından dövüşe katıldılar. Kitlesel kıyımlar süresinde Azerbaycan Türklerine ait sosyal binalar, milli simgeler ve kültür ocakları dağıtıldı. “Açık söz”, “Kaspi” gazetelerinin binaları, kendi faaliyetini bütün Güney Kafkas’a yayan, Azerbaycan Türklerinin sosyal hayatında mühim rol oynayan, maddi ve manevi yardımlarıyla meşhur olan Müslüman Hayriye Cemiyeti’nin yerleştiği “İsmailiyye” binası yakıldı, mescitler bombalandı. Meşhur Tazepir mescidinin minareleri tahrip oldu. Tazepir mescidine sığınarak, buraya penah getirmiş 500 neferin cesedi bu ibadetgahdan bulundu.

    Nisan’ın 2-de gece yarıya kadar devam eden Müslüman soykırımında binlerle Azerbaycanlı Türk öldürüldü. Ermeni - Bolşevik cellatları çocuklara, ihtiyarlara bile aman vermiyordular. Saç-saça bağlanan Türk kadınları çıplak şekilde caddelerde gezdirilirdi. Bele alçaklığı yalnız menfur Ermenilerden beklemek olardı. Bakü kıyımında helak olanların sayı hakkında çeşitli fikirler mevcuttur. Fakat getirilen bütün rakamlar Mart kıyımının ne kadar dehşetli katliam olduğunu bir daha tasdik ediyor.

    Mesela, İngiliz arşivlerini öğrenen Türk tarihçisi Salahi Sonyel bu neticeye gelmiş ki, 1918 yılının Mart ayında 8-12 bin Azerbaycan Türkü katledilip. ABŞ tarihçileri C. ve K. Mackartiler de 1918 yılında Martın 30′undan Nisanın 1′inedek Bakü’de Ermenilerin 8 binden 12 bine kadar Müslüman öldürdüğünü ve kentin Türk ahalisinin yarısının kaçtığını yazıyorlar. ABŞ istihbarat kaynaklarına göre, o zaman 60 bin Azerbaycan Türkü kaçkına çevrilmişti.

    İngiliz yazar Peter Hopkirk “Bitmeyen Oyun” adlı kitabında yazıyor ki, İngilizler Almanların ve Türklerin Hindistan’a geden yolunu mutlak kesmek, Ermeniler Doğuda ve Batıda zengin Azerbaycan topraklarına sahip olmak, Ruslar ise zengin Bakü petrolüne sahip çıkmak istiyordular. Mart hadiselerinin tahlili gösteriyor ki, Müslümanlara karşı mücadelede siyasi mensubiyet gözetmeksizin tüm Ermeniler birleşmişti. Şöyle ki, Mart kıyımı dini ve etnik mensubiyete göre bir halkın kitlesel soykırıma maruz kalması idi. 1918 yılının Mart ayında Bakü’de yapılanlar Azerbaycan halkının tarihinde en büyük soykırım oldu.

    Bu kırgın ve sürgün politikası, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, “Kafkas İslam Ordusu” adıyla, 1918 Mayıs’ında Azerbaycan’a gelmesiyle durduruldu.Yaklaşık dört ay süren bir askeri harekâtla tedhiş sona erdirildi. Sahip olduğu zengin petrol yatakları sebebiyle Rusların göz koyduğu Bakü, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti ilan edildi. Bugünkü Azerbaycan’ın siyasi sınırları da o tarihte çizildi. Ancak, 1920 yılında tüm Kafkas bölgesi, Sovyetler Birliği’nin yönetimi altına girdi.Ermeniler bu dönemde de etkin konumlarını sürdürdüler.Ermenistan’ın sınırlarının asıl genişlemesi de bu dönemde gerçekleşti.

    Öyle ki, 1920′lerde başlayıp 1980′lere kadar geçen süre içerisinde Ermenistan, Azerbaycan toprakları aleyhine üç kattan fazla genişleyerek, ilk kurulduğu yıllardaki 9,000 kilometrekareden bugünkü 29,000 kilometrekarelik alana ulaştı. Zaten, daha ilk fırsatta, 1920-21 yıllarındaki yeni sınır düzenlemelerinden yararlanarak, Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki Zengezur ve Göyçe bölgelerini topraklarına kattı. Böylece, Azerbaycan’ın Nahçıvan, dolayısıyla Türkiye ile olan coğrafi bütünlüğü ortadan kalktı, ülke bugünkü parçalı halini aldı. Sovyet hâkimiyeti kurulduktan sonra üç yıl sonra, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan sınırlarına katılmasına karar verildi.

    Bu karar, uyandırdığı hoşnutsuzluk nedeniyle, ertesi gün Stalin’in de katıldığı bir toplantıda iptal edildi. Ancak aynı gün, yani 5 Temmuz 1923 tarihinde, Dağlık Karabağ’ın statüsü değiştirilerek, Azerbaycan sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, özerk bölge haline getirildi. Ermenistan, elde ettiği toprakları teknik bakımdan arındırma fırsatını II. Dünya Savaşı’ndan sonra yakaladı. Diaspora’nın da desteğiyle, 23 Aralık 1947 tarihinde SSCB Bakanlar Kurulu’ndan “Ermenistan SSC’den Kolhozcuların ve Başka Azerbaycanlı Ahalinin Azerbaycan SSC’nin Kür-Araz Ovalığına Göç Ettirilmesi Hakkında” bir karar çıkartıldı.

    Azerbaycan’da Atatürk Merkezi Başkanı ve Azerbaycan Milli Meclisi Kültür Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov, bu dönemde Türklerin Ermenistan’dan Azerbaycan topraklarına zorunlu göç ettirilmelerinin Moskova’nın talimatı ile olduğunu belirtiyor. Göyçe, Ağababa, Zengezur, Makalı gibi bölgelerde Türkler nüfusun %90′ını teşkil ediyorlardı. Bu ise, dönemin Sovyet politikası açısından riskli bir durumdu. Moskova, bunun için Ermenilerin isteklerine sıcak baktı, hatta destekledi. Diğer yandan Ermeniler, 1948′den 1953 yılına kadar geçen sürede yüzlerce insanı Azerbaycan’a göndererek, Azerbaycan Türklerinin “Batı Azerbaycan” olarak adlandırdığı bugünkü Ermenistan’ı Türklerin azınlık olarak yaşadıkları bir bölge haline getirdiler. Bu arada Ermenistan’ın, SSCB merkez yönetiminin verdiği bu karardan özellikle stratejik bölgelerdeki Azerbaycan Türklerini boşaltmak biçiminde yararlandığı dikkat çekmektedir.

    Bu bağlamda, özellikle Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden güçlü oldukları yerler boşaltıldı. Bunun en somut olanı da başkent Erivan’dan Türklerin sürgün edilmesiydi. Türklerin boşalttığı yerlerin adları da hemen değiştirilmeye başlandı. Ermenistan’ın Türklerden tamamıyla temizlenme süreci ise Mihail Gorbaçov’un SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelmesi ile tamamlandı. Ermenistan’ın 170 ayrı yerleşim yerinde yaşayan 250,000 civarında Türk, 1988 Kasım ayının 20’sinden itibaren 15 gün içerisinde yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan, planlı bir şekilde ve zorla sürgün edildiler. Bu son olay, bugünkü Dağlık Karabağ ve “Kaçkın-Mecburi Göçkün” olgusunun ana sebeplerinden biriydi.

    Çünkü bugünün ilk “kaçkınları”, Ermenistan’dan sürgün edilenlerdi. Diğer yandan, bu etnik temizlik ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilme çabalarına, her geçen gün kitleler halinde Azerbaycan’a gelen insanların çok zor şartlar altında çadırlarda, tren vagonlarında yaşama görüntüleri eklenince, Azerbaycan kamuoyunda, Ermenilere ve önlem almayan Sovyet yönetimine çok ciddi bir tepki oluşmaya başladı. Nihayet 17 Kasım 1988′de Azatlık Meydanı gösterileri başladı.Yüz binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen bu gösteriler, kısa zamanda organize bir halk hareketine dönüştü. Gösterilerin önünü alamayan Sovyet yönetimi ise çareyi askeri müdahalede buldu ve 20 Ocak 1990 gecesinin o meşum olayları meydana geldi.

    Çeşitli istikametlerden giren Sovyet tankları, kurulan barikatlar önündeki insanları ezerek, çevreye ağır silahlarla ateş yağdırarak Bakü’ye girdi. Olaylar sırasında onlarca sivil hayatını kaybetti. Bütün bunlara rağmen, Azerbaycan’daki protesto hareketleri güçlenmesini sürdürdü ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesi yolunda en önemli etkenlerden biri oldu. Öte yandan Ermeniler Dağlık Karabağ’ı Türklerden boşaltma faaliyetlerini hızlandırdılar. Buna direnen halkla, Ermeni silahlı birlikleri arasında sıcak çatışmalar başladı.

    Sovyetler Birliği’nin 1991 yılı sonlarında dağılması ile çatışmalar iyice alevlendi. Karabağ savaşlarının en dramatik sahneleri, Dağlık Karabağ’ın Hocalı şehrinde yaşandı. 1992 yılının Şubat ayının 25′ini 26’sına bağlayan gece, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ile Dağlık Karabağ’daki Ermeni milisleri, SSCB’nin Hankendi’nde yerleşen 366. Motorize Alayı’nın da katılım ve desteğiyle Hocalı şehrinde büyük bir saldırı başlattılar. Bir gece içerisinde 613 sivil öldürüldü, 1200′den fazla insan da esir alındı. Öldürülenler ve esir götürülenler arasında, 1989 yılında Fergana olaylarından kaçarak, Hocalı’ya gelip yerleşen Ahıskalı Türkler de bulunuyordu. Bu rakamların birkaç bin kişinin kaldığı düşünülürse, trajedinin boyutları daha iyi anlaşılır.

    Karabağ savaşları süresince 20,000′den fazla Azerbaycanlı hayatını kaybetti, 4866 insan esir ya da kayıp düştü, 100000′den fazla insan yaralandı ve yaralıların yarısından fazlası sakat kaldı. Bu sırada, Azerbaycan’ın %20’sine denk gelen 17,000 kilometrekarelik toprağı işgal edilmiş; 900 yerleşim yeri, 131,000 civarında ev, 1025 okul, 798 sağlık merkezi, 1,500 kültürel mekân, 12 müze, 9 saray tahrip edilmiş ya da yakılmış, müzelerdeki 40000 civarında tarihi eser talan edilmişti. Bu arada, 927 kütüphanede bulunan on binlerce kitap ve el yazması eser de yok edilmişti.

    Ermeniler, ateşkesin ilan edildiği 1994′ün 12 Mayıs’ına kadar Dağlık Karabağ’ın tamamını ve etraftaki yedi şehri ele geçirmişlerdi (Rusların yardımıyla). Buralarda yaşayan 700,000′i aşkın Azerbaycan Türk’ü, yerlerini değiştirmek terk ederek, iç bölgelere göç etmek zorunda kalmıştı.Böylece bugüne kadar sürecek “kaçkınlar ve mecburi göçkünler” sorununun iki ayağı da ortaya çıkmıştı. Ermeni şoven milliyetçilerinin halkımıza karşı tecavüzü halen devam etmektedir. Siyasi-ideolojik tahribat ve dezenformasyon alanında zengin tecrübeye sahip Ermeni milliyetçi ideologları ve yurt dışındaki Ermeni lobisi ülkemize ve halkımıza karşı garezli ve hileli yöntemleri kullanarak uyduruk savlarla dünya halklarını şaşırmağa, XX. yüzyılda yaptıkları katil ve işgalleri unutturmağa çalışıyorlar.

    Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev “31 Mart -Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” münasebetiyle Azerbaycan Halkına müracaatında şöyle diyor: “Ermenistan’ın ve onun havadarlarının saldırgan siyaseti iflasa mahkumdur, çünkü bu hat şimdiki dünya siyasetinin öncü eğilimleri ile keskin çelişki teşkil etmektedir. Bu siyasete karşı geniş potansiyele sahip Azerbaycan devleti, onun git gide artan iktisadi kudreti, siyasi nüfuzu, dünya Azerbaycanlılarının günden-güne pekişen dayanışması, nihayet, kuvvetli ve çağdaş Azerbaycan ordusu dayanır. Azerbaycan hazırda iqtisadi artım göstericilerine göre dünyada lider mevkilere sahiptir. Tahliller gösteriyor ki, ülkemizin inkişaf dinamiği yakın yıllarda daha da yükselecektir.

    Azerbaycan bölgede en mühim küresel enerji ve nakliyat-ulaşım projelerinin iştirakçisi ve teşebbüsçüsüdür. 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan esas ihraç petrol boru hattının ve Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattının işletmeye verilmesi, Kars-Tiflis-Bakü demir yolunun çekilişinin başlanması ülkemizin imkanlarını daha da genişlendirecek ve daha büyük proje ve programların gerçekleştirilmesine şerait yaratacaktır.

    Azerbaycan yönetimi dünya siyasetini belirleyen büyük devletlerle, uluslararası teşkilatlarla sürekli ve muntazam iş yapıyor, on yıllar boyu biçimlenmiş stereotipleri ve yanlış siyasi yanaşmaları değiştirmeğe çalışıyor. Artık bu istikamette belirli uğurlardan da konuşmak mümkündür. Dost topluluklarla, özellikle kardeş Türk diasporu ile işbirliği şaraitinde yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın sosyal-siyasi etkinliği yükselmektedir. Bakü’de düzenlenen Dünya Azerbaycanlılarının İkinci Kurultayı’nda nümayiş ettirilmiş birlik ve dayanışma azmi bunun göstergesi oldu. Bizim siyasi-diplomatik ve enformasyon-propaganda mücadelesi alanında yapmamız gereken işler çoktur. Bu yolda imkanlarımızı seferber etmeli, daha semereli çalışmalıyız.” 31 Mart - Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de Azerbaycan’da soykırım kurbanlarının hatırasını ihtiramla yad ederken, 31 Mart gününün Türkiye’de de resmi olarak Soykırım Günü ilan edileceğine inandığımı belirtmek isterim. Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de 1918 yılında halkımızı faciadan, mahvolmaktan kurtarmış Nuri Paşa timsalinde tüm Anadolu Türk halkına minnettarlığımı bildiriyor, Azerbaycan topraklarında canlarını feda etmiş Mehmetçiklere Yüce Tanrıdan rahmet diliyorum.

    İsveçle Rusiya arasında 1721-ci yılında barış bağlaşmasının imzalanmasından sonra Rusiya çarı I Pyotr öz imperiya ehtiraslarını Kafkaza, Hazaryanı arazilere yöneltdi. Bu cehdlerin sonu 1723-cü yılında Bakının işğalı ile neticelendi. Esasen müsulmanlardan ibaret olan yerli camaatın narazılığını ve direnişini gören I Pyotr öz planlarını hayata keçirmek üçün, nasıl olursa-olsun, Gilanda, Mazandaranda, Bakı ve Derbendde ermenilerin ve hiristianların yerleşdirilmesini önemli sayırdı. Özülü I Pyotr tarafından koyulan bu siyaseti sonralar Rusiyanın diger çarları gerçekleşdirirdi. 1768-ci yılında II Yekaterina ermenilerin himaye edilmesi barede emr imzalıyor. 1802-ci yılında çar Aleksandr I H.D.Sisianova yolladığı mektubunda yazırdı: "Ne olursa-olsun ermeniler Azerbaycanın ... bu ve ya diger hanlıklarında istifade olunmalıdır". Tarih boyu devletleri olmayan ermeniler özlerine dövlet yaratmak üçün Rusiyanın sömürge siyasetininin gerçekleşmesinde arac rolunu oynadılar.

    Kütlevi repressiyaların kanlı tarihi

    Rusiya ile Azerbaycan arasında geden iki savaşın ( 1804-1813, 1826-1828) sonunda imzalanmış Gülüstan (12 ekim 1813-cü yıl) ve Türkmençay (10 şubat 1828-ci yıl) bağlaşmaları Azerbaycan halkının tarihinde facievi rol oynamış ve Azerbaycanın kuzeyinin işğalına getirib çıkarmışdır. Türkmençay bağlaşmasından derhal sonra imperator I Hikolay 21 mart 1828-ci yılında İrevan ve Hahçıvan hanlıklarının arazisinde "Ermeni eyaleti"nin yaradılması hakkında emr imzalayır. Bu emre göre o zaman 7 bin 331 Türkün ve 2 bin 369 ermeninin yaşadığı İrevan şeheri de "Ermeni eyaleti"nin terkibine dahil ediliyor.

    Bunun ardınca Türkmençay mükavilesinin XV bendine göre Azerbaycandan ermenilerin İrevan, karabağ ve Hahçıvana toplumsal biçimde köçürülmesine başlanılıyor. Bunun da sonucunda hebin erazilerde oturuşmuş Türkler öz yurd-yuvalarından mehrum ediliyor. Anoloji proses Türkiye ile yapıılan savaşların (1828-1829, 1877-1878) sonunda da gerçekleşdirilib. Şöyle ki, tarihi kaynaklara göre 1829-1830-cu yıllarda kafkazda (Hahçıvan, karabağ, İrevan) 40 bin Azerbaycan, 84 bin 600 Türkiye ermenisi yerleşdirilib.

    XIX yüzyyılın ikinci yarısında Türkiye, Gürcüstan ve Azürbaycan erazilerini tutmakla "Böyük Ermenistan" kimi milletçi, şovinist ideyasını gerçekleşdirmek isteyinde olan ermeniler teşkilati strukturlar yaratmağa başlayırlar. Şöyle ki, esasen haricde "knçak" (1887, Cenevre), "Daşnaksütyun" (1890, Tiflis) partiyaları, "Ermeni vetenperverler ittifakı" (1895, Hyu-York) teşkilatı yaradılıyor. Butün bu çabalara bakmayarak XIX esrin sonunda İrevan kuberniyası Türklerin sayına göre, Bakı ve Yelizavetopol (Gence) kuberniyalarından sonra kafkazda üçüncü yeri tutuyordu. Rusiya imperiyasında ilk defa olarak ehalinin siyahıya alınmasında elde olunan göstericilere göre, 1897-ci yılında İrevan kuberniyasında 313 bin 178 Türk yaşayıb. XX asrin başlanğıcında baş veren sonrakı olaylar gösterdi ki, böyle bir durum Azerbaycan halkının tarihinde facielerin devamına neden olub.

    1905-1907 yıllarda Rusiyada geden inkilab süreclerinden yararlanan ermeniler 1905-1907-ci yıllarda amaclı milli kırğın aktlarını, Bakı, Şuşa, Zengezur, İrevan, Ordubad, Hahçıvan, Üçkilse, Cavanşir ve kazakda Türklerin yurd-yuvalarından kovub çıkarmışlar.
    1905-1906 yıllar İrevan ve Gence kuberniyalarının 200, Şuşa, Cebrayıl ve Zengezurun ise 75 Türk köyünü ermeniler talan etmişler. Yazıklar olsun ki, tarihi kaynaklarda o yılların olaylarını özünde gösteren çok az sayda sened (belge) korunub saklanmışdır. Lakin bu olayların baş vermesini delilleyen faktlar M.S.Ordubadinin "kanlı yılla", M.M.Hevvabın "1905-1906-cı yıllarda ermeni-müsulman müharibesi" kitablarında öz eksini bulmuşdur. Hebin kitablarda danışılan olaylar o zamanın metbu neşrleri, şahid söylemeleri esasında hazırlanıb.

    1918-1920-ci yıllar. Statistik bilgilerele demek olar ki, 1905-1907-ci yıllarda olmuş olaylardan sonra Türklere karşı toplumsal repressiyalar gizli biçimde yapılıb. 1916-cı yılın bilgileri gösteriyor ki, 1831-ci yılla mükayisede hebin yıl İrevan kuberniyasının 5 eyaletinde ehalinin sayı 40 defa artarak 14 bin 300-den 570 bin neferedek yükselmişdir. Ancak hebin zaman kesiyinde Türklerin sayı cemi 4,6 faiz artarak 246 bin 600 nefer teşkil etmişdir. Yahud başka bir örnek, eger 1886-1897-ci yıllarda ahalinin son artımı 40 bin nefer olmuşsa, 1905-1916-ci yıllarda bu say toplam 17 bin nefer olub. Halbuki hele 1905-ci yılında 1886-cı yılla mükayisede ahalinin sayı 61 bin nefer çok olmuştur. Bu saylar çar Rusiyasının yönetimi dönebinde ermeni nasistlerinin şovinist siyasetinin hayata keçirmesinden, "Türksüz Ermenistan" planının gerçekleşdirmesi yönünde Türklerin kovulmasından sorak veriyor.

    Birinci dünya savaşından sonra Rusiyadakı durumdan yararlanan ermeniler 1917-ci yılında baş vermiş şubat ve ekim inkilablarından sonra öz isteklerine bolşevizm bayrağı altında çatmağa çaba gösterirdiler. Bakı komunnası eksinkilabi elementlerle direniş şüarı altında 1918-ci yılın martından başlayarak bütün Bakı kuberniyasında yaşayan Türklerin çıkarılması amacını güden cinayetkar planın gerçekleşdirilmesine başlayır.
    O günlerde ermenilerin etdiyi cinayetler Azerbaycan halkının yaddaşında silinmez iz koyub. Tekce milli kimliyine göre binlerle dinc Azerbaycan türkü mahv edilib. Ermeniler evleri yandırıyor, insanları diri-diri oda atırdılar. Onlar milli arkitektur hezineleri, mektebleri, hastanelerı, mescidleri ve diger tikilileri dağıdır, Türklere karşı soykırımı çok özel bir keddarlıkla Bakı, Şamahı, Kuba, Karabağ, Zengezur, Hahçıvan, Lenkeran ve Azerbaycanın diger erazilerinde heyata keçirirdiler. Bu torpaklarda kütlevi kaydada dinc ahali kırılmış, köyler yandırılmış milli uykarlık abideleri mehv edilmişdir.

    1918-ci yılın mart-nisan aylarında Bakı, Şamahı, Kuba, Muğan ve Lenkeranda ermeniler 50 bin Türkü katle yetirmiş, 10 binlerle insanı öz torpaklarından kovmuşdur. Tekce Bakıda 30 bine yahın Türk özellikle amansızlıkla öldürülüb. Şamahıda 58 köy dağıdılmış 7 bin nefer (1653 kadın, 965 çocuk) mehv edilmişdir. Kuba erazisinde 122 (Türklerle birlikde burada yaşayan yehudiler de kırğına meruz kalmışdır), Karabağın dağlık bölgesinde 150, Zengezurda 115, İrevan kuberniyasında 211, Kars eyaletinde 92 köy yerle yeksan olunub, ahali üzerinde yaş ve cinse bakmadan ketliam hayata keçirilib. İrevan Türklerinin çoksaylı müracietlerinin birinde ("Aşhadavor" ("emekçi") gaztesi, 231, 2 kasım 1919-cu il) gösterilirdi ki, Türklerin bu tarihi şeherinde ve onun etrafında kısa zaman erzinde 88 kend (köy) dağıdılmış, 1920 ev yandırılmış, 131 bin 970 nefer ise öldürülmüşdür.

    28 mayıs 1918-ci yılında Azerbaycan Demokratik Respublikasının yaradılması da kurbansız ötüşmemiştir. ADR-in Nazirler Sovetinin başkanı F.H.Hoyskinin dış işler naziri M.K.Gencinskiye yazdığı mektubda deyiliyor: "Ermenilerle biz bütün dartışmalara son koymuşuk. Onlar ultimatumu alkışlayıb savaş ile kurtaracaklar. Biz ermenilere İrevanı güzeşte getdik". Zakafkaziyada 3 suveren respublikanın yaranması ve müttefiklerin yardımı ile Ermenistan arazisi 1 milyon 510 bin nefer ahali ile (795 bin ermeni, 575 bin Türk, 140 bin diger halklar) 17 bin 500 ingilis kvadrat mili boyutunda oluyor. Bununla yetinmeyen ermeniler heç bir şeyi aldırmadan "Böyük Ermenistan" ideyası etrafında Gürcüstanın terkibinde olan Ahalkalaki, Borçalı, Azerbaycanın Karabağ, Hahçıvan, Gence kuberniyasının güney bölgesine de iddia ireli sürüyorlar. Güc hesabına bu arazileri özlerine (kendilerine) birleşdirmek çabası Gürcüstanla savaşa (aralık 1918), Azerbaycanla ise uzun müddetli kanlı direnişe getirib çıkarıyor. Hansı ki, sonucda mübahiseli arazilerde ahalisinin sayı 10-30 faiz aşağı düşüyor.

    1918-1920-ci yıllar. Toplumsal repressiyalar sonucunda şuanki Ermenistan arazisinde yaşayan 575 bin Türkden 567 bini öldürülmüş ve yurddışı edilmişdir. 1920-ci yıl nisanın evvelinde Tiflisde Zakafkaziya respublikalarının nümayendelerinin bulunması ile "sovetleşme tehlükesinden birge korunma" konusunda keçirilen konfransda ermenilr beyan ediyorlar ki, onlar heç zaman var olan arazi ile yetinmeyecekler ve işbirliyinden kaçıyorlar.

    Buradan şöyle sonuca varılıyor ki, 1920-ci yılın yazında ermenilerin Karabağda, Zengezurda, Kazakda, martın 22-de Nevruz bayramı günü Şuşada, sonradan ise Esgeran, Hankendide aktiv konuşmaları onların Moskva ile ilişgiye girerek Azerbaycanın milli hükumetini devirmek ve burada sovet hakimiyyetini kurmak isteyinden ireli geliyormuş.

    Ermenilerin bolşevikler karşısında etdikleri hizmetler çok keçmiyor ki, deyerlendiriliyor. Sovet Azerbaycanının o zamankı rehberi Heriman Herimanov Moskvanının tazyiklerine dözmeyib 1920-ci yıl aralğın 1-de "Zengezur ve Hahçıvanın ümumi sahesi 9 bin kvadrat metr olan bir sıra arazilerinin Sovet Ermenistanının terkibine verilmesi hakkında" deklorasiyaya imza atıyor. Bu faktlardan göründüyü gibi, ermeniler öz şovinist amaclarına çatmak üçün beynelhalk hükuk normalarını aldırmadan bütün olumlu araclar ve metodlardan yararlanmışlar.


    Siyasi-hükuk deyerlendirmesi

    Azerbaycan Demokratik Respublikası yarandıkdan derhal sonra 1918-ci yılın mart olaylarına, Türklerin ermeniler tarafindan mahv edilmesi meselesine dikkat yetirildi. 1918-ci il temmuz ayının 15-de Nazirler Soveti mart faciesinin, İrevan kuberniyasında baş vermiş ağır cinayetlerin araşdırılması ve öyrenilmesi üzre komissiya yaradılması hakkında kerar kebul etdi. Mart faciesi ve diger ermeni cinayetleri ile bağlı beynelhalk toplumu bilgilendirmek amacıyla ADR Dış İşler Nazirliyinde hüsusi struktur yaradıldı. ADR 1919-1920-ci yılların 31 mart gününü ümumhalk hüzn günü gibi kayıt etdi. Lakin ADR torpaklarımızın işğal edilmesi ve Türklerin soykırımına maruz kalması meselesinin hukuki-siyasal deyerlendirilmesi işini başa çatdırmadan sükuta uğradı. Bu meseleye bir de Azerbaycan öz bağımsızlığına kovuşdukdan sonra dönmek mümkün oldu.


    Azerbacanın Quba şehrinde Yeni bulunmuş mezarlık ölenler Azerbaycan Türkleri ve yahudilerdir.




    NOT: Quba'da dağ yahudileri azınlık olarak yaşıyorlar.








    Henüz kazıntılar devam ediyor şuana kadar 400 ceset bulunmuş, keşke gidib gözlerinizle görme imkanınız olaydı asıl vahşeti kim yapmış görmüş olurdunuz,aslında arşivlerin neden açmadığın bu olaylar açıkca görsetiyor,Değilmi?


    HOCALI SOYKIRIMI

    Tarih; 26 Şubat 1992
    Yer; Azerbaycan >> Hocalı


    Hocalı Soykırımı (Xocalı Soyqırımı), Karabağ Savaşı sırasında 25 Şubat 1992 ve tarihinde Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde Azerbaycanlı sivillerin, Haylar tarafından katliamı olayıdır. Azerbaycan kaynaklarının ve Memorial, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine göre katliam, Rus 366. Motorize Piyade Alayı'ın desteğindeki Hay silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirmiştir. Azerbaycan kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Saldırıda ölenler hakkında Azerbaycan resmî kaynaklarının bildirdiği rakam 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 kişi olmakla birlikte , katledilen toplam Azerbaycanlı sayısının bin 300 kişi olduğu tahmin ediliyor .

    Katliamın ardından Azerbaycan, Hankendi'ndeki 366. Motorize Piyade Alayı'nın saldırıya katıldığını açıkladı. Çünkü saldırıda gelişmiş konvansiyonel silahlar kullanılmıştı. Bunlar değil bölgedeki yerel gruplarda, yeni oluşmaya başlayan Azerbaycan ve Hay ordularında bile yoktu. Rus tarafının tersini söylemesine karşın alaydan firar eden üç Rus askeri 3 Mart 1992'de düzenledikleri basın toplantısında, Hıristiyan Ermeniler yanında Müslüman Azerbaycanlılara karşı savaşmalarının istendiğini itiraf etti.


    Tarih; 26 Şubat 1992

    Yer; Azerbaycan >> Hocalı


    Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars’ta Ağrı’da Van’da Erzurum’da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
    Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu.Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı… Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:


    -Akcik, manc?.. (Kız mı, oğlan mı?)

    -Akcik… (Kız)

    Bu cevap üzerine ‘oğlan’ diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

    +18 içerik yönetim tarafından düzenlenmiştir.lütfen sitemizde bu tür paylaşımlarda bulunmayalım.


    -Tun shahetsar, inger… (Sen kazandın, yoldaş)

    -Yes shahetsapayts ays bubrikii inc bes bidigisdana. ..

    (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

    -Mayrigi bedge gisdatsine. (Annesi besleyecek elbette)

    Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

    -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)

    Aynı dakikalarda Hocalı’nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. iki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

    -Asixn ma/, cimi yev bizdige, aveg gindirnadabidi. Gidiresek…

    (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın…)

    Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü…Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.

    Bu iki olay Hocalı’da bundan çok değil yalnızca 17 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri Türkü çeşitli yöntemlerle vahşice katledilmiştir.

    Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye’de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.

    26 Şubat’ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi’nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366′nci Rus Motorize Alayı, Hocalı’ya saldırarak tarihin en vahşi katliamlarından birini yaptılar.

    26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hale getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşice katlettiler.

    Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı’da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbi deneylere tabi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı

    kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.

    Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan’ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı’nın resmi varken, Ermenistan Milli Marşı’nda “Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.

    Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı’ya, eski Sovyet ittifakı Silahlı Kuvvetleri’ne ait 366. Alay ‘ın desteği ile Ermeni Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk’ünün hayatını kaybettiği resmi olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.

    Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.

    Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı’ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı’da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet’nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: “Pek çok savaş hikayesi dinledim. Faşistlerin zulmünu işittim, ama Hocalı’daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz”

    Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksütyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996′da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ’da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, ‘Hocalı Katliamı’ başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu

    Ermeni caniler içinlerindeki kini kusmuş çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden soydaşlarımızı canice katletmişlerdir.. Öyleki bu canilerin babaları, dedeleride Kars**ta, Erzurum**da, Van**da, Diyarbakir**da, Adana**da yani yurdumuzun çeşitli yerlerinde aynı şeyleri yapmışlardır. Bu cani, nankör kişilerin evlatlarıda Hocali**da aynı şeyleri yaparak savunmasız insanlari canice katletmişlerdir.

    Ermeni katliamı tarihe kanlı sayfalarla yazılmalıdır.. Bu sadece Azerbaycan Türklerine değil tüm Türklere yapılmış bir katliam olarak tarihe kara leke olarak geçmelidir.. Günümüzde Ermeni soykırımı olarak tüm dünyayı arkasına çekmek isteyenler önce bunun hesabını vermelilerdir. Tarihten bi haber siyasetçilerimiz soykırım iddialarıyla bizleri köşeye sıkıştırmak istenlere bu belgeleri yüzlerine tokat gibi çarpmalıdır.

    Hocalı da hayatini kaybetmis tüm soydaslarimiza Allah'tan rahmet diliyorum.


    Hocalı Katliamı hakkında bilgi

    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

  10. #10
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5

    Abd'li senatörden diasporaya tokat gıbı cevap: Hocalı soykırımı tanınsın

    Her fırsatta sözde Ermeni soykırımını gündeme getiren, Türkiye’yi karalamaya çalışan ve bunun ateşli savunuculuğunu yapan ABD’deki Ermeni diasporasına, Amerikalı bir senatörden tokat gibi bir açıklama geldi. ABD Kongresi’nin Ulusal İlişkiler Komisyonu Üyesi Don Barton, Kongreyi Hocalı soykırımını tanımaya çağırdı. Barton, Temsilciler Kurulu'nun toplantısında yaptığı konuşmada, “Dünyadaki tüm toplumlar bunu bilmeli ve hatırlamalıdır. ABD Kongresi, Hocalı soykırımını tanımakla ulusal toplumun uzun yıllardan beri bu konuyla ilgili sessizliğini bozacaktır. Zaman zaman üyeler, aslı olmayan sözde 'Ermeni soykırımını' tanımaya çağırılsalar da, Ermenilerin Hocalı'daki katliamlarından tek bir kelimeyle bahsedilmemiştir” dedi.

    Barton, Hocalı adlı Azerbaycan şehrinin 1992 yılında Ermeniler tarafından silindiğini, tüm Azeriler için Hocalı sözünün acı, hüzün ve gaddarlık anlamına geldiğini belirttiği konuşmasında, “26 Şubat 1992 tarihinde, Ermeni askerleri, Hocalı'da 613 kişiyi öldürmüş, tüm aileleri parçalamış, 1.275 kişiyi esir almıştır; 1.000 kişi sakatlanmış, 150 kişi de kayıplara karışmıştır” dedi.

    Barton, konunun ABD Kongresi gündemine getirilmesini ve Hocalı soykırımının tanınmasını istedi.

    ABD Kongresi’nin Azerbaycan Heyeti Eşbaşkanı, Demokrat Kongre Üyesi Solomon Ortiz de, Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin Dağlık Karabağ ve yedi bölgeyi işgal etmesi sonucu 1 milyon Azerbaycanlının göçmen ve mülteci durumuna düştüğünü söyledi.
    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •