Babanla, kızına sorsana

Ahmet Altan, “vergi kaçakçılığı” ile suçlanmalarını, “medyanın cezalandırılması” olarak değerlendiren Doğan Grubu için şu soruyu yöneltmiş:
Sahip olduğu gazetelere ve televizyonlara gerçekten “medya” denilebilir mi, yoksa onlar iktidar oyununda rol alan “siyasi organizmalar” mı?
Edebiyatı çok seven Ahmet Altan’ın bu ara “tencere dibin kara” akımının etkisinde olduğu ortada.
Bir Genel Yayın Yönetmeni’nin, “367 rezaletinde, cumhurbaşkanlığı seçiminde, türban olayında, ordunun 27 Nisan muhtırasında Hürriyet gazetesi bir gazete gibi mi yoksa ‘gizli bir iktidarın’ aracı gibi mi davrandı?” diye sorabilmesi için, sicilinde başta Ümraniye soruşturması ve terör saldırıları olmak üzere, “belli başlı” konularda bilgi kirliliğine sebebiyet, olmaması gerekmez mi?
Veya bu soruyu yöneltecek kadar “gazeteciliğe düşkün” olan birinin, önce kendi patronlarının, yani cebine giren paranın “hangi sermaye iktidarının aracı” olduğunu sorgulaması beklenmez mi?
Hele şu “Hukuk dışı uygulamaları sonuna kadar destekleyen yayın organlarına ‘medya’ diyebilir miyiz?” sorusundan çok etkilendim. Nasıl bir gözükaralıksa artık, Altan belli ki, “Biri de çıkar da, bana ‘Sızdırılan bilgi ve belgeleri yayımlayarak, soruşturmanın gizliliğini çiğneyerek, halkı tahrik edip kin ve isyana sürükleyerek bizzat hukukdışı uygulamalara imza atan sen değil misin. Bu ne pişkinlik...’ diye sormaz mı” diye hiç düşünmemiş.
Altan, “Doğan Grubu’nda gazetecilik mi, başka bir şey mi” sorusunu köşesinden yönelterek, eline belge sıkıştıran olmadığı takdirde, araştırmacı gazetecilikte çuvallamaya mahkum olduğunu da kanıtlamış. Gazeteci dediğin zamanla yarışmaz mı?
Madem bu kadar önemli, madem bu kadar merak ediyorsun, köşenden sorup, seni muhatap alan biri çıksın da cevap versin diye bekleyeceğine, Milliyet’te yazan babana veya Vatan’da çalışan kızına sorsana!...



* Çetin Altan, Milliyet yazarı
* Sanem Altan, Vatan muhabiri