• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #0000FF'>Mavi Duvar</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-07-2007
    Mesajlar
    6,929
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6

    Akrep ile Yelkovan

    Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
    düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
    bulmuşum seni...

    Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
    ben...

    Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
    sen...

    Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
    oynayabilmişiz bu oyunu...

    Mutluluğa gösteremediğimiz
    tüm sabırlarımızı tüketivermişiz hüzünlerimiz
    uğruna...

    Birbirimize karşı işlediğimiz ihanet
    suçlarının hiçbirini işlememişiz bu oyuna karşı...

    Hep
    yarım kalmış ve hep devam etmiş hikayemiz... Hep devam
    etmiş akrep ve yelkovanın hikayesi...

    ......

    Bir erkeği anlatır yelkovan...

    Hep, bir yerlere veya
    bir şeylere geç kalmak üzereymiş gibi koşuşturan, hep,
    günlük bile değil “saatlik” yaşayan bir erkeği...

    Gözü
    sadece önündeki yaşanmamışlardadır, geçmişte kalanları
    silip atmaya çalışır sadece...

    O, akrep gibi
    değildir...

    Akrep, tüm hayatı küçük ve sevimli bir
    kaplumbağa gibi yavaş yavaş yaşar...

    Her anı
    değerlidir...

    O bir nefes aldığında, bir adım
    attığında çok insan için bir sevişme başlayıp bitmiş
    olur belki ama o, her şeye rağmen doğru erkeği
    bekleyen bir kadındır...

    *

    Her hangi bir saatin içinde kesişir yolları...

    Bir
    süre aynı odanın içinde birbirlerinden habersiz
    yaşarlar belki...

    Ama er ya da geç tanışma vakti gelir
    ve (Havva’nın Adem’den başka seçeneği olmadığını
    anladığında yaptığı gibi ) aşık olur akrep, erkeğe...

    Yelkovanın da çok zamanını almaz (Adem’in yalnız
    kalmamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenebilmek için
    Havva’yı istemesi gibi) kadınına aşık olması...

    Geçmişin bugüne bıraktığı en değişmez ve en katı
    kurallı oyunudur aşk ve oynarlar bu oyunu tüm
    alışıldık kurallarıyla...

    Tek vücutlardır artık...
    “Saat on iki olmuş”, der insanlardan biri diğerine,
    artık uyku vakti geldi...”

    ” Anne saat altı buçuk,
    pembe dizin başlamış...

    ” Sessiz sedasız sürer aşkları,
    hayatın zamana endekslenmiş tüm sıradanlıklarına
    inat...

    Sonra her aşkta olduğu gibi onların da
    sıradanlaşır hayatları...

    Heyecanlar yerlerini
    alışmışlıklara bırakırlar...

    Ve aşkın en acımasız
    kuralı gösterir kendini saklandığı yerden... Zaman
    eskitir sevgileri...

    Adam, arkasına bile bakmadan çeker gider ve yalnız
    bırakır akrebi uçsuz bucaksız gibi görünen kapkaranlık
    bir gecenin orta yerinde...

    Kadın ağlar, mendiller
    tükenir...

    Kadın aşktan nefret eder, sözler verir
    kendi kendine gelecekte yapmayacaklarına dair,
    kapılarda bırakılmışlığın verdiği kimsesiz öfkelerini
    kusarak...

    Akrep bir daha kimseye güvenmeyeceğini
    söyler defalarca benliğine... Uçlarda yaşamaya
    başlar...

    Ya ağlar saatlerce ya da gülmeye başlar
    birden olur olmaz her şeye...

    Ya yemeğe verir kendini,
    bir zamanlar yelkovanına daha akrepsi görünebilmek
    için savaş verdiği tüm rejimlere inat, ya da bir lokma
    geçmez, erkeğin giderken bıraktığı sözlerin saplanıp
    kaldığı boğazından...
    Ya insanlardan nefret etmeye
    başlar ya da aşık olur önüne ilk çıkan yelkovana...

    Kadınının “ne olur gitme”lerine tıkamıştır
    kulaklarını yelkovan...
    Akrebe yapamadığı açıklamalar
    ardı ardına geçer aklından...

    “Aşk heyecandır, aşk
    dokunmaktır, hem doktorlar ne diyor en uzun aşk bile
    üç yıl sürermiş...

    ” Daha güçlü görünmek için söylenen
    bu zehirli yalanlar, içindeki tüm acıma yetilerini de
    alır erkeğin...

    Geriye dönüş yolunu tıkamıştır çoktan
    yeni heyecanlara koşma isteği...

    Yelkovan için,
    kadınının aksine, tek bir seçenek vardır...

    Önüne
    çıkan ilk akrebe boyun eğecek, ilk heyecanın, ilk
    duygusuz sevişmenin adını aşk koyacaktır...

    Aynı saatin içinde dönüp dolaşan her akrep ve her
    yelkovanın kaderleri, saatlerle ölçülen zamana göre
    bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı sevişme
    sonrasında tekrar kesişir çünkü bazı insanlar sadece
    birbirleri için yaratılmıştır...

    Köşeden dönüverir
    birden erkek, göz göze gelirler...

    O an hiçbir yazarın
    kaleme alamayacağı kadar çok düşünce, hiçbir kalp
    çarpmasının hissedilemeyeceği kadar bir hızda geçer
    gider akıllarından...

    Sonra birden bir “merhaba”
    dökülüverir birinin dudaklarından...

    Kimin söylediği
    önemli değildir o an, tek düşündükleri birbirlerine
    hala eskisi kadar “tanıdık” olduklarıdır...

    Birden
    birleşiverir bedenleri...

    Meğer ne kadar sıcakmış o
    hala, ne kadar özlemişlermiş meğer birbirlerini...

    Aynı saatin içinde biten her aşk, saatlerle ölçülen
    zamana göre bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı
    sevişme sonrasında tekrar başlar çünkü bazı insanlar
    sadece birbirleri için yaratılmıştır...

    Zaman hiçbir
    acıyı unutturamaz belki, ama, o an her şeye rağmen
    mutlu oldukları gerçeğini görebilecekleri kadar
    eskitir...

    Yeniden birlikte olabilmek o kadar güzeldir
    ki...

    O kadar güzeldir ki unutulmaya yüz tutmuş tüm
    sevmeleri yeniden hatırlamak, yeniden aynı şarkıları
    beraber dinleyebilmek ve kitaplıklarında hala aynı
    kitapların olduğunu fark etmek...

    Mutludurlar... Çünkü
    güzel olan hiçbir şeyin değişmediğini görmeye
    çalışmak, başarısız olana dek, aşkın en zevkli ve en
    mutlu oyunudur...

    Ama aynı saatin içinde yeniden başlayan her aşk,
    saatlerle ölçülen zamana göre bir dakika, aşka göre
    ise birçok duygulu sevişme sonrasında tekrar biter
    çünkü bazı acılar sadece, aynı insanların mutlaka
    tekrar yaşamaları için yaratılmıştır...

    Zaman hiçbir
    seviyi unutturamaz belki, ama sadece; eski acıların
    ölmediğini, yalnızca halının altına aceleyle
    atılıverdiğini ve her an hatırlanmaya hazır olduğunu
    gördükleri ana kadar güzel kalmasına izin verir...
    Yeniden acıtılmak o kadar kötüdür ki...

    O kadar
    kötüdür ki unutulmaya yüz tutmuş tüm kavgaları yeniden
    yapmak, hayatlarındaki her şeye yeniden alışmak...
    Mutsuzdurlar...

    Çünkü halının altına aceleyle atılan
    hiçbir acının yok olmadığını görmek ve tüm
    alışmışlıklara yeniden “merhaba” demek aşkın en acıtan
    oyunudur...

    Her şey sıralı ve kurallı bir döngü içinde devam
    eder...

    Tekrar başlar aşklar, yeniden biter ama akrep
    ve yelkovanın hikayesi aşka dair bitmeyecek tek
    hikayedir; zaman, bir gün saat tam on ikiyi
    gösterdiğinde durmadıkça...

    ......

    Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
    düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
    bulmuşum seni...

    Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
    ben...

    Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
    sen...

    Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
    oynayabilmişiz bu akrep ve yelkovan oyununu...

    Şimdi sonu gelmeli bu oyunun...

    İkimiz de sıkılmadık
    mı geçmişten kalma öykülerimiz yüzünden yarına
    bakamamaktan...

    Şimdi bitirmelisin bu oyunu...

    Ya bekle zamanın
    duracağı günü bu sonu gelmeyen ayrılık ve
    kavuşmalarla, ya da çıkar bu saatin pillerini saat tam
    on ikiyi vurduğunda...


    ALINTI

  2. #2
    MƋƔį... blond_41 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    6,508
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    çok güzel bir yazı teşekkürler mavi duvar
    Umutlar kaynıyor ufuklarımda
    Umut bırakmadın yarınlarımda
    Yeter düşündüğüm anılarımda
    Hayalim gerçeğe dönüşüversin...


    Tıkla ve Gör

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •