• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Lnx
    <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> çevrimdışı
    (-∞,∞) <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2006
    Mesajlar
    9,093
    Karizma Gücü
    7

    'Darwin Yılı'nda Darwinizm çöküyor...

    Star yazarı Mustafa Akyol bilimin Ateizmden çark edişini anlatıyor. İşte yazısı:

    Doğa kanunlarının tasarımı

    İçinde bulunduğumuz sene, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin'in 200. doğum yılından hareketle, 'Darwin Yılı' ilan edilmiş durumda. Bu nedenle de onun geliştirdiği evrim teorisiyle her zamankinden daha sık karşılaşıyoruz. Bu teoriyi kendi dünya görüşlerini desteklemek için kullanan materyalistlerin de sesi yüksek çıkıyor. Peki ama bu ses ne kadar inandırıcı?
    Önce doğru soruları sormak lazım. İlk soru, 'Darwinizm geçerli bir teori mi, değil mi' sorusudur ve uzun zamandır tartışılagelmektedir. Ancak daha da önemli olmasına rağmen çoğu kez atlanan bir başka soru daha vardır: 'Darwinizm geçerli olsa ne olur? Bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkar?'
    Ateistlerin çıkardığı sonuç malum: Canlılığın amaçlı bir 'yaratılış' ile değil, kör bir evrim süreci ile ortaya çıktığını söylüyorlar. Bu evrim sürecinin de iki temel dinamiği var: Bir, fiziksel, kimyasal ve biyolojik 'doğa kanunları.' Bir de bu kanunlar sınırında gelişen rastlantısal olaylar. Ateistler, bu 'doğa kanunları + rastlantı = hayat' formülünü kabul ettirdiklerinde, 'yaratılış'ı da devreden çıkaracakları kanısında.





    Oysa durum hiç öyle değil...
    Bunu görmek için 'doğa kanunları'na biraz yakından bakmak gerek. Bunların evrenin işleyişini düzene koyan sabit kurallar olduğunu biliyoruz. Örneğin su mutlaka 100 derecede kaynıyor. Attığımız taş, yerçekimi nedeniyle, mutlaka yere düşüyor. İyi ama bu kanunlar neden var? Ve dahası neden oldukları gibiler?
    Evrim teorisi üzerinde kafa yoranlar bu soruyu uzun süre ihmal etmişlerdi. Konuyu ele alan ilk bilim adamı, aynı zamanda bir felsefeci olan Lawrence Joseph Henderson oldu. Henderson, 1913 yılında yayınlanan 'The Fitness of the Environment' (Doğanın Uygunluğu) adlı kitabında, Darwinizm'in temel bir unsuru olan 'uygunluk' kavramını doğaya adapte etti. Buna göre, başta su olmak üzere, yeryüzündeki 'malzeme', hayata imkan sağlamak için olabilecek en ideal yapıdaydı.
    Yani, eğer evrim gerçekten dört milyar yıl sürmüş büyük bir gösteri ise, bunun 'sahnesi' çok iyi hazırlanmıştı.
    Bu görüş, 1960'larda fizik alanında elde edilen yeni bulgularla güçlenmeye başladı. Tüm doğa kanunlarının temeli olan yerçekimini, nükleer kuvvetleri ve elektromanyetik kuvveti inceleyen fizikçiler, bunların şaşırtıcı derecede 'iyi ayarlanmış' olduğunu düşünmeye başladılar. Çünkü bunların değerlerinde en ufak bir farklılık olsa, üzerinde yaşamın yeşerebileceği Dünya gibi gezegenler hiçbir zaman var olmayacak, hatta maddeyi oluşturan elementler bile ortaya çıkmayacaktı.
    1973 yılında Kopernik'in 500. doğum yıldönümü anısına düzenlenen büyük bir sempozyumda konuşan teorik fizikçi Brandon Carter, bu yaklaşımın adını da koydu: 'Anthropic Principle', yani 'İnsani Prensip.' Carter'e göre doğa kanunları, biz insanların içinde yaşayabileceği bir evrenin ortaya çıkması için özel olarak tasarlanmış gibiydi.
    Bu 'kozmik tasarım'dan Allah'ın varlığına varmak da pek çok kişi için zor olmadı. İngiliz düşünür Anthony Flew gibi kararlı ateistleri fikrinden caydıran, 'yanıldım, Tanrı varmış' dedirten de, modern fiziğin vardığı bu noktaydı.
    Ateizmden çark eden bir başka Batılı düşünür olan Patrick Glynn ise, 'Post-Seküler Dünyada İnanç ve Aklın Uzlaşısı' altbaşlığını taşıyan 'God: The Evidence' adlı kitabında şöyle diyordu:
    'Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor... Bu ise, bizi Tanrı'nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.'


    Kaynak
    103
    ~
    cordy~


    ƒ(φ)=∞

  2. #2
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,389
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Son kisim herseyi ozetliyor zaten
    'Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor... Bu ise, bizi Tanrı'nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.'
    Zaten sorun inanmak ya da inanmak degildir... Zaten hep inkar(Red) edip ya da etme me meselesiydi.... Inkar etme basvurulan metodlar ortada... Ama bilimin tespitleri onyargili tersinden yorumlanmistir... Bircok kanit yillardir zaten vardi... Bunca yildir niye beklenmis iste bunu sorgulamak geerkir... Flew gibi Iunlu Ingiliz Filozofun ozellikle 50 yil sonra atesli savundugu Ateistiligini red etmesinin arkasinda KABULLENMEYI ozellikle Ateist kesim sorgulamaya baslamistir... Sorgulanmadan devam edilen diretilen bu fikrin savunucularin kedni cizgilerine olan samimiyetlerine golge dusurebilirler....


    Tesaduf otesi bir durumda bende bilim ile din arasinda elle tutulur ortak bir ispatti kanitlariyla yazmistim. Bu konuyla da alaksindan oturu ilginizi cekebilir...

    Kirlian Fotoğrafçılığı'nın Felsefe ve Din arasındaki bilimsel ilişkisi! adli konunun linki:
    http://www.turkforum.net/1108607005-kirlian-fotografciliginin-felsefe-din-arasindaki-bilimsel-iliskisi.html


    Bu dalga bakalim daha ne tur etklilere vesile olacak gorup bakalim...
    Bu mesaj en son " 04.03.09 " tarihinde saat 21:58 itibariyle dara78 tarafından düzenlenmiştir...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    mustafa akyolun sitesini uzun zamandır ziyaret etmiyordum.
    paylaşmınızla hatırlattığınız için teşekkür ederim.

    önceki yazılarından da ben alıntı yapmak istiyorum :

    "nemrut dağına gidip büst heykelleri gördüğünüzde bunları kimin yaptığını merak ediyorsunuz, bu sadece çamurdan ve birkaç toprak cinsinden oluşmuş sanat eserlerinin yağmurun yağması, şimşeğin çakmasıyla 3 milyar senede 'kendiliğinden' oluşmuş olabileceği gibi bir saçmalık! aklınızın ucunden bile geçmiyor. Çünkü ortada bir "tasarım" var. tasarım ise bir tasarlayan olmadan düşünelemez.

    Peki birkaç toprak cinsinin kendiliğinden bir yüz oluşturabileceğine inanmıyoruz da, bir insan organizmasının işleyişi konusunda binlerce yıllık bilim mirasına, onlarca yıllık uzmanlık çalışmalarına rağmen işleyişi karşısında her geçen gün hayretler içinde kaldığımız bu mükemmel organizmamızın niçin "kendi kendine" olabileceğini düşenebiliyoruz?"

    bir domates fidesi, topraktan hangi mineralleri alarak domatesi oluşturabileceğini biliyor, diyemiyoruz, çünkü aklı ve şuuru yok. kendi kendine bir mineral emiliminin tam da bizim göz, dil zevklerimize göre ve vucudumuzun ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde oluştuklarını söyleyebiliyoruz ( evrimciler söylüyor en azından ). Burada unuttuğumuz bir durum var: "bir şeyin nasıl işlediğini açıklayabilmek, onun kendi kendi olduğu manasına gelmez."

    madem o işleyişi biliyorsunuz, akıllı canlılar olarak topraktaki minerallerden ağaçların ve bitkilerin bizlere sundukları meyve ve sebzeleri bilim insanları sunsunlar bakalım. toprak orda, minerallerde orda. akıllı varlıklarının binlerce yıllık bilim mirasına rağmen yapamadıkları şeylerin "kendi kendilerine olduğunu" düşünmek insana özgü bir davranış olmayacaktır.
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  4. #4
    Gökhan09 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-05-2006
    Mesajlar
    3,420
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı dara78 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Son kisim herseyi ozetliyor zaten


    Zaten sorun inanmak ya da inanmak degildir... Zaten hep inkar(Red) edip ya da etme me meselesiydi.... Inkar etme basvurulan metodlar ortada... Ama bilimin tespitleri onyargili tersinden yorumlanmistir... Bircok kanit yillardir zaten vardi... Bunca yildir niye beklenmis iste bunu sorgulamak geerkir... Flew gibi Iunlu Ingiliz Filozofun ozellikle 50 yil sonra atesli savundugu Ateistiligini red etmesinin arkasinda KABULLENMEYI ozellikle Ateist kesim sorgulamaya baslamistir... Sorgulanmadan devam edilen diretilen bu fikrin savunucularin kedni cizgilerine olan samimiyetlerine golge dusurebilirler....


    Tesaduf otesi bir durumda bende bilim ile din arasinda elle tutulur ortak bir ispatti kanitlariyla yazmistim. Bu konuyla da alaksindan oturu ilginizi cekebilir...

    Kirlian Fotoğrafçılığı'nın Felsefe ve Din arasındaki bilimsel ilişkisi! adli konunun linki:
    http://www.turkforum.net/showthread.php?t=1108607005


    Bu dalga bakalim daha ne tur etklilere vesile olacak gorup bakalim...

    http://en.wikipedia.org/wiki/File : Kirl66_g.png e'den sonraki ve K'dan önceki boşlukları siliniz

    Bahsettiğin konuyla ilgili. Sana göre demek ki madeni paralar da canlı oluyor.

    Ayrıca bu görüntüye "corona discharge" sebep oluyormuş.

    Corona discharge de, bir iletkenin çevresindeki sıvının iyonizasyonu sonucu oluşan elektrik deşarjına deniyormuşşşşşş.

  5. #5
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,389
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5

    Fikir

    Ben Nemrut gidip bizzat gordum... Orda Dunyada yagmalanmamis(hemde TEK) DAGIN TEPESINI TRASLAYIP KESIP PRAMIT YAPILMISTIR!... BU PRAMIT YAGMACILARDAN KORUNMASI ICIN DIS KISILARI FIRAT nehrinden cakil taslariyla pramitin ustu ozrtulmustur...

    Uzaydan uydu ve ozel isinlarla Bu pramidin giris kapisi kesfedilmistir... Bir ara Hollanda Kraliyet Ailesi fon destegiyle Restore edilmistir ama restorasyon gercege ayrkiri carpitildigi icin Restorasyona ODTU devam etmektedir...

    O camurdan olusan yildizlarin camurdan olmadigi ben degil iste kaynak soyluyor :

    Aslanlı Horoskop adı geçen göksel cisimlerin bir anlık konumlarını tasvir etmektedir. Peki ama hangi andır bu?
    Jüpiter'in yörüngesini tamamlası için 12, Mars'ın iki ve Merkür'ün bir yıla ihtiyacı olduğunu, Ay'ın ise yörüngesini bir ayda tamamladığını bildiğimize göre horoskoptaki yavaş gezegenlerin yani Jüpiter ve Mars'ın yılı, Merkür'ün ayı ve Ay'ın da günü gösterdiği ortaya çıkıyor.
    Seçimde ilk olarak Jüpiter'in Aslan Konstelasyonu'nda yer aldığı yıllar belirlenmiş ve bunlar arasından Mars'ın da yörüngenin aynı tarafına doğru ilerlediği yıllar seçilmiş. Aynı hesaplar Merkür için de yapılmış...
    Kullanılan ikinci kriter gezegenlerin Aslanlı Horoskop'a göre Mars - Merkür - Jüpiter şeklinde dizilmiş olmalarıdır.
    Sonuç olarak İ.Ö. 109 yılının 14 temmuzundaki konstelasyon seçilmiştir.
    Normal şartlar altında Merkür'ü dünyadan çıplak gözle görmek mümkün değildir. Ancak bu özel günde Merkür güneşten en uzak konumuna ulaştığı için yeryüzünden kolaylıkla seçilebiliyordu. Güneşin doğuşuyla ayın batışı arasındaki zaman farkı yaklaşık 17 dakikaydı. Eğer Ay - Kral Yıldızı buluşması dağın tepesinden görülebildiyse bu ancak çok kısa bir süre için, Ay'ın gerçek yerel saatle 19:37'de batmasından hemen önce olmalıdır yani yıldız ve gezegenlerin Aslanlı Horoskop'da betimlenmiş konumlarını almalarından sadece bir kaç dakika önce.
    Bu özel ve istisnai fenomen sadece konstelasyonun oluştuğu tarihi değil aynı zamanda kesin saati de (19:37) hesaplamamıza imkan veriyor ki bu müthiş şaşırtıcıdır.
    "Böylesine bir kabartma göksel cisimlerinin konumlarını ancak çok kabaca tasvir edebilir,"diyen bilimadamı Puchstein bu son derece ayrıntılı hesapların Aslanlı Horoskop'da yer aldığını öğrenebilseydi herhalde çok şaşırırdı.
    Bu da alintinin kaynagi:

    http://www.nemrud.nl/tr/zd_tekst1.asp


    Dikkatli okumanizi tavsiye ederim... Bu Kirlian isimalara sebep olan o madeni paralari dokunan insanlardan kaynaklanmaktadir ...



    Kisacasi dikkatli ve onyargili yaklasmayalim

    Saygilar, sevgiler...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  6. #6
    Gökhan09 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-05-2006
    Mesajlar
    3,420
    Karizma Gücü
    7
    Living things...are moist. When the electricity enters the living object, it produces an area of gas ionization around the photographed object, assuming moisture is present on the object. This moisture is transferred from the subject to the emulsion surface of the photographic film and causes an alternation of the electric charge pattern on the film. If a photograph is taken in a vacuum, where no ionized gas is present, no Kirlian image appears. If the Kirlian image were due to some paranormal fundamental living energy field, it should not disappear in a simple vacuum (Hines 2003)

    kaynak : http://skepdic.com/kirlian.html


    Kirlian photography refers to a form of photogram made with a high voltage. It is named after Semyon Kirlian, who in 1939 accidentally discovered that if an object on a photographic plate is connected to a source of high voltage, small corona discharges (created by the strong electric field at the edges of the object) create an image on the photographic plate.[1]

    kaynak : http://en.wikipedia.org/wiki/Kirlian_photography
    Benim bu olaylardan anladığım bu olayların sadece "fiziksel" olduğu.

    Sen farklı birşey diyorsan lütfen kaynağını göster.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Mustafa Akyol'un da klasik evrim karşıtlarından bir farkı yok. Aynı saçmalıkları tekrar tekrar yazmaktan öteye gidemiyor.

    "geçerli/geçersiz teori" ne demek? Böyle saçmalık olmaz. Bir çalışma zaten geçerli bulunursa teori konumuna alınır. Dediğim gibi konu evrim olunca evrim hakkında bir tane kitap alıp okumamış zırcahiller sanki evrimi yiyip bitirmiş gibi ahkam kesiyorlar. Neden kuantum teorisinde, atom teorisinde yada genel görelilik teorisinde bu gibi kimseler çıkmaz? Bu kişilerin tek dayanağı evrim teorisi üzerine uygulanan büyük bir propagandadan ibaret.

    Sanki bilim doğaüstünü inceliyormuşda beğenmemiş o yüzden gözardı ediyormuş gibi kendilerine özgü bile olmayan sağdan soldan çaldıkları saçmalıkları mantıklı şeylermiş gibi sunuyorlar. Bilim herhangi bir inanca veya dine karşılık olsun diye çalışma yapmaz. Çalışmalarınıda doğaüstü varlıklara dayandırmaz veya o varlıklara karşıtlık olsun diye sunmaz. Daha bunu bile kabullenemeyen onlarca insan var. Bunları diyince kötü biz oluyoruz sonra ve hakaretlerinde ardı arkası kesilmiyor.

    Bugün tesadüfen naylon atıkları üzerinde bakterilerin yaşadığı tespit edilmiştir. Buda ilk naylon sentezlenmesinden bu yana 50-60 yıl gibi bir süre eder. Oysa ki naylon atıkları, üzerinde bir canlının yaşamasına elverişli değildir, ölümcüldür. Aynı şekilde jetlerin iniş takımlarında da orada yaşaması mümkün olmayan normalde toprakta yaşayan bakterilerin evrimleştiği gözlemlenmiştir.

    İşte bu propagandaya saplanan kişiler, evrim teorisini ateizmle bir görürler. Hala M.Behe'nin 96 yılında yazdığı kitabı öne sürerler, William Paley'den araklama örnekler verirler. Oysa ki, M.Behe en son çıkardığı kitabında evrim teorisine ait birçok şeyi kabul edip son olarak mutasyonları yönlendiren bir "büyük mutasyoncu" var demiştir. Diğer Akıllı Tasarımcı teorisyenlerde ya avukattır ya teologdur ya fizikçidir.

    Örneğin su mutlaka 100 derecede kaynıyor.
    Su mutlaka 100 derecede kaynamaz. Adamın örnekleri bile yanlış. Suyun kaynama sıcaklığı atmosfer basıncına bağlıdır. Yüksek dağlarda atmosfer basıncı daha az olduğundan kaynama daha düşük sıcaklıklarda, demir madenleri ve düdüklü tencerelerdeyse daha yüksek sıcaklıklarda kaynar.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde EvRiMSeL tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 11.08.11, 10:05
  2. Darwin taraftarları Prag'da toplandı
    2005 Konuları bölümünde islamicforce tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 20.02.06, 19:35
  3. Darwin mahkemelik-REUTERS - PHILADELPHIA
    2005 Konuları bölümünde alkana tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 09.02.06, 15:34

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •