Enflasyon ve Dıs Ticaret Verilerinin Anlamı...

Subat ayında tüketici fiyat endeksi % 0.3 düstü (yani aylık bazda deflasyon yasandı). Geçen yılın aynı ayında
endeks %1.3 artmıstı. O nedenle son 12 aylık enflasyon rakamı sert bir sekilde %9.5’tan %7.7’ye gerilemis oldu
(asağıdaki grafik).



Enflasyon ve Enflasyon Beklentisi





2009 sonundaki enflasyon hedefi %7.5 ±200 baz puan (bu arada Merkez Bankası web sitesindeki grafiği 2003’ten itibaren koyarsa enflasyon dinamiği daha rahat görülecek; enflasyonun 2001’deki krizde sıçrayıp sonra hızla düstüğünü herkes biliyor nasılsa).

Diğer bir deyisle, mevcut durumun korunabildiği durumda enflasyon hedeflemesine geçildikten sonra ilk defa enflasyon hedefi tutturulmus olacak. Ama yine her zamankinin aksine Merkez Bankası riski bu sefer enflasyonun hedefin üzerine çıkması olarak değil hedefin altında kalması olarak tanımlıyor. Ekonominin 2001’den daha siddetli bir ekonomik kriz içine girdiği yönünde açık sinyaller vermesine bakılırsa hiç de haksız değil. Benzer sekilde enflasyon beklentileri süratle geriliyor ve Merkez Bankası’nın
endiselerine destek veriyor. Merkez Bankası anketinde daha geçen Kasım ayında bir yıl sonrasına yönelik ortalama bir %9 enflasyon beklentisi ortaya koyan ekonomi aktörleri simdi enflasyonun 2010 Subat ayı sonunda
%6.9’a gerileyeceğini öngörüyorlar.



Herkes biliyor ki, bu anketi dolduranlar gerçek fiyatlama davranıslarını yansıtmaktansa gerçeklesen enflasyonun son aylardaki dinamiğine ve en önemli
maliyet belirleyicisi olan döviz kurlarına bakarak anketleri dolduruyorlar. Ama ortaya çıkan beklentiler ekonomide çok mucizev bir talep patlaması ya da kurlarda çok siddetli ve ani bir yükselis yasanmadıkça büyük olasılıkla gelecekteki fiyatlama davranıslarını etkileyecek. O nedenle önemli.


Önemli bir gelisme, aslında ekonominin çok ciddi bir deflasyon sürecinde seyrediyor olması. Yıllık rakamlar geçmisin mirasını tasıyor ama daha yakın döneme bakıldığında ekonomideki fiyatlama baskısının siddeti daha açık ortaya çıkıyor.

Tüketici Enflasyonu




Ekonomi son 2 yılın aynı dönemlerinde fiyatlarını (endeks bazında) %2 arttırabilirken son 3 ayda arttırmak bir yana% 0.5 düsürmüs durumda (yukardaki grafik).


Proaktif (ve Doğru) Para Politikası...

Dünyanın hemen her ülkesinde para politikaları gevsetiliyor. Gelismis ülkelerden
ABD ve Japonya’da faizler sıfır ya da sıfıra çok yakın seyrederken İngiltere gecelik politika faizini %0.5’e Avrupa Merkez Bankası (ECB) %1.5’a indirdi ve indirmeye devam edecekleri sinyalleri vermeye devam ediyorlar (yandaki grafik, ECB bu süreçte kötü ve basiretsiz merkez bankacılığının iktisat derslerinde kullanılabilecek güzel bir örneği oldu). Önemli büyüklükteki gelismekte olan ülkelerde de aynı sekilde (bir Rusya haricinde) politika faizleri hızla
gevsiyor (asağıdaki Tablo).


Gelişmiş Ülkelerde Politika Fizleri






Özetle, Merkez Bankası veya Türkiye para politikasını istikrarlı sekilde gevsetmekte yanlız değil.

Dünya trendine gayet uygun hareket ediliyor.
Raporlarımızı düzenli sekilde takip edenlerin gayet iyi bildiği üzere, 2003-2007 döneminde dünya ekonomisinin hızla büyümesine (üretmesine ve gelecekte de üretmesini sağlayabilecek yatırım harcamalarına) büyük bir itici güç
olan ABD tüketimi, 2011’e kadar gibi uzunca bir süre dünyaya artık bu oranda bir tüketim imkanı sağlayamayacak.

Her zamanki tüketim pazarı daralan Asya’daki (nihai) imalatsanayi üretimi daralacak. Belki zamanla kendi dinamikleri ile yeniden üretimlerini tesvik eder hale gelebilecekler ama kısa vadede stokları hızla artacağı için üretimleri de aynı hızda daralacak. Ve zaten daralıyor. Çin gibi nihai mal üreticilerine
hammadde ve aramal temin edenler de büyük darbe alıyorlar. Örneğin, 2003 sonrasında Çin’e yaptığı ihracatla deflasyondan çıkmaya çalısan Japonya’nın Ocak ayında ihracatı %46, sanayi üretimi %10 düstü (diğer bir deyisle,
Çin’le gelen Çin’le gidiyor).

Dolayısıyla, tüm dünyada yasanan ağır bir resesyon süreci var ve tüm ülkeler bunu bir miktar yavaslatabilmek için para ve bütçe politikalarını hızla gevsetiyorlar. Bazıları bu gevsemeyi bütçe ve para politikaları ile dengeleyerek
yapıyorlar çünkü kamu borç stokları, bütçe dengeleri, ve para politikalarının kriz öncesi sıkılık seviyeleri itibarı ile böyle dengeli gitme imkanları var. Türkiye’de durum daha farklı. Hem bütçe dengeleri daha hassas hem de para politikası diğer ülkelere göre daha sıkı durumdaydı (hatta global kriz öncesinde daha da sıkılastırılmıstı). O nedenle Türkiye’de gevsetme yükünün para politikasına binmesi ve Merkez Bankası’nın diğer ülkelerdekilere göre daha hızlı faiz indiriyor olması gayet normal. Merkez Bankası makroekonomik kosullardaki siddeti giderek artan olumsuzluğu düsünerek proaktif (yani piyasaların önünde,
vizyonel bir rehberlikle) hareket ediyor. Üstelik de vizyonu doğru. Bundan daha iyi bir kombinasyon olamaz.



Çekirdek Enflasyona Dikkat Ama Yan Gözle...

Tüketim fiyatlarının üzerinde ciddi bir baskı olduğu açık. O nedenle tüketici fiyat endeksi asağıya geliyor. Ama aynı zamanda fiyatları ekonomik aktiviteyi yansıtmayacak (enerji, gıda, içki, altın gibi) fiyatlar çıkartıldığında ortaya
çıkan çekirdek (I) endeks toplam tüketici fiyat endeksinde sert düsüsü yansıtmıyor (asağıdaki grafik). Hedef çekirdek endekse değil toplam endekse tekabül ediyor ve tüketim talebine (alım gücüne) yine toplam endeks
referans oluyor. Ama buna rağmen çekirdek enflasyonu ihmal etmemek gerekir.
2008’in ilk yarısında çekirdek enflasyonun toplam endekse paralel yükselmesinde döviz kurlarındaki artısın önemli rolü vardı(aşağıdaki grafik).

Tüketici Fiyat Endeksi





2008’in sonundan itibaren toplam enflasyon endeksi kurların yükselmesine rağmen talep baskısına ek olarak gıda ve enerji fiyatlarındaki düsüsü yansıtarak hızla gerileyebildi Ama bu etkilerinden arındırılmıs olan çekirdek endeks gerileyemedi. Daha yatay bir seyir izledi. Bu da döviz kurlarındaki yükselisin
getirdiği maliyet baskısının diğer mal gruplarındaki enflasyon düsüsünü
engellediğini gösteriyor. Belli ki ne kar marjları ne de satıs hacimleri buna imkan
verecek düzeylerde değil. Öte yandan bu duruma bakılarak para politikasındaki gevsemeden vazgeçmemek gerekir. Dönem, enflasyonu ön plana çıkartma dönemi değil. Hatta keske reel ekonomiye destek olunabilse de karsılığında enflasyon gerekirse hedefi yukardan ıskalayabilse. Ekonomistlerden hazır bu rüzgarı yakalamısken Merkez Bankası’nın tutucu olması ve daha önce %4 olan hedefi yükseltmis olduğu için perde arkasında yine %4’leri hedefleyerek ekonominin aktörlerine %4’lük enflasyonun tutturulabileceğini göstermesi gerektiği gibi ilginç görüsler de geliyor. Bu görüsler belli ki ekonominin eskiden olduğu gibi yılda ortalama %7 büyüyemediğini ve hatta halen bir deflasyon içinde olduğunu dikkate almıyor.

Aylık İhracat &İthalat



Faizler ve Kurlar...
Enflasyondaki gerileme gibi dıs ticaret açığı da hızla daralıyor. Diğer bir deyisle,
Türkiye’nin mal ticareti üzerinden döviz gelir gider açığında bir iyilesme var. 2008 Ağustos ayında 76.2 milyar $ olan dıs ticaret açığı 2009 Ocak ayı sonunda 65.7 milyar $ oldu. Demek ki, Türkiye geçen 5 aylık dönemde bu kanaldan 10.5 milyar $ tasarruf yapmıs durumda. Özellikle Londra bazlı bazı analizlerde bu tasarruf olumlu karsılanıyor ve TL’nin değer kaybetmemesi için bir dayanak olduğu yorumları yapılıyor (her zamanki gibi bu analizleri yapanların ne olup bittiğinden haberleri yok).

Tasarruf değil tasarrufun nasıl olduğu önemli. Türkiye ekonomisi ister kurla fiyatlar üzerinden isterse de verimlilik artısıyla birim maliyetler üzerinden
olsun rekabet gücünü hızla arttırarak ihracatını ve dolayısıyla döviz gelirlerini patlatmıs değil. Ocak ayında (geçen yılın aynı göre) ihracat %26 düstü ve 7.9 mia $’a geriledi (2.7 milyar $’lık bir döviz gelir kaybı oldu). Buna
rağmen tasarruf yapılabilmesinin ardında ise ithalattaki daha siddetli, % 46 veya 7.1 milyar $’lık düsüs etkili oldu.

Özetle, Türkiye ekonomisi daha fazla döviz kazanarak değil daha az harcayarak döviz açığını azaltan bir konumda.


Daha az ithalat yapılmasının ardında ise sadece bosa giden harcamalarda bir tasarruf yok. Enerji ve emtia fiyatlarındaki düsüsler ekonomiye bir tasarruf sağlıyor. Örneğin, Ocak ayında petrol ve enerji ithalatında 1.3 milyar
$’lık azalma var. Hepsi fiyat etkisi ise bu kadarlık bir gerçek tasarruf söz konusu.

Ama yukarda da belirttiğimiz gibi,Ocak ayında ithalattaki düsüs 7.1 milyar $’dı. Diğer bir deyisle, enerji ve emtia fiyatlarındaki düsüsün çok ötesinde
bir azalıs var. Bunun anlamı ise Türkiye ekonomisinin gücü ölçüsünde üretemediği ve ürettiğini de yurtdısına satamadığı için mecburen tasarruf yapıyor olması. Bu istenen bir sey değil; global krizin ve
geçmisteki makropolitika hatalarının bugün ortaya çıkardığı olumsuz bir durum.




Ekonomi daraldıkça dıs ticaret açığı da azalacak. Aynı 2001’de olduğu gibi
(yandaki grafik). Üstelik bu sefer ekonomi 2001’deki kadar daralsa bile
cari fazla 2001’deki kadar olamayacak(geçmis politikaların hatası orada
zaten). Bugün değer kaybetmesine izin verilmek zorunda kalınan TL
2001’de olduğu kadar bir değer kaybıyla rekabet gücünü arttırmada
etkili olamayacak çünkü bu sefer ihracat pazarlarında sorun var. Global
tüketimin hızla daraldığı bir ortamda, Çin ve Kore’den Doğu Avrupa
ülkelerine kadar bir çok yerde para birimleri hızla değer kaybediyorken
TL’nin çok daha fazla değer kaybetmesi gerekiyor ki 2001’de olduğu gibi ekonomiyi destekleyebilecek bir güç olabilsin. Ama 2003 sonrasında
özel sektörün kapasite arttırımı için büyük miktarlarda döviz borcu biriktirmis olması (makro politikaların yanlıslığı ya da enflasyon konusunda tutuculuk sebebiyle) döviz kurlarında çok daha fazla bir artısın önünü kesiyor.




Özetle,
• Global tüketim pastasının hızla daraldığı,
• Türkiye ekonomisinin aynı hızla bir resesyona gittiği ve beklenenden uzun bir resesyon sürecinin
yasanacağı,
• Üreticilerin fiyatlama gücünün baskı altında olduğu, kar marjlarının daraldığı,
• Merkez Bankası’nın buna paralel faiz indirdiği ve indirmeye de devam edeceği (faizlerin 2009 sonunda
tek hanelere gidebileceği),
• TL’nin değer kaybetmeye devam edeceği, bunun enflasyonu hızlandıramayacağı ve aksine daralan
global tüketim pastasından pay alma yarısında destek vereceği (ve bu destek için TL’nin gereken fazla
değer kaybedebileceği),
• Ani ve hızlı kur hareketlerinin Merkez Bankası tarafından yumusatılacağı (yumusatılmaya çalısılacağı),
• TL politika faizlerindeki düsüsün zamanla diğer TL faizlerine de yansıyacağı
bir ortamın içine girildi. Buna göre hareket edilmesinde fayda var.



ANALİZ DENİZYATIRIM