Şansım yaver gitti diyebilirim

Türkçe`yi lisede öğrenen, kitap okumaya üniversitede başlayan Yavuz Ekinci yazdığı hikayelerle ödül üstüne ödül alıyor. Anne-babası Türkçe bilmediği için yazdıklarını okuyamayan Ekinci, ödüller için gayet mütevazi bir şekilde "Şansım yaver gitti diyebilirim" diyor.

Yavuz Ekinci geçtiğimiz günlerde "Sessizlik Kulesi" adlı kitabıyla 2008 Yunus Nadi Öykü Ödülü`nü aldı. Bu, yazarın ilk ödülü değildi. Ekinci, daha önce de 2001`de Yaşar Nabi Nayır`Dikkate Değer` Öykü Ödülü`nü, 2003`te Gençlik Kitabevi`nin öykü ödülünü ve İnsan Hakları Derneği öykü ödülünü kazanmıştı. 2004`te de Varlık dergisinin Yaşar Nabi Öykü Ödülü`nü "Tabletler" adlı dosyayla kazandı, fakat kitabı Cadde Yayınevi`nden "Meyaser`in Uçusu" adıyla, yarışma sonuçlanmadan önce basıldığı için dosyasına verilen ödül iptal edildi. 2005`te Gila Kohen Öykü Ödülü`nü ve Milliyet Gazetesi 2005 Haldun Taner Öykü Ödülü`nü kazandı. 1979 doğumlu olan Ekinci, genç yaşta çok ödüllü bir yazar olması nedeniyle dikkatleri üzerine çekiyor. Ancak daha da ilginç olanı, anadili Kürtçe olan Ekinci`nin Türkçe`yi ancak lise sıralarında sökmüş olması ve üstüne üstlük ders kitabı dışındaki ilk kitabını da üniversitede yıllarında okumuş olması. Ekinci, geç yaşlarda öğrendiği Türkçe üzerindeki hâkimiyeti ile otoriteleri şaşkınlığa uğratıyor. Arkadaşları "Almadığın ödül kaldı mı?" diye takılırlarken o mütevaziliği elden bırakmıyor: "Şansım yaver gitti diyebilirim"

BÜTÜN DERSLERİM SIFIRDI

Batman`da öğretmenlik yapan Ekinci, Batman`ın Kozluk ilçesinin Yedibölük köyünde dünyaya gelmiş. İlkokulu köylerindeki birleştirilmiş sınıfta okumuş ama bitirdiğinde sınıfındaki pek çok kişi gibi o da okuma yazmaya geçememiş. Köyden Siirt İmam Hatip`te okuyanlar olunca o da Siirt İmam Hatip`e başlamış. Ama bu onun için tam bir şok olmuş. "Zaten Türkçe`yi bilmiyordum. Bir de İngilizce ve Arapça dersleri başladı. Bilmediğim 3 tane dil. Bir de Yasin Süresini ezberlemem gerekiyordu. İnanılmaz derecede başarısız oldum. Beden, müzik ve resim dersleri dışında bütün derslerim sıfırdı." diyor. Bu başarısızlık okula 2 yıl ara vermesine neden olmuş. Köyde geçirdiği iki yılın sonunda, içine köyden uzaklaşma arzusu doğmuş. Bunun tek yolunun okula gitmek olduğunu bildiği için Endüstri Meslek Lisesi`ne kayıt olmuş. "Arkadaş çevrem değişti. Çok çalışkan arkadaşlarım vardı. Ders çalışmak zorunda kaldım" diyor ama anlaşılan öyle çalışmış ki liseyi birincilikle ve 4,94 ortalama ile bitirmiş.

NE YAZSAM HİKÂYE YAZIYORUM

Lisede alıştığı bu çalışma temposundan sonra üniversitede kendini boşlukta hissetmiş. Çünkü çok boş zamanı varmış. Edebiyatla ilgilenen bir arkadaşından almış ilk okuduğu kitabı. Bu okumayla çok farklı bir dünyayla karşı karşıya kalmış. O günden sonra okumuş, okumuş& Yazmaya başlaması ise Batman`dan tanıştığı bir arkadaşına yazdığı mektuplarla olmuş. Yazmış olduğu mektuplara bakınca fark etmiş ki arkadaşına mektup yerine, hikâyeler yazıyormuş. "O mektuplara bakınca da hikâye yazmaya karar verdim. Her şey kendiliğinden gelişti. Üniversitedeki hocam da `Kompozisyon dersinde hikâye yazıyordun` dedi yıllar sonra. Deneme yazmak için başlasam da yine hikâye oluyor." İlk kitabını üniversitede okumasına rağmen bu kadar başarılı bir yazar olmasının hikmetini soruyorum Ekinci`ye. Sözlü edebiyattan bahsediyor. "Kürtçe`nin çok büyük bir sözlü edebiyat geleneği vardır. Oradaki insanlar Dostoyevski, Victor Hugo, Kafka okumamış olsalar da, onlarda yine de anlatma isteği vardı. Kış akşamlarında bir araya geldiklerinde birbirlerine masal anlatırlardı. Dedem bana sayısız masal ve efsane anlattı. Ben, dedemin bana anlattıklarıyla büyüdüm. Sözün büyüsüyle dünyayı tanıdım ve sözlü edebiyatla beslendim. En çok sevdiğim kitap türlerinden biri halen masaldır. Hemen hemen bulduğum her masal kitabını alıp okurum."

OKUYAMAMA KORKUSU RÜYALARINA GİRİYOR

Ekinci, hikâyelerini el yazısıyla ve tam 5 kere yazıyor. Son yazımda artık hikâyeye eklenecek ya da çıkartılacak hiçbir şey kalmıyor. Hikâyelerini tamamen bitene kadar kimseye okutmuyor, ilk kez okuyansa bilgisayara geçiren eşi Gülbin oluyor. Okuyucuyu rahatsız eden; ve okuyucuların beyinlerine, kalplerine birer çizik atan hikâyeler yazmak istiyor. Bir gün okuyamama korkusu! Bu korku o kadar büyük ki, rüyalarına giriyor. 3 kere rüyasında kendini kör olarak, kitap okuyamaz durumdayken görmüş. Kahramanlarının gerçekten varolup onunla yaşadıklarına inanıyor. "Son kitabımdaki bir öykümün kahramanını öldürmem gerekiyordu, fakat günlerce onu

öldüremediğimi fark ettim. Ona o kadar alışmıştım ki. 2- 3 yıldır onunla yaşıyordum.

Ona bir hayat çizmiştim. Onu öldürdükten sonra eşime gidip üzüntüyle "Asfas öldü" dedim. Dışarıdan bakıldığında kahramanlar kelimelerden oluşmuş gibi görünürler, fakat yazı canlıdır ve çok güçlüdür."

Anlamayana hikaye okutulmaz

Üniversite yıllarında hikâyelerimi kitap okuyan, edebiyata ilgi duyan arkadaşlarıma okutuyordum. Bir arkadaşım ne yazıp versem beğenmiyordu. Bir gün, ismini şimdi hatırlayamadığım tanınan Yunanlı bir yazarın hikâyesini olduğu gibi elle yazıp kendi hikâyemmiş gibi ona okuttum. Ona da "kötü bu, işe yaramaz" dedi. O zaman `Sen anlamıyorsun.`dedim. Bir daha da ona hikayelerimi okutmadım. Bana çok yardımcı olan ve motive eden şair bir arkadaşım var Selim Temo. Onun hakkını inkâr edemem.

Anne babam kitaplarımı okusun isterdim

Anne babam Türkçe bilmiyor ama onlara anlatıyorum kitap yazdığımı, ödül aldığımı. Sevindiklerini görüyorum. Zaten ilk kitabımı da onlara ithaf etmiştim. `Keşke annem babam bunları okumuş olsaydı` dediğim zamanlar oluyor ama zaten okuma yazma oranı çok düşük Türkiye`de. Güney Doğu`da daha da düşüktür. Türkiye`nin en önemli yazarlarından biri olan Hasan Ali Toptaş`ın da böyle bir anısı var. Her kitabı çıktığında anne babasına bir tane bırakıyormuş. Anne babası hiç birini okumamış. En son kitabı Uykuların Doğusu`nu bıraktıktan sonra annesi, `baban bu kitabı elinden bırakmıyor` demiş. O da şaşırmış çünkü babası diğer kitaplarını hiç ellerine almamış, bir tek bunu okuyormuş. Babam bunu okumaz diye düşünmüş. Kitabı eline bir alıp bakmış ki ne görsün? Kenarlarına telefon numaralarını yazmış. Babası kitabı telefon rehberi olarak kullanıyormuş.

Hoşuma gitti sizlerle de paylaşmak istedim. Edebiyat böyle birşey aslında Shakespare'in de 40 yaşında tiyatro eserlerini yazmaya başladığını biliyoruz. İnsanın en ilkel doğasında bile var bu edebiyet edebiyatı seviyorum