• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 9 123456789 SonSon
90 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Hz. Peygamber'in cenaze namazını kimler, niçin kılmadılar?

    İslam tarihinde meydana gelen çok önemli bir olaydan söz edeceğiz bugün... Bu olayı, Alevi ve Sünni kaynaklar, ittifakla naklederler.


    Anlatacağımız, son derece önemli olan bu olay, İslam tarihinde Alevi-Sünni ayrılığının doğuşunun da temel sebepleri arasında yer almaktadır.


    O nedenle nakledeceğimiz bu olayı lütfen dikkatle, vicdanla, insafla ve de adalet duygusu ile okuyalım ve düşünelim.


    Eğer akıl ve mantığınızı düzgün işletirseniz, insaf ve vicdanınızı baskı altına almazsanız, adalet ve hakkaniyet duygunuzu köreltmezseniz, o zaman Alevi-Sünni sorununu kolaylık çözmüş olursunuz, kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğunu kavramış olursunuz, ondan sonra da Şiilere, Alevilere karşı aykırı gözle bakmaz, aksine saygı duyarsınız. Şimdi konuyu ibretle okuyalım:


    Hz. Peygamber vefat etti


    Yüce Allah Kur'an'da "Her nefis ölümün tadını tadacaktır" diye buyurmuştur. O nedenle kişi peygamber de olsa, madem ki insandır, mutlaka ölümün tadını tadacak ve bu dünyadan bir gün göçecektir...


    İşte bu ilahi fermana uyarak sevgili peygamberimiz de, hicretin 11. yılında Rebiülevvel'in 12'sinde pazartesi günü, miladi takvime göre 8 Haziran 632 tarihinde akşamüzeri vefat ettiler, ilahi emre uyarak temiz ruhu ile yüce rabbinin huzuruna uçtular.


    Başta ehlibeyt olmak üzere bütün Müslümanlar sonsuz bir acıya boğuldular. Kafirler ile gizli kafir münafıklar ise büyük bir sevince kavuştular.


    Bir süre ciddi bir heyecan ve panik havası oluştu, üzüntüden kim ne yapacağını bilmiyordu. Bir kısmı da Hz. Peygamber'in ölümüne bir türlü inanamıyordu. Hatta Ömer kılıcını çekerek "Kim Muhammed öldü derse başını vururum" diye haykırıyordu. Sonra sinirler yatıştı. Ebubekir, bir konuşma yaptı, "Her kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah'a tapınıyorsa bilsin ki Allah ölümsüzdür ve ebedidir. Her nefis ölümün tadını tadacaktır. Muhammed de bir insan olarak ölmüştür. Bunu kabul edelim ve sakin olalım" anlamında bir konuşma yaptı. Böylece heyecanlar dindi, insanlar sakinleşti ve panik havası dağıldı.


    Cenazeyi terk ettiler


    Hz. Peygamber'in naaşı, vefat esnasında bulunduğu Aişe'nin odasındaydı. Üstüne bir örtü örttüler ve sakinleşen sahabeler ve ehlibeyt, cenazenin yıkanması ve defin işini düşünmeye başladılar. Tabii hanımlar yine ağlaşıyorlardı. Fakat erkekler ve bilhassa başta Hz. Ali olmak üzere ileri gelenler, cenazenin normal işlerini nasıl yapacaklarını planlıyorlardı.


    İşte tam bu sırada bir haber geldi. Medineli Müslümanların yani Ensar'ın ileri gelenleri, Beni Saide gölgeliği denilen yerde toplanmışlar ve Hz. Peygamber'in yerine kimin halife seçileceğini tartışıyorlardı.


    Bu haberi duyan sahabelerden Ebubekir, Ömer, Osman ve Haşimilerin yani peygamberimizin ehlibeyti ile diğer akrabalarının dışında herkes cenazeyi terk etti ve halifelik tartışmasının yapıldığı yere gittiler. Böylece Hz. Peygamber'in cenazesi bir bakıma ortada kalmıştı. Hz. Ali, aile fertleri ve yakın akrabalarının dışında cenazenin çevresinde kimse kalmamıştı. Ebubekir, Ömer, Osman ve diğer ileri gelenlerin hepsi halifelik tartışması yapılan Beni Saide gölgeliğine gitmişlerdi.


    Hz. Ali, ehlibeyt ve Haşimilerden başka kimse yoktu peygamberimizin cenazesi çevresinde...


    Herkes üzgündü. Bir taraftan Hz. Peygamberimizin vefatına üzülüyorlar, bir taraftan da sahabenin başta ileri gelenleri olmak üzere büyük çoğunluğunun cenzeyi terk edip, hilafet tartışmalarına gitmelerine üzülüyorlardı.


    Kimler defnettiler


    İkinci gün yani 9 Haziran 632 Salı günü cenazenin yıkanma ve defin işi ile uğraşıldı. Cenazeyi Hz. Ali yıkadı, Fadl bin Abbas, Usame bin Zeyd ve kölesi Şükran, yıkama işinde Hz. Ali'ye yardımcı oldular.


    Cenaze namazı uzun sürdü, önce erkekler sonra kadınlar ve çocuklar gruplar halinde odaya girip imamsız olarak cenaze namazlarını kıldılar.


    Vefat ettiği Aişe'nin odasında bir mezar kazıldı ve ancak bir gün sonra, çarşamba günü seher vakti defin yapılabildi.


    Hz. Ali, ehlibeyt ve diğer Haşimiler, cenazenin yıkanması, namazının kılınması ve defin edilmesi hizmetleri ile meşgul olurlarken, diğer sahabeler halife seçimi için tartışıyorlardı.


    Ebubekir, Ömer, Osman ve diğer birçok ileri gelen sahabe, Hz. Peygamber'in cenaze törenine, cenaze namazına ve cenazenin gömülme işlerine katılmamışlardı.


    Bu durum; başta Hz. Ali olmak üzere, ehlibeyt mensuplarını, yani peygamberimizin akrabalarını derinden yaralamış ve fazlasıyla üzmüştü... Gerçekten çok acı bir durumdu bu...


    Ebubekir Halife


    Hz. Peygamber'in cenaze törenine katılmayan ve Beni Saide gölgeliğinde hilafet tartışması yapan Mekkeli ve Medineli sahabiler, uzun tartışma ve çekişmelerden sonra Ebubekir'i halife seçmişlerdi. Bu sırada Hz. Peygamber'in cenaze töreni sona ermişti. Ebubekir, mescide toplanan halka bir hitabede bulunarak, nasıl adaletle muamele yapacağına dair bilgiler vermişti...


    Tabii, halife seçimi işine Hz. Ali ve Haşimiler katılamamıştı. Daha doğrusu, Hz. Ali ve Haşimiler, Hz Peygamber'in cenaze işleriyle meşgul olurlarken, diğerleri cenaze törenini terk ederek seçim yapmışlardı. O nedenle de Hz. Ali, seçilen Halife'ye biat etmediler, yani seçimi kabul ettiklerini, onun emrine girdiklerini açıklamadılar. Kısacası kabul etmemişlerdi... Hz. Ali, ancak aradan 6 ay gibi bir zaman geçtikten sonra kerhen biat etmişlerdir.


    İnsafla düşünelim


    İşte sevgili okuyucularım Alevi-Sünni ihtilafının temel olaylarından birini yukarıda aktarmış bulunuyoruz. Şimdi biraz insaf ve vicdan ölçüleri, adalet ve hakkaniyet kuralları içinde düşünelim, bu yapılan halife seçimi doğru mu?


    Diyelim ki devlet başkanını öncelikle seçmek lazımdır, o nedenle cenazeyi kaldırmadan bu seçim yapılmalı idi. Tamam, olabilir. Çünkü 'belki bir karışıklık çıkar' korkusu ile böyle bir aceleye gerek duyulabilirdi.


    O zaman yapılacak iş şuydu: Hz. Ali ve Haşimiler de seçim olayının içine alınırlardı. Gelip, "Ya Ali, ey Haşim oğulları siz de gelin, önce bir halife seçelim, sonra peygamberimizin cenaze törenini yapalım" diyebilirlerdi... Ama böyle yapılmıyor, Hz. Ali ve Haşimiler dışlanıyor, Hz. Ali'nin halife adayı olması önleniyor, Haşimilerin ise seçime katılıp oy kullanmalarına fırsat verilmiyor... Yani Hz. Ali ve Haşimiler bilinçli olarak dışlanıyorlar. Hem de onlar peygamber cenazesinin işleri ile meşgul olurken yapıyorlar bunu.


    Peki bu seçimde adalet var mı? Böyle bir seçim hakkaniyete sığar mı? İnsaf ve vicdan böyle bir seçime onay verir mi?

    İşte Alevi-Sünni ayrımının temel olaylarından birisi bu seçimdir. Eğer biz akıl ve mantığımızı, insaf ve vicdanımızı, adalet ve hakkaniyet duygumuzu köreltmeden bu seçimi düşünürsek o zaman Alevi-Sünni ihtilafını kolayca çözeriz. Ve de kucaklaşırız... O halde bu seçimi özellikle ve de öncelikle Sünni kardeşlerimiz akıl ve mantıklarıyla insaf ve vicdanlarıyla, adalet ve hakkaniyet duygularıyla iyice düşünmelidirler...


    Ehlibeyt dışlanıyor


    Hz. Peygamber'den sonra gelişen olayları şöyle bir gözden geçirdiğimiz zaman, Hz. Ali ve ehlibeytin sürekli dışlandığını görüyoruz. Yukarıda anlattığımız Halife seçiminden tutun, Kerbela faciasına kadar gelişen olayları şöyle bir düşünelim; hep aynı şeyi görürüz, Hz. Ali ve ehlibeytin dışlanması olayı ile karşılaşırız...



    Burada işleyen sosyolojik ve psikolojik arka planı anlamak zordur, ama mümkündür.

    KAYNAK.ZEKERİYA BEYAZ





    Hz. Fatima’tüz-Zehra, Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.)’ın mümtaz eşleri ve müminlerin anası Hz. Hatice’den (M.606) yılının 18 Ocak ayında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Hz. Peygamberimizin, Hz. Hatice-i Kübra’dan 2 Erkek 4 Kız çocuğu olmuştur. Erkek evlatları Kasım ve Abdullah, kızlar ise Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatımatüz-Zehra'dır. Hz. Hatice’nin vefatından sonra, evlendiği Mariye-i Kıptî’den İbrahim isminde bir erkek evladı dünyaya gelmiş fakat o da diğer evlatları gibi masum yaşlarda Hakkın rahmetine kavuşup vefat etmişlerdir.

    Hz. Peygamberimiz’in hayatta kalan tek evladı Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’e Peygamberlik tebliğ edildiği yıllarda dünyaya geldi ki, Mekke’li müşrikler Hz. Muhammed’e ve ona inananlara ağır baskı ve zulüm ettikleri yıllardı. Bu baskı ve zulümün hüznüne bir de Hz. Peygamber Efendimizin en önde iki destekçisi olan, amcası Ebutalip ve mümtaz eşi Hz. Hatice’nin vefat hüzünleri eklenmişti.

    Hz. Fatima’nın çocukluk yılları, işte bu gibi sıkıntı ve kederli bir yaşamla geçtiğini görüyoruz.

    Kur’an’ı kerimde ilâhî övgü ile kutsanan, Hz. Peygamberimizin “Ehl-i Beyt”ine ana olma şerefine erişmiş olan Hz. Fatima; atası Hz. Muhammed’in Mekkeli müşriklerden çektiği zulümden payını almış ve çocuk yaştan beri, “inkâr” savaşıp karanlık çağın zulmünü yıkmakla savaşan bir babanın ve de o babanın sağ kolu olan bir kocanın hizmetinde bulunup yaralarını sarmıştır.

    Gene çocuk yaşta anası Hatice-i Kübra’yı ve masum kardeşlerini kaybetmenin acısını da tadan Hz. Fatıma, hüzünlü yılların ardından rahata kavuştuğu bir sırada, müminlerin şefaat kânisi olan atası Hz. Muhammed’i de kaybedince, yeniden dünyası kararmış ve hüzünlü günler gene gelip çatmıştı.

    Savaşlarda Hakk’ın batıla üstün gelmesiyle, İslam’ı (kerhen) kabul eden riyakarlar, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından irtica düzenlerini hortlatıp “halifelik” makamı ihdas ettiler... Hz. Peygamber’in vasiyetini hiçe sayıp dinlemeyen riyakâr güruh, Hz. Peygamber’in cenaze hizmetinde dâhi bulunmadılar. Hz. Peygamber’in çevresinden eksilmeyen bu ikiyüzlü kişiler, O’nun Ehlibeytine karşı âdeta intikam savaşı başlatmış oldular. Hz. Peygamber’den, hayatta kalan tek kızı Fatıma’ya kalan miras, Fedek Hurmalığı idi... Ömer Hattab’ın zorbalığı ile halifeliğe getirilen Ebû Bekir, Hz. Fatıma’ya intikal eden bu mirasa el koyup Beytül-Mal (hazine malı) ilan etti. Hz Fatıma bu karara karşı koyduysa da para etmedi.

    Ebu Bekir haber aldı ki, Hz. Ali evinde dostlarıyla bu konularda istişare etmektedir. Ömer Hattab’a : “Git Ali’yi ve evde bulunanları bîata davet et direnirlerse, evi yak.” emri verdi. Ömer yanına aldığı adamlarla Hz. Ali’nin evine gitti. Kendisine kapı açılmayınca, kapıyı tekmeleyip açtı. Kapının arkasında bulanan Hz. Fatıma’nın iki kaburga kemiği kırılıp çocuk zayi etmesi meydana geldi. (*)


    ...

    Hz. Peygamber’in ehlibeytine karşı başlatılan baskı ve zulümden derin üzüntü duyan Hz. Fatima Mescidi Nebevî’ye giderek, cemaatin önünde halife Ebu Bekir’e “FEDEK HURMALIĞI” mirasının kendisinden gasp edilmesi hususunda bir konuşma yaptı. (Birçok kaynaktan faydalandığını söyleyen ve bu kaynakların verdiği bilgilerin ışığında konuyu özet halinde “Hazreti Fatıma” adlı eserin 160 sf.da anlatan Yaşar Nuri ÖZTÜRK hocanın anlatmasını biz de kısaca buraya aktaralım:

    Hz. Fatima Mescidi Nebevî’de kendisini tanıtıp Allah’a Hamd-u senâ ettikten sonra, halife Ebu Bekir’e hitaben: “Ey Ebu Kuhâfe oğlu Ebu Bekir! Allah’ın kitabında senin için “babasına varis olur” yazılı iken, benim için “varis olamaz”mı yazılı? Çok çirkin bir iş yapıyorsun...Kur’an’daki Allah’ın emirlerini göz göre göre inkâr mı ediyorsun?

    Yoksa Kur’an’daki mirasla ilgili ayetler size mi özgü? Babam ve ben bu ilahî emrin dışında mı kalıyoruz? Yoksa Kur’an’ın inceliklerini siz babamdan ve onun amca oğlu Hz. Ali’den daha iyi mi biliyorsunuz? ve siz ey Ensâr! Allah’ın Resulü babam: “Kişinin varlığı evladında korunur” dediğini ne çabuk unuttunuz ve yeni âdetler icat ettiniz... yapın yapacağınızı ama yaptığınız yanlışların sonucuna da katlanınız.”

    Konuşması biten Hz. Fatıma Mecsidi Nebevî’yi terk edip evine döndü. Bu acılı konuşmadan etkilenen vicdan sahibi insanlar da gözyaşlarını tutamayıp ağlaştılar. Hz. Peygamber’in “Fatıma benim parçamdır.” dediği Hz. Fatıma, ilk darbeyi atasının yakınında görünüp “Peygamber’in çaryarı” olarak kendilerini İslam âlemine tanıtan vefasızlardan yemişti.

    “Düşmanın en tehlikelisi, dost görünümünde olanıdır.” Sözü bir kere daha doğrulanmıştı. Bu riyakâr dostların başlattıkları vefasızlık ve kurdukları “irtica düzeni” Hz. Fatıma’nın genç yaşta ölümüne sebep olduğu gibi, asırlar boyu sürdürülen Ehlibeyt düşmanlığının temel nedeni olmuştur.Hz. Fatıma, bu başlatılan vefasızca haksızlığın sonucunu görmüş ve evine kapanarak, derin bir hüzün İçerisinde yaşamını sürdürmeğe çalışmıştır.

    Hz. Peygamberin vefatından sonra 3-5 ay ancak zalimin zulmüne tahammül edebilmiştir. Gerek küçük yaştan beri müşrikler elinden gördüğü cevr-i cefalar gerekse son gördüğü baskı ve zulümler onu bitkin bırakıp hastalandırmıştı...

    Hasta yatağında kendinden geçen Hz. Fatıma, ayıldığında Hz. Ali’nin ağladığını gördü. Ona: “Ağlama ya Ali, taziyet zamanı değil, vasiyet zamanıdır. Sana dört vasiyetim var: İlk vasiyetim sana karşı uygunsuz, kırıcı bir davranışım olduysa beni bağışla.” Hz. Ali şu cevabı verdi. “Haşa ya Fatıma! Senden böyle bir hareket zuhur etmemiştir. Sen benim sürekli dert ortağım, gam yoldaşım oldun.” Hz. Fatıma devam etti: “ikinci vasiyetim şudur ki, yavrularımızı muhterem tutup bir hataları olursa hoş göresin. Üçüncü ricam şudur ki, beni gece defnet ki ölümümde de yabancı gözler vücuduma değmesin. Dördüncü ricam şudur: Mezarımı ziyaretten ayağın çekme ve bana dua etmeyi unutma.”


    Cenabı Fatıma bu vasiyetleri sıralarken, Hz. Ali de inlemeli bir hâl ile onun vasiyetlerini kabul ederek ona şu vasiyette bulundu: “Birincisi, benim de sana karşı bir hatam ve kırıcılığım olmuşsa bağışla ve ikincisi : Allah’ın Resulü’ne benim minnet ve şükranlarımı arz et.”

    Bu iki çilekeş vefakar sadık yâr arasında helallaşma konuşması sürerken; oyalanmak için Resulallah’ın kabrine gönderdikleri Hasan ile Hüseyin, ağlamaklı bir telaşla içeri girdiler. Bu hallerinin sebebi sorulduğunda : “Ey ilim şehrinin kapısı babanız! Dedemizin kabrini ziyaret ederken şöyle bir ses bize : “Fatıma’nın yetimleri geldi” diye seslendi. Dedemiz Peygamberler sultanının kabrinden de yükselen ses: “Ey göz nurum yavrular! Anneniz ahrete intikal etmek üzeredir. Koşup onu dünya gözü ile bir daha görünüz.” dedi. “Ey anne ne olur bizimle konuş!” Hz. Fatıma onları kucağına çekerek, yaşlı gözler ile cennet güllerine son bir kere bakıp şöyle söyledi: “ Yavrularım benden sonra sizlerin hali nice olur.” (**) ...

    Cenabı Fatıma’nın cenaze hizmetinden sonra. Hz. Ali (k.v.) ve (cennet gülleri) yavruları boyunları bükük olarak, Hz. Peygamber’in mübarek kabri başında durdular ve Haydar-ı Kerrâr şu konuşmayı yaptı:

    “Selam sana ey Allah’ın Resulü! Bizden komşuluğuna gelen kızından selam sana... Hasretine fazla dayanamayıp yanına koşan kızından selam...”

    “Senden sonra o nezih yavrundan da ayrılmak bizleri büsbütün perişan bıraktı... Gücüm azaldı, sabrım tükendi... Hüznüm sonsuz, gecelerim uykusuz... Ümmetin, bizlere zulümde nasıl yardımlaştıklarını ciğerparenden öğreneceksin... Haklardan vazgeçersem, korkup usandığımdan değildir. Sabredenlerden ayrılmış olmayayım diyedir... Şunu gördüm ki, hiçbir sevgili ebedî değilmiş...”



    (*) S.A. İSLAM TARİHİ, Abdulbaki Gölpınarlı Der YayınlarıS.282-283

    (**) Geniş bilgi için; Y. Nuri ÖZTÜRK’ün HZ. FATIMA ve

    A. Ali Atalay’ın HZ. BETÜL FATIMA ANAMIZ Kitabına bakınız


    Müslümanlığın en güzel tarafı olumlu veya olumsuz,leyhte veya aleyhte her şeyin kaydedilmiş olması.İşte bu anlatılanlardan doğruyu bulmak ,düşünceleri rafine etmek ,din ilimine değil,Allah ilimine inananların işi.

  2. #2
    sed191 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-11-2005
    Mesajlar
    391
    Karizma Gücü
    0
    Müslümanlığın en güzel tarafı olumlu veya olumsuz,leyhte veya aleyhte her şeyin kaydedilmiş olması.İşte bu anlatılanlardan doğruyu bulmak ,düşünceleri rafine etmek ,din ilimine değil,Allah ilimine inananların işi.


    "Müslümanlığın en güzel tarafı" görüşünüze katılıyorum. Fakat değerlendirme aşamasında "....Allah ilimine inananların işi." ile bir alaka kurulmasını gereksiz buluyorum. İlim başkadır, takdir yani kader başkadır.



    O nedenle nakledeceğimiz bu olayı lütfen dikkatle, vicdanla, insafla ve de adalet duygusu ile okuyalım ve düşünelim.
    Bu aşamada da size katılamıyorum. Çünki geçmişteki yaşanmış bir olayı değerlendirmek bize düşmez. Geçmişin doğrusu ve yanlışı ki böyle birşeyde olamaz, yaşanmış ve geçmiştir. Bizim yapmamız gereken geçmişteki olayları inceleyip hayatımıza yansıyan yönlerinde daha güzeli yapmaya çalışmaktır. Onları suçlamak eksik ve yanlışta ısrar etmek demektir.

    3 beyazdan uzak durun sözüne katılıyorum. Değerlendirmeleri sadece kendini bağlayan, çok ender ama hızla üreyen bir ayrışık otu misali insanların düşünceleri kısırdır ve yanlıştır. Belirtildiği gibi sosyolojik ve psikolojik arka plan olayı tamamen kişi ve istek üstü, kadersel bir olaydır. Kaderi ise belirleyemezsin, sadece yaşarsınız.

    İlla değerlendirme yapmak istemeyi anlamak mümkün değildir. Nedeni ise saide gölgeliğinde bir anlamda munafıklar büyük bir ergenokon olayı gerçekleştirmeye çalışılmış ama inananlar bu olayı kansız bir şekilde önlemişler ve aynı zamanda da cenaze ve defin işleri de yürütülmüştür. Hiç bir şekilde yaşam engellenmemiş devlet ve özel durum olan efendimizin vefatı sonucu gerekenler yapılmışdır. Bunun ardından bir şeyler aranması islam alemine fitne sokma çabasıdır, o günki saide gölgeliği olayını ortaya çıkaran münafıkların işine yağ sürmektir. İrtica çabasıdır. Buna kesinlikle günümüz saidelerinin de gücü yetmeyecektir.

    Korkulurki günümüz saide eshabı bu değerlendirme çabalarının ardından Zülkarneyn a.s. ın yaptığı sed din hatalarını da aramaya başlayacaklardır. Eksik yaptı, yanlış mimari özellik göstermeye başladı, demeye başlayacaklardır. veya Musa a.s. ın adam öldürmesine itiraz hakkı arayacaklardır. Heybesindeki balığı denize kaçıran Yuşa a.s. ı da bu arada suçlu bulup aforoz da edebilirlermi acaba ne dersiniz?

    kısaca demek istediğimiz, geçmişi kendince değerlendirme yaptım şu suçlu diye yargılamak günümüz insanına düşmez. O olaylardan ders alırız ve nefsimizde ve toplumsal olaylarımızda daha dikkatli davranırız. Bize düşen vazife veya akla uygun olanı budur. Diğer türlü beyazvari değerlendirmeler suçlamalar sadece saide gölgeliği ashabının (münafıkların) amacına hizmet etmektir. yangının üzerine benzinle gitme çabasıdır. Ki günümüzde hiçte ihtiyacımızın olmadığı tek şeydir.

    Yazımızdaki eksik ve noksan ifadelerden dolayı özür dileriz.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bence ATEISTI.

    Ateizimin ne oldugunu dunyada ondan daha iyi kimse bilemezdi

    AZIZ NESIN de cenaze namazi istememisti.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    10-03-2009
    Mesajlar
    111
    Karizma Gücü
    0
    bu sadece alevi ve sunnilerin arasının açılması için yazılmış bir yazı.halifelerin olmadığı ise çok büyük yalandır.beyaz ve yaşardan bu beklenirdi ki yapmışlar.bunuda neye dayandırmışlar anlamadım.araştırıyorum cevapları buradan vereceğim.

  5. #5
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,691
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Tarihi gerçekler bunlar. Tartışma çıkaracak durum yok. Sadece biz Alevilerde neden Ömer, Osman ve Ebubekir İsimleri çocuklara konmaz bunu merak eden kardeşlerimiz böylece öğrenmiş oldu. Denildiği gibi İslam tarihinde her zaman Hz.Ali'nin ve onun yandaşlarının hakkı yenilmiştir.

    "Ali bendendir, ben de Ali'denim, kendi yerime ancak ben veya Ali eda edebilir"

    Hz. Muhammed
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    10-03-2009
    Mesajlar
    111
    Karizma Gücü
    0
    Abdullah b. Mes'ud şöyle anlatıyor:

    "Peygamberimiz ve Sevgilimiz, vefatından bir ay önce bize vefatını haber verdi. 1

    'Yâ Rasûlallah! Senin ecelin ne zaman?' diye sorduk.

    'Ecel yaklaşmış; Allah'a, Cennetü'l-Me'vâ'ya, Sidretü'l-Müntehâ'ya, Refiku'l-Alâ'ya, Kandırıcı Doluya, Nasib'e, mutlu ve kutlu yaşantıya dönüş yaklaşmış bulunmaktadır!' buyurdu.2

    'Yâ Rasûlallah! Seni kim yıkasın?' diye sorduk.

    'Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar! buyurdu.

    Yâ Rasûlallah! Biz seni neyin içine sarıp kefenleyelim?' diye sorduk.

    'İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine veya kumaşına sarınız!' buyurdu.

    'Yâ Rasûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?' diye sorduk:

    "Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükâfatlandırsın!3 Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman şu seririmin üzerine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!

    Sonra, bir müddet benim yanımdan çıkıp gidiniz!

    Çünkü, benim üzerime, ilk önce iki dostum, Cebrail ve Mikâil, sonra İsrafil, sonra da yanında melek ordularıyla birlikte ölüm meleği Azrail namaz kılacaktır!4 Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve salât ü selam getiriniz!

    Fakat, överek, bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyiniz!5

    Üzerime namaz kılmaya önce ev halkımın erkekleri başlasın!

    Sonra, onların kadınları kılsın!

    Onlardan sonra da sizler kılarsınız!

    Ashabımdan burada bulunmayanlara selam söyleyiniz!

    Kıyamet gününe kadar şu kavmimden ve dinime, bana tâbi olacak olan kimselere de benden selam söyleyiniz!'

    'Yâ Rasûlallah! Seni kabrine kimler koyacak?' diye sorduk.

    'Ev halkımla birlikte birçok melekler ki, onlar sizi görürler, fakat siz onları göremezsiniz! buyurdu." 6

    Bu açıklamalara göre Peygamber efendimiizn cenaze namazını ilk olarak başta dört büyük melek olmak üzere melekler kılmıştır.

    Ondan sonra ilk olarak Hazret-i Ebubekir (ra) Peygamber'in huzuruna girerek cenaze namazını kıldı. Sonra sıra ile Hazret-i Ömer (ra), arkasından Hazret-i Osman (ra) onun arkasından Hazret-i Talha, sonra Hazret-i Zübeyr, sonra peyderpey müslümanlar namazı kılmışlardır.
    Kaynaklar:
    1- İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 256-257, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 92-1 93, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 253, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 261.
    2- İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Taberî, c. 3, s. 193, Süheylf, Ravıdu'l-ünüf, c. 7, s. 590, İbn E sir, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.
    3- İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 564, Taberî, c. 3, s. 193, İbn Esîr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.
    4- İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Belâzurî, c. 1, s. 564, Taberî, c. 3, s. 193, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.
    5- İbn Sa'd, c. 2, s. 256-257, Belâzurî, c. 1 , s. 564, Taberî, c. 3, s. 192-193, Süheylf, c. 7, s. 590, İbn Esîr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261-262.
    6- İbn Sa'd, c. 2, s. 193, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 106.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/231-236.
    kaynaklar şimdilik bunlar araştırmaya devam edeceğim.yani elturuk kardeş bu tamamen büyük bir yalan.beyaz ve yaşar nuri islama ciddi zarar veren insanlardır.bu kişilere güven olmaz.zira makam mevkii için dinlerini satmışlardır.alevi ve sünniler birbirine önyargıyla ve yanlış bilgilerle uzak kalmaktadır.bilerek yada bilmeyerek ama bu işten ne alevi nede sünni kazançlı olmamış ama birileri hep kazanmıştır.ha şunuda söyleyim benim eşim alevidir.bu yüzden sen ne bilirsinde demeyin.ben ise sünni ana babadan doğmuşum.buldukçada yazacağım.

    Başka kaynak
    Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ..." dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır" (Âl-u İmrân, 3/144). Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).

    Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah'ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi. Hz. Ömer'in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler. Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi. Rasûlullah'ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz. Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve "Her peygamber öldüğü yere defnedilir" hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah'ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hz. Ali'nin Hz. Fatıma'nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey'ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Bey'atü'l-Kübrâ'ya bey'at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207). Onun aylarca Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir'in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır.
    kaynak
    Bu mesaj en son " 12.03.09 " tarihinde saat 19:51 itibariyle domdom19 tarafından düzenlenmiştir...

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    22-05-2007
    Mesajlar
    3,150
    Karizma Gücü
    0
    Beyaz ve Nuri Hoca'dan yapılan bu alıntılar bana hiç doğru gelmedi. Osman, ebu Bekir ve Ali Peygamberimizin ölene dek yanındaydılar. Öldükten sonra onun cesedi yalnız bıraktılar. Bu hiç inandırıcı değil. Ebu Bekir peygamberimizin kader ve dava arkadaşıydı. Böyle bir günde böyle bir vesafızlık yapmış olmalrı imkan dahilinde değil.

    Elturuk Abi. Lütfen başka sahih kaynaklardan da araştırıp bizi aydınlatırsan memnun olurum. Yoksa bu aktarmış olduğun yazı Alevi-Sunni ihtilafını yumuşatmak yerine daha da alevlendiricidir.

    TürkForum benim için bitmiştir.







  8. #8
    Pontevedra adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-12-2005
    Mesajlar
    1,302
    Karizma Gücü
    7
    her zaman diyorum kaynaklarla konuşacaksın ama kaynak göstersen de beğenmezler..yok o derler yaşar nuri yok o beyaz hoca....

    o zaman bizde bu olayı onaylayan oturaklı bir kaynak yazalımda sussunlar bazıları..


    alın size kaynak..

    en eski islam tarihi.en sağlamlarından

    ibni Hişam ın Siret
    cilt 4

    sayfa =407-419 a kadar beyat meselesi en ince ayrıntısına kadar anlatılmış..Muhammedin naaşı bir odaya kitlemişler..sonrada tartışmalar falan filan..

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Pontevedra tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    her zaman diyorum kaynaklarla konuşacaksın ama kaynak göstersen de beğenmezler..yok o derler yaşar nuri yok o beyaz hoca....

    o zaman bizde bu olayı onaylayan oturaklı bir kaynak yazalımda sussunlar bazıları..


    alın size kaynak..

    en eski islam tarihi.en sağlamlarından

    ibni Hişam ın Siret
    cilt 4

    sayfa =407-419 a kadar beyat meselesi en ince ayrıntısına kadar anlatılmış..Muhammedin naaşı bir odaya kitlemişler..sonrada tartışmalar falan filan..

    Hatta yanlis hatirlamiyorsam ,oyle bir tartismaya daliyorlarki cenaze kokmaya baslayinca (sicak memleket) gidip gomuyorlar.Yanlissam duzeltin lutfen.

  10. #10
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı barristor tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hatta yanlis hatirlamiyorsam ,oyle bir tartismaya daliyorlarki cenaze kokmaya baslayinca (sicak memleket) gidip gomuyorlar.Yanlissam duzeltin lutfen.
    Yanlışsın düzeltiyorum. O kadar süren bir bekleme değil.
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. AKP yi kimler niçin eleştiriyor.
    2005 Konuları bölümünde 3adam tarafından açılmış
    Yanıt: 47
    Son Mesaj: 23.04.09, 22:59
  2. Hz. Peygamber'in vefatı (12 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632)
    2005 Konuları bölümünde Xtreme-Power tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 07.06.05, 17:36

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •