Bu bir özeleştiri olup kendimi (sırçalı köşklere koyup) konun dışında tutmak gibi bir durum söz konusu değildir. Yine peşinen ifade edeyim; buradaki eleştirilerim veya fikirlerim, ne müslüman/dindar ne de ateist/dinsiz kesimden hiçbir şahsı doğrudan/dolaylı hedef almamakta tersine sadece genele yönelik düşünce, izlenim ve önerilerimi ifade etmektedir.
Bana göre sanki forumda hem müslümanların hem de müslüman olmayanların iki türü var. Her iki grubunda birinci türleri ya ortalıklarda yok ya da sessiz kaldıklarından ben ikinci türleri hakkında izlenimlerini belirteceğim:
Müslümanların bazısı kendi dinini, inanmayan kadar (ör: bir ateist, bir misyoner vb.) bilmiyor veya inanmayana kendi dini hususunda cevap verebilecek kadar bilmiyor. Bilmeye gayret edip öğrenmek anlaşılır bir şey ama bilmediği dini konusunda ne laf söylenmesine ne de yorum yapılmasına tahammül edemiyor. Bence bu kesim, insanları hararetle kendi dinine davet ettiği halde kendisi araştırıp inceleyip de değil tersine ailesinden çevresinden miras almış görünüyor. Muhtelif yazılarımda belirttiğim gibi din bir kimliktir, hatta üst kimliktir. Kişi dinini kendi hayatına adapte ediyorsa dinini kendine benzetiyor, kendinin/çevrenin icadı ya da kafasında oluşturduğu bir dine sarılıyor demektir. Yok eğer tersine kendi hayatını dine adapte ediyorsa din o kişi için bir kimliktir. (Çünkü dini veya dinin esaslarını insanlar değil, dinin kendisi belirler.) Bu durumda kişinin kendi dini hususunda bilgisiz ve ilgisiz olması dini anlamda kimliksizlik demek değil midir. Bence kişinin dindarlığı dini bilgisiyle değil, dinini bilinç ve şuurla kavrayarak yaşamının parçası haline getirmekledir. Müslüman alemi, hayatını ona göre tanzim ettiği geçmişinden koskoca bir fıkıh külliyatı miras almış. Ancak şu unutulmamalıdır ki tüm islam literatüründe bilgi öğrenim aşamasında veya öğrenene kadar taklid edilebilir. Bilen veya bilme imkanında olan kişi için taklid olmaz. Hele inanç/itikat alanında taklit zaten olmaz. Peki mezhepler, imamlar ne oluyor diyebilirsiniz. Onlar islami ilimlerinin metodolojisini, ilimlerin birbiriyle ilişkisini ve hiyerarşisini ortaya koyar sadece. Yani tümü yardımcı ilimler için vardır. (Tıpkı araça öğrenmek isteyene gramer kitabı yazmak gibi. Halbuki amaç gramer kitabı öğrenmek değil arapça konuşmaktır.) Bu yüzden tarihte beni taklid edin diyen tek bir mezheb imamı veya islam alimi yoktur. Demek ki kimliğimizi oluşturan dini ömrümüzün sonuna dek bitmez tükenmez bir gayretle öğrenmek, bildiğimizi de derinleştirmek(irdelemek, sorgulamak) kaçınılmaz ihtiyaçtır. Şayet böyle bir ihtiyacımız olmasaydı, başta güya islamı temsil eden hocalar, alimler, ilahiyat profesörleri dahil hiçbirimizin din hususunda yaptığı edebiyatı/bilgisi başka yaşayışı ve ahlaki donanımı başka olmazdı. Müslümanlar, en üstün hayat ve ahlaki değerlere sahipsek neden yaşantıda biz öyle değiliz diye neden sorgulamaz! Beynimizin içinde ne yazık ki teoride kalan din bizi yansıtıyor mu gerçekten! Dini üzerimizde taşıyabiliyor muyuz! Dine yönelik eleştiriler bizim yüzümüzden mi yoksa! Yoksa eleştirenler dinin özünü değil bizi mi eleştirmek istiyor! Bence bu dinin mensubu olmayanlar, muhataplarının her yanlışı için, bu kişilere bunu yaptıran şey dinleri olmalı diyerek dini eleştirmeye yönelenlere ne cevap verebiliriz!
Din bir kimlikse ve üzerimizde vatandaşlık kimliği gibi de taşıyorsak kendimizi dine adapte etmeli ve dini kendimiz için her boyutta ve derinlikte anlamlı kılmalıyız diye düşünüyorum. Hepinizce malum ki sembolik bir sözle(kelime-i tevhid) dine girilebiliyor ve yine bir inkarla dinden çıkılabiliyor. Bu durumda din bir laf işi veya sözden ibaret midir! Bir çok müslüman bu ayrımı düşünemeyip fark edemeyebiliyor. Derim ki işte bu kesim müslümanlar için ateistler bulunmaz fırsattır. Çünkü bu sayede müslümanlar hayatlarına soktukları bir takım dini değerlere niçin ve nasıl inandıklarını sorgulama fırsatı elde etmektedirler. Bu anlamda ateist ve dinsizlerin forumdaki varlıklarının son derece faydalı olduğu iddiasındayım. En azından dinini babasından miras almış, içeriği ve ifade ettiği manasından bihaber, kabukta müslümanların sorgulamasına, kurcalamasına ve daha derinlikli ve anlamlı bir şekilde öğrenmesine vesile oluyorlar. Kendilerinin sorgulamadığı, bazen de sorgulayamadıkları konuları ve esasları böylece tahkik etmiş açıklığa kavuşturmuş oluyorlar. Bence işte tüm bu sorgulardan geçtikten sonra hala kendileri için müslüman/mü'minim diyorlarsa gerçekten tam bir müslüman/mümindirler. Yoksa (böyle olmaktan Allah'a sığınırız ama) fırtınalı bir havada yıkılmayı bekleyen kökleri sağlam olmayan bir ağaç gibidirler.
Gelelim ateistlere:
Ateist veya dinsizlerin bazısı da en az şikayetçi oldukları grup kadar suçlu. Çünkü onların da gayesi incelemek, irdelemek, anlamaya çalışmak ya da samimi bir şekilde tartışmak yerine, muhataplarının değerlerini aşağılamak, hafife/alaya almak veya değersiz bulmak gibi tavırlar göstererek nefretlerini kazandıkları muhataplarını kendi inançsızlıklarına davet ediyor. Bilinmeli ki bir şeyi öğrenmek, bilmek demek ona iman etmek değildir. Bu tür kişiler öğrenerek irdelemek, araştırmak yerine kendince karşı tarafı mat edecek malzeme teminine çalışıyor. Cevap verilse de onun için bir şey ifade etmiyor. Onlar, kendilerince silah yerine koyduğu sorularını başka bir zaman veya mekanda cevap verilemesin umuduyla tekrar tekrar ortaya çıkarıyorlar.
Bence bir şeyi yanlış bulmak, kabul etmemek, reddetmek başka şeydir, kabul etmemekten hareketle bunun üzerine başka bir yargıda bulunmak ayrı bir şeydir. Dine inanmayanlar dinin bir esasını mantıksız bulabilirler (bence yok ama). Ancak bu mantıksızdır diyerek buradan hareketle bir yargıda/yaftada bulunmak başka bir şeydir. İkincisi hakaret ve aşağılamadır. Çünkü bir kişinin bir şeyi mantıksız bulması her zaman o şeyin mantıksız olmasından değil bazen de kişinin mantık bağı kuramamasından veya (ilmî/aklî) kapasitesinin yetmemesinden olabilir. Birinin kuramadığı mantıksal bağ başkası tarafından kurulabilir. Her iki tarafın aynı ifadede bulunduğu ortak mantıkta zaten bir problem çıkmaz. Ayrıca herkes mantığı kabul etmek veya mantığın kabul ettiğine inanmak zorunda değildir. Zaten mantığı reddetmek de bir mantık işi değil midir. Eleştirilerde hedefin iyi tespit edilmesi, türlü sebeplerle başka yerler yansıtma yapılmaması şarttır. Yine eleştiride ulaşılan sonuçtan hareketle yaralayıcı ve aşağılayıcı başka sonuçlara gitmemek gerekir.
Bazı ateistlerin anlamadığı bir konu da bence şu; Dinin temel direklerini oluşturan esasları eleştirmek neden müslümanları kızdırıyor. Aklı başında bir müslüman, bu tür eleştirilere kızmaz sadece sitem eder. Kızdıran şey eleştirinin kendi değil içindeki üslup. Yukarıda Dedik ya inananlar için din bir kimliktir diye; Mesela dinin emri gereği inanan kişi için Peygamber, kişinin kendi ailesi ve canından daha değerli, Peygamber hanımları da anaları yerindedir. Kitap ise inananların hayat rehberidir. Ateist veya dinsizler inananların yerine kendilerini koymalı; mesela kimsenin anne ve babası eleştirilemez değildir ki zaman zaman kendi yanında da eleştirilmiştir, ancak kimsenin onları aşağılamasına, alaya almasına tahammül etmesi beklenemez. Yine örneğin biri benim kötü kardeşimi eleştirecekse bunun yolu benimde anne ve babam olan şahısları aşağılamak, geyiğe almak veya kişiliksiz/şahsiyetsiz göstermekten geçmez. Aksi durum saldırı olacağından kavga sebebidir. Meselenin düğümlendiği nokta şu ki; din kimini adam ederken kimine sermaye olabiliyor. Dinin adam ettiklerine bakmayıp sermaye edenden hareketle dini hedef almamak lazım. Ateist arkadaşlar toplumun gözü önündeki şahısları eleştirirken (ki eleştirsinler bence), o şahsın din anlayışını mı eleştiriyor, dinin kendisini mi eleştiriyor ya da tüm dindarları mı eleştiriyor bunu iyi tespit etmelidirler. Şayet dini eleştiriyorlarsa, yaptıkları eleştiri ve sorgulama mı yoksa aşağılama mı olduğuna mı olduğuna dikkat etmeliler.
Hiç bir müslüman, ateistlerden kendi dinine dair konularda övgü veya takdir beklememelidir ki buna zaten gerek de yok. Dine, dindara karşı eleştiri de yapmamasını isteyemez. Ancak bu herşeyi sineye çekecek anlamına gelmez. Üslup ve yöntem her iki taraf için de oldukça önemlidir.
Bence ateistler, dini kaynakları mı eleştirecekler, buyursun eleştirsin-sorgulasınlar. Ancak getirdikleri ifadelerin/iddiaların ve kaynakların dine ait olduğundan emin olmalılar. Sonra falancanın ifadesini, ictihadını, filancanın fetvasını, görüşünü din diye ortaya koyup eleştirirlerse haksızlık etmiş olurlar. Çünkü hiç kimse din değildir ve din adına yetkili değildir. Ardından eleştirdikleri konuları geyik muhabbetine konu yapmamalılar. Çünkü bu toplumda eleştiriye konu olacak şeyleri dahi kendisine, imanına nesne yapanlar var. Aksi takdirde eleştiride başarılı olmak yerine kendilerine karşı nefret tohumu ekmiş olurlar.
İslam demek müslümanlık demek değildir. Müslüman olmak demek her ne kadar islamı hakkıyla temsil etme iddiası olsa da bunu kaç kişi tam olarak başarabiliyor ki. Bu yüzden hedeflerini doğru tespit etmeliler. Her orta çıkıp islamı temsil ediyorum diye film çevirenlerin gerçekten islamı temsil ettiklerine en azından siz ateistler inanmazsınız. Şayet şikayetleri müslümanlardan ise o takdirde müslümanları ve onların yaptıklarını eleştirmeliler. Yukarıda değindiğim gibi her müslümanı, yaptıklarını dini emrettiğinden yapıyordur denilerek burdan hareketle (keşke öyle olsa) dini hedef almamalılar. Dini hedef mi almak istiyorlar zarar yok dini de hedef alabilirler fakat din hassas bir konudur ve üslup önemlidir. Çoğu kez düştükleri hatalardan biri de falancaya kızıp fiilini eleştirmek yerine fiilinin nedeni diye dinini eleştiriyor sonra bunu da aşıp dini eleştirirken dolaylı olarak o fiili yapmayanları da eleştiriyorlar. Tıpkı bir adama kızıp onu bu fiile yönlendiren babasıdır diye babasına yönelmek gibi... Halbuki bir başka evladı sebebiyle o adam tebrik edeceğiniz biri olabilir.
Kötü ateistten yoka çıkarak her ateist kötüdür gibi bir ifade kesinlikle yanlıştır. Çünkü aynı toplum içinde aynı örf ve değer yargılarıyla yaşıyoruz. Hele dışarıdan bakınca çok da farklı görünmüyorsak bu ifadeyi kullanmaya kimsenin hakkı olamaz. Aynı şekilde kötü müslüman örneğinden yola çıkılarak tüm müslümanlar veya müslümanlık kötü demek de yanlıştır.
Şöyle bir bakıyorum da arada çok büyük uçurumlar görünse de bence bazı benzeşmeler görünüyor:
Her iki taraf da eleştireceği karşı tarafın dayanaklarını araştırmama, öğrenmeme hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da kendini karşı tarafın yerine koymama hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da karşı tarafın alanında dahi kendi terminolojisinde konuşmayı tercih etme hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da karşı tarafı, karşı tarafın kendini tanımladığı şekilde anlamama hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da karşı taraf hakkında bilgisizlik ve ilgisizlik hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da kendi değerlerinin bile bir çoğunda bilgilerinin yüzeysel olması (kendine güvensizlik) hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da iyi bilmediği veya kendince değerli bulduğu kendi fikirlerine davet etme hususunda benzeşiyor,
Her iki taraf da karşı değerlere ön şartlı/ön yargılı müdahale/saldırma hususunda benzeşiyor. vb...
Her iki tarafın birbirleriyle barışık olmaları, anlaşmaları, sağlıklı diyalog kurmaları veya birbirlerini sevmeleri bir yana, dünyadaki varlıklarına tahammül göstermeleri dahi sıkıntılı.
Fakat bütün bunlar şöyle bir temennide bulunmama engel değil:
Her iki tarafın birbirini anladığı, anlarken yanlış anlamadığı, birbirlerini anladıklarını hissedebildikleri, birbirlerini kendi tanımladıkları gibi kabul ettikleri, bu doğrultuda imkan varsa birbirlerinden faydalanabildikleri günleri görmek temennisiyle.
Hoşçakalın.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

sorular soruyorum sizlerde benim gibi düşünüp sorgulayasanız diye.
