2000-2008 arasında uygulanan Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP/ARIP) sona erdi. Hiçbir sektörde tarım sektöründe olduğu kadar bir "baştan aşağı yapılandırma" tasarlanmamıştı. Ve beklenen sonuçlar elde edildi: Tarımda hızlı bir tasfiye süreci işlemeye başladı. Kaybedenler arasında sınıfsal ayırım yapmak bile zor; küçük çiftçiden büyük çiftçiye kadar her kesim kaybetti. Ama şu farkla ki, dayanma gücünü yitiren küçük çiftçilerin en yoksul katmanları kırsal göç kervanına katılmak zorunda kaldılar; diğerleri için yoksullaşma/küçülme süreci devam ediyor.
Yoksullaşma sürecinin çeşitli varyantları var: Doğrudan üretici faaliyetten kısmen veya tamamen çekilenler ve mümkünse topraklarını kiralayanlar; kredi borçlarını ödeyebilmek veya işletme sermayesi oluşturabilmek için üretim araçlarını (toprak/ traktör/ besi hayvanı) satarak, yani küçülerek veya tefeciye başvurarak ayakta kalmaya çalışanlar; son umut kırıntılarıyla alternatif ürünler deneyenler; sözleşmeli tarım cenderesine girerek kendilerini gıda sanayicisinin insafına terk edenler…
Bütün bu tutunma pozisyonlarının hiçbirine sığınamayıp bankalar ve tarım kredi kooperatifleri tarafından icra işlemine tabi tutulan ve gelecek planı yapmaktan aciz kalan çiftçi sayısı 2008'de hızla arttı. Takipteki tarım kredilerin sayısı 200 bini aştı. Borçlarını ödeyemedikleri için hapis cezasına çarptırılan çiftçilerse (2008'de bunların sayısı sadece Aydın'da 235'i geçti) ayrı bir faciayı yaşıyorlar. Ekonomik kriz yılı olan 2009'da bu tür vakaların artması kaçınılmaz görünüyor.
Tarıma büyük sermayeyle giren ve özellikle hayvancılık yatırımı yapan yerli/yabancı gıda sanayicileri kısmen bu tablonun dışında tutulabilir; ama bugünkü iç girdi fiyatları, destek düzeyleri ve alıcı egemenliği koşullarında onların dahi tutunmaları kolay gözükmüyor. Özellikle de dış rekabete daha açık bir yapı oluşturulması için AB'nin baskıları sonuç verir ve tarım ve hayvancılıkta koruma oranları düşürülürse.
Tarıma yatırım yapan tarım dışı sermaye şimdilik gene de avantajlı, çünkü çiftçiden toprak satın almanın en elverişli koşulları oluşmuş durumda. Herkesin satıcı olduğu bir piyasada, fiyatlar görülmedik ölçüde aşağıya düşmekte. Söke ovasının verimli topraklarında dönüm fiyatlarının 2 bin TL'ye kadar düşmesi bunun bir göstergesi. Bu koşullarda tarım üreticisi açısından toprak satışları da giderek derde deva olmaktan çıkmış durumda. Oysa ülke topraklarını yağmalatmaktan sıkılmayan iktidardakilerin umudu, çoğu dağlık/ormanlık alanlarda olan 2/B arazilerinin dönümü ortalama 5 bin dolardan (6 Mart 2009 kurlarıyla yaklaşık 8.900 TL'den!) zilyetlik hakkına sahip köylüye (veya köylü öncelik hakkını kullanamazsa diğer alıcılara) pazarlanması üzerine kurulu. Koyun can derdinde, kasap mal derdinde!
Çiftçi her yönden darbe alırken siyasi iktidar yeni darbe fırsatlarını kaçırmıyor. Krizin etkisiyle daha da zor zamanlar yaşayacak olan tarıma dönük destekler 2009'da 2008'e kıyasla azaltılıyor. Ancak bunu dahi yeterli görmeyen IMF'nin "görünmez eli" bütçeye son görüşme günlerinde müdahale ederek 2009 bütçesinde bu desteklerde yüzde 10'luk (550 milyon TL'lik) bir ek kısıntı yapılmasını sağlayabiliyor. Bu tırpanlama hükümet tarafından derhal prim ödemelerine yansıtılıyor. 2009 yılında ödenecek primlerde yüzde 10'luk kesinti yapıyor. Kilogram başına prim desteğini 2008 yılında 2007'ye kıyasla genelde sadece 1 Krş artırmış olan hükümet, 2009'da primleri 3 Krş düşürmekten çekinmiyor.
Peki ya yerel seçimler? Onun da çaresi, tarımın bir yıllık destek tutarının (4,9 milyar TL) yüzde 55'inin (2,7 milyar TL) yılın ilk üç ayında çiftçiye intikal ettirilmesinde bulunuyor: Ocakta 476 milyon, şubatta 1.650 milyon ve martta 600 milyon TL'nin çiftçiye ödenmesi uygulamaya sokuluyor. Böylece, tıpkı 2007 Temmuz seçimleri öncesinde 12 aylık ödeneğin 6,5 ayda aktarılması gibi, büyük çaplı bir göz boyama girişimi gerçekleştiriliyor.
TRUP'la nereden nereye gelindiğine dair somut sonuçlardan biri de üreticinin kooperatif örgütlerinin içine düşürüldüğü açmazda gözlemleniyor. Kayısı Birlik zaten tasfiye oldu. Tarım Satış Kooperatif Birlikleri'nin dördünü bünyesinde barındıran Tariş, belki birlikler içinde hâlâ durumu en iyi olmakla birlikte onun durumu da kötü. Nitekim Tariş Pamuk Birliği İplik Fabrikası'nın kapılarına 7 ay için kilit vurdu. Pamukyağı Kombinası'nda 2 aydır ücretler ödenemiyor. Tariş birlikleri, borç yükünden kurtulmak ve işletme sermayesi elde etmek için şimdi de taşınmazlarını satma telaşına kapılmış durumdalar.
2000 sonrasında tasfiye edilen tarımsal KİT'leri, hâlâ özelleştirme kapsamında tutulan Ziraat Bankası'nı, finansal sıkıntıda olan Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği'ni de bunlara ekleyebilirsiniz. Bir tasfiye programı bundan daha başarılı uygulamazdı.
http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=41034


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla