TALİHSİZ bir gün şöyle başlar.Dağınık bir yataktan, dağınık bir ruhla kalkarsınız.

Yatağın sağından veya solundan kalkmışsınız, hiç fark etmez.

Uzun yağmurlu günlerden sonra güneşin açtığını bile görmezsiniz.

Her sabah size, hayatın ne kadar güzel olduğunu hatırlatan dost kahvenin ilk yudumu, o sabah size hiçbir şey ifade etmez.

Hatta içtiğinizi bile fark etmezsiniz.

O sabah, müzik çalmayı unuttuğunuzu da hatırlamazsınız.

* * *

İlk anlayan kediniz olur.

Sizi kendinize döndürmek için sürtünür, başaramayınca çeker gider.

Kendi kendinize bile kalamadığınızı anlamazsınız.

Aynada gördüğünüz insan bir başkasıdır.

Kendiniz, yani siz, çekip gitmiş, münhal ruhunuzu hasta bir adam doldurmuştur.

Vampirleşmişsinizdir, aynada hiçbir şey göremezsiniz.

Sonra çirkinleşmeye başlarsınız.

Önce suratınız.

Aynalarda kendini saklayan yüzünüz, fotoğraflardaki gerçeğe dönüşür.

Teneke trampetlerin oraya buraya savrulduğunu, kollarınızın kurt adam gibi, gömleğinizin uçlarından uzamaya başladığını dehşetle ve çaresizlikle izlersiniz.

O sabah, ışık hızıyla büyüdüğünüzü, büyümeden yaşlanmaya geçtiğinizi hissedersiniz.

Bu da sizi çıldırtır.

* * *

Sonra kırıp dökmeler başlar.

Dünyanın en çirkin filine dönüşürsünüz.

Yıllardır biriktirdiğiniz, ihtimamla sakladığınız o dünyanın en güzel porseleninin içine dalarsınız.

Gömleğinizin ucundan fışkıran o kıllı kollar, erkekliğin timsali olmaktan çıkıp katil bir testereye dönüşür.

Ve katliam başlar.

Dünyanın en güzel porselenini paramparça eder, üzerinde tepinirsiniz.

Hangi öfke, hangi kıskançlık sizi böyle bir porselen katiline çevirmiştir bilemezsiniz.

Oranızı buranızı yoklar, anlamaya çalışırsınız.

Bir sabah Gregor Samsa gibi masum ve mazlum bir metamorfoza mı uyandım diye düşünürsünüz.

Oysa bir böcek bile olamamış, alelade bir porselen katiline dönüşmüşsünüzdür.

O gün size de bu metamorfoz yakışır.

İçinizdeki öfke dinmez, kırıp döker, kırıp dökersiniz.

Paramparça edinceye, tarumar edinceye kadar kırıp dökersiniz.

Hiçbir porselen tamircisinin onaramayacağı, birbirine ekleyemeyeceği kadar kırıp dökersiniz.

Sonra birden fark edersiniz ki, sakinleşmeye başlıyorsunuz.

Cinayetini icra etmiş bir seri katil gibi, içinizdeki öfke dağılıyor.

Öfke geçince aynı yerlere dönmek istersiniz.

Heyhat...

Artık döndüğünüz yer orası değildir.

* * *

Talihsiz bir gün böyle başlar.

Dağınık bir yataktan, dağınık bir ruhla kalkarsınız.

Gregor Samsa kadar bile olamamışsınızdır.

Sırtınızda kanayan bir deri yoktur, ama ruhunuz iki büklümdür.

Talihsiz bir gün böyle başlar.

Bir günde kırıp dökersiniz, sonra hiç tamir edemezsiniz.

Kırıp döken sizsinizdir.

Ama geride kalan enkaz siz olursunuz.

Öyle günlerde, bütün hayatınız boyunca içine saklandığınız tavşan kardeş bile sıdkını, derisi gibi sıyırıp sizi terk eder.

Talihsiz başlayan bir günü geriye sarıp yeniden seyredemezsiniz.

Böyle günlerin jokeri de yoktur.

Bir kere yıkarsınız ve altında kalırsınız.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...arid=10&gid=61