Bu sehir hep ayni ama ben degisiyorum icinde...Her aksam ayni vakitte geliyor ben daha cok yorgun duruyorum dünden...Subat gecen seneki subat, bende bir senelik yorgunluk...
Ses edebilen ne varsa kaldirip camdan atmak geliyor suan icimden, en sevdigim sarkiyi bile dinlemeye tahammülüm yok...Sessiz, telassiz, plansiz dag basinda bir eve neler vermezdim simdi...Gecenin sessizligine razi olmak istiyorum sonra, bütün gece kendimi dinlendirmeye cekebilirim ama yarina yeniden erken kalkmanin telasi sariyor...

Disarda bembeyaz bir örtü...Hic anlami yok sanki...Oysa en cok ben severdim kari dünyanin beyaza boyanmasini...Utanmasam, yorgun olmasam "tozlanmis bu hayat kalkip temizlemeli" diyecegim..."Hem temizlige baslamisken insanlarin icinden fesatligi, kiskancligi, bencilligi de süpürüp yok edebilirim" diyebilirdim tabi, yorgun olmasam! Sonrada bu cümlenin sonunda kendime gülerdim ki demeden bile gülüyorum...
Inanmayi birakmamaliydi ya insan...dünya kurtarilabilirdi...
Pardon, ben bir yerden sonra biraktim...
Cok dünyanin icine düsmeden yasamaliydi aslinda...Alacagini alip kenardan kendi dünyani kurup, onuda kendi etrafinda döndermeyi basarmaliydi...basarmadim da degil zamaninda...Icindekilerini kurtarayim derken ayaklarimin kayabilecegini hic hesaba katmadim ama, bir baktim tam ortasindayim...
Ve ortasinda hersey yerli yerinde, icinde yasayan herkeze göre, alacaklarimla vereceklerim elimde, ben icinde eskiyorum...ve bunu durduramiyorum...

ALINTI