• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
45 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Tartışma Başkaldırı Dindar Bir Niteliktir!!

    Dindar insan kimdir?Niteliği nedir ve kim belirler?
    Birkaç şey;

    benim bugün dinden anladığım şey toplumun "elhamdulillah müslümanım" tabakasının anladığı şey değildir,dindarlık derken de bunu kastetmiyorum.Dindar kişi kendini tanımlamaz."Ben inananım" diyemez ama "ben inanmıyorum" da diyemez.
    Çünkü bilir ki inansa da inanmasa da bilmemektedir,bilinmeyen "bir şey" inançdışıdır.Cahil adam yalnızca cahil olduğuna inanabilir,işte ancak o zaman okunan kutsal bir kitabın,dinlenen bir insanın,veya basitçe bir kuşun şakımasındaki ilahiliğin farkına varabilecek alçakgönüllülüğü göstermiş olur.Ben dindar derken alçakgönüllü ve arayan bir insanı anlıyorum.
    Ve arayan insan arayışını aşk ile gerçekleştirdiğinde asla bir köle haline gelemez.Ne bir sözde azizin ne bir sözde hocanın ne de sözde bir din anlayışının kölesi olamaz.Ama zamanda "gelen,gelmekte olan" herşeye açıktır ve bir çocuk kadar saf ve bakir bir zihne sahiptir.Yargısızca dinler,tarafsızca bakar,hisederek dokunur.
    Dolayısıyla benim dindarlık derken kastettiğim şey doğal bir zeka halidir.Bu zeka çevresinde dönen ve üzerinde oynanan saçmalıkları görmezden gelmez.Özgürlüğünü kısıtlayan baskılara bir ermiş veya kutsallık atfedilen bir kitap bile neden olsa;
    O boyun eğmek yerine, alttan almak yerine Ölmeye razıdır.


    Başkaldırı Dindar Bir Niteliktir!!Gerçek Arayan Geçmişi Aramaz!


    Çünkü geçmiş zaten ölü bir şeydir.
    Ondan yeni bir şey çıkmaz.Asla yeni bir şey bulamazsınız.Toplumun din anlayışı,kültürü,siyasi görüşler,felsefi ideolojiler...asla böyle bir zekanın gerçek bir arayanın içinde bulunmaz.O inzivaya çekilmiş bir yaşam karşıtı fukara değildir,toplumun içinde yaşar ama toplumun kendi içinde yaşamasına izin vermez.İşte bu yüzden zeki bir dindar kalabalıkta tek başına kalan kişidir.Onu bir pazar yerinde bile kolaylıkla seçersiniz.O babası gibi davranmamaktadır.Veya ilkokul öğretmeni gibi konuşmamaktadır.Toplumun genelinin yaptığı gibi doğruluğu belirsiz olan hatta düpedüz saçmalık olan inanışlarda bulunmaz.Konuşmaları ise kulaktan duyma değildir,kelimeler geçmişe ait olsa bile konuşan daima yenidir ve ne konuştuğunun farkındadır.Konuşmaları okuduğu üçbeş kırıntının yarattığı etkinin altında değildir.

    İnsanları takip edin,veya kendinizi takip edin.Her adımınızda ilkokul öğretmeniniz gibiyseniz,her elkol hareketiniz tikleriniz babanızdan dedenizden alıntıysa,inanışlarınız sorgusuz ve sualsiz annenizden mi geliyor...Okuduğunuz her kitapta daha bilge hissediyor olabilirsiniz ama bu görüşlerinize karşı çıkıldığında bunca öfke neden?
    Kısacası herşeyinizi geçmişiniz belirliyorsa artık özgürlükten söz edilemez.Böyle bir insan arayış içine giremez,çünkü eğitimle,toplumsal baskılarla kültürle sonuna kadar şartlandırılmıştır.O artık dibine kadar dolu bir bardaktır yeni bir damlayı benliğine katacak kadar alçakgönüllü olamaması doğal bir durum,tek bir damla daha gelirse taşar gider.İşte tüm yaptığımız da bu! Sözde dindarım diye geçinen cennette yer sahibi olduğuna inanan politik azizler,din adamları...Bir insan yeteri kadar toplum kölesi olduğunda kültürü yeterince emen bir sünger gibi olduğunda toplum tarafından bu hizmeti onurlandıracaktır elbette.O geçmişin tüm zehrini emen bir sünger.Bir papağan!!Artık yeni ve genç beyinler onu dinleyebilir,o kadar çok zehir emdiki artık kendinden taşıyor,yeni süngerlere ihtiyaç var.


    Bu yüzden dindar insan bir verilen herşeyi emen bir sünger değildir,sadece hafızadan ibaret bir hafız değildir.O kesinlikle bir hafız değildir,hafızası kuvvetli olabilir ama yinede içinde bulunduğu duruma geçmişteki inanışlarıyla,bilgisiyle kültürüyle değil zekasıyla yanıt verecektir.Bu yüzden kimsenin hayatına karışmasına izin vermez.Tanrı'nın bile!!
    Bugün Tanrı yukarda bir yerde oturan ve aşağıdaki mahlukları cennet ve hurilerle ile tahrik edip cehennemle tehdit eden bir zavallı! O gerçekten bir zavallı olmalı,böyle bir tanrıya inanlar ise ondan daha zavallı olmalı.Sindirilmiş pıstırılmış yaptığı her hareketin sevap mı günah mı olduğuna gökyüzündeki birinin karar verdiğini ve daha da ötesi...Bu yaptığı herşeyin bir deftere yazıldığına inanan zavallılar sürüsü...Muhtemelen öyle olmalılar çünkü ancak bir zavallının tanrısı onları tuvaletteyken bile gözetleyen bir röntgenci olabilir.

    Bunlar araçlardır!!!Dindar insanın kendisini gözlemeye ihtiyacı var,bilinçli olmaya ihtiyacı var.Ancak bu uyanış getirir.Sizi gözleyen birinin olması sizde bir şey değiştirmiyorsa unutun gitsin,hiç değilse paronayak bir yaşam sürmezsiniz ve röntgenci bir tanrının cennetinin hayaliyle burdaki cenneti kaçırmazsınız.Kendini gözlemlemekten aciz bir insanı bir tanrının gözlemlemesi bir anlam ifade etmez!


    Bugün dindarım diye geçinen insanlar kurumlaşmış bir güçsüzler yurdudur.Kendilerini savunmaktan aciz oldukları için fon biriktirirler,müslüman ülkeler birleşmekten yoksun yoksul kabileler gibi.Aptal inanışlarla gün geçiren,birbirleriyle savaşıp duran ama dışardan birisi sömürmeye başladığında sessiz kalan ve savaş bitince de birbirlerine göstermelik yardımlar da bulunan insan toplulukları..savaş olduğu zaman kendilerini savunamazlar ama savaş bitince yardım için açıktırlar.

    Bu yüzden gerçek bir insanın hakiki bir dindarın hayatına kimse karışamaz.Sosyal statüyü mevkiiyi,dostlarını ailesini hatta hayatın kendisini bile heba edebilir ama yinede hayatını bir köle gibi yaşamaz.Ne toplum ne ahlakçılar ne sözde ermişler ne dinler ne tanrı ne de tanrının adamları....Kimsenin kendi anlama çabasına yaşama coşkusuna engel olmasına izin vermez.
    İşin ilginçliğine bir bakın,Tanrı yok ama onun dışında herkes var.Tanrının adamları var ama patron yok.Ama heryer Tanrılığa soyunmuş onun yerine konuşan insanlarla dolu...Tanrı özgürlüğün kendisidir.O, insanın kendisinden özgürlüğüdür.Bugünkü Tanrı imajı,putperestlerinkinden bile daha kötü durumda.Putlar somut tapınma sembolleriydi,onlar yokedilmeliydi.Ama soyut Tanrı halen duruyor,O hayal edilecek bir nesne değildir.Soyut Tanrı da yok edilmelidir.
    Tanrı; "Bilinç" kavramının kendisidir,Varlığın Kendisidir.


    Bu sebeple başkaldıran İnsan Tanrı'yı arar.O'nu içerde arar.Camiilerde,tapınaklarda toplumun içinde değil.Bu yüzden dindar insan gelenekçi insan değildir.Çünkü toplumu ve onun geleneğini değil,kendi zekasını kendi anlayışını ve kendi yüreğini takip eder.Toplumlar ve onların bozuk din anlayışı bu sebeple çağdışıdır,ölü bir şeydir.Canlı bir şey olsaydı bu din anlayışı toplumları yüceltirdi,ama şu hale bakın daha da sefil durumdalar.İslam dini ilk ortaya çıktığı zaman bile durum çok daha iyiydi,bilim yoktur ama insanlar daha iyi durumdaydı.Şimdi bir de şu din anlayışına bakın! Toplumlar çağdaş değildir,toplumun içindekiler de çağdaş olamaz.
    Bu sebeple Dindarlık bireysel bir olgudur,toplumsal değildir.Bireyler tek başlarına dindar olabilirler ama toplumlar dindar olamaz.Kalabalıklar dindar olamaz çünkü dindarlık tekbaşınalıktır.

    Başkaldıran bu dindar insan bana göre inançlı olmanın tek yoludur.Çünkü o geçmişini bertaraf etmiştir.Hiçbir duruma geçmişine göre yanıt vermez,konuştukları kutsal kitaplarla ermişlerle tutarlı olsa bile onların cümlelerini değil,ayetleri değil kendi sözlerini sarfedecektir.Sadece Kendi bilinciyle tutarlıdır.Ama geçmişiyle değil.Geçmiş de gelecek de onun için önemsizdir.Geçmişini değiştirmek içinde geleceğini garanti altına almak için de sahip olduğu tek anı mahfetmez.O mevcut anı yükseliş için kullanacaktır.Düşünceleriyle uğraşmak yerine varlığını bulmaya çalışacaktır.Böyle bir insan toplumsal anlamda devrimci olmayabilir ama kendi kendisinin devrimcisidir.Gidilmiş yolları sırf üzerlerinde ermişler büyük adamlar yürüdü diye takip etmez.Kendi yolunu kendisi yaratır,bastığı her adımda büyük bir bilinçlilikle yolunu yaratacaktır.

    Bu yüzden din, Tanrı'ya gitmiyorsa cennete gidiyordur.Dindarlık da özgürleştirmiyorsa köleleştiriyordur.Benim dinden ve dindarlıktan anladığımın tümü bu...







    Bu mesaj en son " 01.04.09 " tarihinde saat 12:09 itibariyle Franchise tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Eline ,bilgine , YUREGINE saglik cok nefis bir yazi ve yorum olmus.Gercek inanan insanlarin bu yolu izlemesi cagdas dunyaya bir umut doguracaktir kanaatindeyim.

    Bu arada senin de avatar resminin KILLANMASINA az kalmis


    saygilar.



    .

  3. #3
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı barristor tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Eline ,bilgine , YUREGINE saglik cok nefis bir yazi ve yorum olmus.Gercek inanan insanlarin bu yolu izlemesi cagdas dunyaya bir umut doguracaktir kanaatindeyim.

    Bu arada senin de avatar resminin KILLANMASINA az kalmis


    saygilar.



    .
    Bırak geçmişi geçmişte kalsın.Kıllar vücuddan gitti ama...Kapıdan çıkan bacadan girer.Şimdi aynı kıllar insanın kafasının içinde.Zihin içinde aynı evrim gereklidir.Fiziksel bir evrimi psişik bir evrim takip etmezse "insan" dediğimiz maymun bozması tanrı arası aynı anda hem şerefli ve hem de ******** bir varlık ortaya çıkıyor

  4. #4
    gürgen adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-10-2008
    Mesajlar
    373
    Karizma Gücü
    4
    ÖN YARGI, ART NİYET VE SAMİMİYETSİZLİK

    İnsan, art niyetli ve tek taraflı olarak Kuran'a yaklaştığında onu anlaması mümkün değildir.
    Bu, Allah'ın bir kanunudur.
    Bir kişi ne kadar zeki ne kadar kültürlü olursa olsun, samimiyetsiz ve art niyetli bir bakış açısıyla Kuran'ı ve islamı değerlendirdiğinde onu gereği gibi anlayamaz,değerlendirip doğru yorumlayamaz ve pek çok çelişkiye düşer.

    Bu yüzden, Kuran'a ön yargılı, peşin fikirli, içten pazarlıklı yaklaşan bir kişinin bu art niyetli tutumu, kendisiyle Kuran arasında -yine Kuran'ın tabiriyle- "görünmez bir perde" oluşturacaktır.

    Bu da ilahi Kitabı içerdiği dini anlamasını ve kavramasını engelleyecektir.
    Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şöyle ifade edilir:

    Kuran tüm insanlığı doğruya çağıran bir davettir, ancak Allah'ın doğrudan hitabı iman eden kullarınadır.

    Dolayısıyla Kuran ancak iman edenlerin gereği gibi anlayabileceği bir Kitap olarak gönderilmiştir.
    Müminlerin Kuran'ı anlamalarındaki en önemli vasıfları ise vicdan ve samimiyetleridir.
    Müminlerden farklı bir ruh haline ve karaktere sahip dinden uzak kimselerin Kuran'ı anlayamamaları da gayet doğaldır.

    Kuran kendisine samimi, tevazulu bir kalple yaklaşan kişi için bir hidayet rehberi olduğu gibi, art niyetle, düşmanca yaklaşanlar için de bir sapma vesilesidir.

    Etraftan duyduğu yanlış bilgiler, çarpık yorumlar, dogmalar, yalanlar ve ön yargılar ile birlikte kendi prensiplerini, dünya görüşünü ve yaşam felsefesini de ölçü alarak Kuran'ı ve islamı taraflı bir biçimde değerlendirmek isteyen bir kimse,

    elbette ki ne Kuran'ı ne dini anlayabilir ne de ondan istifade edebilir.
    Tam aksine, Kuran böyle bir kimsenin sapkınlığının ve şaşkınlığının artmasına vesile olur.

    Kuran'ı anlayamadığı gibi, Kuran hakkında akılsız ve mantıksız itirazlar getirir, çarpık ve saçma yorumlar yapar.

    "Oysa o (Kuran), zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz" (İsra Suresi, 82) ayetinde bildirdiği gibi Kuran'dan ve imandan uzaklaşır.

    İnsanların düştüğü en büyük hatalardan biri, kulaktan dolma, babadan dededen duyma, din adına uydurulmuş birtakım uydurma sözler ve hurafelerle Kuran'ı yorumlamaya kalkmaktır.

    Bu tarz insanlar gerçekte Kuran'a değil,
    atalarından kendilerine miras kalan geleneksel bir dine uyarlar,
    Kuran'ı da islamı da bu çarpık dinlerine uydurmaya çalışırlar. Bunların çarpık mantıkları Kuran'da şöyle tarif edilmiştir:

    "Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? " (Bakara Suresi, 170)

    Toplumun cahil kesimlerinde oldukça yaygın olan bu çarpık din anlayışı Kuran'ın ve islamın gösterdiği modelden tamamen farklı ve zıt bir din modeli ortaya koyar.
    Bilgisizce yapılmış yorumlarla insanları saptırmaya çalışan, Allah'ın ayetlerini kavrama yeteneğinden uzak insanların durumu Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

    İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver. (Rum Suresi, 6-7)

    Elbette ki böyle çarpık bir niyet ve anlayışa sahip olanların ve bunlara körü körüne tabi olan cahil kitlelerin Kuran'a ve islama bakış açıları, yaklaşımları da aynı derecede çarpık olacaktır.
    Bu tür sapkın akımlar kendi mensuplarını hem dünyada hem de ahirette kayba uğratırlar.
    Aynı zamanda da din hakkında yeterli bilgisi olmayanların İslam'dan uzaklaşmalarına, dinden soğumalarına neden olur ve Allah'a yakınlaşmalarını engellerler.

    Kendileri gibi cahil bir kısım kitleyi de kendi saflarına katarak gerçek din karşısında en büyük fitne ve tehlikeyi oluştururlar. Ne var ki hak her zaman batıla üstün gelecektir ve Kuran'ın müjdesiyle "batıl yok olmaya mahkumdur". Bu, onun kaderidir ve kaderine karşı gelmesi mümkün değildir.

    Bir kısım insanlar da içinde yaşadıkları zaman ve toplumun şartlarını kendilerine ölçü alır ve çoğunluğun kabul edip uyguladığı kuralları mutlak doğru sanarak Kuran'ı değerlendirmeye kalkarlar.

    Bu tür kimseler Kuran'a itiraz getirmeye kalkışanların zeka ve kültürel seviye bakımından en alt, ancak en kalabalık kesimini oluşturur.

    Bunlara, her türlü meslek grubunda ve sosyal çevrede rastlamak mümkündür. Fazla düşünmeyen, herhangi bir dünya görüşü olmayan, gününü gün etmeye ya da hayatını kazanmaya çalışan geniş bir kesimi oluştururlar.

    Küçük hesaplar, basit zevkler ve çıkarlar peşinde koştuklarından, Kuran'ı çıkar ve zevklerini engelleyecek, keyiflerini kaçıracak, sözde özgürlüklerini kısıtlayacak, basit yaşam ve beklentilerini değiştirecek, alışılmış kurulu düzenlerini bozacak bir tehlike olarak algılar ve ilkel mantıklarla Allah'ın ayetlerine karşı çıkmaya çalışırlar.

    Bu kesimin mensupları Kuran ya da din hakkında, genellikle kendileri düşünüp bulmadıkları fakat sağdan soldan duyup benimsedikleri klasik kalıpları öne sürerler.

    Çoğunlukla, "21. yüzyılda...", "bu devirde...", "uzay çağında...", "batıda..." vs. gibi kalıplarla başlayan cümleler kurarak Kuran ve din hakkında akılsız ve cahilce yorumlar yaparlar.
    halbuki pencereden iyi bakıldığı zaman dinin insanı kısıtlamadığını görmek mümkündür.
    iyi dikkat edilmesi gereken bir hususta (NE KADAR ÇİRKİNLİK VARSA İNSANIN KENDİ NEFSANİ ÇİRKİNLERİDİR ) NE KADARDA GÜZELLİK VE İYİLİK VARSA ANALİZ EDERSEK TEMELİNDE MANEVİ BİR İÇERİK VARDIR BUNU DA ANALİZ EDERSEK DİNİN ÖNGÖRÜSÜ İLE PARALELLİĞİNİ GÖREBİLİRİZ .



    BENDE DİN DENİLİNCE ÖZGÜRLÜK DENİLİNCE Bİ TAMAM BUNLARI ANLIYORUM.
    PENCERELERİN AÇILARINI DA GÖZDEN KAÇIRMAMAK LAZIM .



    İYİ FORUMLAR.
    HADİSİ ŞERİF
    “Mü’min olmadan cennete giremezsiniz.
    Birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız;
    Ey Allâh’ın kulları, kardeş olunuz!..”

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Franchise tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    [FONT=Garamond][SIZE=3][I][FONT=Verdana][SIZE=2]Kendini gözlemlemekten aciz bir insanı bir tanrının gözlemlemesi bir anlam ifade etmez![/U][/COLOR][/COLOR]

    [/B]
    Bu yüzden din, Tanrı'ya gitmiyorsa cennete gidiyordur.Dindarlık da özgürleştirmiyorsa köleleştiriyordur.Benim dinden ve dindarlıktan anladığımın tümü bu...[/B][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]






    [/COLOR][/COLOR]

    İki kelimeyle özet.Tebrikler..

  6. #6
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Sevgili gürgen,
    Merak ettiğim için birkaç şeyi sorma gereği hissediyorum ama bir yandan da korkuyorum çünkü bana cevap olarak yine siz değil başka birilerinden alıntılar cevap verebilir,o zaman da kendi adıma üzülürüm.Çünkü dindarlık tanımı yaparken dindar insanı "kendi ağzını kullanan" olarak niteledim.Bu durumda hiç denemediğiniz bir olguysa bu "kendi ağzını kullanmak" dindar bir insanın günahını almak istemem.

    Öncelikle Yazımı okudunuz mu?
    Verdiğiniz cevap (daha doğrusu başkalarının cevapları) sizce bu konuyla nasıl bir ilgi içindedirler?
    Ve eğer yanıtlamayı uygun görürseniz sizce dindar bir insanın konuşmaları pirlerin,şeyhlerin,peygamberlerin,kitapların yazıları mı olmalıdır yoksa bu çeşit bir insan kendi şartlanmamış zekasını kullanabilmekte midir?Bu saf akıl kullanıldığında cümleler dinden birebir alıntılar olarak değil ama din ile uyumluluk sergileyebilir mi?

    Kısacası biz sadece hafızadan ibaret olan hafızlar mıyız yoksa içimizde canlı bir bilinçlilik de mevcut mudur?Bu konuyla ilgili sırasıyla önce alıntı yapacacağınız insanların görüşleri nelerdir ve sizin kendi görüşleriniz nelerdir?

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    19-10-2007
    Mesajlar
    332
    Karizma Gücü
    0
    "iNSAN İNANDIĞIDIR" demek doğru oluyor sanırım

  8. #8
    cano.062 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-01-2009
    Mesajlar
    1,681
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı Franchise tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Gidilmiş yolları sırf üzerlerinde ermişler büyük adamlar yürüdü diye takip etmez.Kendi yolunu kendisi yaratır,bastığı her adımda büyük bir bilinçlilikle yolunu yaratacaktır.


    Sevgili Franchise

    Gidilmiş yollar, elbetteki üzerinden , ermişler ve büyük adamlar yürüdü diye
    takip edilmez. Öyle olduğunda taklitten öteye geçemez insan. Ancak yine de
    o yürünmüş olan yolları katetmek zorundadır insan. Tasavvufla bütünleşmiş
    kişilere anlatılanlarda, yol büyüklerinden bahsedilir ki , bunlar Peygamber
    efendilerimizden başlar, evliyalar, enbiyalar, meşayıhlar, piran hazeratları bu
    yürünmüş olan yolun yolcularıdırlar.

    Bu yol büyüklerinin ,yaşantılarından tutun da , hayata bakış açıları , düşünce
    ve İslam 'ı yaşama , yaşarken uyulması gerekenler, o yolda nelere dikkat
    edilmesi gerekir, talim ve terbiye sistemlerinden faydalanmak gerekmektedir.

    Aslında amaç birdir, sadece terbiye sistemleri farklılık gösterir.

    Bunun için rehberliğe, Kuran-ı Kerim en baştaki tek örnektir.İslam 'ı yaşayan
    kişi,(yol örneğine uymasa da) ilk gönderildiği günkü gibi rehberliğine muhtaçtır
    insan .O ki ,yürünmüş ve yürünecek yol örnekleriyle doludur. Hem peygamber,
    hem evliyası, hem de bildirilmiştir tüm uyulması ve uygulanması gerekenler.

    Nasıl yaşanmışlıklar,yollar, yol büyüklerine ihtiyacı olamaz inandım diyenlerin.
    Nasıl bulabilir , bir başına, doğruyu ve doğru olanı insan ..?
    Nasıl kendi yolunu kendisi oluşturabilir ..? (Yaratmak Allah 'a mahsustur)

    Kaçta, kaç kişi senin anlattığın şekilde tam ve doğru olan yolunu bulabilir ki ?
    Kaçta, kaç kişi senin de bahsettiğin gibi kendisini sorgulayabilir ki ?
    Kaçta,kaç kişi senin de bahsettiğin gibi kendisini gözleyebilir ki ?

    Kaptansız ve klavuzu olmayan gemi ne kadar güvenli yolculuk yapabilir ki ?

    Şu formda sen bile şartlara uyulmadığı için yazı siliyorsun, müdahalen gerekiyor. Kişileri bir başına bıraktığındaki, müdahale ve ihtar olmadığı taktirde yaşanılabilecekleri sen de tahmin edersin ki medeniyetten bahseden bizler bunu
    düşüncesizle yapabiliyoruz. Doğru ve doğrularla ..! Halbuki kuralları belli ..!
    Ancak kişilerin doğruları içerisinde bile yanlışlar mevcuttur.Bunu farketmeyebilir.

    Kişinin klavuza ,rehbere her zaman ihtiyacı vardır. Bu, ama din olur,ama
    iş olur, ama yaşam neyi ele alırsan al klavuzsuz, örneksiz yol alamaz insan.

    Şu örneği vermeden geçemiyeceğim. Yine kızacağından eminim ancak :


    ALLAH İÇİN TESLİMİYET .

    MÜBAREK KARDEŞİM NURU AYNIM EZELİ ERVAHTAKİ İHSAN EDİLEN MURATLIĞININ KADRİNİ BİLDE DÜNYADAN GİDİŞİN MURADI İLAHİYEYE UYGUN OLSUN.

    GAVSUL AZAM SEYİT ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİN MANEVİ EVLATLARINA VASİYETİNİN ŞU KISMINI EHLİ AŞKIN HAYATINDA TARİKİ MÜSTAKİYM ÖZÜ DİYE VERMEK İSTİYORUM :

    MÜRŞİDE TESLİMİYETİN MEYYİTİN YIKAYICIYA TESLİM OLDUĞU GİBİ OLSUN !..EVLADIM SANA İKİ ŞEYİ TAVSİYE EDERİM 1: FUKARAYA HİMMET , 2 : EVLİYAYA HİZMET .

    PİR-İ GALİB-İ
    GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU


    Saygılar

    ''' Ummandan katre '''


    Sizden ücret istemeyen kimselere tabii olun , onların sözlerine kulak verin . Onlar hidayete ermiş kimselerdir.
    ( Yasin suresi , 21 )

  9. #9
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    Sevgili Franchise,
    Tanımlamaların tanrıyı betimleme kısımlarında panteizm gibi anlaşılacak katılmadığım kısımlar olsa da, (farklılık tabidir düşüncesiyle) yazının mantığına tamamen katılıyorum.

    Kişinin din ile ilişkisi tamamen bilinç ve şuur ilişkisidir. Hatta öyle olmalıdır.
    Taklit ettiğin, sana anlatıldığı, düşündüğün, okuduğun, bildiğin, zannettiğin kadar değil !
    Özümsediğin, değerlerle aynılaştığın kadar dindarsın veya dinin var.

    NOT: Dine inanmayan arkadaşların yazıyı anlamadığını veya yanlış anladığını görüyorum.
    Çünkü bu yazıda inançsızlık değil, imanın salt bilinç ve şuur hali yansıtılmak istenmiş.

    Hoşçakalın.
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı recognizer tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    sevgili franchise,
    tanımlamaların tanrıyı betimleme kısımlarında panteizm gibi anlaşılacak katılmadığım kısımlar olsa da, (farklılık tabidir düşüncesiyle) yazının mantığına tamamen katılıyorum.

    Kişinin din ile ilişkisi tamamen bilinç ve şuur ilişkisidir. Hatta öyle olmalıdır.
    Taklit ettiğin, sana anlatıldığı, düşündüğün, okuduğun, bildiğin, zannettiğin kadar değil !
    özümsediğin, değerlerle aynılaştığın kadar dindarsın veya dinin var.

    Not: Dine inanmayan arkadaşların yazıyı anlamadığını veya yanlış anladığını görüyorum.
    çünkü bu yazıda inançsızlık değil, imanın salt bilinç ve şuur hali yansıtılmak istenmiş.
    hoşçakalın.

    vede sorgulanabılecegı ,koru korune kulluk edılmeyecegı

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •