Dindar insan kimdir?Niteliği nedir ve kim belirler?
Birkaç şey;
benim bugün dinden anladığım şey toplumun "elhamdulillah müslümanım" tabakasının anladığı şey değildir,dindarlık derken de bunu kastetmiyorum.Dindar kişi kendini tanımlamaz."Ben inananım" diyemez ama "ben inanmıyorum" da diyemez.Çünkü bilir ki inansa da inanmasa da bilmemektedir,bilinmeyen "bir şey" inançdışıdır.Cahil adam yalnızca cahil olduğuna inanabilir,işte ancak o zaman okunan kutsal bir kitabın,dinlenen bir insanın,veya basitçe bir kuşun şakımasındaki ilahiliğin farkına varabilecek alçakgönüllülüğü göstermiş olur.Ben dindar derken alçakgönüllü ve arayan bir insanı anlıyorum.
Ve arayan insan arayışını aşk ile gerçekleştirdiğinde asla bir köle haline gelemez.Ne bir sözde azizin ne bir sözde hocanın ne de sözde bir din anlayışının kölesi olamaz.Ama zamanda "gelen,gelmekte olan" herşeye açıktır ve bir çocuk kadar saf ve bakir bir zihne sahiptir.Yargısızca dinler,tarafsızca bakar,hisederek dokunur.
Dolayısıyla benim dindarlık derken kastettiğim şey doğal bir zeka halidir.Bu zeka çevresinde dönen ve üzerinde oynanan saçmalıkları görmezden gelmez.Özgürlüğünü kısıtlayan baskılara bir ermiş veya kutsallık atfedilen bir kitap bile neden olsa;
O boyun eğmek yerine, alttan almak yerine Ölmeye razıdır.
Başkaldırı Dindar Bir Niteliktir!!Gerçek Arayan Geçmişi Aramaz!
Çünkü geçmiş zaten ölü bir şeydir.Ondan yeni bir şey çıkmaz.Asla yeni bir şey bulamazsınız.Toplumun din anlayışı,kültürü,siyasi görüşler,felsefi ideolojiler...asla böyle bir zekanın gerçek bir arayanın içinde bulunmaz.O inzivaya çekilmiş bir yaşam karşıtı fukara değildir,toplumun içinde yaşar ama toplumun kendi içinde yaşamasına izin vermez.İşte bu yüzden zeki bir dindar kalabalıkta tek başına kalan kişidir.Onu bir pazar yerinde bile kolaylıkla seçersiniz.O babası gibi davranmamaktadır.Veya ilkokul öğretmeni gibi konuşmamaktadır.Toplumun genelinin yaptığı gibi doğruluğu belirsiz olan hatta düpedüz saçmalık olan inanışlarda bulunmaz.Konuşmaları ise kulaktan duyma değildir,kelimeler geçmişe ait olsa bile konuşan daima yenidir ve ne konuştuğunun farkındadır.Konuşmaları okuduğu üçbeş kırıntının yarattığı etkinin altında değildir.
İnsanları takip edin,veya kendinizi takip edin.Her adımınızda ilkokul öğretmeniniz gibiyseniz,her elkol hareketiniz tikleriniz babanızdan dedenizden alıntıysa,inanışlarınız sorgusuz ve sualsiz annenizden mi geliyor...Okuduğunuz her kitapta daha bilge hissediyor olabilirsiniz ama bu görüşlerinize karşı çıkıldığında bunca öfke neden?
Kısacası herşeyinizi geçmişiniz belirliyorsa artık özgürlükten söz edilemez.Böyle bir insan arayış içine giremez,çünkü eğitimle,toplumsal baskılarla kültürle sonuna kadar şartlandırılmıştır.O artık dibine kadar dolu bir bardaktır yeni bir damlayı benliğine katacak kadar alçakgönüllü olamaması doğal bir durum,tek bir damla daha gelirse taşar gider.İşte tüm yaptığımız da bu! Sözde dindarım diye geçinen cennette yer sahibi olduğuna inanan politik azizler,din adamları...Bir insan yeteri kadar toplum kölesi olduğunda kültürü yeterince emen bir sünger gibi olduğunda toplum tarafından bu hizmeti onurlandıracaktır elbette.O geçmişin tüm zehrini emen bir sünger.Bir papağan!!Artık yeni ve genç beyinler onu dinleyebilir,o kadar çok zehir emdiki artık kendinden taşıyor,yeni süngerlere ihtiyaç var.
Bu yüzden dindar insan bir verilen herşeyi emen bir sünger değildir,sadece hafızadan ibaret bir hafız değildir.O kesinlikle bir hafız değildir,hafızası kuvvetli olabilir ama yinede içinde bulunduğu duruma geçmişteki inanışlarıyla,bilgisiyle kültürüyle değil zekasıyla yanıt verecektir.Bu yüzden kimsenin hayatına karışmasına izin vermez.Tanrı'nın bile!!
Bugün Tanrı yukarda bir yerde oturan ve aşağıdaki mahlukları cennet ve hurilerle ile tahrik edip cehennemle tehdit eden bir zavallı! O gerçekten bir zavallı olmalı,böyle bir tanrıya inanlar ise ondan daha zavallı olmalı.Sindirilmiş pıstırılmış yaptığı her hareketin sevap mı günah mı olduğuna gökyüzündeki birinin karar verdiğini ve daha da ötesi...Bu yaptığı herşeyin bir deftere yazıldığına inanan zavallılar sürüsü...Muhtemelen öyle olmalılar çünkü ancak bir zavallının tanrısı onları tuvaletteyken bile gözetleyen bir röntgenci olabilir.
Bunlar araçlardır!!!Dindar insanın kendisini gözlemeye ihtiyacı var,bilinçli olmaya ihtiyacı var.Ancak bu uyanış getirir.Sizi gözleyen birinin olması sizde bir şey değiştirmiyorsa unutun gitsin,hiç değilse paronayak bir yaşam sürmezsiniz ve röntgenci bir tanrının cennetinin hayaliyle burdaki cenneti kaçırmazsınız.Kendini gözlemlemekten aciz bir insanı bir tanrının gözlemlemesi bir anlam ifade etmez!
Bugün dindarım diye geçinen insanlar kurumlaşmış bir güçsüzler yurdudur.Kendilerini savunmaktan aciz oldukları için fon biriktirirler,müslüman ülkeler birleşmekten yoksun yoksul kabileler gibi.Aptal inanışlarla gün geçiren,birbirleriyle savaşıp duran ama dışardan birisi sömürmeye başladığında sessiz kalan ve savaş bitince de birbirlerine göstermelik yardımlar da bulunan insan toplulukları..savaş olduğu zaman kendilerini savunamazlar ama savaş bitince yardım için açıktırlar.
Bu yüzden gerçek bir insanın hakiki bir dindarın hayatına kimse karışamaz.Sosyal statüyü mevkiiyi,dostlarını ailesini hatta hayatın kendisini bile heba edebilir ama yinede hayatını bir köle gibi yaşamaz.Ne toplum ne ahlakçılar ne sözde ermişler ne dinler ne tanrı ne de tanrının adamları....Kimsenin kendi anlama çabasına yaşama coşkusuna engel olmasına izin vermez.
İşin ilginçliğine bir bakın,Tanrı yok ama onun dışında herkes var.Tanrının adamları var ama patron yok.Ama heryer Tanrılığa soyunmuş onun yerine konuşan insanlarla dolu...Tanrı özgürlüğün kendisidir.O, insanın kendisinden özgürlüğüdür.Bugünkü Tanrı imajı,putperestlerinkinden bile daha kötü durumda.Putlar somut tapınma sembolleriydi,onlar yokedilmeliydi.Ama soyut Tanrı halen duruyor,O hayal edilecek bir nesne değildir.Soyut Tanrı da yok edilmelidir.
Tanrı; "Bilinç" kavramının kendisidir,Varlığın Kendisidir.
Bu sebeple başkaldıran İnsan Tanrı'yı arar.O'nu içerde arar.Camiilerde,tapınaklarda toplumun içinde değil.Bu yüzden dindar insan gelenekçi insan değildir.Çünkü toplumu ve onun geleneğini değil,kendi zekasını kendi anlayışını ve kendi yüreğini takip eder.Toplumlar ve onların bozuk din anlayışı bu sebeple çağdışıdır,ölü bir şeydir.Canlı bir şey olsaydı bu din anlayışı toplumları yüceltirdi,ama şu hale bakın daha da sefil durumdalar.İslam dini ilk ortaya çıktığı zaman bile durum çok daha iyiydi,bilim yoktur ama insanlar daha iyi durumdaydı.Şimdi bir de şu din anlayışına bakın! Toplumlar çağdaş değildir,toplumun içindekiler de çağdaş olamaz.
Bu sebeple Dindarlık bireysel bir olgudur,toplumsal değildir.Bireyler tek başlarına dindar olabilirler ama toplumlar dindar olamaz.Kalabalıklar dindar olamaz çünkü dindarlık tekbaşınalıktır.
Başkaldıran bu dindar insan bana göre inançlı olmanın tek yoludur.Çünkü o geçmişini bertaraf etmiştir.Hiçbir duruma geçmişine göre yanıt vermez,konuştukları kutsal kitaplarla ermişlerle tutarlı olsa bile onların cümlelerini değil,ayetleri değil kendi sözlerini sarfedecektir.Sadece Kendi bilinciyle tutarlıdır.Ama geçmişiyle değil.Geçmiş de gelecek de onun için önemsizdir.Geçmişini değiştirmek içinde geleceğini garanti altına almak için de sahip olduğu tek anı mahfetmez.O mevcut anı yükseliş için kullanacaktır.Düşünceleriyle uğraşmak yerine varlığını bulmaya çalışacaktır.Böyle bir insan toplumsal anlamda devrimci olmayabilir ama kendi kendisinin devrimcisidir.Gidilmiş yolları sırf üzerlerinde ermişler büyük adamlar yürüdü diye takip etmez.Kendi yolunu kendisi yaratır,bastığı her adımda büyük bir bilinçlilikle yolunu yaratacaktır.
Bu yüzden din, Tanrı'ya gitmiyorsa cennete gidiyordur.Dindarlık da özgürleştirmiyorsa köleleştiriyordur.Benim dinden ve dindarlıktan anladığımın tümü bu...


LinkBack URL
About LinkBacks




