Oturumunu açtım hayatımın.
Sayfaların kalabalıklığına şaşırdım önce. Bunca anıyı bunca sayfanın kaldırabilmesine de. Ne gelir ki elden sana verilen dışında. Kaderi kabullenmek değildi yaptığım önceleri. Önceleri her şey mümkündü hayatta. Hayal ediyordun ve yoğun sinyaller gönderiyordun evrene ve evren bir şekilde ikramlarda bulunuyordu sana dairlerimde… Öyle değilim şimdi. Hayatımın oturumunu açtım. Üç beş kişi çevirim içi olmuş ha bire konuşuyor uygun modunda insancıklarla. Üç beş kişi hayatın tüm meşguliyetlerini yüklenmiş gibi omuzlarına klavyenin ucuna çökmüş ve hayatları hakkında kararlar alıyorlar. Ve birilerinin farkına varamadan birilerini eziyorlar meşgul hayatlarının içinde. Kimileride çevirim dışı yaşıyor benim gibi hayatı; varla-yok arasında ki o kısır döngüde gidip geliyorlar bir ileri bir geri. ne korkuyorlar görünmekten ne de hoşlanmıyorlar gizlenmekten. Sadece yapmak istedikleri sessizce o köşede birilerinin varlığından haberdar olarak hayatı izlemek. Hayatın nasılda kendi seyrinde devam ettiğini bilerek hayatı seyretmek.
Acımasızlığından dem vurmuyorum bu sabah hayatın. Bu baştanbaşa benim tercihimdi biliyorum. Acımasız olmasını ben istedim, bilinçli tercihimdi olmayacak, değmeyecek, yalancı bir pinokyoya âşık olmak. Ve bende bu bilinçli tercihimi kulandım hayatımın ortasında neye mal olacağını düşünmeden sadece tercih ettim ve uyguladım. Düşünemedim aşkın kapıdan geldiğinde mantığın pencereden el sallayarak gittiğini. Ben de kabullendim ve getirilerinin hiç birisini hesap etmeden sadece yaşamak adına adımladım bütün tökezli yolarını aşkın. Şimdi elinde ne kaldı diye yığınlarca bakış görüyorum satırlarımı okuyan gözlerin içinde. Ama cevabını vermiyorum. Biliyorum ki verdiğimde sevincini göreceğim bazı simaların, üzüleceğini göreceğim gibi. Bu yüzden oturumunu açtığım yerde yorumsuzca okuyan bakışlara bırakıyorum hayatımda elimde neyin kaldığını. Lanet okumuyordum eskiden, eskiden sigaranın dumanı boğazımı yakıyordu, eskiden yüzümde kocaman bir tebessüm gelen geçene tanıdık tanımadık bakışlarla selam veriyordu yüreğim. Selamının karşılanacağını bilerek. Eskidendi işte her şey. Eskiden Eylül’düm ben.
Ben o eskileri; kırık binalarımın sıvalanmış duvarlarının arasına gömdüm sessizce. Sigaramın nikotininden derin bir nefes aldım oksijensizliğe aşina ciğerlerime. Ve ne için diye düşünmedim yitirdiklerimi. Değdi mi diye düşünmedim. Evet, büyük çığlıklarımı susturamadığım, kapımın camlarını yumrukladığım zamanlarımda oldu. az da olsa isyan ettim yitirdiklerime ama neye değdi diye hiç düşünmedim. Düşünmeyeceğimde…
Benden alacakları çokmuş insanların. Alacaklarının bende hiçbir sancısını duyamadığımı bilselerdi hala benden bir şeyler almak isterler miydi acaba. Yine de alacakları varsa buyursun gelsin diyorum her birisine. Gözümden ve gönlümden fazladan dökülecek hiçbir yaşı geri çevirmedim ben. Gelene de, gelmeyene de amenna dedim usulca. Buyursun gelsin alacağı olan cesurca; geri çevrilmez asla kapımdan.
Toprağın bağrına girdiğinde insanların hepsinin ne kadar eşit olduğunu bilerek gelsin…
Turab(ım) da laleler büyüyor sarı. Üşüme sakın.


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla




senin okuduğunu bilmek yetiyor benim için. özlemek karşılıklı. az nefesimi geniş tuttum ama iyiyim yolumda. 

