• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Radikal Genç adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-12-2008
    Mesajlar
    638
    Karizma Gücü
    4

    Ömrünü cehaletle savaşa adamış bir doktor: Türkan Saylan

    Ömrünü cehaletle savaşa adamış bir doktor: Türkan Saylan


    Ömrünü cehaletle savaşa adayan, öncü olduğu girişimlerle cüzamın kökünü kazıyan, kız çocuklarının eğitimi için düzenlediği kampanyalarla neredeyse tüm Türkiye’yi gezen Saylan, şimdilerle yeni bir başarıya imza attı. Bu yıl eğitim alanında verilen "8. Vehbi Koç Ödülü"nün sahibi oldu.

    Tercihini toplumdan yana kullandığını her fırsatta dile getiren Saylan, özverili çalışmalarıyla herkesin dışladığı yüzlerce cüzam hastasının umudu, kurtarıcısı oldu.

    İşte idealleri peşinden koşan Türkan Saylan'ın başarıya giden yolu:

    Köyün minik doktoru

    Saylan'nın doktorluk serüveni 12 yaşındayken başlıyor. Çünkü daha ortaokuldayken köy hekimi olmaya karar veriyor. Yıllar boyunca Türkiye'yi karış karış gezerek cüzam hastalığını yok etmeye çalışırken hayatı öğreniyor ve gördüğü gerçeklere asla sırtını çeviremeyeceğini de anlıyor. Anadolu'ya yaptığı yolculuklar onu doktor olarak geliştirirken, bir sivil toplum hareketi başlatması gerektiğini de o zaman fark ediyor.

    Dünyadan ve Türkiye'den cüzamı silme konusunda büyük başarı sağlayan ve Gandhi Ödülü'nü kazanmış bir bilim kadını Saylan, içsel yolculuğu şöyle anlatıyor:

    'İşçi kesimiyle tanıştım'

    "Tıp fakültesi öğrencisiyken evlendim, 23 yaşında ilk çocuğumu doğurdum, tüberküloz geçirdim, ameliyatlar oldum, çocuklarımı büyüttüm. İki yıl çelik korse takarak okula gittim. Yani tıp fakültesini girdiğimden 10 sene sonra bitirdim. Uzmanlığımı kimsenin sevmediği deri ve zührevi hastalıklar konusunda yaptım. Bu konuda ihtisas yapan Türkiye'nin yedinci kadınıydım. İşçi Sigortaları Nişantaşı Hastanesi'nde çalıştım. Orada hiç tanımadığım işçi kesimiyle tanıştım. Aslında orada bir üniversite daha bitirdim diyebilirim. Bir günde 100 hasta bakardık. İhtisastan sonra cildiye hocamız bir gün bana mezun olursan gel seni İstanbul Üniversitesi'ne başasistan olarak alırız demişti.

    'Akademik kariyeri hiç sevmiyorum'

    Akademik kariyeri hiç sevmiyorum. Hâlâ bir cübbem yoktur. Oradaki o küçük çatışmalar hoşuma gitmiyor. Ben bilim yapmak istiyorum. Başvurayım dedim. Hocamız da 'Sen buranın hemşiresisin, başasistanısın, öğretmenisin, buranın kadınısın, her şey senden sorulacak' dedi. Senelerce çok çalıştım. Hastanenin tozundan kirine, hastanın yatağından yarasına kadar hepsini kontrol ettim. Yara sarmayı çok severim, hastalarıma iğnelerini kendim yaparım. O sırada cüzama takmıştım kafayı. Yurtdışı bursu buldum ve İngiltere'ye gittim. Dönünce 1976'da artık cüzam işini üstlenmek istedim. Bakanlığa gittim. Gönüllü olarak bu konuda çalışmak istediğimi söyledim.

    ‘Bir işçi gibi çalıştık’

    İstanbul Lepra Hastanesi'ni kurduk. Hastaneyi yaparken, işçi gibi çalıştık. Sonra da öğrenciler, hemşireler, doktorlar bütün Türkiye'yi taramaya başladık. O zaman Türkiye'de kayıtlı 10 bin cüzamlı kişi vardı. Şu anda 2 bin 500 tane hastamız var. Hepsi tedavilerini görmüş durumda. Onların çocuklarını okutuyoruz, çeşitli projeler yapıyoruz, çoğu artık dilenmiyor. 21 yıl başhekimlik yaptım. 2002'de emekli oldum. Bir ölümlüye nasip olan en güzel şey büyüttüğü bir çocuğun kendi ayakları üzerinde durduğunu görmektir."

    Beş çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak büyüyen ve kardeşlerine hem annelik hem de ablalık yapan Saylan'ın sorumluluk bilinci aslında ta o yıllardan geliyor. Öğrenme ve kendini geliştirme yeteneğini İsviçreli annesi Lilly, daha doğrusu babasıyla evlendikten sonra Müslüman olup Leyla adını alan annesinden almış. İdealizminin peşinde koşarken tercihlerinden hiç pişman olmadığını anlatan Saylan seçimlerini şöyle anlatıyor:

    ‘Çocuklarım eksik annelik yaptığımı kafama kakmadı’

    "Çocuklarım hiçbir zaman eksik annelik yaptığımı kafama kakmadılar. Benim çocuklarımla ilişkim bir arkadaşlığa dönüştü. Ama çok da telafi ettim. Çocuklarım liseye, üniversiteye giderken ikisinin de dörder arkadaşı gelirdi. 10 kişinin donunu çorabını yıkadım ben. Şimdi Türkan teyze diye etrafımda pervane olan bir sürü doktor ve akademili çocuk var. İki evlilik yaptım, ilkinde dokuz yıl evli kaldım. Eşim belli bir düzeyde kalmak isteyen biriydi, öyle kaldı. Benimse kendimi geliştirme hırsım vardı. Onun beklentisi ev hanımı olmamdı. Anne de oldum, iş kadını da, ev kadını da. Bunların hepsini birlikte yapmayı öğrendim ben. Bir tek o tablonun içinde eş bulunduramadım. İkinci eşimden de boşandım. Bir erkeğin her dakika
    yanımda olup beni sevmesini seçmedim. Bu bir tercih meselesiydi...”



    http://haber.gazetevatan.com/haberde...?Newsid=232975


    Bu derece başarılı bir insan elbet hakettigi degeri birgün görecektir
    "Yirminci Yüzyılı şekillendiren çok temel ve köklü düşünce akımları var. Bu akımları günümüz siyasetiyle bağlantılı olarak iki kampta toplarsak; birine Liberalizm, diğerine de Marksizm diyebiliriz. Çünkü dünya siyaseti esas iki kaynağını bu iki akımdan alıyor. Bugün liberal ve Marksist paradigma, Türk düşünce hayatını beslemiyor. O nedenle, ortalıkta zavallı bir seviyesizlik var. Cami, kendi inanç diktasını yıkacak olanlara "kâfir" diyor. Kışla, üç asırlık liberal düşünceye "liboş", Marksizme de "Rus uşağı" diyerek durumu idare etmeye çalışıyor.

    Canımın istediği alıntıya cevap veriyorum.Bu yüzden zahmet edip,tekrar tekrar kontrol etmenize gerek yok

  2. #2
    <span style='color: #FF0000'>Kutadgu Bilig</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-03-2008
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    6
    Türkler'le ilgili söylediği İğrenç sözleri, İslamiyet'e olan tavırlarını ve Misyonerlik faaliyetleri içinde olduğunu herkes biliyor bu kadının.

    Türklüğe ve İslamiyete Cephe alan insanların savunulacak tarafı yoktur.



    TÜRKAN SAYLAN KİMDİR, İYİ TANIYALIM
    Annesinin, dönemin ünlü müteahhidi Fasih Galip ile evlendikten sonra Lili Mina Raiman adından vazgeçip Leyla adını almıştır. Dahası, MİT İstihbarat Başkanı Cemal Uzgören’in 24 Nisan 2001′de Başbakanlık’a gönderdiği raporda, Türkan Saylan’ı ve ÇYDD’yi misyonerlik faaliyetlerinin odağındaki isim olarak göstermesi bile görmezden gelinmiştir.
    2 Şubat 2001’de Cumhurbaşkanı Sezer tarafından YÖK üyeliğine atandıktan sonra, başörtülü öğrencilerin korkulu rüyası haline gelmesi de yine bu dönemde gerçekleşmiştir.
    Türkan Saylan adını, kamuoyu son dönemde yaptığı iki çıkışla sıkça duymaya başladı. Bunlardan birisi, "Çocuklarımız namaz kılma yerine bale yapsın".
    Diğeri de, Türkler’i başkalarının yaptıklarını yakıp yıkan bir millet ilan ettiği ifadeleri de bulunmaktadır.

    Başkanlık yaptığı derneğin yardım eden şirketleri yazıyorum; Danone, Metro Grosmarket, Turkcell, TNT Ekspres, Ericsson, Finansbank, İş Bankası, Mercedes-Benz bunlardan bazıları.
    29 Nisan’da İstanbul’da atılan sloganlardan birisi de, "Türkiye’yi yabancı sermayeye peşkeş çekme" yolunda olacak. "Türkiye’yi satın alan" bu şirketler, kendilerine en çok karşı çıkan kesimlerin sözcülüğünü yapan bir derneğe niçin yardım yaparlar? Aslen Türklüğü bile tartışılan biri nasıl oluyor da böyle önemli derneklerde başkanlık yapıyor tartışılır.

    MİT’in misyonerlik raporundaki şok isimler

    Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini anlattığı yazıda, Profesör Türkan Saylan’ın da adı geçiyor. Yazıya göre, Türkiye’deki bazı Amerikan okullarının kurucusu olan Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetini SEV vakfı eliyle yürütüyor.

    Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini anlatan bir raporda, Türkan Saylan’ın ismi ve başında bulunduğu dernek de yer alıyor.

    Milli İstihbarat Teşkilatı İstihbarat Başkanı Cemal Uzgören imzasıyla 24 Nisan 2001 tarihinde Başbakanlığa gönderilen iki sayfalık yazıda, sürpriz isimler yer alıyor.

    MİT’in yazısına göre, Hıristiyanlığın bir kolu olan Protestanlığın Türkiye’de yayılması için faaliyet gösteren Dünya Kiliseler Birliği’nin ülkemizdeki temsilcisi durumundaki Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetini Sağlık ve Eğitim Vakfı eliyle yürütüyor. Yazıda Amerikan Bord adına Türkiye’de faaliyet yaptığı belirtilen Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın mütevelli heyetinin başında ise Gülseven Yaşer’in kocası Yaşar Yaşer bulunuyor.

    Yazıda, doğrudan Amerikan Bord ile bir ilişkisi olup olmadığı belirtilmemekle birlikte Profesör Türkan Saylan’a ve onun başında bulunduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne de genişçe yer veriliyor.

    MİT’in yazısında Profesör Türkan Saylan’ın annesi Lili Mina Raiman’ın aslen Hıristiyan olduğu, 1936’da Leyla ismini aldığı belirtiliyor.

    İşte büyük tartışmalara yol açacak olan MİT’in iki sayfalık raporu:
    Cumhuriyet mitinglerinin favorisi ve düzenleyicisi Profesör Türkan Saylan kimdir?

    Tanıyalım;

    1935′de Kandilli’de doğdu. Kandilli Lisesi’ni bitiren Saylan 1963 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Saylan’ın iki oglu ve iki torunu var. Ama son yıllarda akciğer ve kemik vereminden seri ameliyatlar geçiren Saylan, 2 yıl demir korseyle gezerken dahi neşesini koruyabildi…

    Annesi: Lili Mina Raiman - 1936 yılında “Leyla” ismini alarak ismini değiştirdi. Lili Mina Raiman ise, Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1908, Bermingen İngiltere doğumlu ve katolik hristyan.

    BİR KONUŞMASı
    - Bu ülkede hristiyanlığı nasıl yayabiliriz. KÜRDİSTAN’ın temellerini nasıl atabiliriz.
    - ATATÜRK ismini kullanırsak bunu daha rahat yapabiliriz. Hem para toplar hem destek alırız, kampanyalar düzenler, TÜRKLERDEN topladığımız paralarla, KÜRTLERİ daha bilinçli hale getiririz, cahil insanlarla KÜRDİSTAN’ı kuramayız, Hristiyanlığı bu şekilde daha rahat yaymamız da mümkün.

    Son ünlümüz Çydd başkanı Türkan Saylan hanfendi(!) oldu.
    Bu ülkede birilerinin dini inançlarına saygısızlık yapıp bunu da vatan millet adına yaptıklarını , onunla perdeleyemiyorlarsa “laiklik elden gidiyor” yaygarasını kullandıklarını artık herkes biliyor.

    Türkan Saylan hem dine hem millete açıkça hakaret içeren laflar söylemiş durumda.

    Ne diyor Hanfendi(!)
    - Türkler tarihten beri yakan yıkan bir milletmiş.
    Cevab hakkı bu milletin bir ferdi olarak bana ve hepimize düşüyor. Türk milleti tarihten beri asil duruşunu bozmamıştır ve hayvanlara bile haklar tanımıştır. Osmanlı’daki kayıtlara bakılabilir.

    Sizin Prof. ünvanınızın bile mesnedi belli değildir.
    - Bi öğrenci sıranın üzerinde namaz kılacağına bale yapsın. Çağdaş Türkiye böyle olur.
    Çağdaşlıkla kendisini yanyana getiren bir zihniyet ancak bu lafları kusabilirdi ve kustuda. Modern devlet dediğimiz devletlerde her pazar kiliseye giden devlet başkanlarını görmeyen Türkan Saylan acaba Sultanahmet’in sadece turistik bir yer değil aynı zamanda ibadet yapılan bir yer olduğundan haberi var mı?

    Sahi kim bu Türkan Saylan ve Çydd
    Hemen cevablayalım.

    Mit’in raporlarında misyonerlik faaliyetlerinin Türkiye ayağı. Özellikle Kitab-ı Mukaddes Şirketi (Sadece İncil yayımlar, ilk Türkçe incil 1826 yılında çevirmişlerdir) ile sıkı ilişkileri var. Aynı zamanda Amerikan Board (Dünyadaki misyonerlik faaliyetlerini organize eden Abd merkezli bir vakıf) ile sıkı ilişkiye sahip. Amerikan Board şirketi yaptığı faaliyetleri Türkiye’de SEV (Sağlık Eğitim Vakfı) ve ÇYDD üzerinden yürütmektedir.

    Verdiği reklamlarla ve söylemlerle sürekli halkı kuşkırtmaya çalışan bir ruh haleti var. Başkanlığını Profesör Türkan Saylan’ın yaptığı Çağdaş Yaşamı destekleme Derneği hakkında, Atatürk İlke ve İnkılaplarını kalkan olarak kullanıp, bir çok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, hiç bir yasal dayanağı olmadan kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları yönünde yapılan ihbarlar sonucu denetime tabi tutulmuş ve Dernekler Kanunu 62 ve 85/2 maddesine muhalefetten 5 Şubat 2001 tarihinde Maltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır.
    Şimdi de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Başkanı ve YÖK üyesi Türkan Saylan. Saylan’ın, eğitimin bütün kesimlerinin temsil edildiği 17. Milli Eğitim Şûrası’ndan oylama sonucunda 4′e karşı 66 oyla “Katsayı adaletsizliğine son verilsin” yönünde karar çıkması karşısındaki tavrı hayli dikkat çekiyor. İçine sindiremediği “Herkes üniversiteye eşit şartlarda girsin” kararını “hazırlanmış bir oylama” şeklinde değerlendiren Türkan Saylan’ın da Hıristiyan kökenli olduğu netleşti.

    DEDESİNİN İSMİ RABER RAGMAN
    Uzun süredir Hıristiyan kökenli olduğu konuşulan Türkan Saylan’ın Nüfus Kayıt Örneği’ne ulaşıldı. Türkan Saylan’ın Nüfus Kayıt Örneği’nde annesinin asıl isminin Lilimina Raiman olduğu görülüyor. Aynı zamanda YÖK üyesi olan Türkan Saylan’ın 1924 İngiltere doğumlu olan annesi Lilimina Raiman, 1936 yılında Leyla ismini almış. İstanbul ili Eminönü ilçesine kayıtlı Türkan Saylan’ın anne tarafından dedesinin ismi Raber Ragman, anneannesinin ismi ise Minaverlig. Türkan Saylan’ın annesi Leyla Hanım’ın din hanesinde “Katolik Hıristiyan” yazıyor.

    BU NE TESADÜF?
    Dedesinin ismi Agop olan Doğu’daki Rektör Yücel Aşkın ile dedesinin ismi Ohanis olan Batı’daki Rektör Alıcı’nın, İHL ve katsayı konusundaki çıkışları ile bu ortak noktalarını 30 Eylül tarihli sayısında “Bu ne tesadüf” şeklindeki haberler, Türkan Saylan’ın da Hıristiyan kökenli oluşuyla ilgili yine aynı soruyu gündeme getiriyor: “Bu ne tesadüf?”
    MİT’in misyonerlik raporundaki şok isimler
    Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini anlattığı yazıda, Profesör Türkan Saylan‘ın da adı geçiyor. Yazıya göre, Türkiye’deki bazı Amerikan okullarının kurucusu olan Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetini SEV vakfı eliyle yürütüyor.

    Kutlu Doğum’lar için ‘şov’ hakareti
    Kürsüye çıkan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, AB sürecini eleştirdi. Yaradılış için ‘hurafe’ diyen Saylan, “Üniversitelerde gençleri laik cumhuriyet yerine İslami yönetime sürüklemek için her türlü parasal kısıntılar en üst düzeye varmıştır.” iddiasını dile getirdi. Kutlu Doğum haftası kutlamalarına da ‘şov’ diyen Saylan, “23 Nisan’daki ulusal coşkuyu gölgelemek üzere aynı tarihlerde yöneticilerin katılımıyla Kutlu Doğum şovu yapılarak cumhuriyetten intikam alınmaktadır.” iddiasında bulundu. Saylan, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Yerleşkesi’nde ‘Türkiye’mizin çağdaşlaşma sürecinde laiklik’ konulu toplantıda da konuşmuş ve Türk milletinin tarih boyunca hep yakıp yıktığını öne sürmüştü.

    “Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil, bale yapmasını istiyoruz.” diyen ÇYDD Başkanı, Gençlik Korosu’nu yöneten müzisyenin isminin ‘Muhammed‘ olmasını da ‘ironi’ olarak değerlendirmişti.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic389535_2.gif

    Rehber Kur'an Hedef Turan

    Türk Dünyası ve Türkiye, Hz. Muhammed (SAV) Gibi bir Önder Arıyor

  3. #3
    binburak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    240
    Karizma Gücü
    0
    bir insan birçok bilgiye sahip olabilir,profta olabilir doçentte ama kalbinde iman inanç olmayan bir insan cahilin ta kendisidir ...buda bu tür insanlara örnek ...

  4. #4
    Radikal Genç adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-12-2008
    Mesajlar
    638
    Karizma Gücü
    4
    8. Vehbi Koç Ödülü, Türkân Saylan’a verildi



    8. Vehbi Koç Ödülü, eğitim alanındaki hizmet ve başarıları dolayısıyla Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkân Saylan’a verildi

    Vehbi Koç Vakfı (VKV) tarafından bu yıl eğitim alanında verilen “8. Vehbi Koç Ödülü”, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkân Saylan’ın oldu. Saylan, ödülünü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den aldı.

    İş Kuleleri’nde önceki akşam düzenlenen ödül töreninde konuşma yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, dedesi Vehbi Koç’un toplumsal sorumluluk alanındaki çalışmalarını geliştirmek, bu anlayışı kurumsallaştırmak amacıyla kurduğu VKV’nin bu yıl 40. yıldönümünü kutladığını söyledi.
    Eğitim, sağlık, kültür sanat ve çevre konularında gerçekleştirdikleri yatırımlarla, ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda önemli katkılar sağlamaya her zaman özen gösterdiklerini söyleyen Koç, “Bu yıl ödülün eğitim alanında veriliyor olması da özel bir anlam taşıyor.

    Çünkü Vehbi Bey, Türkiye’nin en önemli sorununun eğitim olduğuna, ülkenin kalkınma ve demokrasi anlayışının ancak iyi eğitilmiş insan gücüyle elde edilebileceğine inanıyordu. O nedenle VKV’nin en öncelikli sosyal yardımları eğitim amaçlı olmuş ve vakıf 40 yılın toplamında en büyük maddi katkısını yine eğitim alanında yapmıştır” dedi.

    Daha sonra söz alan VKV Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel de eğitim dalında 100 bin dolarlık ödüle seçici kurul tarafından Prof. Dr. Türkân Saylan’ın layık görüldüğünü açıkladı. Arsel, “Daha isabetli bir seçim olamazdı. Türkan Hanım’ı candan kutluyoruz” diye konuştu.

    ‘36 bin kıza ulaştık’
    Ödülünü Süleyman Demirel’den alan Saylan, salondakiler tarafından ayakta alkışlandı. Saylan, cumhuriyetin bugünlere gelmesinde Vehbi Koç’un büyük katkısının olduğunu belirterek, “Bu ödülü aldığım için çok mutluyum. Kendi ülkemde yaptığımız işlerin ne kadar önemli olduğunu anlamış olmak ve değerlendirilmek çok önemli. Bunu bilen bilir. Hani derler ya ‘Meyve veren ağacı taşlarlar.’ Biz de bugüne kadar yaptığımız her şeyin karşılığını olumsuz şekilde de gördük. ‘Kızlar neden okutuluyor?’, ‘Cemaatler, tarikatlar varken onlar neden elimizden kaçıyor?’ gibi sorunlar yaşadık. İftiralarını yaşadık. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nde bizleri takdir eden insanlar da varmış. O nedenle VKV’ye teşekkür ediyorum” dedi.

    Çeşitli kurumların desteğini alarak yaptıkları projelerle bugüne kadar 36 bin kıza ulaştıklarını anlatan Saylan, “Siz bir çocuğa burs verdiğiniz zaman, o kız nerede olursa olsun ‘Ben Atatürk’ün kızıyım’ demesini öğreniyor. Bugün terörün, açlığın, sefaletin sona ermesinde eğitilmiş kızların yüzde yüz katkısı olacaktır. O nedenle artık 100 bin kıza ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

    VEHBİ Koç Ödülü’nün bu yılki sahibi Prof. Dr. Türkan Saylan oldu. Vehbi Koç Vakfı (VKV) tarafından bu yıl eğitim alanında verilen ‘8. Vehbi Koç Ödülü’ne Prof. Dr. Türkan Saylan değer görüldü. Saylan, eğitime ilişkin olarak çeşitli kuruluşların katkılarıyla yapılan projelerle 36 bin kız çocuğuna ulaşılmasında sağladığı katkı nedeniyle ödüle hak kazandı. Ödül töreninde merhum işadamı Vehbi Koç da anıldı. Törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, önceki yıllarda Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un ölüm tarihi olan 21 Şubat’ta anma duası yapıldığını hatırlatarak, bu yıl ve bundan sonraki yıllarda anma duasını aile arasında yapıp, Vehbi Koç Ödül törenini de aynı gün gerçekleştirmeyi uygun bulduklarını ifade etti. Koç, 2002′den beri ülke yararına hizmet eden ve topluma katkıda bulunan kişi ve kurumların çalışmalarını Vehbi Koç Ödülü ile desteklemeyi amaçladıklarını söyledi.

    8 yıldır veriliyor

    2002: Topkapı Sarayı

    2003: AÇEV

    2004: Bilkent Üniversitesi

    2005: Fazıl Hüsnü Dağlarca

    2006: Nuri Okutan

    2007: Prof. Dr. Aziz Sancar

    2008: Prof. Mehmet Özdoğan.
    "Yirminci Yüzyılı şekillendiren çok temel ve köklü düşünce akımları var. Bu akımları günümüz siyasetiyle bağlantılı olarak iki kampta toplarsak; birine Liberalizm, diğerine de Marksizm diyebiliriz. Çünkü dünya siyaseti esas iki kaynağını bu iki akımdan alıyor. Bugün liberal ve Marksist paradigma, Türk düşünce hayatını beslemiyor. O nedenle, ortalıkta zavallı bir seviyesizlik var. Cami, kendi inanç diktasını yıkacak olanlara "kâfir" diyor. Kışla, üç asırlık liberal düşünceye "liboş", Marksizme de "Rus uşağı" diyerek durumu idare etmeye çalışıyor.

    Canımın istediği alıntıya cevap veriyorum.Bu yüzden zahmet edip,tekrar tekrar kontrol etmenize gerek yok

  5. #5
    Radikal Genç adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-12-2008
    Mesajlar
    638
    Karizma Gücü
    4
    Türkan Saylan'dan eğitime büyük katkı

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, eğitime katkılarından dolayı aldığı 100 bin dolarlık Vehbi Koç Ödülü’nü bağışladı

    Bu parayla 76 kız çocuğunun 4 yıllık lise eğitimi karşılanacak

    “Bana diyorlar ki, heykelinizi dikelim. ‘Aman’ diyorum, ‘sakın!’. O paraya gidin bir kızı daha okutun.”

    Yaşamını tıp doktoruyken cüzzamla mücadeleye, emekli olunca da okuyamayan çocuklara adayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan, 15 yıl önce yakalandığı, beş yıl önce de karaciğerinde yeniden uyanan kanserle verdiği mücadeleden böyle sesleniyor. Arnavutköy’deki evinde buluşuyoruz.
    Bu kez kemoterapi yormuş, evden pek çıkamıyor; iştahı kesilmiş, zayıflamış. Yine de, siyah beyaz takımı, şalından kesip diktiği bandanası, mavi far, kırmızı rujuyla harika görünüyor. “Makyaj yaptım sizin için, 75’inde bunu da yapmak varmış” diyor.

    Vehbi Koç Ödülü eğitime hizmetlerinizden dolayı size verildi ve siz ödülden gelen 100 bin doları bağışlamışsınız?
    Evet, tümünü bağışladım, ya ne yapacaktım? Bu para, lise okuyacak 76 kızın dört yıllık eğitimini sağlayacakmış. İnsana çok bir para gözüküyor değil mi? Hakkari, Muş, Batman ve Siirt’te çok okumak isteyen ama hiç imkânları olmayan kızlara gidecek bu para.

    Nasılsınız, keyfiniz iyi mi?
    Baksana yemek yiyemiyorum şimdi. Kemoterapiler nedeniyle iştahım sıfır noktasında. Yani param olsa ne olacak, ağzıma bir lokma giremiyor. Tam yedi kilo verdim. Şu an gayret ediyorum, herkes bir şeyler getiriyor, ama yiyemiyorum, midem bulanıyor. Ama benim yaşam biçimim bu. Mütevazı evimde, oğlumla birlikte, komşularımla, köpeğimle çok mutluyum.
    Yıllardır, kız çocukları eğitim görsün, Anadolu’da okulsuz köy kalmasın diye uğraştınız.

    Ne zaman başladı bu kaygı sizde?
    Biz beş kardeşiz, hepsinin ablasıyım. Annem savaş zamanı yedi yılda beş çocuk doğurmuş. Ne kadar varlıklı olsalar da hepsi gitmiş. Her şey karneyle alınıyor, şeker yok, üzümle çay içiyoruz, kağıt yok, yerli malı bizim için çok önemliydi. O zamandan başladı, idare etmek, kardeşlerime annelik etmek. Öyle çok parlak ve iddialı bir çocuk da değildim. Çalışkandım, iyi eğitim gördüm ama asla hırslı veya kavgacı değildim. Bugüne kadar kimseyle çata çat kavga etmedim, otoriteden de nefret ederim. Ama her zaman sorgulardım. Haksızlıklara hiçbir zaman tahammülüm olmadı. Uykularım kaçar, öfkelenirim, insanlara avukatlar bulurum. Cüzzamla mücadele sırasında da Anadolu’yu tanıdım.

    Bu mücadeleye girmeseydiniz lüks yaşayan, hobilerine zaman ayıran bir kadın olabilirdiniz değil mi?
    Hep böyle bir tarafım var. İçimden böyle geliyor. Çok iyi giyindim hep ama alt tarafı beş elbisem olurdu. Çoğunu da kendim dikerdim. Hayatımda makyaj yapmadım, şimdi yüzüm solgun diye yaptım. Oğluma da, “75’inde makyaja başladım” dedim.
    Sanırım hep kendime bir güvenim vardı. Biz küçükken, çayırda babaların pijamalarını giyip çocuklarıyla bağdaş kurup oturarak yaptıkları pikniklere özenirdim. Bizimkiler ise “Öyle şey olur mu?” derlerdi, elit kalmak isterlerdi.

    75 yaşındasınız. Ve...
    Hayat geldi geçti işte. Ama bir izler kaldı. Kitaplarıma her şeyi yazdım. Yaşadıklarım kayıtlara geçti. Gazetelerde çıkan makalelerim var, filmler var. Hiçbir zaman İstanbullu gibi yaşamadım. Anadolu’da geçirdim vaktimi. Onlara baksınlar, ne dediğimi dinlesinler.

    Keşke şunu da yapsaydım dediğiniz bir şey var mı?
    Bunu çok soruyorlar. Ama, yok. Kendime hep vakit ayırdım ben. İsteseydim kocamdan boşandığımda kazandığım parayla geçinirdim, hatta haftada bir lokantaya ve tiyatroya gidecek bile gidecek paramız olurdu. Mavi yolculuk yaptık yıllarca. Daha ne olacak yani?
    Kongreler sayesinde dünyayı gezdim. Her sabah halen yedide kalkıyorum ve yasalara çalışıp, önerilerde bulunuyorum. Sonra uzanıyorum. Artık derneğe gidemiyorum, ilaçlardan dolayı yürüme güçlüğüm var. Arkadaşlar geliyor, “home ofis” yaptık evimi.

    Şu anda hastalığınız ne durumda?
    Beş yıldır kemoterapiye giriyordum. 15 yıl önce memem alınmıştı, karaciğerde beş yıl önce tamamen tesadüfi yapılan bir kan testinde ortaya çıktı yeniden. Şimdi mideme geldi, o yüzden karnım şişti. Her türlü ilacı kullandılar, ama artık en güçlüsünü kullanıyorlar. Kansızlık başlıyor, kendimi biraz daha korumak zorunda kalıyorum. Ödül gecesinde de sarılıp öptüler, enfeksiyon kaptım sanırım bir yerden. Neyse bir süre daha idare edecek böyle.

    Kemoterapiyi bile iki toplantı arasına sıkıştırıyordunuz. Nedir bu enerjinin sırrı?
    Yok artık, kendimi tutmaya çalışıyorum. Böyle yapa yapa, ayağım şişti, zor indi. Ama işlere yetişmeye çalışıyorum. Arkadaşlarımla çok sık buluşamıyorum artık. Herkes yaşlılık hayatıyla meşgul. “Üç gün var, istediğimiz gibi yaşayalım” diyorlar. İyi de üç gün lak lak yapacağına, başka işler yap.

    İşkolik misiniz siz?
    Kesinlikle değilim, buna çok kızıyorum. İş bitirmeyi severim ama kendime çok vakit ayırırım. Şimdi evden çıkamıyorum, Oscar adayı tüm filmleri Çağlayan (oğlu) getirdi, seyrettim. Binbir Gece’yi kaçırmadan izliyorum.

    ÇYDD ile sayısız öğrenci okuttunuz, yurt, okul, lojman açtınız. Nasıl bir mutluluk bu?
    Mutlu değilim ki. Şu anda 488 tane kız yurdu talebi bekliyor. Bir tane daha yapsak kalıyor 487. Şimdi ben nasıl sevineyim? Sırada bekleyenleri düşününce mutlu olabilir miyim? Uykularım çok bozuk bu yüzden. Üç dört saatte bir kalkıyorum. Herkese diyorum, uykusuz kalın ama bir şeyler yapın. Orada ayakkabısı olmayan, üstüne kaban diye yemeni sarıp okula giden kız çocukları için, bir zahmet uykusuz kalın.

    Türkan Saylan, beş yıldır kemoterapiye giriyor. “Kansızlık başlıyor, kendimi biraz daha korumak zorunda kalıyorum. Ancak ödül gecesinde sarılıp öptüler, enfeksiyon kaptım sanırım bir yerden” diyor.

    Tunceli’de koltuk yerine burs verilseydi
    Sizce kitleler uyandı, okuyamayan kızlar için harekete yeterince geçildi mi?
    Elinden geleni yapan bazı kuruluşlar var. Sorunumuz şu; kaynakların nasıl kullanacağı konusunda halen ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ama bu ülkede halen açlar, yalınayak, 12 yaşında berdel edilen kızlar varsa önce onlara yardım etmeliyim.

    Gazzeli, Endonezyalı kızlara sıra ancak belli bir seviyeye geldiğimiz zaman yardım edilebilir. Devlet kaynaklarının siyasi yatırım amacıyla kullanıldığını düşünüyorum.
    Tuncelili çocuklara burs verilse koltuk yerine, daha iyi değil mi? Onlar yerde oturur, ben de bu evde çok uzun zaman yerde oturdum. Çok büyük işadamları var, hepsi memleketlerinin bir ilçesinde bir okul ya da yurt yapsa, ya da çocukları okutsa, eğitim sorunu tamamıyla çözülür.

    Sizi misyonerlikle suçladılar, davalar açıldı. Kırgın mısınız?
    Ne misyonerliğim, ne PKK’ya burs sağladığım, ne kilise açmışlığım kaldı. Hâlâ da uğraşıyorlar. Ben beş yıl boyunca her ay bir kere mahkemenin karşısına inatla bizzat çıktım. Ve hepsinden aklandık.

    7. kitabı çıkıyor
    Saylan’ın tıp profesörüyken cüzzamla savaştığı yıllarda Anadolu’da çalıştığı köylerin tümünü o dönemki asistanları ile birlikte kaleme alınıyor. Kitap yakında yayımlanacak.
    "Yirminci Yüzyılı şekillendiren çok temel ve köklü düşünce akımları var. Bu akımları günümüz siyasetiyle bağlantılı olarak iki kampta toplarsak; birine Liberalizm, diğerine de Marksizm diyebiliriz. Çünkü dünya siyaseti esas iki kaynağını bu iki akımdan alıyor. Bugün liberal ve Marksist paradigma, Türk düşünce hayatını beslemiyor. O nedenle, ortalıkta zavallı bir seviyesizlik var. Cami, kendi inanç diktasını yıkacak olanlara "kâfir" diyor. Kışla, üç asırlık liberal düşünceye "liboş", Marksizme de "Rus uşağı" diyerek durumu idare etmeye çalışıyor.

    Canımın istediği alıntıya cevap veriyorum.Bu yüzden zahmet edip,tekrar tekrar kontrol etmenize gerek yok

  6. #6
    Srebrenica <s>hakdin</s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-04-2005
    Mesajlar
    11,059
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    bu kız çocukları nedense Güney doğudakiler
    Faşist değilim.Lakin dün Van da PKK cenazelerinde Kürdistan diye nara atanlar.Bugün "İş makinelerini buraya gönderin,doktorları buraya gönderin,polis gelsin,mehmetçik bize yardım etsin.." diyenlere : İŞ MAKİNALARINI YAKTINIZ, DOKTORLARI ÖLDÜRDÜNÜZ,POLİSİ TAŞLADINIZ,MEHMETÇİĞİ ŞEHİT ETTİNİZ, EDENLERE YARDIM ETTİNİZ... Demekten kendimi alamıyorum..!

  7. #7
    Radikal Genç adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-12-2008
    Mesajlar
    638
    Karizma Gücü
    4
    Bir Türkan Saylan portesi

    Ergenekon Soruşturması kapsamında evinde arama yapılan Prof. Dr. Türkan Saylan, birçok sivil toplum örgütünün kuruluşunda yer aldı ve başkanlıklarını yaptı. Özellikle kız çocuklarının okutulması için kampanyalar düzenleyen Saylan, Türkiye'nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından ÇYDD'nin kurucusu...







    Türkan Saylan 13 Aralık 1935'te İstanbul'da doğdu. Kandilli İlkokulu ve Kandilli Kız Lisesi'nden sonra 1963'te İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. SSK Nişantaşı Hastanesi'nden deri ve zührevi hastalıkları uzmanlığı aldı.

    1968'de İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı'nda başasistanlığa başladı. 1971'de İngiliz Kültür Heyeti'nin bursuyla İngiltere'de ileri eğitim gördü. 1974'te Fransa'da, 1976'da yine İngiltere'de kısa süreli çalışmalar yaptı. 1972'de doçent, 1977'de profesör oldu.

    CÜZZAM KONUSUNDA OTORİTE
    1976'da cüzzam üzerine çalışmalara başlayan ve Cüzzamla Savaş Derneği'ni kuran Saylan'a 1986'da Hindistan'da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verildi. Saylan aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü'nün lepra konusundaki danışmanı, Uluslararası Lepra Birliği'nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcısı, Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi ve Uluslararası Lepra Derneği'nin üyesi... 1981-2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği'ni yapan Saylan, 1982-87 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, 1981-2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yaptı. Aynı kliniğin öğretim üyesi olarak 2002 sonuna kadar çalışarak 13 Aralık 2002'de emekli oldu.

    1989'da bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla kurulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) kurucuları arasında ve halen genel başkanlığını yürütüyor. 1990'da kurulan Öğretim Üyeleri Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı ve ilk dönem ikinci başkanlığını yaptı. Yine 1990'da kurulan İ. Ü. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin kuruluşunda görev alarak 1996'ya kadar müdür yardımcılığını ve kadın sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü üstlendi.

    1995'te kurulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı'nın (KANKEV) ve 1995'te kurulan Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı'nın (TÜRKÇAĞ) kurucusu ve başkanı da olan Saylan, ayrıca birçok mesleki ve toplumsal kuruluşun üyesi.

    SAYISIZ ÖDÜL SAHİBİ
    Türkan Saylan'ın sayısız ödülleri de bulunuyor. 1996'da İstanbul Üniversitesi'nin “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülünü alan Saylan, İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği (1996) tarafından “Onur Üyesi” seçildi.

    Saylan'ın aldığı diğer ödüller şöyle:

    Ülkemizde Yılın Kadını (1990), Melvin Jones Ödülü (1991), Atatürkçü Düşünceye Hizmet -İncirli Lions (1996), İ.Ü Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü, Kuvayi Milliye Ödülü-Haliç Rotary (1997), Fahrettin Kerim Gökay-Türk Lions Vakfı (1997), Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü (1998), 75. Yıl Ödülü-Türk Kadınlar Birliği Şişli Şubesi (1998), Uğur Mumcu-Muammer Aksoy Ödülü-ADD İstanbul Şubesi (1999), Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur Ödülü (2000), İtalya “Foyer des Artistes” Kurumu Ödülü (2001), cüzzamlı hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü, Atatürk Ödülü-Amerika Atatürk Topluluğu (2001), Sanat Kurumu Onur Ödülü (2002), Dünya Atatürkçü Kuruluşları Atatürk Çağdaşlık Ödülü, Rotary Kulübü “kendinden önce hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle 100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü, Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004), İzmir Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Ödülü (2005), Tempo Dergisi “Türkiye'nin En İyi Eğitimcisi” Ödülü (2005) Gönüllü kuruluş olarak, “İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006), “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006),

    ÇYDD'nin Genel Başkanlığı'nı, TÜRKÇAĞ, KANKEV, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı'nın Başkanlığı'nı sürdürmekte olan Saylan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000'de seçildiği Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçildi. 10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001'de görevlendirildiği YÖK üyeliğini 2007 Şubat ayına kadar sürdürdü. 2003-2005 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği yapmış olup halen İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyesidir.

    440 YAYINI BULUNUYOR
    Bunların dışında
    Saylan son olarak Vehbi Koç Vakfı'nın kendisine verdiği 100 bin dolarlık ödülü almayarak öğrencilere bağışlamasıyla gündeme gelmişti.
    Saylan'ın toplam 440 yayını bulunuyor. Bunların 50'si yabancı dergilerde yayımlanmış çalışmaları; 204'ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri; 186'sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayımlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleridir. İkisi kitap, üçü seminer kitabı olmak üzere beş yayının editör grubunda yer almıştır. Beş baskı yapan “1.Basamak Sağlık Hizmetlerinde Deri ve Zührevi Hastalıklar El Kitabı” adlı ders kitabının yanında, makalelerinin bir araya getirildiği “Cumhuriyet'in Bireyi Olmak” (2003, Cumhuriyet Kitapları, 6. baskıda), çocukluk yaşamını anlatan “At Kız” (2005, Cumhuriyet Kitapları, 5. baskı), Radyo Cumhuriyet'teki söyleşilerinin derlendiği “Geçmişten Geleceğe Radyo Cumhuriyet'te Çağdaş İnsan Söyleşileri” (2006, Cumhuriyet Kitapları), sivil toplum deneyimlerini aktardığı ve Kenan Mortan'la yaptığı söyleşiden oluşan “100 Soruda Sivil Toplum” (2008, Cumhuriyet Kitapları), Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nca hazırlanan ve yaşamöyküsünü içeren “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” (2004, T. İş Bankası Yayınları, 4. baskıda)

    1986 yılında göğüs kanseri tanısı konan Saylan ameliyat oldu ve kemoterapi gördü. 2002 yılında ikinci kez kanser teşhisi kondu.

    Türkan Saylan, son olarak geçtiğimiz şubat ayında Vehbi Koç Ödülü'ne layık görülmüştü. Saylan, ödül olarak verilen 100 bin doları almamış bu parayı ihtiyacı olan kızlara burs verilmesi için bağışlamıştı
    "Yirminci Yüzyılı şekillendiren çok temel ve köklü düşünce akımları var. Bu akımları günümüz siyasetiyle bağlantılı olarak iki kampta toplarsak; birine Liberalizm, diğerine de Marksizm diyebiliriz. Çünkü dünya siyaseti esas iki kaynağını bu iki akımdan alıyor. Bugün liberal ve Marksist paradigma, Türk düşünce hayatını beslemiyor. O nedenle, ortalıkta zavallı bir seviyesizlik var. Cami, kendi inanç diktasını yıkacak olanlara "kâfir" diyor. Kışla, üç asırlık liberal düşünceye "liboş", Marksizme de "Rus uşağı" diyerek durumu idare etmeye çalışıyor.

    Canımın istediği alıntıya cevap veriyorum.Bu yüzden zahmet edip,tekrar tekrar kontrol etmenize gerek yok

  8. #8
    ÇILGIN AT adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-03-2009
    Mesajlar
    6,743
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    ne aramıslarkı kadının evınde ? el bombası yada kroki felan ...
    Harran Ovasında Toros Yaylalarında Karadeniz Yaylalarında iki inek yetiştirmeyi beceremeyen adamlar maşallah ekranlarda yüzlerce sığır yetiştirdi.. Nihat GENÇ
    Yasama, yürütme, yargı içiçe geçmişse, özgürlükler garantide değilse, anayasa yok demektir. Kuvvet kimdeyse o hâkimdir! (Jean-Jacques Rousseau)

    http://www.facebook.com/video/video....59027504130383

  9. #9
    adoka adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-04-2006
    Mesajlar
    1,453
    Karizma Gücü
    7
    Bu forumda bile cehaletten nasibini son damlasına kadar almış birsürü insan varken Bir değil binlerce Türkan saylan ömrünü cehaletle savaşa adasa ne olur işte yukardaki arkadaşların yalan yanlış beyanları ile görülüyorki Cehaletle savaş sadece Sayın Türkan Saylan hanımefendi ile değil milli bir misyon olmalıdır.
    Herkesin Kâbesi Var Benim Kâbem İnsandır.


    Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
    Bu memleket bizim!

  10. #10
    Srebrenica <s>hakdin</s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-04-2005
    Mesajlar
    11,059
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    Alıntı adoka tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bu forumda bile cehaletten nasibini son damlasına kadar almış birsürü insan varken Bir değil binlerce Türkan saylan ömrünü cehaletle savaşa adasa ne olur işte yukardaki arkadaşların yalan yanlış beyanları ile görülüyorki Cehaletle savaş sadece Sayın Türkan Saylan hanımefendi ile değil milli bir misyon olmalıdır.
    Aksini ispat et bakalım
    Faşist değilim.Lakin dün Van da PKK cenazelerinde Kürdistan diye nara atanlar.Bugün "İş makinelerini buraya gönderin,doktorları buraya gönderin,polis gelsin,mehmetçik bize yardım etsin.." diyenlere : İŞ MAKİNALARINI YAKTINIZ, DOKTORLARI ÖLDÜRDÜNÜZ,POLİSİ TAŞLADINIZ,MEHMETÇİĞİ ŞEHİT ETTİNİZ, EDENLERE YARDIM ETTİNİZ... Demekten kendimi alamıyorum..!

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Türkan Saylan' ın vefat sonrası....
    Benim Gündemim-Benim Köşe Yazılarım bölümünde AOG tarafından açılmış
    Yanıt: 14
    Son Mesaj: 25.11.11, 14:31
  2. Para Cehaletle gelir..
    2005 Konuları bölümünde Tarek tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.08.05, 17:16

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •