• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    kurtkanı41 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-05-2007
    Mesajlar
    4,156
    Karizma Gücü
    6

    Türk Kavmine Gönderilen Peygamber ve Zülkarneyn Oğuz Kaan! Bilgi İçin Okuyun.

    Aşağıdaki yazıya isnat bir yazıyı yazmayı düşünüyordum ama derleyen arkadaş güzel derlemiş ve sizle paylaşmayı daha uygun gördüm. İlgi konuyla alakalı benim hanidir bir herakım ve araştırmam vardır ama tabiki henüz kaleme alamadım topladıklarımı.

    Kısmet artık, okumanız ve fikir beyanınız için sunuyorum.



    TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER


    Bu yazımızı okuyan bazılarının; “Türk’ün Peygamberi de nereden çıktı” dediklerini duyar gibiyim. Her şeye rağmen bir yaraya parmak basmak zorundayız. Her kavme bir Peygamber gönderildiğine göre Türk Kavmine(milletine) gönderilen Peygamberi neden bilemiyoruz? Birer Türk olarak bunu bilmek bizim hakkımız değil midir? İşte bu müktesep haktan ve meraktan hareketle bu araştırmayı yapma lüzumunu gördük.

    Türk denince, hemen ırkçılık damgası vuran, Arap-Fars dendiği zaman ağzının suyu akanların yanlış anlamalarına izin verilmemesi için öncelikle şu açıklamayı yapmak lüzumunu görüyoruz: Hz. Muhammed, “Son Peygamber” olup, bütün Alemlere Rahmet olarak gönderildi. Kainat onun hürmetine yaratıldı. Bütün İnsanlar, Cinler ve Peygamberler ondan Şefaat dileyecekler. O bütün kainatın Peygamberidir. Diğer Peygamberler Kavim Peygamberidirler. Buna hiç birimizin itirazı yok. Bu İman ve İnanç çerçevesi içerisinde kalarak, bu güne kadar diğer kavimlerin Peygamberlerinin bilindiğini, ancak Türk Kavmine gönderilen Peygamberin kasıtlı olarak gizlenmesi düşündürcüdür.

    Şimdi Ayetlerin ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım: Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik...”(Nahl s.36) buyurmaktadır. Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleketi helak edici değildir.”(Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerime’den anlamaktayız.

    Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının takma adının(Hazar Bölgesinden geldiği için) Azer olduğu, asıl adının Tarekh(Taruh) olduğu ve Tarekh, Tarıkh, Türükh’den hareketle TÜRK olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini beyan etmektedirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” mealinde bir de Hadisi vardır. İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarında Peygamber Efendimize ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Yine Peyganber Efendimiz; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu anlatmak istemiş olabilir. Evs ve Hazreç Kabilelerinden olan Hz. Muhammed’in KURT(Hazreç) kabilesinden olması bir tesadüf olabilir mi?

    Mısır Kralı Mukavkis, Peygamber Efendimize dört Cariye(taze genç kız) gönderir. Bu dört kızın Türk Sahabi oldukları beyan edilmektedir. Dedesi İbrahim’in geleneğine uyan Hz. Muhammed, Mariye İsimli Türk Kızı ile evlenir. Mariye’den oğlu İbrahim doğar.(Hz. Hüseyin de Türktür.Ayyıldız Yayınları) Bu konuya başka bir araştırmada geniş yer vereceğiz.

    Biz asıl konumuza gelelim:

    Türk’ün Peygamberini düşünüp dururken, Arslan BULUT’un “Türklüğün Yeni Dünya Düzeni” başlıklı araştırmasını okuyunca, Türk’ün Peygamberini öğrenmiş olduk. Ayrıca millet olarak nasıl aldatıldığımızı, uyutulduğumuzu acı bir şekilde öğrenmiş olduk. Hemen Yavuz Sultan Selim’in zamanına giderek, İran ve Mısır seferleri ile bağlantı kurduk:

    Yavuz Sultan Selim, İran ve Mısır’a sefer yaptığında, İran’da ŞİA Mezhebinden yaklaşık 1000, Mısır’da EŞ’ARİ Mezhebinden yaklaşık 1000 dolayında Alimi, işsiz kaldıkları gerekçesi ile Anadolu ve İstanbul Medreselerine yerleştirmiştir. Yavuz Selim’in Alimlere olan saygısından dolayı yapmış olduğu en gafilce bu hata, Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır. Yavuz’un İran ve Mısır’a sefer yapmasının asıl nedeni toprak olmayıp, İslam adına İslam’a zarar veren ŞİA ve EŞ’ARİ(şimdiki Vahhabilik) fitnesini bastırmak gayesini taşıyordu. Bir toplumu Alimler bozar, yine Alimler dizer.. Alim bozulursa Alem bozulur...

    Aslında İran ve Mısır’daki Fitnenin ve sapıklığın müsebbipleri ve uygulayıcıları yine bu “Sapık Alimler” idi. O zaman İran’da, Humeyni gibi “Kadınlarla Fiil-i Livata’yı” meşru gören Sapık Mezhep İmamı Alimler mevcuttu.(Tavzihul Mesail-Tahrirul Vesile s.61-62)


    Zamanın İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Türk olup, AKILCILIĞA dayanan İmam-ı MATURİDİ’nin Ekolünün geçerli olduğu bir çağda, bu Sapık Alimlerin Medreselere yerleştirilmeleri sonucu, NAKİLCİLİĞE dayanan Arap ve Pers Ekolünün geçerli kılınması sonumuzu hazırlamıştır. Bu NAKİLCİLER aynı zamanda İCTİHAT KAPILARINI da kapatmışlardı. Bu dönemden sonra Osmanlı yeniliklere kapandığı için, gerilemeye başladı. Matbaa’nın 150 yıl kadar Osmanlı’ya girmesine engel olan Türk Alimler değil, İctihat Kapılarını kapatan işte bu Nakilci Sapık Alimlerdi.

    Bu Sapık Alimler, Kur’an Tefsirlerimizle oynayarak Türk’ün Peygamberi ZULKARNEYN’in Rum Hükümdarı İSKENDER olduğunu ileri sürdüler.
    Bu durumda İskender’in Mü’min olması gerekirdi. Halbuki İskender, Tahrif Edilmiş bir Din olan Hristiyanlığa inanıyordu. Yavuz’un gününden bu güne kadar hala Tefsir ve Meallerimizde ŞİA ve EŞARİ’nin tesirini görmek mümkündür. Zülkarneyn’i “Veli mi, Nebi mi” tartışmasına sokan bu Alimler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen 28 Peygamberi, Din Dersi kitaplarımıza 25 Peygamber olarak yazdırmayı başarmışlardır. Asıl amaçları, Türk’e gönderilen Peygamberden söz ettirmemek, onu yok saymaktır.

    Zülkarneyn’in Peygamber mi, yoksa Veli mi olduğu tarışılır ancak, Pakistanlı Prf. Ahmet DEEDAT’ın Kur’an-ı Kerim’de tesbit etmiş olduğu 19 rakamı, onun Peygamber olduğunu tasdik etmektedir.
    Kur’an-ı Kerim’de 513 yerde Resul ve Nebi kelimeleri geçmektedir. 513’ü 19 rakamına böldüğümüzde (513:19=27) 27 çıkmaktadır. Bu hesaba göre, Kur’an’da Kıssa’sı geçen Peygamberlerin sayısının 27 olduğunu anlıyoruz. Kur’an’daki sıralamaya göre Zulkarneyn’in ilk 27’nin içerisine girdiğini görmekteyiz.. Tabii ki bu 19 rakamına itiraz edenler de vardır.

    Vani Mehmet Efendi eserinde “Kehf Süresinde” kıssası geçen Zülkarneyn’in, Oğuz Han olduğuna işaret etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in El Kehf Süresi’nde 85. Ayetten, 92. Ayete kadar Zulkarneyn’nin Kıssa’sı anlatılır: “O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in battığı yere(Okyanus kıyısına) vardığı zaman, Güneş’i(sanki) siyah bir çamura batıyor buldu.- Sonra Zulkarneyn(doğuya doğru) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in doğduğu yere(uzak doğuya) vardığı zaman Güneş’i öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, Güneş’ten kendilerini koruyacak bir siper yapmamıştık.- Sonra da(güneyden kuzeye doğru üçüncü) biryol tuttu.” Diye buyurulmaktadır.

    Kur’an-ı Kerim’de, Zulkarneyn’nin Doğuya, Batıya ve Güneyden Kuzeye üç ayrı sefer yaptığı belirtilmektedir. Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü, oralara Vali tayin edip, yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına(kutuplarda altı ay gece, altı ay gündüz olur) kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti düzene soktum. Artık karışıklık yok. Türk Kağanı Ötüken’de oldukça, ülkede düzen bozulmaz.”(A.Bulut)

    Yine Vani Mehmet Efendiye göre, Oğuz Han’ın kurduğu hakimiyet ve yapmış olduğu seferler, Zulkarneyn’in yapmış olduğu seferlerle çok benzerlik arzetmektedir. Bu nedenle Oğuz Han adı ile anılan Türk’ün Peygamberi’nin ZULKARNEYN ile aynı kişi olduğu görüşü gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Tarikçilere göre aynı dönemde yaşayan iki kişinin, aynı dönemde Dünya Hakimiyeti olamaz. Öyle ise bahsi geçen bu iki isim aynı kişidir denilmekltedir.

    “Kaşgarlı Mahmut’un Divanında(C1.S.111-113) Uygurlar anlatılırken; “Zülkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi göndermiş. Bunların tuğlarında Şahin Kanatları takılı imiş. Bunlar hem öne, hem arkaya ok atarlarmış. Zülkarneyn, bunlara şaşmış kalmış ve güya Farsça; ”inan khuz khurend” yani bunlar, kendi kendilerine geçinirler, başkalarının yiyeceğine muhtaç olmazlar. Çünkü bunların elinden av kurtulmaz, istedikleri zaman avlanıp yiyebilirler” demek istemiş.”(E.Yavuz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri. S.224)

    Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn’e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn’in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn’e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn’in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

    “Türk Han’dan, Oğuz Han’a kadar hüküm süren Hanları sayan ve Oğuz Han’ın, Kara Han’ın oğlu olduğunu belirten Ebulgazi Bahadır Han’a (Şecere-i Terakkime) göre Türkler, Oğuz Han’dan üç nesil öncesine kadar Müslüman(yani Mü’min) idi.”(A.Bulut-Türklüğün Yeni Dünya Düzeni)

    Vani Mehmet Efendi’ye göre “Oğuz Han, Türklere Hanif Dini’ni öğretiyordu.” Bu görüşe göre Oğuz Han, Hz. İbrahim’in dini olan Hanif Dini’ni yaymakta idi. Yani İslamiyet’ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini’ne inanıyorlardı ve Mü’min idiler.

    Başka bir çalışmamızda “Şamanizm-Hanif Dini ve Şamanizm-İslam benzerliğine” ve Hz. Muhammed’in Kırk yaşına kadar Hanif Dinine inandığına değinmiştik. Belkide Tarihteki adı ile Şamanizm, Kur’an’daki adı ile Hanif olan bu din aynı dindir. Çünkü Tarihteki adı ile Oğuz Han, Kur’an’daki adı ile Zulkarneyn denen kişi eğer Hanif Dinini yaymış ise, bir kişi aynı anda hem Şaman, hem Hanif sayılır. Öyle ise bahsedilen din aynı dindir diyebiliriz.

    Batı kaynaklı yalancı tarihçilerimiz, Türklerde “Yer Tanrı-Gök Tanrı” inancının hakim olduğunu iddia etmektedirler. Burada İki Tanrı ortaya çıkmaktadır. Asıl Tarihimiz ise Türklerde “Tek Tanrı İnancının Hakim olduğunu” yazmaktadır. Bu durumda bir çelişki gündeme gelmektedir. Hani Türkler Tek Tanrıya inanıyorlardı? Bu iki Tanrı da nereden çıktı?

    Buradaki yanlış şudur: Asırlarca Kitabelerimizi biz tercüme edemedik. İlk önce Çinliler tercüme ettiler. Çince’den Macarca’ya, Macarca’dan Fransızca’ya, oradan Türkçe’ye yanlış olarak tercüme edilen Kitabelerimiz, bize hatalı olarak ulaştılar. Çünkü bir dilde olan bir kelimenin tam karşılığı sayılan kelime başka bir dilde olmayabiliyor. Biraz yakın veya benzeri kelime ile tercüme edilebilmektedir.

    “Yer Tanrı-Gök Tanrı” ibaresine sadece “in” veya “ün” eki eklediğimiz takdirde kitabenin doğrusu ortaya çıkacaktır ve doğrusu “Yer(in) Gök(ün) Tanrısı” olduğu kolayca anlaşılacaktır. Böylece iki Tanrı inancı da ortadan kalkmış olacaktır. Türkler, yaklaşık bundan 5200 yıl önce Tanrı’yı “Yerin-Göğün Tanrısı” olarak tarif etmişler. Bu görüş İslam İnancına en uygun görüştür. Yaklaşık bu inanıştan 3700 yıl sonra Nazil olan Kur’an-ı Kerim’de bu tarif şekli, aynen Ayet olarak yerini almıştır.

    Kur’an’da “Rabbussemevatü vel ard” olarak yerini alan bu Ayet’in meali, aynen Türklerin Tarifi gibidir: “Göklerin ve Yerin Rabbı” tanımı Dinlerin benzerliğini tescil etmektedir.

    Şaman veya (Hanif) iken Mü’min olan Türkler, bu dinin tamamlayıcısı ve son din olan İslam ile tanışmakla daha da mükemmeliyet kazanmışlardır. Tabii ki, bu arada İslamlaşalım derken Araplaşma ve Persleşme’den de kurtulamamışız. Tarih, dinlerin benzerliğinden dolayı Türklerin Müslümanlığı seçtiklerini yazıyor. İşte bu benzerliğin sırrı, Hanif(Şamanizm) Dininde yatmaktadır. Attila Diyor ki; “Ben ve Milletim, Tanrının Kırbacıyız. Tanrı kendi yolunda çıkanları cezalandırmak için bizi göderdi.”(DLT) O dönemde henüz Müslüman olmayan Attila’nın “Tanrının Kırbacıyız” sözünden, onun da Hanif olduğu manasını çıkarabiliriz. Sonuç olarak, Hanif Dininin Oğuz Han, İslam Dininin Osmanlı Türkü tarafından dünyaya yayıldığını görüyoruz. Takdiri sizlere bırakıyorum. 12.10.1994- Mehmet Demir Atmalı. Gazeteci Yazar.

    ***********************************************************

    KAYNAK:

    1-A. Fikri YAVUZ. Kur’an Meali.

    2-Arslan BULUT. Türklüğün Yeni Dünya Düzeni-ORTADOĞU GAZT.

    3-Bektaş “AYYILDIZ YAYINLARI”.- Hz. Hüseyin de Türktür.

    4-İmam Humeyni- Tavzihul Mesail ve Tahrirul Vesile adlı kitaplar

    5-Kaşgarlı Mahmut- Divan-ı Lügat-it Türk.

    6-Edip YAVUZ- Tarih Boyunca Türk Kavimleri.

    Mehmet Demir Atmalı
    resimlerim VE AKP'li Tarikat Müridleri
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...


    T.C. MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRK'dür!..





    "Tek din,tek dil,tek devlet,tek bayrak..."
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!


    Üç kuruşluk adama, beş kuruşluk değer verirsen, aradaki iki kuruşa seni satar!..


    http://img110.imageshack.us/img110/8708/ehitlerimizum7.gif

    Türk oğlu, Türk kızı
    Türklüğünü koru!..
    kurtkanı


    Ya Türkçe Konuş Ya Da Öğren!..

    bilgesu, asena, pusat

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Anlamadığım şey tabanı, temeli saçma olan bir şeyi siz nereye monte etmeye çalışıyorsunuz.Ne zülkarneyn'ni..Türk tarihi, türk tarihidir ,apoletimiz omuzlarımızda gururla takılıdır başka apolete gerek yok.

  3. #3
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,394
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5

    Fikir

    Peki Kutsal Kitap nerde?! Unutulmus herhalde! ... Sakin bana Turklerin Kitapsiz Peygamberidir deme...


    Hz. Muhammed Kizil saclidir... Koken olarak bolge kavimlerinden belki de Asuri de olabilir! Ama bu o kadarda onemli degildir! ...

    Samanizm (Turkcesi Kamanizm dir!) bir din DEGILDIR!... Bu inanis sadece Turklerde de yoktur!...


    Yoksa ortada bir eziklik mi var!... Bu eziklige gerektirecek hicbir gerekce de yok! Islamiyet SADECE ARAP KAVMI icin gelmemistir !...

    Saygilar...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  4. #4
    <span style='color: #FF0000'>Kutadgu Bilig</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-03-2008
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    6
    Arkadaşlar Kur'an'da Dünyaya Allah'ın elçisi 100 küsür bin peygamberin geldiği yazmaktadır.

    Bu kadar fazla peygamberin arasından Çok muhtemeldir ki Türklere de doğru yolu bulmaları için en az bir peygamber gelmiştir.

    Türklerin eski inancı baktığımızda tek tanrılı din modeli İslamiyetle çok benzeşmektedir.

    Yani şamanizm inanışı belki de Allah'ın Türklere gönderdiği Peygamberinin Türklere getirdiği hak dinin "tek tanrı inancı sabit kalmak suretiyle" zamanla tahrif edilmiş halidir.

    Peki neden tahrif edilmiştir diyorum. Çünkü Eğer tahrif edilmemiş olsaydı Hz. Muhammed'in peygamberliğinde gelmiş olan son hak din İslamiyete gerek kalmazdı.

    İslamiyete gerek vardı ki Tüm kavimlerin (Yunan'ından, Türk'üne, Amerikalısından, afrikalısına) eski inanışlarını terkedip İslamiyete tabi olmalarını İstedi Allah (CC).

    Son din İslamiyet'in geldiği andan itibaren artık diğer bütün dinler, inanışlar hükmünü kaybetmiştir.
    Allah katında tek din İslamiyet olmuştur
    Bu mesaj en son " 18.04.09 " tarihinde saat 22:08 itibariyle Kutadgu Bilig tarafından düzenlenmiştir...
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic389535_2.gif

    Rehber Kur'an Hedef Turan

    Türk Dünyası ve Türkiye, Hz. Muhammed (SAV) Gibi bir Önder Arıyor

  5. #5
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    İskender tahrif olan hıristiyanlığa inanmıyordu İskender daha eski devirlerde yaşamıştı makedonya kralıydı çok tanrılı inanca sahip bir homoseksüeldi. Zülkarneyn iki boynuzlu demektir arapçada, kral iskenderde çift boynuzlu miğfere sahipti.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  6. #6
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Anlamadığım şey şu dara,her gelen peygamber koltuğunun altında kitapla mı geliyor?

    Yani yazılı bir belgesi olanları mı peygamber sayıyoruz.

  7. #7
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,394
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5

    Fikir

    Alıntı Franchise tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Anlamadığım şey şu dara,her gelen peygamber koltuğunun altında kitapla mı geliyor?

    Yani yazılı bir belgesi olanları mı peygamber sayıyoruz.
    Tabiki, böyle bir iddiam yok! Ama sözkonusu yazıyı dikkatlice okursanız Hanifi Dini nden bahsediyor! Yani Her Dinin bir KUTSAL KİTAPLI Elçi si, Resul ü veya Peygamber i vardır!... Ama HANEFİLİK bir DİN DEĞİLDİR BU YÜZDEN KUTSAL KİTABI DA YOKTUR!... NE HİKMETSE BİRİLERİ HANİFİ DİNİ DİYOR?! BEN DE NERDE O ZAMAN BU DİNİN KİTABI EDRİM! BUNU HERKES DÜŞÜNEBİLİR DE...

    EĞER HANEFİ DİNİ varsa bu DİNİN KİTABI NEREDE?!...
    İşte böyle basit bir soruyu soramıyoruz!

    Hanefilik DİNİ YOKTUR! BİRİLERİ HANEFİLİĞİ DİNDİR DİYORSA BİR İDDİADAN İBARETTİR!...



    Bir örnek vermek gerekirse; birileri de Aleviliği DİN olarak görmek istese; bu dinin Allah tarafından gönderilmiş İlahi Kutsal Kitabı nerde diye sormak gerekir!...



    Hz. Muhammed Kızıl saçlıdır! Kutsal Ematlerden hatırlatırım! Kutsal Kitaplar yanlış yola sapanlara klavuzluk için gelmiştir!....Yani, Bir IRKA ve KAVME gelmemiştir!...

    Şamanizm Türkçe bir isim değildir! Türkçesi Kamizm dir! Tabiki isteyen öz Türkçe olmayan Şamanizm kelimesini de kullanabilir....

    Ayrıca Şaman İnancı Dünyanın heryerinde hatta her Kıtada yaşanmaktadır! İlginç olan bu inanıştakilerin medeniyet seviyelerin GENELDE benzer olmalarıdır! İnsanın kendi kendisine oluşturduğu bir inanıştır! Putperestliğin bir başka yorumudur!...

    Dünyada farklı coğrafyalar ama ortak olan medeniyetlerin ilkel seviyede oluşdur işte bazı bilgiler :

    Bölgesel Şamanlık Farkları


    Tunguz şamanı giysisi


    Son araştırmalar şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını (Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar) göstermektedir ki, araştırmacılar, artık Amerika Kızılderilileri'ni de Şamanizm kapsamında ele almaktadırlar. Nitekim Mircea Eliade Şamanizm adlı kitabında Asya’nın şaman topluluklarında, Amerika Kızılderilileri'nde ve Okyanusya yerlilerinde sayısız unsurun ortak olduğunu ortaya koymuştur.



    Avrupa

    Şamanlık Avrupa'da ilk çağ devirlerinden beri yaygındı ve farklı Töton kabileleri ve Fin-Baltık halkları arasında Demir Çağı boyuncu uygulanmıştı. Hristiyanlığın doğuşuyla birlikte şamanlık yok olmaya yüz tutmuş, özellikle şehirlerde oldukça kaybolmuş ve fakat kırsal kesimlerde şamanlıktan kalma adetler Hristiyan olan halklar arasında yaşamaya devam etmiştir.

    Sibirya

    Sibirya klasik şamanizmin anavatanı kabul edilmektedir. Bölgedeki Ural, Altay, Paleosibiryalı halklar özellikle de avcı-toplayıcı gruplar modern dönemlere kadar şamanistik uygulamalarda bulunmaya devam etmişlerdir.
    Bak: Tengricilik

    Eskimo

    Doğu Sibirya'dan Kuzey Kanada'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan Eskimo gruplarının şamanist uygulama ve inançlara sahip oldukları kaydedilmiştir.

    Amazon Bölgesi

    Amazon Yağmur ormanlarında bazı yerli grupları şaman eylemlerinde bulunmaktadırlar. 20.yüzyılda Tukano şamanlığının zengin sembolizmi üzerine alan araştırmaları yapılmıştır.

    Amerika Kıtaları

    Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında yaşayan Yerlilerin tek bir evrensel Yerli Amerikan Dini veya manevi sisteminden bahsedilemeyecek denli çeşitli inançlara sahip oldukları bilinmektedir. Bununla birlikte yerel kültürlerin geleneksel şifacıları, mistikleri, otacıları (medicine people) bulunmakta ancak onlar halkları arasında şaman terimi yerine kendi yerel dillerindeki kelimelerle anılmaktadırlar. Sözkonusu ruhsal liderler tipik asya şamanlığında olduğu gibi kabilenin karşılaştığı önemli olaylar veya kişisel rahatsızlıklara çare bulmak için ruhlar alemine uçabilmekte, trans haline girebilmekte ve ateş ve tütünden yararlanabilmektedirler.





    Şamanizm’de üç alem


    Ankh işaretinin benzediği,üç âlemin temsil edildiği bir şaman tasviri


    Asya Şamanizm’inde üç âlem sözkonusudur: Yer, yeraltı, Gök. Fakat bunlar sembolik ifadelerdir. Yeraltı terimi Asya’nın kimi Şamanist geleneklerinde öte-alem anlamında kullanılır, kimi Şamanist geleneklerinde ise ölüm olayının akabinde yaşanılan kargaşa ve vicdani hesaplaşma dönemini ifade etmek üzere kullanılır. Dolayısıyla, bazı Şamanist geleneklerde yeraltı denildiğinde, genellikle öte-alemin titreşim düzeyi kaba ve yoğun ortamları sözkonusudur. Yeraltı deyiminin bu anlamda kullanıldığı şamanist geleneklerde öte-alemin huzurlu ortamları ise “gölgeler diyarı” gibi başka ifadelerle belirtilmektedir. Yakut Türkleri, Çukçiler ve Yukagirler, insanın üç “can”ı olduğunu kabul ederler. Ölüm olayında biri mezarda kalır, biri “gölgeler diyarı”na iner, üçüncüsü ise Göğe çıkar. Ölüler, bir süre sonra, yeryüzünde tekrar doğabilirler. Uygurlar, inandıkları sürekli olarak tekrar doğma olgusuna “sansar” adını verirler.
    Asya Şamanizm’ine, özellikle Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre, insanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Kutsal Gök’ten oluşan üç ortam, merkezlerinden geçen, direk ya da kazık denilen bir eksenle birbirine bağlanırlar. Bu eksen “Göğün göbeği” ile “Yer’in göbeği” arasında yer alır.
    Bu kavram Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerinde şöyle açıklanır: İnsanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Gök’ten oluşan üç alem ya da ortam, merkezlerinden geçen bir eksenle birbirine bağlıdır. “Yer’in göbeği” ile “Göğün göbeği” arasındaki bu eksenin geçtiği, bu ortamların ortasındaki delikler ya da açıklıklar bir tür geçittir. Şamanlar, “uçuş” (trans deneyimi) sırasında bir ortamdan diğerine geçerken bu irtibat geçitlerinden yararlanırlar. Aynı şekilde, ölenler de öte-âleme bu yolla göçerler. Öte-âleme giden şamanlar oraya “Yer’in deliği” geçidinden geçerek gider, yine bu delikten ya da kapıdan dönerler. “Yer’in ekseni” kavramı Altay, Yakut ve Uygur geleneklerinin yanısıra, Başkurt, Kırgız, Kalmuk, Çukçi, Buryat, Samoyet, Koryak, Moğol, Tibet, Fin, Lapon ve Estonya geleneklerinde da bulunur.
    Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre, şamanın “Yeraltı”na inebilmesi veya “gökler”e çıkabilmesi için önce “Yer’in Ekseni”ne çıkması gerekir. “Yeraltı”na inmesi gereken Altay şamanı “uçuş” yolculuğunda önce “demir dağ”a (Temir taikşa) tırmanır. Yer’in Ekseni”ne çıkması işte bu sembolik “dağ”ı aşıp “Yerin Göbeği” denilen delikten girmesiyle mümkün olur.
    Şaman gölgeler diyarı’na giderken öncelikle “Yerin göbeği”ndeki bu delikten “Yer’in Ekseni”ne ulaşmak, sonra da “Yeraltı”nın cehennemi kısmından geçmek zorundadır. Ölen kimseler de bu yolculuğu yaparlar ki, bu yolculukta ölünün geçemediği takdirde azap çekmesinin sözkonusu olduğu bir köprü’yle karşılaşılır.
    Kuzey ve Orta Asya Şamanizm’inde yeraltı âlemi 7 veya 9 katlıdır. Ölüm olayı ile beden terk edildikten sonra kimileri yeraltı katlarındaki ortamlara, kimileri ise Gök katlarındaki ortamlara giderler. Şaman da, trans deneyimi sırasında, yapacağı uygulamanın amacı ve türüne göre, ya yeraltı âlemine iner ya da Göğe çıkar. Örneğin, bir hastayı iyileştirmek için Göğe çıkması, fakat bir ölünün ruhuna eşlik etmek, hastanın ruhunu geri getirmek (ölmemesini sağlamak) veya yeryüzünü terk etmek istemeyen ölüleri ‘gölgeler diyarı’na götürmek için Yeraltı’na iner. Fakat herhangi bir nedenle Göğe çıkacak bir şamanın önce yeraltı denilen âleme inmesi gerekir. Yani hiç kimse “Yeraltı”na (öte-âlem) inmeden Göğe çıkamaz.





    Tarih

    Eskiçağ ve Orta Çağ’daki çok yaygın olan sihirlerden farkı, onların kişisel olmalarına karşılık, şamanlığın başta Orta Asya ve Kuzey Asya halkları olmak üzere, Tunguzlar’da, Moğollar’da, Mançular’da, Laponlar’da, Eskimolar’da, Vogullar’da, Ontiyaklar’da, Samoyedler’de, Kafkaslar’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da, Endonezya’da, Malezya’da, Polinezya’da, Avustralya’da, Büyük Okyanus’un öbür adalarında, Alaska’da, Grönland ve İzlanda’da, Kuzey Amerika’da, Guyana’da, Amazon bölgesinde ve Afrika’nın birçok yerinde (ufak tefek ayrılıklar bir yana) temel ilkeler değişmemek koşuluyla az ya da çok kalabalık cemaat’ın bulunmasıdır. Şamanlığın ne zaman ortaya çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir.
    Şamanizm' in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir, şaman sözcüğü için üç farklı görüş öne sürülmektedir ;

    1. Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde ruhlardan esinlenen kişi anlamına gelen "samana" sözcüğünden türemiştir,
    2. Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de budacı rahip anlamına gelen samana sözcüğüdür,
    3. Şaman kavramı, Mançu dilinde oynayan zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden anlamındaki saman kavramından gelir.

    Son araştırmalar şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını (Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar) göstermektedir ki, araştırmacılar, artık Amerika Kızılderilileri'ni de Şamanizm kapsamında ele almaktadırlar. Nitekim Mircea Eliade Şamanizm adlı kitabında Asya’nın şaman topluluklarında, Amerika Kızılderilileri'nde ve Okyanusya yerlilerinde sayısız unsurun ortak olduğunu ortaya koymuştur.
    Tüm alıntıların kaynağı ve daha fazla bilgi için adresi:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eamanizm





    Matbaa nın Osmanlıya 150 yıl değil yaklaşık 300 yıl sonra getirilmiştir! Ayrıca, Matbaa sadece Müslümanlara yasaklanmıştır! Çünki, Zenaatkar Hatatçılar işsiz kalacaklarından ötürü "Matba Şeytan icadı!" diye Osmanlı MÜSLÜMANLARInı kandırmıştır! Fakat bu şeytan icadına ne hikmetse Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Gayrimüslimlerin Matbaanın kullanılmasına izin verilmiştir! Matbaa sayesinde Osmanlı da Gayrimüslimler kültürel ve refah seviyesi güçlenmiştir! Müslümanlar ise gerilemiştir! Bunun sonuçları Osmanlı yıkılmasını da hızlandırmıştır!... (Bu konuyu burda derinlemesine girmek yersizdir!)

    Büyük İskender, İmhotep ' in ifade ettiği gibi putperest Eşcinseldir! İskender ROMA İmparatorluğuna hizmet eden bir Makedonyalı olarak, özellikle İran ı işgal etmesiyle o zamanın yükselen TEK TANRILI (Ahura Mazda) Peygamberi olan (PEygamber zaten Farsa kökenlidir!) Zedüşt (
    Zerdüşt Yunan kaynaklarına göre aynı zamanda Astromi uzmanı ve Filozoftur)....

    İskenderin Zerdüşt Dinin özellikle Avrupa da engellemek için yapmış olduğu insanlık dışı katliamları ve Kutsal Kitap Zen Avesta nın büyük bir ksımı YAKILMIŞTIR! Bereketli Pers Toprakları da bir başka istila sebebidir!...

    Mesele Türklerin geçmiş dinleri ise o zaman tarihte ÖNASYA lı Türkmen lerin Zerdüşt Dininde olduğunu, bu dinin kırıntıları Alevilikte de korunduğunu hatırlatırım!...




    Ebu Hanife,
    Babasının adı, Sabit'tir. İran'ın ileri gelenlerinden bir zatın soyundan olup, Faris oğullarındandır.
    Hanefilik Mezhebi'nin kurucusu Ebu Hanife İran kökenlidir Babası Farsi (Acem) dir!


    Ebu Hanife bütün zorlamalara rağmen hükümet ve siyaset işlerine karışmamış, ancak Abbasi Devletinin İkinci Halifesi Ebu Cafer Mansur'un Kendi yorumladıkları İslama uymayan davranışlarına ve yönetim anlayışına fetva vermediğinden, Ebu Hanife hapsettirip işkence yaptırmış ve zehirleterek öldürtmüştür.
    Kaynak:

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Ebu_Hanife



    Saygılar...




    Bu mesaj en son " 21.04.09 " tarihinde saat 14:04 itibariyle dara78 tarafından düzenlenmiştir... Neden: Eklemeler...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  8. #8
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Konuyu detaylar ve örnekler üzerinden götürürsek düşüncelerinizi anlamam zorlaşır.Anlaşmamız da öyle,bu yüzden konuyu bırakıp örnekleri tartışabiliriz.
    Genelleştirmek isterim izninle,

    Bir dinin din olması için kutsal kitabı olması mı gereklidir?
    Tapınılacak bir nesnesi?Bir tanrısı,peygamberi veya belli bir özel ibadeti?

    Din standartımız ne?Böyle bir standart mı var?Varsa kim belirledi?

  9. #9
    Pontevedra adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-12-2005
    Mesajlar
    1,302
    Karizma Gücü
    7
    birde daha hristiyanlık daha doğru dürüst yeşermeden oğuz kaanı göndermiş..demekki hristiyanlıktan vazgeçmiş..

    ha eğer her millete aynı anda başka başka göndermişse o da onun bileceği iş

  10. #10
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,394
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5

    Fikir

    Alıntı Franchise tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Konuyu detaylar ve örnekler üzerinden götürürsek düşüncelerinizi anlamam zorlaşır.Anlaşmamız da öyle,bu yüzden konuyu bırakıp örnekleri tartışabiliriz.
    Genelleştirmek isterim izninle,

    Bir dinin din olması için kutsal kitabı olması mı gereklidir?
    Tapınılacak bir nesnesi?Bir tanrısı,peygamberi veya belli bir özel ibadeti?

    Din standartımız ne?Böyle bir standart mı var?Varsa kim belirledi?

    Sevgili Franchise,

    Bir önceki cevabımın gerekçesi, bu konuyu başlatan yazıya istinadendir (sonraki cevaplar da dahil...)...


    Semavi Dinler dışındaki Dinler İlahi olmadığı için herkes sitediği DİNİ OLUŞTURABİLİR!... Örnekler çoktur! (Parodi Dinleri, Hinduzim ve Budizm gibi...) Bu dinlerin bazıları kitabı da yoktur hatta TANRISI BİLE YOKTUR! Kitabın olması veya olmaması pratikte tek fark sözlü öğütlerin yazılı olmasıdır! TEK fark budur! Yazılı olan herşey kolay kolay farklı yorumlanamaz! Değişemez! Bunun dışında İlahi olmayan birçok Kitap pratikte pek bir anlamı yoktur!

    Zaten bu Dinleri insan yazmış! Bırakın bu insan türevli dinlerin yazılı olmasın sürekli değişsin derim Belki akıl yoluyla varcakları son nokta İslamiyet e yakın olur!..

    Bir Dinin DİN olabilmesi demişsin Yani ALLAH tarafından gönderilmemiş İLAHİ OLMAYAN bir Dİn ile İLAHİ dinleri ayırt etmek gerekir! Kaldı ki burda Peygamberler Zamanından HANEFİ DİNİNDEN BAHSEDİLİYOR! BU BARİZ ÇELİŞKİ İÇERMEKTEDİR! Maden bir DİNMİŞ!(BÖYLE BİRŞEY YOK) Kitabı niye YOK?! Yoksa Hanefilik Zerdüşt Dini gibi hiç olmazsa Kutsal Kitaplı Din ile kıyaslanamaz... Basit bir mantık bu yargıya herkes varabilir de...

    İlahi Dinler hariç tüm inanışlar İNSAN TÜRETMEKTEDİR (bazıları bunlara DİN DİYEBİLİR, HATTA PEYGAMBER ELÇİ VS. ADLARDA KULANABİLİR) Örneğin; TANRISI OLMAYAN Budizm gibi...



    Dinimizde bazı standartlar ilk defa 1500 yıl önce bazı ARAPLAR tarafından belirlenmiştir! Örneğin: Ezan ve Dua nın ARAPÇA olması gibi!... ARAPÇANIN KUTSAL olduğunu iddia edenler olduğu gibi!... Tüm bunlar ortak bir karar ve birçok İslam Alimlerin yorumlarıylan standartlaşmıştır! bu standartlar farklı DİL ve KÜLTÜRlerin doğal gelişimini engelemiştir! (Türkçe ve Anadolu daki Arap Kültürü ve Dilinin hakimiyeti özellikle Osmanlı da hatta günümüzde bu standartları direk yada dolaylı olumsuzluklarını çekmekteyiz!....)

    Bu sorunun ayrıntılı cevabı için Din konusunda İlahiyat okumuş uzmanlara danışılmalıdır!...




    Dinin Ansiklopedik tanim:
    "Din üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir."
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Din



    Türk Dil Kurmu'nun DİN kelimesinin sözlük anlamı:
    "Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" ve "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen"

    Diyanet'in Din Tanımı:
    Hür iradeleriyle inanan akıl sahibi insanları, en iyiye, en doğruya, en güzele ve ebedî mutluluğa ulaştıran ilahî kanunlar bütünüdür.





    Geçmişte birçok insan nasıl putları yaratıp tapmışsa (hala tapanlar da var!) günümüzde de Parodi Dinleri adıyla bu iş olayın özü yine putperestçe tapılmaktadır... Kendi uydurma RUHSAL MİSTİK İNANIŞLAR! (Şamaniz de var) ...

    Din çeşitleri arasında Parodi Dinler de vardır ...


    İşte Parodi Dinler hakkında bilgi adresi:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Parodi_din



    Din İlahi olanlar ve olmayanlar hepsi ortadadır! Aradaki farklı İNSAN ÜRÜNÜ RUHANİ veya MADDESEL BİR HEYKEL İLE İLAHİ BİR VARLIK (4 SEMAVİ DİNLER!) Gerçi Semavi Dinlerde özellikle Hristiyanlıkta sonradan yapılan değişiklilerden biri de şudur: Hristiyanlıkta 3 leme vardır! Baba, Kutsal Ruh ve Oğul Üçlemesi.... Sonuçta işin içine insan yorumu girdiğinden İlahi hükmü artık kalmamıştır!..
    Bu mesaj en son " 21.04.09 " tarihinde saat 17:26 itibariyle dara78 tarafından düzenlenmiştir... Neden: Eklemeler...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Adem, Havva ve Yasak Meyve... (Bozkırın Sırrı Türk Peygamber Kitabından kesit)
    KÜLTÜR ve SANAT bölümünde onur91 tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 13.09.11, 15:28
  2. muhteşem oğuz türk coğrafyası
    2005 Konuları bölümünde alpars tarafından açılmış
    Yanıt: 21
    Son Mesaj: 18.06.05, 04:11

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •