• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4

    Tarihi gerçeklerle ,Türk ve Ermeni olayları...




    ( PAPAZ KARAKİN’İN 31 AĞUSTOS 1915 TARİHLİ TELGRAFI )







    BU BAŞLIK ALTINDA , TARİH İÇİNDE YAŞANMIŞ VE BELGELENMİŞ HER TÜRLÜ KONUYU KAPSAYAN BİR HATIRLATMA BÖLÜMÜ OLMASINI İSTEDİM.


    Asılacak belge ve bilgilerin faydalı olabileceği kanatindeyim...



    1878-1919 tarihleri arasında yaşanan olaylarda smanlı vatandaşları arasında büyük kayıplar olmuştur..Evet en sade anlatımıyla gerçek bu şekildedir...Eğer Taraflar yaratarak olayları incelemeye kalkarsak,o zaman bu kayıpları iki taraflıdır şeklinde düşünmeliyiz... Sadece Ermeni kayıplarına hayıflanmak ve enpati yapmak , gayri insani bir ruh halinin tezahuru ,olur.onların komşuları ve yurttaşları olan Müslümanlar’ın kayıplarını olmamış saymak, küçümsemek ya da tarihin o sayfasını okumamayı tercih etmek kabul edilecek bir davranış sayılmamalıdır. Kanımca Ermeni sorunu konusundaki uzlaşmazlığın kilit noktası buradadır.Kimi tarihçiler,özellikle Ermeni tarihçileri tarihin bazı sayfalarını okumamakta, yok saymaktadırlar.Olayların sebep ve sonuçlarını irdelemeden Sadece işlerine gelen kısımları ,çarpıtarak ve yok sayarak , tarih anlatılamaz...



    Bir alıntı ...;


    1064

    Selçukluların öncüsü İnalcık bey Ani’ye ( Kars ilimizde ) geldiğinde şehri tam bir harabe halinde bulur. Ani’yi yakıp-yıkan Bizanstır ( M.A. Kaşgarlı ). Fakat halen Ani’yi Türklerin yaktığı propagandası yürütülmektedir. Ani’deki Türk eserlerini de 12/1917-4/1918 arasında Ruslar, 4/1918-10/1920 arasında ise Ermeniler sistemli olarak tahrip etmişlerdir ( Ani’nin tahribi 1018-1236, Fahrettin Kırzıoğlu, 1982 Ankara-H.K. Türközü ) .


    1071

    Selçuklular, Bizanslılara karşı Malazgirt zaferini kazanınca, Bizans hakimiyeti ( ezilen ) altında Toroslarda ( Kilikya ) yaşayan Ermeniler, Selçukluların yardımıyle Vahram döneminde ( 1077 ) Maraş, Elbistan, Besni, Samsat, Adıyaman, Urfa ve Antakya yörelerine doğru yaşam alanlarını genişletmişlerdir ( N. Göyünç 1983 s 47 ). Sonradan islamiyeti seçtiği söylenen Vahran’ın ölümünden sonra Ermeniler bölgelerinde küçük prenslikler halinde yaşamlarını devam ettirmişle




    1243

    Moğol istilasına uğrayan Anadoluda Köse dağı civarında Selçuklular ile savaşırken,Moğol ordusunun yanında Ermenilerde yer almış ve Anadolu Selçuklu imparatorluğu bu yardım sayesinde ortadan kaldırılmıştır [


    1326

    Osmanlılar Bursa’yı Başkent yapınca, gregoryan Kilisesi’ne, Kütahya’da bulunan kiliselerinin , başkente yerleşmesine onay verilmiş ve böylece taşrada yaşayan Ermenilerin, taşradan şehre yerleşmesine olanak sağlamıştır.

    1461

    Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Istanbul’u fethedince, topraklarında yaşayan Monophysitleri ( İsa’nın tek niteliğine inanlar ) bir araya toplayarak, Ermenilere patriklik ( Patrik Ovakim ) müessesesini ihdas etmiş, Ermenilerin Bursa’dan Istanbul’a ( Samatya – Kocamustafapaşa ) taşınmalarını sağlamış ve böylece Anadolunun çeşitli köy ve kasabalarında yaşayan Ermeniler,büyük kafileler halinde ,İstanbul’a gelme imkanına kavuşmuşlardır…

    1545

    Zeytun ( Süleymanlı ) ayaklanmaları bu yıldan Meşrutiyet’in ilanına, yani 1908 yılına değin 400 yıl sürmüştür. Dağlık olan bu ilçe halkı, bölgenin fazla engebeli oluşundan yararlanarak, feodal bir yönetim altında toplanmışlar, işhan-prens adını verdikleri başkanlarınca yönetilmişlerdir. İşhanlar dört mahalleden oluşan Zeytun’un birer mahallesini yöneten dört kişi olup, her biri kendi mahallesine egemendi. Türk köyleri işhanların görevlendirdiği kişilerce, Türk köylüsünden de vergi toplardı. İşhanların gerek Osmanlı hükümeti, gerek çevredeki Türklere karşı sürekli ( 1786, 1808, 1818, 1825, 1831, 1843 ) ayaklanmalar çıkardı. Bu başkaldırma olaylarında papazların rolünü anlamak için 1853 yılında Melekyan’ın kitabını okumak lazım.


    1702
    Fransız Kralı Ludwig XIV. Marsilya’daki Ermenilerin kurduğu matbaanın kapatılmasını

    emreder

    1759

    Osmanlı, Ermenilere İzmir’de matbaa kurmalarına ve Ermenice yayım yapmalarına izin verir.


    1774

    Küçük Kaynarca anlaşmasıyle İmparatorluğun duraklama dönemine girdiğini ( daha önceleri içimizdeki azınlıklar ile sağlanan mutabakatlar, kaputilasyonlar vb ile ) anlayan Batı ( Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya ve Avusturya/Macaristan ) Osmanlı imparatorluğunun paylaşılması projelerini hazırlamaya başlamıştır. Bundan cesaret alan Zeytun (Süleymanlı)’daki Ermeniler vergi vermemeye başlamışlardır


    1779

    Ermeni Ruhani lideri Argutyan ile Ermeni okulu kurucusu Lazaryan’ın hazırladıkları, Ararat Prensliği projesi Rus prensi Potemkin’e teklif edilmiş, bu
    proje 2000 adet basılarak Ermenilere dağıtılmıştır ( Türk Tarihinde Ermeniler 9 Eylül Üniversitesi, 1983 ). Bu çalışmadan haberdar olan Ermeniler Osmanlı yönetimine itaat etmeme yolunu tutmuşlardı.


    1780

    Maraş’ın Zeytun (Süleymanlı) ilçesinde Ermeniler 1774 yılandan beri vergi vermiyorlardı. 1780 yılında vergi memurlarını, jandarmaları ve arkasından nasihat için gelen Maraş valisi Ömer Paşa’yı öldürdüler. Bundan sonra Jandarmanın da başedemedeği silahlı başkaldırmalar sürekli yapıldı. Bu başkaldırılar


    1802

    Napoleon, Ermenilerden istifade etmek ve İngilizlerin Hindistan yolunu kesmek fikrini Bab-ı ali’deki sefiri, Sebastiani’den sorar… Sefirin cevabı; „ Majesteleri, Ermeniler hayatlarından o kadar memnundurlar ki!...“ ( yukarıda değindiğim ticaret ve zenginlik ifadelerim şimdi yerli yerine oturuyor. Hayatlarından niye memnun olmasınlar. Vergi vermiyorlar. Üstelik kendilerini koruyanlardan vergide tahsil ediyorlar. Tüm ekonomik faaliyetler ellerinin altında). Bunun üzerine Napoleon Mısır’a yönelir ( A.Yaman).

    1804

    Londra’da British and Foreign Bible Society kurulur. Görevleri Anadoluya misyoner göndermek.

    1810

    ABD, The American Board of Commissioneries For Foreign servisinden Protestan misyonerleri Ortadoğuya, Katolik ve Müslümanları Protestan yapmak için çıkartma Yaparlar. Başlangıçta, ancak Anadoludaki işsiz Ermeni gençlerine çeşitli menfaatler Sağlayarak protestan yaparlar…

    1812

    İngiltere’de coğrafya sözlüğü Broken, doğu Anadoluya Türkomanya yerine ARMENİA adını veriyor
    , TKAE Yay 56, Ser. IV-sayı A17, Ankara ). Günümüzde batı dünyasının ortaya attığı haritalar gibi...


    1819

    Venedik’te kültürel etkinliklerde ! bulunan Ermeniler, Türkomanya yerine Armenia adının verilmesini istiyorlar ( W. Guthurie, TKAE aynı, s. 36 )

    1820

    bu tarihte gönderilen misyoner P. Fiks ve L. Parson İzmir’e çıktığında, Parson“ En büyük rüyasının, günahlar imparatorluğunu yıkma olduğunu” itiraf etmiştir ( J.t. Grabill, protestan Diplomacy and The near East, 1810-1927, uni.of Minnesota, Minneapolis 1971 s 6 ).[ Bizim de amacımız, kendilerini imparator zanneden zalimlerin sonunu getirmek olmalıldır].

    1821

    baharında Yunanistan’ın her köşesinde mükemmel bir şekilde organize olmuş, aynı anda ayaklanan Yunanlılar kısa sürede, Yunanistan’ın özellikle güney bölgesinde yaşayan tüm Türkleri ( 900.000 Türk’ü ) “ bir ülke istiyorsan, Türk komşunu öldür” sloganı vahşice katletmişlerdir. Yunanlılara “ Türklere ne oldu?” diye sorulduğunda, alay ederek “ onları ay yuttu (W.St. Clair, that Greece Might Still be free, The Phillenes in the War of independence, London, 1972 s.2 Bilal Şimşir ).


    1828/1829

    Ermeni asıllı Amerikalı Elie Smith, ermeniler, Türkomanya adına itibar etmediklerini.Bu adı kullanmadıklarını, buraya Armenia denmesini teklif ediyor. Bu ad daha sonraları,Berlin konferansında resmileşiyor ( TKAE s. 36 ).



    1828

    Ermenistan’ın Ruslar tarafından kuruluşu…. İran’la Rusya, Türkmen çayı anlaşması sonucu,Erivan ve Nahçevan hanlıklarının Rus yönetimine katılışı. Ruslar, Erivan yakınlarındaki Ahırfelek kasabasına 20.000 Osmanlı, 20.000 Rus Ermenisi yerleştirirler, Çar kendini Ermenistan Kralı ve tüm Ermenileri de Rus ! ilan eder. Ruslar, Asya ile Anadolu Türklerinin birleşmemesi için gerek duydukları bir engeli böylece gerçekleştirmiş olurlar

    ( Bir terör efsanesi, Milliyet Y.1987, Prof. Erich Feigel ).


    1832

    V. Goodell, 1819 yılında yazdığı bir makalede “ Ermenilerin, misyonerler için çok elverişli bir toplum olduğunu” ifade etmiştir ( TH. O Kutvirt, The Establisment of an American Protestant Mission to the Armeniens 1810-1830 )

    1843

    Gerard de Nerval, Orta doğu seyahatını anlattığı “ Voyage en orient” kitabında, Osmanlı yönetimi konusunda; “ Dört millet, Türk-Ermeni-Yahudi ve Grek birarada yaşıyorlar ve birbirlerinden nefret etmiyorlar. Bizde bu dayanışma ve hoşgörüyü çeşitli ve iller ve partiler arasında görmek mümkün değildir” diyor (Türk Tarihinde Ermeniler 9 Eylül Üniversitesi, 1983 ).


    1850

    Paris anlaşmasından başlayarak resmi ve askeri yayımlarda doğu Anadolunun adı olan Turcomania yerine Armenia adı kullanılmıştır ( Zihinleri nakşetme için. Cem Özgönül Rus generali Mayewski, Van ve Erzurum konsolosu olarak Amerikan misyonerlerinin ABD’de yaptıkları propagandaları
    yalanlamaktadır. General şunları dile getirmiştir ;“ Türkiye’deki Ermenilerin durumlarının dayanılmaz olduğuna dair şikayetler, şehirlerde oturan Ermeniler için geçerli değildir. Zira bunlar her zaman, her türlü hürriyetten faydalanmışlar ve imtiyazlara sahip olmuşlardır. Köylülere gelince çiftliği ve sun-i sulamalcılığı iyi bildiklerinden, durumları merkez Rusyadaki köylülerden çok daha iyidir
    ( Ermenilerin yaptıkları katliamlar, gen. Mayewski, Ankara üni. Basımevi 1986 s12, Doç. Azmü Süslü )


    1862

    Zeytun’da isyanlar yeniden başlayınca, Hükümet jandarma yerine, asker gönderir. Fakat,Fransanın işe karışmasıyla suçlular affedilir ve ülkeyi ( iyi yetirştirildikten sonra yeniden gelemek üzere ) terkederler ( K. Gürün ). 24 Aralıkta Zeytun geri alınır. 5000 isyancı Ermeni Kilis istikametinde kaçarlar. İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya karışırlar. Genel af çıkar, yapılan jest (!) ile 5 Hınçak üyesi ülkeden kahraman olarak ayrılır ( Gomidas gibi) ve Marsilya’ya giderler, vergiler affedilir !


    1869

    Tüm bunlara rağmen, Osmanlı, Ermenilere Muş’ta matbaa kurmalarına ve Ermenice yayım yapmalarına izin verir. 1871 ‘de ise Sivas’ta Ermeniler matbaa kurmuşlardır. 1908 yılında ermenice yayım yapan 39 matbaa bulunmaktadır. 1910 yılında sadece Istanbul’da günlük 5 ermenice gazete yayımlanmaktadır ( Die Armenierfrage, Wieser Verlag Klagenfurt 2006, s. 22, Yusuf Halaçoğlu ).

    1874

    Nerses Varjabedyan, Hrimyan’ın yerini aldı. Bu esnada Osmanlı-Rus savaşı sona ermiş. Rus ordusu Istanbul-Yeşilköy açıklarında durdurularak, Ayastefanos anlaşması imzalanmıştır. Patrik Nerses, Rusların Istanbul kapılarında bulunmasından istifade ederek,Grandük Nikola’yı ziyaret etmiş ve Mıgırdiç Hrimyan, Horen Narbey, İstapan Papazyan ve Mosdiçeyan’dan oluşan bir temsilci kurul aracılığı ile Nikolaya gönderdiği andıçta, Osmanlı Devletini kötüleyici yakınmalarda bulunduktan sonra Osmanlının doğu illerinin Ermenistan adıyla bağımsızlığının duyurulmasına izin verilmesini ve hiç olmazsa bu illerin Rus kontrolüne alınmasını istemişlerdir. Yine amaçlarının gerçekleştirilmesi için, Hrimyan ( Roma, Viyana, Paris ve Londra’ya ) ve Narbey ( Rusya’ya ) ile iki dini görevliden oluşan bir kurulu Avrupa’ya gönderilir. Daha sonrada Berlin’de Minas Çeraz ve İstipan Papazyan ile birleşerek, Berlin Kongresine bir muhtıra sundular ( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 7 ).


    1876

    7 Aralık ‘ta Ermeni Patriği Nerses, İngiliz Büyükelçisi Henri Elliot’u ziyaret ederek, Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için isyan edebileceklerini resmen ifade etmiştir ( F.O. 424/46 s.205/206. K. Gürün )İngiliz Haber Alma teşkilatının ajanlarından, büyük Türk düşmanı başvekil Gladst’un
    adamı James Bryce bu yıllarda kafkaslar ve Doğu Onadoluyu dolaşmış. Hıristiyan Ermenilere aşırı ilgi duymuş ve Londra’da İngiliz-Ermeni Birliğini kurmuştu


    1877

    Osmanlı İmparatorluğuna hiç adımını atmamış olan Ermeni gençleri tarafından İsviçre’nin Cenevre Kentinde Hınçak Komitası kurulur.

    1877

    Marsilya’da yayım yapan Armenie gazetesi, Ermeni komitacılarını kışkırtan fesat yuvalarından biridir ( K. Gürün )



    1882

    Fransız Kralı Ludwig XIV. Gibi, Rus çarı da Tiflis’te yayımlanan Mışak gazetesini kapattırdı. İki yıl sonra Ermenilerin istememesine rağmen, Rus Çarı Markar adındaki bir papazı katagigosluğa seçtirdi. Bunu takiben birçok Ermeni okulu kapatıldı. Tiflis ve çevresindeki derneklerin faaliyetlerini pek çabuk ortaya çıkaran Çar’ın hiddetini görenler Türkiye ve Avrupa’ya sığınmaya başladı( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 9 ). Bu yılda Erzurum’da kurulan “ Silahlılar cemiyeti” üyesi gençler kullanılmak üzere beraberlerinde silah taşımaya başlamışlardır.


    1891

    ABD hükümeti ve misyonerler Osmanlı İmparatorluğunda, azınlık hakları konusunda çok ağır ithamlarda bulunurlar iken, Amerika’da Kızılderili kültürüne son darbe, güney Dakota’da “ wounded Knee” adı verilen katliamlar ile indiriliyor ( Erich Feigel ).
    Aynı sene New York’da Dr. S. Krielyan, Haik adındaki gazetesini çıkarmış ve 1 Haziran 1893 sayısında; “çarpışmalarımızda kan dökmemiz gereklidir, kılıçlarınızı hazırlayın” şeklinde yazar ( Robert Mirak, Torn beetween Two lands; Armenians in America 1890 to World I, cambridge, Massachussetts 1983, doc No 309/I, Bilal Şimşir ).



    1893

    1 Kasım. İngiliz konsoloslarının raporları yukarıdaki şekilde merkeze gelmeye başlayınca, batılılar Ermenilere şöyle taktik verir: “İsyan ampulü hemen yanmaz. Şark sorunun çıkması için en az 2 yıl kargaşalıklar, başkaldırmalar çıkarılmalı ve sonunda isyan haline getirilmelidir. İsyanların bastırılması için teşebbüslerde büyük devletler yardıma çağırılmalı ve uluslararası bir kongreye gidilmeli”
    Haziran 1893’te Sasun isyanı, Ermenilerin Behranlı, Hayanlı, Yapanlı ve Velikan aşiretlerine saldırmasıyle başladı. Komitacı Damadyan, Kozan Milletvekili Murad (Hamparsum Boyacıyan) ;”Ermenilerin yerel aşiretlere saldırarark olay çıkarmalarını, bunun sonucunda da avrupanın işe karışarak, sonunda bir Ermeni devleti kurulacağı fikrini işliyorlardı

    1894

    Ağustosunda Ermeniler, kadın ve çocukları Antok dağına gönderip sakladılar ve sonra da aşiretlere saldırdılar ( Turkey, No.1, 1895 n.252 s.177) Saldırının genişlemesi üzerine gönderilen asker, 23 Ağustosa kadar Ermenilerle silahlı mücadele yapmak zorunda kaldı. Bu silahlı karşı koyma hemen batıda Türk karşıtı propagandayı harekete geçirdi. Rahip A.W. Williams, kitabının 327. sahifesinde Türk askerinin 14 Ağustosta geldiğini. Ermenilerin iyi çarpıştıklarını. 6000 Ermeninin öldüğünü yazar. Fakat aynı kitabın 331 sahifesinde ise“ Sasun’da kadın, çocuk genç ihtiyar kimse kalmadı. Nisanda başlayan kuşatma ağustosa kadar sürdü, ağaç köklerini yedik” diye yazar ( A.W.William, Bleeding Armenia, 1896 s.334 K. Gürün


    İstatistikçi Cuinet Sasun’daki Ermeni sayısını 8369 diye verir. İngiliz Konsolos, kimlikleri tespit yoluyle 265 Ermeninin öldüğünü raporunu verir. Pek tabii, Türklerin ölü sayısından hiç kimse söz etmez. Söz etmeye ne gerek var. Türkleri ay yutmaktadır. Sasun ayaklanmasından İngilizler istediklerini elde ettiler. Bundan sonra Fransa ve Rusya’yı da ittifakın içerisine almayı başarmıştı. Bu ittifak yirmi sene sonra 1. Dünya harbinde de kendisini gösterecektir. Amerika’da Ermenilerin eğitimi için sarfedilen para 6 milyon dolara varmıştı ( USNA 238,


    10 Ekim 1895, Hınçak üyesi Agasi hatıratında; “ Alabağ köyüne gelen iki jandarma kimliklerimizi kontrol etmek istedi. İkisini de ağaca bağlayıp diri diri yaktık.” ( Hatıralar, Agasi, Ermeniceden tercüme eden Çobanyan, Paris 1897 s. 193 )

    24 Ekim 1895, Zeytun’da bir isyan daha. Agasi tarafından hazırlanmış, genişleyerek kanlı çatışmalar halini almıştır. Agasi hatıratında; “ çocuklarında silahlandıklarını ve her birinin elinde 1 tabanca ve 1 hançer olduğunu, Ermeni kadınlarının ellerinde balta ve harçerlerle Türkleri parçaladıklarını” yazar. [1910 Yılında Kopenhag’ta yapılan Sosyalist Entenasyonal toplantısına sunulan raporun 10. sahifesinde “ unsere ganze waffenfaehige Bevölkerung ‘’Agasi, 13000 Türk asker ve 7000 milis toplam 20.000 müslümanı öldürdüklerini gururla anlatır. Kendileri ise sadece 125 ölü vermiştir (Hatıralar, Agasi, Ermeniceden tercüme eden Çobanyan, Paris 1897 s. 197) . Ermenilerin büyük savunucusu ise bunları manupile ederek, Ermeni katliamı diye gösterir ve 6000 Ermeninin öldürüldüğünü iddia eder ( Dr. Lepsius, L’ Armenie et I’Europe s. 243 KG ). [ Bu papaz Zeytun’un 1919’daki nüfusunun 10 bin olduğunu bilir, bilir ama işine gelmediği için bilmez.



    1895-96

    yıllarındaki Ermeni isyanları, ne Ermeni köylerinin aşırı sefaletinden ve nede maruz kaldıklarını iddia ettikleri baskıdan ileri gilmiştir. Zira, kendilerine ait olduğundan bu köyler, komşularındakinden çok daha zengin ve çok daha müreffeh köyler olmuşlardır (General Mayevski’nin raporundan s. 12 ).



    15 Mart, Van isyanı. Van’daki misyoner faaliyetleri genişlemeye başlamıştır. Gizlice [ günümüzde alenen yapmaktadırlar ] toplanan ve konsolosluk marifetiyle Londra’dan alınan paralar Van’a yetiştirilmekte, oradan da sözde fakirlerin korunması için kurulmuş derneklerle kamufle edilerek, ilgili çetelere dağıtılmaktadır. 1895 yılı sonlarından itibaren de aynı bahanelerle Van’a birçok Ermeni gelmiştir. Bununla birlikte, İngilizler Ermenilere maddi destek sağlamaya gayret ederken, Ermeniler de İngilizlerin Ermeni kanını “Van samanı” gibi, çok ucuza satın aldıklarını açıkça ilan etmişlerdir. 1895/96 Kış boyunca konsolosluğun yakınındaki bir evde Ermeni gençleri atış talimleri yapıyorlardı. (General Mayevski’nin raporundan s. 39 ).
    Kış bitip, bahar gelince mes’eleyi tartışmak amacıyla Ermeni isyancıları , bazen Amerikan misyonerlerinde, bazen de İngiliz konsolosluğunda toplandıkları görülmüştür (General Mayevski’nin raporundan s. 37 ).



    Her konuda olduğu gibi ilkbaharda isyan çalışmaları da hızlanmıştır. Hatta şehrin yakınlarında birkaç Türk katledildiği gibi vücutları parça parça doğranmıştı. Bazı cinayetlerin, batının işe karışmasından korkarak, göz ardı edilmesi ve soruşturma yapılmaması isyancı Ermenileri cesaretlendirmiştir (General Mayevski’nin raporundan s. 39 ).




    1897

    Protestan papazı Dr. Lepsius’un 29 Ağustos 1897 yılında Basel’de Theodor Herzl liderliğinde toplanın I. Siyonist Kongresinde üstlendiği vazifeler hakkında bilgilere yukarıda değinmiştim. Bu husus bir kenara not edilsin. Tanımadığı Anadoluyu amerikan misyonerleri ve Ermeni din adamlarının ve ABD elçisinin sunduğu yazıları kopyelemek ile ve belge sahtekarlığı ile meşhurdur. Bir asır önce yürüttüğü propaganda faaliyetleri halen

    müritleri ( T. Hofmann, W. Gust gibi ) tarafından aynı hızla devam ettirilmektedir. Temmuz, Sasun’daki isyan teşebbüsü başarısızlıkla sona erince, Daşnak komitesi ikinci teşebbüste bulundu. Anadoluya İran’dan girip, Van üzerinde yayılıyorlardı. Fakat yol üzerindeki Marik(Kürt) aşiretide onlara geçit vermiyordu. 1 Temmuz sabahı 250 Ermeni komitacı Hosor’da aşirete saldırdılar. Kısa sürede sarılacaklarını anlayınca kaçtılar ( K.S Papazyan s22 ). Bu tarihten sonra aksiyon merkezi olarak Sasun ve Muş bölgesini seçtiler. Komitacıların başında Türkleri öldürmekten ( ki bunların içinde çocuklar vardır) hapse mahkum olmuş ve hapisten daşnakların yardımıyle kaçmış, Batum’a sığınmış olan Antranik adlı bir katil vardı. Daha sonraları Rusların yönetiminde, bir Ermenin alayının başında savaş yerine geceleri baskın yaparak cinayetler işleyen bu kişin Ermeni Generali olacaktır. Harplerim adlı kitabında Antranik, yaptığı çete baskınların harp olarak


    1904

    Atranik kışkırtmasıylla çıkan isyan, Muş vadisinden, Sasun’a, Van’a kadar yayılmıştı. Bu yöredeki konsoloslor, Antranik’in komiteden uzaklaştırılmasını istediler. Komite şefleri arasınad Murat, Sebük, Kevork, Sepad vardı. Seçimi Antranik kazandı. Kevork, Hırayr öldürüldü. Sebük ağır yaralandı ( E. Uraz s 523/24).Antranik’in Beyrut’ta yayımlanan ( Antranik Harpleri ) adlı kitabında 14,16,22 nisan, 2 Mayıs, 17 Temmuz çatışmalarında 932 ile 1132 Türke karşı 19 Ermenin öldüğünü yazar...

    1907

    Rus uyruğuna geçmek isteyen Diyarbakır, Bitlis, Elazığ Ermenileri topladıkları 200.000 den fazla imza ile Rus tabiyetine geçmek için Bitlis konsolosluğuna başvurmuşlardır ( Ruslara göre Ermenilerin Türklere yaptıkları mezalimler, Doç. Dr. A. Süslü, Ankara Üni. Basımevi 1987 ).

    1912

    ABD Başkanı Wilson, Ermenilerin işlediği cinayetlerin, propaganda yoluyle Türklere maledildiğini biliyordu. Wilson “ her halk kendi geleceğini tayin etmelidir” prensibini koymuş olan kişiydi. İşte bu Wilson, yardımcısı House’un; “ Bab-ı Ali’ye bir sefir tayin edilmesi gerektiğini hatırlarttığında” “ artık Türkiye yok ki” diye yanıt vermiştir.

    1913

    İmparatorluk savaşı kazanmasına rağmen, geçmişten ders almayan basiretsiz yöneticiler yüzünden ve batılıların santajları, çevrilen dolaplar sonucu Girit’i kaybedilmiştir. [ Günümüzdü yine aynı basiretsiz yöneticiler yüzünden Kıbrıs’ın bulunduğu konum hepimizin malumudur ]. Girit’in kaybı ile kalınmamış. Girit’te bulunan ahali soykırımına uğratılmış ve yelken kürek kaçanlar batı Anadolu sahillerine kendilerine zor bela atmışlar ve başta Side ve çevresine yerleşmişlerdir. Ada da kalanlar ise dil, din ve ad değiştirmek zorunda bırakılmışlardır. Malesef tarihçilerimiz şuana kadar Girit’te olup-bitenleri ne ilkElden dinlemiş nede pek fazla bir bilgi verebilmişlerdir.Balkan Savaşı yenilgisinde korumasız kalan Trakya’da, Antranik yönetiminde komitacılar Tekirdağ katliamını yaparlar ( Erich Feigel )

    1914

    1 Mart, Doğu Anadoluda bir Ermeni devleti kurabilmek amacıyla, Ermeni sayısını öğrenmek üzere, Ermeni-Fransız komisyonu, yaptığı araştırmalar sonucu İmparatorlukta bütün ermeni nüfusunu 1.283.704, Doğudaki nüfusu ise 542.704 olarak bulur ( Erich Feigel ). 1980 yılında Atina’da dağıtılan bir propaganda broşürü; Silah altına alınan Ermenilerin hemen terhis edilerek, kitle halinde ölldürüldüklerini iddia eder ( Armeniens ouest la realite, Pierre A. Moser, ed. Maillier, Eure 1980). Ermeni sahtekarlıklarının komşudaki bu propagandanın hilafına Ermeni delegasyonu başkanı Bogos Nubar paşanın Osmanlıda 40.000 gerillanın. Rus Ordusunda 150.000 gönüllü Ermeninin fiilen savaşa katıldığını bildiren 1918 tarihli Fransız Dışişlerine göndermiş olduğu mektubu ve 1910 Kopenhag Sosyalist Enternasyonele sunulan raporda da eli silah tutan herkesin ayaklanmalara ve katliamlara Katıldıklarını anlamaktayız. Sonbahar aylarında Osmanlı 1. Dünya harbine bir oldu bitti ile sokulur iken [ zira Jaeck’inHatıratında Midilli ve Yavuz gemilerinin, İngilizler tarafından, tavukların kümese sokulması gibi Marmaraya soktuğunu biliyoruz ] Kafkaslarda bulunan Ermenilerde büyük coşku ile ihtilalci birliklerini hazırlıyorlardı. Daşnak’lar 1902 Paris Sosyalist Enternasyonal toplantısında belirttikleri gibi şiddetten yana idiler. Bunu her türlü matbuatlarında da alenen ilan etmekte idiler. Yukarıda değindiğim Sofya’da yayımlanan Hayasdan ( Ermenistan ) Gazetesinin 19 Ağustos 1914 tarih ve 46’nolu sayısında yazılan bir Başyazının içerisinde yer alan şu sözleri hatırlattı : „ UĞURSUZ VE HAİN MOĞOL SOYU BİR KEZ DAHA VE FAKAT DAHA ÇOK ŞİDDETLİ VE KURKUNÇ ATILIMLA ANADOLUDAN KOVULMALIDIR“ „ DÜNYA, BU SOYDAN KURTULMALI. TÜRK ULUSU DÜNYANINI RAHATI İÇİN ORTADAN KALDIRILMALIDIR“.



    24/25 Ekim 1914 tarihli iki şifreli telgraf:“ Surin ve Haçik adlı 2 Ermeni her biri yanlarında 2000 ( toplam 4000 ) Ermeniyle Rus tarafından geçtiler. İzledikleri yol, Beyazıt ya da İran’a gideceklerini göstermektedir”.

    “ 8000 kadar Ermeni Kağızman’da toplandılar. Komitacı şeklinde organize oldular. Halk tarafından besleniyorlar. Geceleri köylerde toplanoyorlar. Komitacı başları, Karakiliseden Kosti, Eleşkirt’ten nefs. Haçlı’dan Apik aralarında bulunmaktadır ( Belge No: 2784, 12/13,Başbakanlık Masın ve Yayın Gen. Müd. Ankara 1982 s. 40 )

  2. #2
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4



    1944 te Ellerine hiç silah almamış ama ABD tarafından sürgün edilen japonların toplama kamplarındaki çocukları....!




    Avcilarin Anadolu'da muslumanlari avlamalarinin, İstanbul’daki Ermeni aydinlari, yazarlar, sanatçilar, ogretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker neden evlerinden alindilar?

    Anadoluda'ki avcilarla ne alakalari vardi?



    Masumane bir soru...! İstanbul'daki Ermeni aydinlari, yazarlar, sanatçilar, ogretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker neden evlerinden alindilar? .... Bir soru ile bu soruya cevap vermek mümkün... İstanbul'daki Ermeniler'le İzmit'teki, Adana'daki,Veya Trabzon'daki Ermenilerin Siyasi farklı bir amaçları mı vardı...? Ayrıca bu soruyu yönelten arkadaş; İstanbul'daki Ermeni olaylarından haberi var mı...? Bence yok.



    Ermeni terör örgütleri Osmanlı pâyitahtı İstanbul'da da çeşitli terör eylemleri yaptılar. Bunlardan bazıları...1890'da Hınçak örgütü, Kumkapı'da bir tedhiş gösterisi düzenledi. Taşnaklar, 1893'te, örgütlerini desteklemeyen Ermeni Patrikhanesi'ni bastılar. 1895'te, hükûmetin bulunduğu Bâb-ı Âlî Baskını'nı yaptılar ve çok sayıda sivil ve askeri şehit ettiler. 1896'da Osmanlı Bankası Baskını'nı gerçekleştirdiler. 1905'te ise, devletin başı olan II. Abdülhamid'e suikast teşebbüsünde bulundular..

    Bunlar küçük olaylar değildi...Düşününki padişaha kadar uzanan bir ,Terör girişimi,cesareti...

    Ayrıca 1915 in İstanbul'unu bir hatırlamak lazım...O ğüne kadar Dünyanın görmediği bir büyüklükte bir donanma Çanakkale'den geçmeye çalışmış..Sonuç Alamayınca ,20-24 Nisanda kara savaşları başlamış...İstanbulda Gayri müslümler,Gelecek Donanmayı karşılamak ve görmek için hazırlıklar yapılıyor..Yüksek ,yani liman ve Boğazı gören Balkonlar fahiş fiyatlarla kiralanmış...Ortodoks kilisesi ile Katolik kiliseleri .Gelecek işgal askerlerini kendi törenleri ile karşılama mücadelesi içindeler..Osmanlı hükümeti savaş başlamadan 5 ay önce Ermeni yetkilileri ile ,defalarca toplantı yaparak,siyasi Eylemlerine son vermelerini istemelerine rağmen ,Ermeniler siyasi her türlü faliyete devam ediyorlar.....





    İşte 1915 Nisan ,İstanbul'u ...







    24 nisan 1915 te, Taşnak ve Hınçak Örğütleri , siyasi faliyetlerine son veriliyor... ve 77 000 Ermenini yaşadığı bir şehirde 235 ermeni İstanbuldan uzaklaştırılıyor...



    Bakın bu şahısların evlerinde ve işyeri aramalarında ;Tutuklananların evlerinde ve işyerlerinde yapılan aramalar sonunda şu silâhlar ve mühimmat bulundu: 19 mavzer, 74 martin, 111 vinçester, 96 maniher, 78 gıra, 358 filovir silahları ile 3591 tabanca ve 45221 mermi... Bu silâhlar, orta çapta bir askerî birliğin donanımına yeterli miktardı.


    Osmanlı bütçesinden tahsis edilen 2897 kuruş ödenekle ellerini kollarını sallayarak kısa bir süre Çankırı ve Ayaş'a sürüldüler.... Gözetim altında bulunanların büyük çoğunluğu, iki hafta sonra 8 Mayıs'tan itibaren serbest bırakılmaya başlandı. Sadece 57 kişi Suriye'ye (Derzor ) gönderildi. Geri kalanlar ise affedildiler.






    Şimdi bu soruyu soran Ermeni arkadaşa sormak lazım...Bu Tutuklanan 235 Ermeninin ,Anadoluda'ki Müslümanları Rus,İnfiliz,Fransız silahları ile katledenlerle sizce bir alakası yok mu..? saygın olarak lanse ettiğiniz kişiler bu kadar silahı ne yapacaklardı..?






    İstanbul'daki Ermeni ile ,Erzurum'daki Ermeninin siyasi bir farklı amacı mı vardı...?Bunlara cevap verebilir misiniz...!


    Şimdi kendi sorunuzun Tarihsel doğruları yansıtıp yansıtmadığına siz karar verin...''Anadoluda'ki Ermeni avcilarla,İstanbul'daki Tutuklanan 235 Ermeni arasında bir ilişki yok mu...?

  3. #3
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5
    Allah razı olsun, inşallah bilgiler çoğalır.
    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

  4. #4
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4





    Yetkili tüm insanlara bir önerim var....Bu Katliamları Ermenilerin yaptığını tüm belgelerden silip..Bu vahşeti ,Uzaylıların yaptığını tüm dünyaya ,ilan edelim...!







    .Erivan’da haziran ayının başlarında ismi sonradan açıklanacak bir Üniversitede Türk ve Ermeni olayları sempozyomu yapılacağını duyurdu….! Konuşmacı olarakta Türk tarafı ; İlber Ortalı, Halil İnalcık,, Gündüz Aktan, Mim Kemal Öke, Bilal Şimşir, Azmi Süslü, Pulat Tacar, Yusuf Halaçoğlu, Hikmet Özdemir olarak saptandı…Bu sempozyomun hemen bir hafta sonrasında ,Aynı Ekip İsviçre’de bir panel’e katılacak…İsviçre böylece insanoğlunun en kutsal hakkı olan bir Fikrin serbestçe ifadesi hakkını yasaklayan ,geri kafalı barbar bir yönetim damğası yemekten kurtulmuş olacak…Tabiki aynı suçlamaları Ermenistan için de söyleyebiliriz…


    Bu yazıyı okuyunca ,şaşırdığınızı görebiliyorum..

    Elinizde ,inkarı asla mümkün olmayan belgeler, tartışmasız yaşanmış gerçeklerin hiç önemi yok…Ermenilerin ,ellerinde silah,bomba ,olması önemli değil.Türklere karşı gelen tüm işgalcilerin inüformaları altında Türkleri öldürmeleri de önemli değil…Türkler öldürülebilir…Türkler sürgün edilebilir..Onlar için hiç önemli değil..Onlar dedimde ,yanlış anlamayın…Onlar sadece İngiliz,,Amerikalı ,Ermeni vs olmayabilir……Onlardan kastım,Adı Türk olanlarıda kapsıyor…Bırakın dünyayı ülkemde Türk halkının Tarihsel haklılığını Eğer savunuyorsanız…Size gazete köşeleri, dergiler ve televizyonlar kapatılır ..! Aksine, ülkemizde aykırı olmak, marjinal olmak makbuldür. Türkiye’nin tüm kitabevlerinin rafları 50’den fazla Ermeni görüşünü savunan kitapla, yayınla doludur. Türkiye Ermenileri her geçen gün daha güçlü bir şekilde seslerini çıkarabilirler. Üstelik bu bir tehdit olarak değil, demokrasinin bir cilvesi olarak görülür. Ermeni sorunu gündeme geldikçe neredeyse her gün ekranlarda gördüm … Etyem Mahçupyan’ı. Aykırı görüşleriyle tanınan Sabancı Üniversitesi’nin tarih profesörü Halil Berktay geçmişte olmadığı kadar popüler oldu. Tüm gazeteler ona açıldı. Radyo ve televizyonlar onu gündeme taşımak için peşinden koştu. Taner Akçam da medyatikler arasındaydı. İki ayrı gazetede köşeler yazdı. Kampanya havasına ulaşan ‘Ermeni yaklaşımı’ öyle bir hal aldı ki, bir çok köşe yazarı ve aydın “acaba?” demeye başladı…..


    İşte size ,Baskıcı ,yasakçı olarak gösterilen Türkiye …Ve, kağıt üstünde Hürriyet ve fikirlerin serbestçe ifade edildiğine inanılan Avrupa ve diğer devletler arasındaki fark…!Ortak çıkarları olunca en büyük yanlışlıkları bile yapmaktan çekinmeyen bu ülkeler, Bizlere Ders olmalı...

  5. #5
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4



    Murat Bardakçı




    Ayyy, siz yoksa Türk müsünüz? Ne kadar ayıııp!
    24.04.2009



    ANADOLU'daki aşiretler hakkındaki çalışmaları sayesinde sadece bizde değil, batı üniversitelerinde de otorite kabul edilen tarihçi bir dostum anlattı:
    Geniş ve etkin aşiretlere mensup DTP'li iki önemli isim, her nedense meraka düşmüşler, aşiret uzmanı dostumdan Osmanlı Arşivleri'ndeki kayıtlara bakmasını ve soylarının aslında hangi etnik gruba dayandığını bulmasını rica etmişler.


    Neticede, politikacılardan biri safkan "Türk" çıkmış, diğerinin ise büyük dedelerinin bilinenden başka bir etnik gruba mensup olduğu anlaşılmış.
    Cedlerinin söylenenden başka bir soydan geldiğini işiten politikacı "Zaten biliyordum, çocukluğumda evde hep konuşulurdu" deyip omuz silkmiş fakat "Türk" çıkanın tepkisi başka olmuş. Aşiret uzmanı dostum, bana, bu politikacının "Sağol hocam ama aslımızın Türk olduğu lütfen işitilmesin" dediğini anlattı.
    Bu politikacı, varlığını şu anda mensubu olduğu zannedilen etnik temel üzerinden siyaset yapmasına borçlu, dolayısıyla da aslının öğrenilmesinden endişe duyuyor diyelim ve -görmememiz gerekir ya-, bir yerde mazur görelim... Ama aynı zihniyet, yani "Türk" sözünden ve Türk olmaktan irkilme, çekinme ve hattâ utanma sadece o siyasetçiye ârız olan bir utanç değil; yayılmış, neredeyse salgın hâlini almış bir garabet!

    "TÜRK" SÖZÜ, IRKÇILIK OLDU



    Tuhaf bir memleket olduk... "Türkler şu kadar Ermeni'yi, Rum'u ve filânca milleti kesti" deyip "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağırmak entellektüellik, "özür dilemek" aydın olmanın ilk şartı, cedleri Kafkasya'dan gelenlerin bile kendi dillerinde eğitim ve televizyon yayını istemeleri "Uluslararası bilmem ne anlaşmasının sağladığı haklar doğrultusundaki kültürel talep"...
    Ama, kasaplık ettiğimiz suçlamalarına karşı "Biz kimseyi kesmedik, o olaylar vakti zamanında yaşanmış olan mukateleydi. Sadece karşı taraftan değil, Türkler'den de çok can kaybı oldu" cevabını vermek "devlet yanlılığı", hattâ "ortak acıyı umursamayan bir duygusuzluk". "Hepimiz Ermeniyiz" çığlıklarına "Ben de Türk'üm" demek faşizm, "Kardeşim, git, o kültürel haklarını cedlerinin geldiği memleketten, yani Rusya'dan iste" demek ise ırkçılık! Hele, "1915 öncesinde Balkanlar'da katledilen ve İstanbul'a ulaşmak uğruna yarısından çoğunun can verdiği yüzbinlerce Türk'ten, hattâ 1980'lerde Todor Jivkof'un kapımıza dayadığı çaresizlerden ne haber?" diye hiç sormayın; size "ilkel" derler.

    VATAN, GURBETE DÖNERSE!

    İşte, bu hâle geldik. İsmi "Türkiye" olan bu memlekette "Türküm" demek yahut "Türk" kavramıyla ilgili bahisleri açmak ayıp, kötü ve utanılacak bir iş! Türk Müziği mi diyorsunuz? Bizans kırması nağmeler! "Türk Edebiyatı" denilen terâne Arap taklidi; sanatı ise hiç sormayın, asırlar boyu hiçbir şeyimiz yok...


    Ama, filânca etnik gruba mensubiyeti yahut aslının bilmem ne olduğunu söylemek seçkinlik, hele bu grubun isminden İslâm ile bir arada bahsetmek ise asalet ve burası, Türkiye!


    Eski bir şair "Gâh olur gurbet vatan, gâhî vatan gurbetlenir" diya boş yere yazmamış...

  6. #6
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5
    Yetkili tüm insanlara bir önerim var....Bu Katliamları Ermenilerin yaptığını tüm belgelerden silip..Bu vahşeti ,Uzaylıların yaptığını tüm dünyaya ,ilan edelim...!
    Doğrudur,başka çaremiz kalmamış.

    Erivan’da haziran ayının başlarında ismi sonradan açıklanacak bir Üniversitede Türk ve Ermeni olayları sempozyomu yapılacağını duyurdu….! Konuşmacı olarakta Türk tarafı ; İlber Ortalı, Halil İnalcık,, Gündüz Aktan, Mim Kemal Öke, Bilal Şimşir, Azmi Süslü, Pulat Tacar, Yusuf Halaçoğlu, Hikmet Özdemir olarak saptandı…Bu sempozyomun hemen bir hafta sonrasında ,Aynı Ekip İsviçre’de bir panel’e katılacak…İsviçre böylece insanoğlunun en kutsal hakkı olan bir Fikrin serbestçe ifadesi hakkını yasaklayan ,geri kafalı barbar bir yönetim damğası yemekten kurtulmuş olacak…Tabiki aynı suçlamaları Ermenistan için de söyleyebiliriz…
    Sen buna inanıyormusun? şahsen ben inanmıyorum.
    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

  7. #7
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı GÜNIŞIĞI tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle



    Murat Bardakçı




    Ayyy, siz yoksa Türk müsünüz? Ne kadar ayıııp!
    24.04.2009



    ANADOLU'daki aşiretler hakkındaki çalışmaları sayesinde sadece bizde değil, batı üniversitelerinde de otorite kabul edilen tarihçi bir dostum anlattı:
    Geniş ve etkin aşiretlere mensup DTP'li iki önemli isim, her nedense meraka düşmüşler, aşiret uzmanı dostumdan Osmanlı Arşivleri'ndeki kayıtlara bakmasını ve soylarının aslında hangi etnik gruba dayandığını bulmasını rica etmişler.


    Neticede, politikacılardan biri safkan "Türk" çıkmış, diğerinin ise büyük dedelerinin bilinenden başka bir etnik gruba mensup olduğu anlaşılmış.
    Cedlerinin söylenenden başka bir soydan geldiğini işiten politikacı "Zaten biliyordum, çocukluğumda evde hep konuşulurdu" deyip omuz silkmiş fakat "Türk" çıkanın tepkisi başka olmuş. Aşiret uzmanı dostum, bana, bu politikacının "Sağol hocam ama aslımızın Türk olduğu lütfen işitilmesin" dediğini anlattı.
    Bu politikacı, varlığını şu anda mensubu olduğu zannedilen etnik temel üzerinden siyaset yapmasına borçlu, dolayısıyla da aslının öğrenilmesinden endişe duyuyor diyelim ve -görmememiz gerekir ya-, bir yerde mazur görelim... Ama aynı zihniyet, yani "Türk" sözünden ve Türk olmaktan irkilme, çekinme ve hattâ utanma sadece o siyasetçiye ârız olan bir utanç değil; yayılmış, neredeyse salgın hâlini almış bir garabet!

    "TÜRK" SÖZÜ, IRKÇILIK OLDU



    Tuhaf bir memleket olduk... "Türkler şu kadar Ermeni'yi, Rum'u ve filânca milleti kesti" deyip "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağırmak entellektüellik, "özür dilemek" aydın olmanın ilk şartı, cedleri Kafkasya'dan gelenlerin bile kendi dillerinde eğitim ve televizyon yayını istemeleri "Uluslararası bilmem ne anlaşmasının sağladığı haklar doğrultusundaki kültürel talep"...
    Ama, kasaplık ettiğimiz suçlamalarına karşı "Biz kimseyi kesmedik, o olaylar vakti zamanında yaşanmış olan mukateleydi. Sadece karşı taraftan değil, Türkler'den de çok can kaybı oldu" cevabını vermek "devlet yanlılığı", hattâ "ortak acıyı umursamayan bir duygusuzluk". "Hepimiz Ermeniyiz" çığlıklarına "Ben de Türk'üm" demek faşizm, "Kardeşim, git, o kültürel haklarını cedlerinin geldiği memleketten, yani Rusya'dan iste" demek ise ırkçılık! Hele, "1915 öncesinde Balkanlar'da katledilen ve İstanbul'a ulaşmak uğruna yarısından çoğunun can verdiği yüzbinlerce Türk'ten, hattâ 1980'lerde Todor Jivkof'un kapımıza dayadığı çaresizlerden ne haber?" diye hiç sormayın; size "ilkel" derler.

    VATAN, GURBETE DÖNERSE!

    İşte, bu hâle geldik. İsmi "Türkiye" olan bu memlekette "Türküm" demek yahut "Türk" kavramıyla ilgili bahisleri açmak ayıp, kötü ve utanılacak bir iş! Türk Müziği mi diyorsunuz? Bizans kırması nağmeler! "Türk Edebiyatı" denilen terâne Arap taklidi; sanatı ise hiç sormayın, asırlar boyu hiçbir şeyimiz yok...


    Ama, filânca etnik gruba mensubiyeti yahut aslının bilmem ne olduğunu söylemek seçkinlik, hele bu grubun isminden İslâm ile bir arada bahsetmek ise asalet ve burası, Türkiye!


    Eski bir şair "Gâh olur gurbet vatan, gâhî vatan gurbetlenir" diya boş yere yazmamış...
    Şimdi bu arşiv'lerin açılmasından neden bu kadar tırsdıkları açıkca görünüyor, hele birde haylara ait arşiv'ler açılırsa neler neler ortaya çıkar bir düşünelim.
    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

  8. #8
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4
    “ Paris 27 Ocak 1919,

    Bogos NUBAR’dan The Times Yazı İşleri Müdürlüğüne,




    Efendim,




    Paris Barış Konferansına kabul edilen milletler listesinde Ermenistan’ın adı
    bulunmamaktadır. Üzüntümüz ve uğradığımız hayal kırıklığı ifade edilemeyecek kadar derindir. Ermeniler, ortak dava için yaptıkları bunca şeyden sonra, doğal olarak konferansa kabul edilme isteklerinin yerinde bulunacağını ümit etmişlerdi.

    Müttefiklere sadakatları nedeniyle, Ermenilerin karşı karşıya kaldıkları
    anlatılamaz çileler ve korkunç kayıplar şimdi tam olarak bilinmektedir.
    Fakat, üzülerek belirteyim ki, pek az kişice bilinen gerçeği açıklamam
    gerekiyor.

    Harbin başından beri, bütün cephelerde, müttefiklerin safında savaşmışlar,
    katliam ve sınır dışı edilmelerle meydana gelen kayıplarına, savaş
    meydanlarının kayıplarını da eklemişlerdir. Toplam dört buçuk milyon Ermeni
    nüfusun bir milyondan fazlasını savaşta kaybettiklerini görüyoruz.
    Ermenilerin can kaybı, oran itibariyle, savaşa katılan her ülke nüfusundan
    kesinlikle daha fazladır
    . Çünkü, Ermeniler, Türkiye tarafını tutmayı
    reddetmeleriyle birlikte, fiilen taraf durumuna düşmüşlerdir. Gönüllülerimiz
    Fransızların yabancı lejyonunda savaşmışlar ve kendilerini başarıyla
    korumuşlardır. Doğu lejyonunda 5000’den fazlaydılar. Suriye ve Filistin’de
    bulunan General Allenbey’in kritik zaferinde payı olan Fransız birliğinin
    yarıdan fazlasını teşkil ediyorlardı.


    Kafkaslarda, Rus ordularındaki 150.000 Ermeni bir tarafa, Andranik
    Hazerbekoff emrinde yaklaşık 50.000 gönüllü Ermeni ve niceleri dört yıl
    süreyle Antant için savaşmakla kalmamış, aynı zamanda Rusya’nın
    çözülmesinden sonra, Kafkaslarda Türklerin ilerlemelerine dayanan tek kuvvet
    olmuşlar ve mütareke imzalanıncaya kadar onları kontrol altında
    tutmuşlardır. Bu suretle, Alman yanlısı Türklerin birliklerini başka yerlere
    göndermelerine engel olarak Mezopotamya’daki İngiliz kuvvetlerine yardımcı
    olmuşlardır.
    Bu hizmetler, Lord Robert Celil’in Avam kamarasında belirttiği gibi, müttefik kuvvetleri tarafından şükranla karşılanmıştır. Bütün bu görüşler doğrultusunda, Milli Ermeni Delagasyonu, Ermeni milletinin Barış
    Konferansında taraf olarak tanınmasını talep etmiştir. Eğer, bu talep yerine
    getirilmiş olsaydı, Transatlantik devletlerinin bile kendi paylarında hiçbir
    fedakarlık yapmadan, sadece, Almanya ile diplomatik ilişkilerini keserek
    katılma imkanı buldukları konferansa şimdi fiilen katılmış olacaklardı.

    Barış Konferansında, Ermenilerin kaderinin tayin edilmekte olduğu şu
    sıralarda, sesini duyuracağı bir kürsüsü olmayan Milli Delegasyon’un başkanı
    olarak The Times’ın sütunlarında bir defa daha Ermenilerin bu korkunç
    savaşta oynadıkları önemli rolü göstermek görevimdir.


    Ermenilerin, doğruluk ve adalet şampiyonlarıyla, müttefiklerin ortak
    düşmanlarına galibiyetlerinin sağladığı bağımsızlık hakkını paylaşmaları
    gerektiğini ısrarla belirteyim.

    Saygılarımla..”




    Ermenilerin Anadolu Sorumlusu Boğos nubar....Bakın 1919 yılında The Times Yazı İşleri Müdürlüğüne,Gönderdiği yazı..




    -Paris Barış Konferansına kabul edilen milletler listesinde Ermenistan’ın adı
    bulunmamaktadır. Üzüntümüz ve uğradığımız hayal kırıklığı ifade edilemeyecek
    kadar derindir.



    İşgalcilerin menfaatine her türlü katkıyı vermiş olan Ermeniler,Osmanlının yenik olarak çıktığı savaşın ,görüşmelerine bile davet edilmiyorlar...!



    Şu utanç verici durumu acaba aklı başında olan Ermeniler nasıl
    değerlendiriyorlar...!


    Ermeniler Ölmede ve öldürmelerin tamamında ,varlar... İş menfaatlerin paylaşılmasına gelince ,kapı önüne bile Ermeniler,alınmamışlar...Dün Ermenileri kapı önüne bile yaklaştırmayanlar,buğün Ermenilerin yanında!görünmelerini,umarım ,aklı selim Ermeniler,değerlendirirler...

  9. #9
    GÜNIŞIĞI adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2008
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    4
    “Osmanlı Ordu-yu Hümayunu Tarih-i Tesvidi (Karalamas?) : 19.2.31
    Başkomutanlığı Vekâleti Tarih-i Tebyizi (Temize Çekilmesi): 19 Nis.31




    ( 02 Mayıs 1915)

    Birinci şube

    Mübeyyize Konulan Numro : 2049 M
    Mübeyizin (Temize Çekenin)imzası
    Dahiliye Nezaret-i Celilesine - Tahrirat


    Gayet Mahremdir.

    Van Gölü etrafından ve Van Vilayetince bilhassa malum olacak mevaki-i muaayyenedeki (belli yerlerdeki) Ermeniler isyan ve ihtilal için daimi bir ocak halindedirler. Bu halkın oradan kaldırılarak isyan yuvasınında dağıtılması fikrindeyim.

    Üçüncü Ordunun verdiği malumatlara nazaran Ruslar 7(20) Nisan ‘da Hudutları dahilindeki Müslüman ahaliyi çıplak bir halde hududumuz dahiline sürdüler. Hem buna bir mukabele-i bilmisil olmak ve aynı zamanda yukarıda söylediğim maksadı hasıl etmek üzere : Ya merkum Ermenileri ve ailelerini Rusya Hududu dahiline sürmek yahut merkum Ermenileri ve ailelerini Anadolu dahiline muhtelif yerlere daağıtmak lazımdır. Bu iki şıktan münasibinin intihab? (seçilmesi) ve icrasını rica ederim. Bir mahsur yoksa ussat (asiler) ailelerini isyan merkezlerini hudut haricine sürmeyi ve onların yerine hudut haricinden gelen islâm halkı yerleştirmeyi tercih ederim .





    İşte Enver paşanın tehçiri öneren telgrafı...


    Bakın bu telgrafta ,nasıl tarihi gerçeklere rastlıyoruz...Öncelikle bölgede ilk tehçiri ,Ruslar ,Türk ordusuna Yardım edebilecekleri nedeniyle...Türkleri sürdüklerini görüyoruz... .(900 bini aşan bir Türk nufusu sürgün edilmiştir...)


    Enver paşa tehçir fikrini, ruslardan almıştır..


    - Rus işğali topraklarında yaşayan ,Müslüman ahalinin bir isyan girişimi yoktu...
    -Oysa Ermenilerin her türlü cephede Osmanlıya karşı , bir isyanı söz konusuydu....

    -Gelen düşman ve düşmanla işbirliği yapan Ermenilere karşı Osmanlı vatandaşlarını ve Askeri varlığını koruma gayreti ,uluslar arası hukuka uygun bir davranıştı...

    -Savaş bölgesindeki Ermeniler (Konya, Deyrizor, Halep gibi) emniyetli bölgelere ) nakledilirken ,Devlet bütçesinden büyük harcamalar yapılmıştır...

    -Savaş bölgesinin dışındaki Ermenilerin büyük bir bölümü,O zamanki iller
    arasında sürgünler şeklinde olmuştur.

    Edirne'den ,Bursa'ya...Bursa'dan ,Eskişehir'e ..Adapazarı'ndan ,Eskişehir veya Konya'ya tehçir edilen Ermeniler var...İstanbul'a İstanbul dışından tehçir Edilen 1020 Ermeni var...Kısaca Osmanlı Ermenilere bir kötülük yapmayı düşünmüş olsalardı...İstanbul'a veya Konya'ya Ermenileri tehçir Edermiydi....?


    Ayrıca..Tehçir süresinde 1600 görevli yanlışları nedeniyle cezalandırıldı...Bunun 6o ın üzerinde vatandaşını ise..İdam ettirdi...


    Osmanlı yönetimi, bölgede yaşayan yurttaşlarını savaştan sonra evlerine dönmek üzere geçici olarak kendi anavatanında güvenli bir bölgeye almaya karar vermiştir. Cephelerde savaşınn güvenle sürdürülmesi ve yurt içinde de emniyetin sağlanması için o günün ortamında bir başka çare görülememiştir. Bu tamamen bir askeri önlemdir.

  10. #10
    Zaur. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2007
    Mesajlar
    668
    Karizma Gücü
    5
    Devlet gibi Adamsın teşekkürler GÜNIŞIĞI eline fikrine sağlık.
    Turana kılıncdan daha keskin, ulu kuvvet, Yalnız medeniyyet, medeniyyet, medeniyyet.

    Hüseyin Cavid

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. gerçeklerle yüzleşmekten korkmayın
    2006 Konuları bölümünde epasali tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 05.04.06, 15:39
  2. İşte tarihi Ermeni mektubu...
    2005 Konuları bölümünde onurkar tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 15.04.05, 22:43

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •