• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    berr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-04-2005
    Mesajlar
    234
    Karizma Gücü
    0

    Teslis İnancı...


    Hıristiyanlık teslis inancı şu şekildedir:

    “Bir ilâh baba’ya inanırız ki, her şeyin mâliki, görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısıdır. Yine, Rab olan Mesih’e inanırız ki, Allah’ın oğludur ve bütün yaratılmışların ilkidir. Yaratılmış değildir, Baba’nın cevherinden Hak İlâh’tır. O’nun eliyle bütün âlemler vücud bulmuştur. O, herşeyin yaratıcısıdır. Bizim kurtuluşumuz için gökten inmiş, Ruhu’l-Kudüs’ten cesetlenip, insan olmuş, “Meryem” ona hamile olmuş ve bâkire Meryem’den doğmuştur.” (Histoire des Sectes Chrétiennes, Sh: 52, 62)


    Görüldüğü gibi, hıristiyan kredo’sunda önce, “görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısı bir ilâh” kabul edilmiş, sonra da “Rab olan Mesih’e inanırız ki, Allah’ın oğludur.” denilmiştir. Bu iki söz birbirine zıttır. Çünkü hıristiyanlar, önce bir Allah’a inandıklarını söylüyorlar, sonra da herşeyin Rab İsa’nın eliyle yaratılmış olduğunu belirterek İsa Mesih’i Rab kabul ediyorlar. Hem ilâh baba’ya inanmakla beraber, onu hem ilâh, hem oğul, hem de ruhû’l-kudüs olarak vasıflandırıyorlar. Bunların hangisi doğrudur?


    Markos İncili’nde (12/30) “Dinle ey İsrâil! Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dır.” sözü ile Allah’ın bir olduğu ifade ediliyorken, Matta İncili’nde (28/19) “Şimdi, siz gidip bütün milletleri şâkird edin, onları baba ve oğul ve Ruhû’l-Kudüs ismi ile vaftiz eyleyin.” sözü ile de teslise (üçleme) giriyorlar. Böylece “Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dır.” ifadesiyle tezata, tenakuza, çelişkiye düşüyorlar.


    Matta İncili’nin bir yerinde (4/10) “Çekil git şeytan. Tanrın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et.” denilirken, yine Matta İncili’nin başka bir yerinde (28/17) “İsa’yı gördükleri zaman ona tapındılar.” denilmektedir. Bunun hangisi doğrudur. Bu büyük tenakuz, çelişkidir.


    Görüldüğü gibi İnciller kendi aralarında büyük tezata düşmektedir. Bir yerde hem “Allah’a tap” deniliyor, diğer bir yerde “İsa’ya tapındılar” deniliyor. Bu nasıl bir çelişkidir. Bu dinin asliyetinin bozulduğu aşikârdır.


    Yuhanna (1/14)de, “Kelâm beden olup inayet ve hakikatle dolu olarak aramızda sakin oldu. Ve biz onun izzetini, baba’nın biricik oğlu’nun izzeti olarak gördük.” ifadesi var.
    Diğer taraftan Matta İncili’nde (27/50) “Çarmıhta ölen İsa Mesih” ifadesi ile İsa Aleyhisselâm’ın çarmıhta ruhunu teslim ettiği söylendiğine göre, bir ilâh nasıl olur da çarmıha gerilip öldürülebilir?


    Resullerin işleri isimli Luka İncili’nin devamı olan kitapta ise (2/22)de İsa Aleyhisselâm hakkında, “Ey İsrâilliler, şu sözleri dinleyin; Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrının kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir.” denilmektedir. Burada İsa Aleyhisselâm’ın Tanrı olmadığı açıkça belirtilmektedir.


    Hıristiyan Kitâb-ı Mukaddesi’nde “Allah’ın oğlu” tabiri, çeşitli şekillerde geçmektedir. Bir yerde İsa Aleyhisselâm için “Sevgili oğlum” (Matta: 3/17; 17/5; Markos: 1/11; Luka: 9/35) denirken bir başka yerde “Sen Hayy olan Allah’ın oğlu Mesihsin” (Matta: 16/16; Markos: 3/11) denmiştir. Yine bir başka yerde “Babanın kucağında biricik oğul” (Yuhanna: 1/18; 3/16) tabiri kullanılmıştır. Pavlus ise, “Rab İsa’yı Allah’ın kendi oğlu” (İbranilere Mektup: 1/2) olarak ve “Başkâhinimiz Allah’ın oğlu İsa” (İbranilere Mektup: 4/14) diyerek niteler.


    Hıristiyanlığın oluşturduğu teslis inancına göre Allah birdir. Ancak, İsa’nın babasıdır. Hıristiyanların kullandıkları gibi Allah, Baba olursa; ya ezelî bir şeyi doğurmuş olur, ya sonradan olan bir şeyi doğurmuş olur. Ezelî olan şey aslâ doğmuş olmaz.


    Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm hakkında gerçek dışı beyan ve inançlarda ısrar eden ehl-i kitabın bu müfrit telâkkilerini reddeder. Hıristiyanların Allah’ı bırakıp İsa Aleyhisselâm’a tapacak kadar onun hakkında aşırı tazimde bulunmak suretiyle düştükleri sapıklıkları anlatarak şöyle buyurur:
    “Ey Ehl-i kitap! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin.” (Nisâ: 171)


    Onu ancak yüksek sıfatlarıyla, güzel isimleri ile nitelendirin. O’na bir eş ve bir çocuk veya buna benzer zatına yakışmayan şeyleri nisbet etmeyin.


    “Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın peygamberidir.” (Nisâ: 171)


    O sadece Allah-u Teâlâ’nın peygamberlerinden bir peygamberdir, sizin iddia ettiğiniz gibi Allah’ın oğlu değildir.

    “Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir.” (Nisâ: 171)


    O’nun taraf-ı izzetinden tecelli eden bir emirdir. “Ol” emr-i şerifiyle var olmuştur.

    “Ve O’ndan bir ruhtur.” (Nisâ: 171)


    Kendisinin yaratmasıyla meydana gelen bir ruhtur. O’nun “Kün” emri ile bir mucize olarak vücuda getirdiği için kendisine bir şeref olmak üzere “Kelimetullah” denilmiştir. Bu ruhun Allah-u Teâlâ’ya izafe edilmesi şerefini yükseltmek içindir. Allah-u Teâlâ onunla bir çok ölü kalplere hayat vermiştir.


    Şu halde;
    “Allah’a ve peygamberlerine inanın. (Allah) üçtür demeyin.” (Nisâ: 171)


    Ne “İlâhlar üçtür: Allah, Mesih, Meryem’dir.” diye açık bir şirk ile; ne de “Allah üçtür: Baba, oğlu, ruhü-l Kuds üç esas, üç şahıs olarak tek esastır.” gibi yorumlu şirk ile “Üç İlâh” anlayışına sapmayınız.

    “Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Şüphesiz ki Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ: 171)


    İsa Aleyhisselâm kendisine insan olmanın dışında bir sıfat yakıştırmak isteyenlere kul olduğunu hatırlatmak ihtiyacı duymuş ve:

    “Ben ancak Allah’ın kuluyum.” buyurmuştur. (Meryem: 30)


    Muhataplarına: “Beni ilâh edinin.” dememiş:

    “Şüphesiz ki Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” buyurmuştur. (Meryem: 36)


    Allah-u Teâlâ Tevhid akidesini temelinden yıkan Üç İlâh (Teslis) inancının doğuracağı elim akibeti haber vermektedir. Allah’tan başka iki ilâh edinenlerle İsa Aleyhisselâm ilâhî huzurda yüz yüze getirilecekler, Allah’a ve Peygamber’ine iftira edenler hak ettikleri cezayı göreceklerdir.

    “Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor! Biz Rahman’dan başka tapılacak ilâhlar kılmış mıyız?” (Zuhruf: 45)


    Allah öyle bir Allah’tır ki, İhlâs sûre-i şerif’inde beyan edildiğine göre “Doğmamış, doğrulmamıştır.” Çocuğu, babası, eşi olmaktan münezzehtir.


    Kur’an-ı kerim’inde Hazret-i Allah onlara şöyle cevap veriyor:
    “Resulüm! De ki: O Allah bir tektir. Allah Samed’dir, her şey O’na muhtaçtır, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir.” (İhlâs: 1-4)


    Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize hitap ederek bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
    “De ki: Rahman’ın çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki elbette ben olurdum.
    Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıkları noksan sıfatlardan münezzehtir.
    Bırak onları! Kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynayıp dursunlar.” (Zuhruf: 81-82-83)


    Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde Zât-ı akdes’ine kullarından bir parça isnad eden sapıklar hakkında şöyle buyurmaktadır:

    “Kullarından bir kısmı, O’nun bir cüz’ü kıldılar. İnsan gerçekten apaçık bir nankördür.” (Zuhruf: 15)


    O’na çocuk nisbet etmek bir küfürdür, küfür ise her türlü nankörlüğün esasıdır.


    Kur’an-ı kerim’de Allah-u Teâlâ’nın çocuğu olmaktan münezzeh olduğuna dair beyanlar sık sık ifade buyurulmaktadır:

    “Allah çocuk edindi dediler. Hâşâ! O yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmişlerdir.” (Bakara: 116)


    Allah-u Teâlâ’nın çocuk edindiğini söylemek, O’nun insanlara benzediğini söylemek mânâsına gelir. O halde hiçbir şeyin kendisine benzemediği Zât-ı Ecell-ü A’lâ’nın çocuk edinmesi aslâ düşünülemez. O, başlangıcı ve sonu bulunmayan yegâne yaratıcıdır.

    “Elinizde O’nun çocuk edindiğine dair hiçbir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?” (Yunus: 68)


    Allah-u Teâlâ onların ileri sürdükleri iddiâlardan ne kadar uzaktır! Çocuğu olduğunu haber vermediğine veya bu mânâya gelebilecek bir beyan Zât-ı Akdes’inden sâdır olmadığına göre, bu gibi kimseler kuru bir zanna ve kötü bir yalana isnat etmektedirler.

    “De ki: Allah’a karşı yalan uyduranlar aslâ iflâh olmazlar.” (Yunus: 69)


    Korktuklarından emin, umduklarına nâil olamayacaklar, cennete değil cehenneme sevkedileceklerdir.


    “Bak! Nasıl da Allah’a yalan yere iftira ediyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter!” (Nisâ: 50)


    Bundan başka hiçbir günahları olmasa bile, bu iftiraları onların hepsini gölgede bırakan büyük bir günah olur.

    “O hiçbir çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, mukadderatını tayin etmiştir.” (Furkan: 2)


    Her şey bütün mukadderatı ile O’nun kudret eli altındadır. Her şeyin bir sınırı ve ölçüsü vardır ki, kul onu aslâ aşamaz. O’nun kudretine ise sınır ve son yoktur. Bunun içindir ki hiçbir şey, yaratılmış olma sınırını aşıp da O’na ortak olmaya güç yetiremez.

    “Yahudiler: ‘Üzeyir Allah’ın oğludur.’ dediler.” (Tevbe: 30)


    Bu sapıklıkları ile hıristiyanların: “Mesih Allah’ın oğludur.” sözüne bir kapı açmış oldular.


    “Hıristiyanlar da: ‘Mesih (İsa) Allah’ın oğludur’ dediler.” (Tevbe: 30)


    Başlangıçta bunu söyleyenler bir kısım hıristiyanlar ise de, sonradan hemen hepsi böyle söylemeye başladılar, hatta böyle söylemeyenleri kâfirlikle itham ettiler.


    “Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek geveledikleri sözlerdir.” (Tevbe: 30)


    Bunlar ehl-i kitaptan olmakla beraber müşriklere benzerler ve müşrik sayılırlar.


    “Allah onları kahretsin! Nasıl da uyduruyorlar?” (Tevbe: 30)


    Bu iftiralarından dolayı Allah-u Teâlâ’nın ilâhî gadabına maruz kalmışlardır:

    “Rahman çocuk edindi dediler.” (Meryem: 88)
    “Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.” (Meryem: 89)
    “Onlar o Rahman olan Allah’a çocuk iddia ettiler diye, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti.” (Meryem: 90-91)


    “Halbuki Rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 92)


    Onlar yaratma ile üretme arasındaki farkı anlayamadılar. Doğurma ve doğmanın, her şeyden önce bir yaratmaya bağlı olduğunu düşünemediler.


    Hıristiyanlar o ilk günahtan kurtulmak için aklı ve nefsi bu teslis inancına feda etmek gerektiğini ve bu fedâkârlığı yapmanın bu imanın şartı ve kurtuluş sebebi olduğunu iddiâ ederler ki, bütün bunlar Allah inancını hafife almaktan başka bir şey değildir. Büyük bir saygısızlıktır ve küfürdür.
    Teslis inancı, hıristiyanlığın kaynağından gelen bir inanç değildir. Tahriften kaynaklanan bâtıl inancıdır.
    Allah-u Teâlâ hıristiyanları uyarmak, gittikleri yolun yanlışlığını onlara duyurmak için Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

    “De ki: Allah’ı bırakıp da, size ne bir zarar ne de bir fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz?” (Mâide: 76)


    Hepsi de mahiyetleri itibariyle Allah-u Teâlâ’nın yaratıklarıdır. Hiçbir fayda ve hiçbir zarar verme imkânına sahip değildirler.


    “Oysa Allah işitendir, bilendir.” (Mâide: 76)


    Kullarının kendisine karşı ibadet ve duâlarını işittiği gibi, kalplerde gizlenen ve saklanan şeyleri de bilir. Dolayısıyla herkese hakettiğini verecektir.

    “De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Dininizde haksız yere taşkınlık yapıp sınırı aşmayın.” (Mâide: 77)


    Ey hıristiyanlar! Siz Mesih’in hak olan peygamberliğini geçip de onu ilâhlık mertebesine çıkarmayınız.


    Ey yahudiler! Siz de onun peygamberliğini inkâr ederek değerini düşürmeye cüret etmeyiniz.


    “Daha önce hem kendileri sapmış, hem de birçoklarını saptırarak doğru yoldan ayrılmış bir topluluğun hevâ ve heveslerine uymayın.” (Mâide: 77)


    Burada sapan ve saptıranlardan maksat, yahudi ve hıristiyanların ileri gelenlerinden sapıklıkta çığır açan ve o yolda yürüyenlerdir. Bunlar dinlerinde hakkı hedef edinmemişler, bu sebeple haksız yere aşırı giderek geçmişlerini körü körüne taklit etmişlerdir.
    “Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür.” (Mâide: 80)


    Bu inançlarının, bu sapıklıklarının vahim neticelerini ahirette elbette göreceklerdir.


    Kaynak


    Görüldüğü gibi hıristiyanlıkta ki teslis inancı başlı başına kendi içinde bile çelişkilerle dolu...
    Zahida! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
    Şu direksiz kubbei semaya bak da ibret al.
    Görmek istersen, Cenabı kibriyanın kudretin,
    Her sabah, seher vakti, dünyaya bak da, ibret al!

    Padişah olsan da derler, (er kişi niyyetine)
    Var, musallada yatan mevtaya bak da ibret al

    Bir kefendir akıbet, sermaye i beğ ve fakir,
    Varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir?

  2. #2
    berr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-04-2005
    Mesajlar
    234
    Karizma Gücü
    0

    Tecessüd ve İttihad İnancı:

    Tecessüd ve İttihad İnancı:
    Hıristiyanlar Yuhanna İncili’nin başlangıcında geçen (1/1-4) “Kelam başlangıçta var idi. Ve kelam Allah nezdinde idi ve kelam Allah idi. O başlangıçta Allah nezdinde idi. Herşey onun ile oldu ve olmuş olanlardan hiçbir şey onsuz olmadı.” ibaresi ile yine Yuhanna’da geçen (17/21) “Nasıl ki, ey baba, sen bendesin ve ben de sen’deyim, onlar da bizde olsunlar da, beni senin gönderdiğine dünya iman etsin.” ifadesine dayanarak yaratıcının İsa Aleyhisselâm’da zuhur ettiğini iddia ediyorlar.


    Halbuki İsa Aleyhisselâm’ın, bütün Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz gibi bir insan olduğu, tahrif edilmiş olan incillerde dahi görülmektedir. Kaldı ki, ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm da babasız yaratılmıştır. Allah-u Teâlâ herşeye kâdir olup, hükmünde hikmet sahibidir.


    İsa Aleyhisselâm’ın, Âzâr’ın dirilmesi anındaki duâsı (Yuhanna: 11/41-42), talebeleri için yaptığı duâ (Yuhanna: 17/11), çarmıhtan kurtulmak için “Ey Baba! Eğer mümkünse, bu kâse benden uzaklaştırılsın; fakat benim istediğim gibi değil, Senin istediğin gibi olsun.” diyerek yaptığı duâ (Matta: 26/39), “Beni niçin terk ettin.” (Matta: 26/46) sözü, “Ben şuraya gidip duâ edeceğim.” (Matta: 26/38) “Uyanık durup duâ edin.” (Matta: 26/41, Luka: 22/41-42) ifadeleri kıyamet konusundaki bilgisizliği (Markos: 13/32), Allah’tan hakikat işiten adam olarak, kendisini görmesi (Yuhanna: 8/40) “Yüreğim ölüm derecesinde kederli.” (Matta: 26/38) gibi İsa Aleyhisselâm’ın İncil’de haber verilen durumları, tecessüd itikadını bâtıl kılar.


    Bununla beraber tecessüs inancı Matta, Markos, Luka İncili’nde geçmeyip, sadece Yuhanna İncili’nde geçmektedir. Oysa hıristiyanların kabul ettiği bu itikadın bütün incillerde olması gerekmez mi?


    Hıristiyanlar baba ile oğul’un birleştiği inancını Yuhanna İncili’nde geçen (10/30) “Ben ve baba biriz.” ifadesinden çıkarmaktadırlar. Halbuki Markos İncili ise (16/19) “İsa, babanın sağına oturdu.” derken, yine Yuhanna İncili’nde (20/17), “Benim Babamın ve sizin babanızın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum.” ifadesi var.
    Bu ifadeyle, gidenle gidilen birbirinden tamamen ayrılmıştır. Böylece, ittihad iddiası bâtıl olmuş olur.


    Dört İncil, Mesih’in ağladığını, sevindiğini, dostlarının dâvetlerinde yemek yediğini, eşeğe bindiğini açıklar. Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’da olduğu söylenilen ittihadı ve ulûhiyet iddiasını çürütür.


    Markos İncili’nde geçen (13/32) “Fakat o gün yahut o saat hakkında, ne gökteki melekler ne de oğul, babadan başka kimse birşey bilmez.” ifadesi İsa Aleyhisselâm’ın kıyamet saatini bilmediğini gösteriyor.


    Gerçekten İsa Aleyhisselâm da Allah vücud bulsa idi veya Allah ile birleşmiş olsa idi Allah’ın bildiğini bilecek ve yaptığını yapacaktı. Onlar İsa Aleyhisselâm’a bu sıfatları veriyorlar, böylece kendi içinde büyük tenakuza, tezata düşüyorlar.


    Şu kadar ki Yuhanna’da (14/1) “Allah’a da, bana da iman edin.” ifadesi hıristiyan inancının içinde bulunduğu çıkmazı gösterir.


    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde hıristiyanların İsa Aleyhisselâm hakkındaki bâtıl inançlarını anlatarak şöyle buyurmaktadır:


    “‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 72)
    Allah-u Teâlâ bu gibi vasıflardan münezzehtir.


    “Halbuki Mesih onlara demişti ki:
    Ey İsrâiloğulları, benim de Rabb’im sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.
    Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar.
    Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide: 72)


    Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlara destek olacak, içinde bulundukları durumdan onları kurtaracak hiçbir kimse yoktur.


    Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
    “Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 73)

    “Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.” demek, hem “Üç” kelimesi, hem de “Üçüncü” kelimesi itibariyle olmak üzere iki yönden küfürdür, katıksız şirktir. Bir ilâhtan başka ilâh olmadığı halde üç ilâh farzetmek, bir olan Allah’ın hakkını inkârdır, zulümdür. “Allah üç” demek, gibi bir çelişkidir.


    “Oysa bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere çok acıklı bir azap dokunacaktır.” (Mâide: 73)

    Bu gibi sözlerden ve teslis inancından vazgeçmeyenlere Allah-u Teâlâ açıkça küfür damgası vurmuştur. Onlar en şiddetli bir azapla azaba uğrayacaklardır.
    Zahida! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
    Şu direksiz kubbei semaya bak da ibret al.
    Görmek istersen, Cenabı kibriyanın kudretin,
    Her sabah, seher vakti, dünyaya bak da, ibret al!

    Padişah olsan da derler, (er kişi niyyetine)
    Var, musallada yatan mevtaya bak da ibret al

    Bir kefendir akıbet, sermaye i beğ ve fakir,
    Varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir?

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    ATATURK'UN COCUKLARIMIZA ARMAGAN ETTIGI ULUSAL EGEMENLIK BAYRAMI HERKEZE KUTLU OLSUN..


    Ana sayfasinda dahi tek satir bayram kutlamasi yapmayan TURKFORUMA sitemlerimi bildiririm..!!!!!

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    24-04-2009
    Mesajlar
    21
    Karizma Gücü
    0
    "Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur” (Matta, 5:32)

    İncildeki kadın haklarına bakın......

  5. #5
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı yabancı_x tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur” (Matta, 5:32)

    İncildeki kadın haklarına bakın......
    sen bırak ıncılı de bı de kurana bakalım mı? ya da ıslamda kadın ve kızların algılanışını ?


    Örnegin, Pakistan ve Banglades gibi ülkelerde, ailenin erkek çocuk sahibi oldugunu duyanlar, büyük bir mutluluk içerisinde ana, babayi kutlar ve "Tari Büyüktür" dualari ile ilahi güce sükranlarini sunarlar. Fakat kiz çocuk dogmus ise, böyle bir seye gerek görmezler; sadece çocugun kulagina Kur'an'dan birkaç cümle okumakla yetinirler [301]. Iran'da hamile kadinin yakinlari, erkek çocuk dogurmasi için dua etmeyi görev bilirler; bu vesile ile hacca çikanlar da olur. Eger dogan çocuk kiz ise, umutlarinin bosa çikmasi nedeniyle herkese bir üzüntü çöker. Dogum sirasinda hazir bulunanlar, eger erkek çocuk dogmus ise ana-babayi tebrik, kiz çocuk dogmus ise teselli ederler. Köylerde kiz çocugun varligi ile yoklugu bir sayilir; köylüye, "Kaç çocugun var?" diye soruldugunda, köylünün verecegi cevap erkek çocuklarinin sayisini belirtmekten ibarettir [302] Türkiye gibi din ve devlet islerini birbirinden ayirma dönemi geçirmis bir ülkede dahi köylerde, erkek çocuk dogurmayan kadinin adi kötüye çikar; kiz çocuklar çogu kez nüfusa bile kaydolunmaz. Ailelerin tek tesellisi, ev islerine yardimci olacak birinin gelmis olmasidir. Fakat her seye ragmen, çok genç yasta "el ogluna" varacaklari ve evden ayrilacaklari için kiz çocuklar evde adeta birer misafir durumundadirlar. Bu itibarla onlarin bakimina dahi fazla önem verilmez. Bu yukardaki örnekleri tüm müslüman ülkeler bakimindan ayniyla çogaltmak mümkündür.

    pekı buna ne dersın ?

    NİSA SURESİ =Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır. (3)

    nisa=Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür. (34)



    Aralarindan birine bir kizi oldugu müjdelendigi zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir, halktan gözlemeye çalisir, onu utana utana tutsun mu, yoksa topraga mi gömsün ?" (16 NahI 56-59)




    "Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarim öldürenler..." (6 En'am 140).




    "Kiz çocugun hangi suçtan ötürü öldürüldügü kendisine soruldugu zaman..." (81 Tekvîr 140).

    Ote yandan Tanri'nin meleklerinin dahi disilerden yaratilidigina inanirlardi. Nitekim Kur'an'da "Isrâ" ve "Saffat" sürelerinde eski Araplarin, "Tanri melekleri disi yaratti, kizlari tercih etti, kendisine disilerden melekler edindi" seklinde konustuklari belirtilmistir. (17 Isra 40; ve 37 Saffat 149). Bu böyle iken ve cahilliyye Araplarinin "disiye" ve "kiz çocuguna" karsi böylesine olumlu bir tutuma sahip bulunduklari ortada iken, utanç yüzünden kiz çocugunu topraga gömmek gibi bir gelenege baglanmayacaklari asikardir. Yine ayni sekilde Kur'an'daki, "Kiz çocugu hangi suçtan ötürü öldürüldügü kendisine soruldugunda..." (81 Tekvîr 8, 9) seklindeki ayetleri Muhammed, kiz çocugunu öldürme gelenegin! yok etmek için degil fakat çocuk olur korkusu ile evlenmekten kaçinanlari tehdit ve müslüman nüfusunu çogaltmak amaciyla öngörmüstür [305].
    belkı de daha cok vardır demı...
    ............
    imza

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Deprem olur Allah'ın gazabı derler,sel olur,fırtına olur,kasırga olur,Tsunami olur Allah'ın gazabı derler.

    Madem Allah böylesi doğa olaylarını bile gazap etme aracı olarak kullanıyorsa,kendi yarattığı kız çocuklarından utanan Müslüman ülkelere 30 yıl tek kız çocuğu vermesin.Hatta doğan erkek çocukları ikiz veya üçüz doğsun.Şöyle toptan bi homo nesli istila etsinde beğenmemek neymiş görsünler.Gazapsa gazap.

    Ama nerdeee.1400 yıl önce Tanrı inzivaya çekilmiş..

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    24-04-2009
    Mesajlar
    21
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı SAnattarihçi tarafından gönderildi.
    Aralarindan birine bir kizi oldugu müjdelendigi zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir, halktan gözlemeye çalisir, onu utana utana tutsun mu, yoksa topraga mi gömsün ?" (16 NahI 56-59)
    Nahl suresi şerifi 56 - 59

    56. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden o bilmezlere (putlara) pay ayırırlar. Allah’a andolsun ki siz uydurup durduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!

    57. Onlar kızları Allah’a isnad ederler. Hâşâ! O bundan münezzehtir! Hoşlandıkları (erkek çocukları) da kendilerinin oluyor.

    58. İçlerinden birine kız çocuğu müjdelendiği zaman, öfkelenmiş olarak yüzü simsiyah kesilir.

    59. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenmeye çalışır. O çocuğu utanç içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Dikkat edin, verdikleri hüküm ne kadar kötü!

    İnsan bir kere okuduğunu anlayamasın.O artık her okuduğunu tersten anlar...
    Kızları toprağa gömmek puta tapanlarda vardı.İslam'ın ali liği bu sapıklığı kaldırmıştır.

  8. #8
    kadr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-04-2009
    Mesajlar
    172
    Karizma Gücü
    0

    Teslis inancı İncillere ne zaman sokuldu?

    İlk yazılan üç İncilin [Matta, Markos, Luka] hiçbirinde Teslise dair tek bir harf bile yoktu. 4. olarak ortaya çıkan Yunanca Yuhanna incilinde, Yunan filozofu Eflatunun teslis fikri görüldü. Barnabas İncilinde Allah’ın bir olduğu bildiriliyor. Kostantin, Eflatun’un teslis [Trinite] fikrini yeni İncile koydurunca, Papaz Aryüs, (Teslis yanlıştır, Allah birdir, İsa Onun oğlu değil, kuludur) deyince, Hıristiyanlar, onu aforoz ettiler. Aryüs Mısır’a kaçtı ise de, yine kurtulamadı, orada öldürdüler.

    Teslis, Hıristiyan dininin esasıdır. Allah hem üç, hem bir derler. Bunlardan bir kısmı, Baba, Oğul ve Ruhulkudüs olarak kabul ederler. Bir kısmı da, Allah, Meryem, İsa derler. Hazret-i İsa için (Oğul tanrı, beşer [insan] cesedine girerek Hazret-i Meryem'den doğmuştur) diyorlar. Yani onun hem doğduğuna inanıyorlar, hem de ilah olduğuna. Doğmuşsa mahluktur [yaratıktır], buna Halık [yaratıcı] denir mi hiç?
    Hıristiyanlar, Ruhulkudüs'ün Baba tanrıdan çıkıp İsa'nın cesedi ile birleşmiş bulunduğuna inanırlar. Müslümanlıkta Ruhülkudüs, dört büyük melekten Hazret-i Cebrailin adıdır. Bütün insanlara ruh üflediği gibi Peygamberlere de vahyi bildirir. Bütün ruhlar gibi Ruhülkudüs de yaratılmıştır.

    Hıristiyanlar, Hazret-i İsa’nın çok ibadet ettiğine, daha sonra Yahudiler tarafından öldürüldüğüne, öldürülmek istenildiği zaman kaçıp gizlenecek bir yer aradığına, gizlendiği yerde tutularak asılırken şiddetli acılar çektiğine, (Ya Rabbi, beni niçin terk ettin?) diye Allah’a, halinden şikayet ettiğine, öldürüldükten sonra da Cehenneme gidip Hazret-i Âdem ile onun neslinden olan bütün peygamberleri oradan çıkardığına, üç gün sonra ölülerin arasından kalkıp göklere çıktığına ve Baba tanrının sağ tarafında oturduğuna inanırlar. Yani Hazret-i İsa, sonradan yaratılmıştır. Hazret-i Meryem'den doğmuş, süt emmiş, yiyip içmiş, insanlar arasında çocukluk ve gençlik çağını geçirmiştir. Şu halde sonradan olmuştur. Sonradan olan ve yiyip içmeye muhtaç olan birisi tanrı olamaz. Bu nasıl tanrı ki, Yahudilerin elinde aciz kalıp kurtulmak için bir sığınacak yer aramak gereğini duymakta, nihayet onların elinde çarmıhta öldürülmektedir?

    Hem tanrıdır hem de çok ibadet ederdi denmektedir. Tanrı kendisine ibadet eder mi? Baba’nın sağına oturdu dendiğine göre, bu da kendisinin baba tanrıdan ayrı bir varlık olduğunu kabul etmek ve ona bir mekan isnat etmek olur. Tanrının ayrı bir tanrıya ve mekana ihtiyaç duyması acizliktir. Başka bir tanrıya veya mekana yahut başka bir şeye ihtiyacı olan tanrı olamaz.

    İncillerde oğul tabiri, herkes için geçmektedir. Mesela Matta’nın yazdığı İncilde deniyor ki:
    (Ne mübarektir barışçılar, çünkü onlar Allah’ın evladı diye anılacaklardır.) [5/9]
    (Göklerde olan babanın evladı olasınız.) [5/45]

    Eğer baba ve oğul olmak Hazret-i İsa hakkında gerçek anlamda ise, insanlar hakkında da, gerçek anlamda olur. Sadece Hazret-i İsa değil, bütün insanlar Allah’ın oğlu olur. Eğer baba tabiri insanlar için mecaz ise, Hazret-i İsa için de mecaz demektir.

    Matta İncilinde Hazret-i İsa’ya peygamber deniyor:
    (Orşelim'e girdiğinde, bu kim diye şehir galeyana geldi. Halk da bu Nasıralı İsa peygamber, dediler.) [21/10-11]

    (Haça gerildikten sonra o Peygamber, elbisemi aralarında taksim edip kaftanım üzerine kur'a attılar demiştir.) [27/35]

    (İsa, bir peygamber kendi vatanından başka yerde de itibarsız değildir, dedi.) [13/ 53- 54]

    Hıristiyanlar, kendi yazdıkları kitaba da inanmıyor, İsa peygamber değil, ilah diyorlar.
    “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber (Muhammed)e çok salât ve senâ ederler.

    Ey iman edenler! Siz de ona salât-ü selâm getirin ve tam bir teslimiyetle gönülden teslim olun.
    (Ahzâb: 56)

  9. #9
    berr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-04-2005
    Mesajlar
    234
    Karizma Gücü
    0
    "Allah'a ve peygamberlerine inanın. (Allah) üçtür demeyin!" (Nisâ: 171)

    Allah'ın bir olduğuna, her türlü beşeri sıfattan münezzeh olduğuna iman edin. Allah-u Teâlâ'ya çocuk isnat etmek çok büyük bir zulümdür, büyük bir inkârdır:

    "'Rahman çocuk edindi.' dediler. Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız. Onlar o Rahman olan Allah'a çocuk iddia ettiler diye, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti.

    Halbuki Rahman olan Allah'a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz."
    (Meryem: 88-92)

    Yaratma ile üretme arasındaki farkı anlayamıyor musunuz? Doğurma ve doğmanın, her şeyden önce bir yaratmaya bağlı olduğunu düşünemiyor musunuz? Gözleriniz bu kadar kör mü?
    Zahida! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
    Şu direksiz kubbei semaya bak da ibret al.
    Görmek istersen, Cenabı kibriyanın kudretin,
    Her sabah, seher vakti, dünyaya bak da, ibret al!

    Padişah olsan da derler, (er kişi niyyetine)
    Var, musallada yatan mevtaya bak da ibret al

    Bir kefendir akıbet, sermaye i beğ ve fakir,
    Varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir?

  10. #10
    Misafir berika_394 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-08-2007
    Mesajlar
    591
    Karizma Gücü
    0
    Teslise inanan bir Hıristiyan’ın Allah inancı ne derece makbûl ve ne ölçüde geçerlidir?

    --------------------------------------------------------------------------------

    İman bir bütündür. İmanın altı esasına birden inanan kimseye mümin denilir. Bunlardan birine iman etmeyen, yahut bu inancı İslâm’a uygun düşmeyen bir insana, Kur’anî manada mümin denilmez. Kur’an’da tevhit inancı esastır. Yani Allah birdir; zatında, sıfatlarında ve icraatında ortağa, yardımcıya muhtaç olmaktan münezzehtir. Bu tevhit esasına ters düşen her türlü inanç İslâm’a göre şirktir, Allah’a ortak koşmaktır. Böyle bir iman ise Allah katında makbul değildir.

    Bilindiği gibi, dinler üçe ayrılıyor: semavî dinler, tahrif edilmiş dinler ve bâtıl dinler. “Doğrusu Allah katında din ancak İslâm’dır” (Âl-i İmran Sûresi, 19. Ayet) âyetinin açık hükmüne göre, beşer aklının mahsulü olan batıl dinler gibi, Tevrat ve İncil’in bozulmasıyla semavîlik özelliğini kaybeden Yahudilik ve Hıristiyanlık da Allah indinde geçerli değildir.

    “Kim, islâm’dan başka bir din ararsa, o kimseden bu din asla kabul edilmez ve o, âhirette kaybedenlerden olur.” (Âl-i İmran Sûresi, 85. Ayet)

    Din denilince önce itikat, sonra da ibadet akla gelir. Buna göre, islâm dışında kalan dinlerdeki Allah inancı, melâike, kitap, resul telakkisi, âhiret ve kader anlayışı hakikatle tam uygunluk göstermiyor demektir.

    “Bir şey sabit olursa levazımıyla sabit olur.” kaidesi meşhurdur. Bir şey için kaçınılmaz lâzımlar, yani özellikler, şartlar vardır. O şeyi bunlardan ayrı düşünemezsiniz. Meselâ, ruh dendi mi hayat onun lâzımıdır; hayatı ruhtan ayıramazsınız. Diğer bir önemli itikat kaidesi: “İman tecezzi kabul etmez.” Yani iman rükünlerini birbirinden ayrı düşünerek, bir kısmına inanıp diğerlerine inanmamak olmaz.

    Meselâ Allah’a inanan fakat âhirete inanmayan insan mü’min değildir. Bu adam için, “Allah inancında mü’min” fakat “âhiret inancında kâfir” gibi ikili bir tasnif yapılamaz. Bu böyle olduğu gibi, Allah inancı da bölünme kabul etmez.

    Yani, “Allah’ın varlığına inanırım, ama kadim olduğunu kabul etmem.” diyen bir insan Allah’a değil kendi zihninde kurduğu bir ilâha inanmış olur.

    Bu iki kaideye göre, Allah’a imanın sahih olabilmesi için imanın altı rüknünün tamamına Kur’an’ın bildirdiği gibi inanılması gerekiyor. Zira ins ve cinne Allah’ı tanıtan en son ve en mükemmel kitap odur; hiçbir tahrife ve değişikliğe uğramayan yegâne semavî kitap da odur.

    Bilindiği gibi, Cenâb-ı hakk’ın sıfatları ikiye ayrılıyor: sıfat-ı selbiye ve sıfat-ı sübutiye olmak üzere.

    Sıfat-ı selbiye; “ vücut, kıdem, beka, muhalefetü’n li’l-havadis, kıyam binefsihi, vahdaniyet” sıfatlarıdır. ‘vacip bir varlık ile var olan’, ‘ezelî ve ebedî bulunan’, ‘hiçbir varlığa benzemeyen’, ‘varlığı zatından olup varlığında ve devamında kimseye muhtaç olmayan’ ve ‘bir olan’ ilâh ancak Allah’tır.

    Sıfat-ı sübutiye ise; “hayat, ilim, irade, kudret, sem’, basar, kelam, tekvin” sıfatları. Zatî olarak, “hayat, ilim, irade, kudret, işitme, görme, kelâm ve tekvin (var etme)” sıfatlarına sahip olan ancak Allah’tır. Biz “lâ ilâhe illâllah” derken, bütün bu mânâları ifade etmiş oluruz.

    Allah’a iman denildi mi, bu sıfatların tümüne iman anlaşılır; bir tekine dahi inanılmadığı takdirde o iman, Kur’anî mânâda bir iman değildir.

    Kur’an-ı kerimde, “O’ndan başka ilâh yoktur” hükmünün yer aldığı âyetleri gözden geçirdiğimizde bu ilâhî hükmün ya hemen devamında yahut hemen öncesinde değişik mesajların verildiğini görürüz. Sadece bir kaçını takdim edelim:

    “Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler, elbette inkâr ettiler. Halbuki bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur.” (Mâide Suresi, 73. Ayet) Demek ki, teslise inananlar inkâra sapmış ve haktan uzaklaşmış oluyorlar.

    “O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü onundur. Ondan başka ilâh yoktur. Hem diriltir, hem öldürür.” (A’raf Suresi, 158. Ayet) o halde, göklerin ve yerin mâliki olmayan, ölüm kanununa mahkûm ve mahşerde yeniden dirilmesi için de Allah’a muhtaç bulunan bir mahlûku ilâh edinen, yahut onu Allah’a ortak koşan bir insanın bu inancı gerçek mânâsıyla Allah inancı değildir.

    “Allah’tan başka ilâh yoktur. O sizi kıyamet günü mutlaka bir araya toplayacaktır.” (Nisa Suresi, 87. Ayet) İnsanları kıyamet günü bir araya toplamaya güç yetiremeyen ilâh olamaz. “O Allah ki, sizi ana rahimlerinde dilediği gibi şekillendirir. O’ndan başka ilâh yoktur” (Âl-i İmran Suresi, 6. Ayet) Ana rahminde Allah’ın dilediği gibi şekillendirdiği bir mahlûka ilâh denemez.

    “Ondan başka ilâh yoktur. Onun zatından başka her şey yok olucudur. Hüküm yalnız onundur. Ve ancak ona döndürüleceksiniz.” (Kasas Suresi, 88. Ayet) Yok olmaya mahkûm hiç bir varlık ilâh değildir.

    “Size gökten ve yerden rızık verecek Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka ilâh yoktur.”(Fatır Suresi, 3. Ayet) Yer-gök ikilisini bir fabrika gibi muntazam çalıştırarak rızkımızı yaratan Allah birdir. Bu güce sahip olmayana ilâh diye inanılmaz.

    “De ki, o rahman benim Rabbimdir. Ondan başka ilâh yoktur. Ben o’na dayandım. Tövbem de o’nadır.” (Ra’d suresi, 30. Ayet) Kulların günah bağışlayabileceklerini sanarak onların karşısına geçip tövbe edenlerin inancı Kur’anî mânâda Allah inancı değildir.

    Tevhitle ilgili bir başka ayet: “O, evvel’dir, âhir’dir, zahir’dir, batın’dır. Ve o her şeyi bilendir.” (Hadid Suresi, 3. Ayet) Başlangıcı ve sonu olan, dışı, içi ve her şeyiyle Allah’ın tedbir ve idaresi altında bulunan bir varlığa ilâh denilemez.

    Teslis’e inananların bu âyetlerden alacakları çok dersler var. Hz. İsa (a.s.) Her şeyden önce bir kuldur; ama risalet şerefiyle şereflenmiş bir kuldur. Annesi de, peygamber validesi olma lütfuna ermiş saliha bir hanımdır. Onlara ilâhlık isnat edecek kadar ileri giden, yahut gerilerde kalan insanların kur’anî mânâda Allah inancına sahip olduklarını söylemek güçtür.


    http://www.sorularlaislamiyet.com/su...ticle&aid=2710

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Hristiyanlık İnancı
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde karanlıkadam34 tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 17.08.11, 10:49

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •