Rusya'da her yerde daha fazla Rusya bayrağı görülüyor, Rusya ulusal marşının CD'leri elden ele dolaşıyor. Rus ordusunun gücünü ve zaferlerini gösteren bilgisayar oyunları hazırlanıyor.
Rusya, Çin ve Japonya'da Vatanseverlik Eğitimi
ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrasında uygulamaya koyduğu “Vatanseverlik Yasası”, birçok sivil toplum kuruluşu tarafından, bireysel özgürlükleri sınırladığı gerekçesiyle eleştirilmesine rağmen; Bush'un “terörle mücadele” için, ülke içinde başlattığı yasal sürecin köşe taşlarından birini oluşturdu.
Bazı Kongre üyeleri özellikle, telefon görüşmelerinin izlenmesi, kişilerin hastane ve kütüphane kayıtlarının tutulması gibi önlemlere şüpheyle yaklaşarak, ulusal güvenlikle ve yurttaşlık hakları arasındaki dengeyi kurmadığı, terörle mücadelede bireysel özgürlüklerin korunması konusunda yeteri kadar hassas olunamadığı gerekçesiyle vatanseverlik yasasının iyi bir yasa olmadığını dile getirdiler.
Bu eleştirilere rağmen, 72 milletin birlikte yaşadığı ABD’de “Vatanseverlik Yasası” hala yürürlükte..
Rusya, 1917'deki komünist Ekim Devrimi'nin anıldığı ve 2004’te kaldırılan anma gününün yerine, Rus kimliğini ve ulusunu yüceltme hedefiyle ilan edilen Ulusal Birlik Bayramı'nı 4 Kasım 2005’te kutlamaya başladı.
Eski ve yeni bayram arasında ilginç bir bağlantı var. 1610'da zayıflamış durumdaki Rusya, Polonya ordusunun işgali altına girmiş, Leh Çarı'nın Rus Çarı ilan edilme ısrarı üzerine başlayan isyan ise 1612'de ordunun ülkeden püskürtülmesiyle sonuçlanmıştı. Polonya ordusunun çekilmesi ardından yönetimi devralan Romanov hanedanı, 1917'deki Bolşevik ayaklanması ile devrilmişti. Devrim Günü'nü kaldırma kararı da Rusya'da pek fazla destek bulmamıştı. 1917'de Bolşeviklerin düzenlediği Ekim Devrimi, Ortodoks takvimindeki farklılığın etkisiyle, 17 Kasım'da anılıyordu.
Vladimir Putin tarafından ilan edilen Ulusal Birlik Bayramı ile, 4 Kasım 1612'de Moskova'nın Polonyalı işgalcilerden kurtarılması anılmaya başlandı. Ruslara göre 1612 yılı, Rusya'nın yabancı işgale boyun eğmemiş hür bir ulus olarak ayağa kalkmasını simgeliyor.
Uzmanlar, Moskova'nın Polonyalı işgalcilerden kurtarıldığı tarih konusunda farklı görüşlere sahipler. Ancak, Rus kimliğini ve ulusunu yüceltmek için tarihsel bir simgeye ihtiyaç vardı. Putin’in ağırlığını koymasıyla tarihçiler 1612 yılında karar kıldılar.[1]
Rusya’da Ulusal Birlik Bayramı ilan edildiğinde, Rusya’daki halkın sadece yüzde sekizi böyle bir bayramın kutlandığını biliyordu. Buna rağmen, Rus ulusunun üstünlüğüne dair sloganların yer aldığı pankartlar ve gamalı haç simgeli bayraklar taşıyan Rus milliyetçileri, Rusya Ulusal Birlik Bayramında göçmenler, yabancı işçiler ve Batı ülkeleri aleyhinde konuşmalar yapmaya devam ediyorlar.
Bazı partiler ve bazı insan hakları örgütleri, Rusya yönetiminin Ulusal Birlik Bayramı ile Rusya’da “vatanseverlik” duygusunu güçlendirmeye çalışırken; ırkçı, yabancı düşmanı duyguları körükleme tehlikesi yarattığını öne sürseler de, Ulusal Birlik Bayramı Rusya’da devletin en üst kadroları tarafından kabul görmeye devam ediyor.
Rusya’da milliyetçiliğin ne ölçüde yaygın olduğunu belirlemek üzere 2005’te yapılan bir anket, Rusların yüzde altısının "Rusya Ruslarındır" fikrini desteklediğini ortaya çıkarmıştı.
Vatanseverlik duygusunu, halka yaymak, Rusya Federasyonu’nun en büyük önceliklerinden birisi.
Sovyetler Birliği, özgürlükler ve demokrasi konusunda örnek bir ülke olmasa da, “vatanseverlik” konusunda verilen eğitim ve ouşturulan şuur son derece üst seviyedeydi. Sovyetler Birliği döneminde, orak-çekiçler ve Lenin'in büstleriyle bezenen ülkede, Kızıl Meydan’da gerçekleştirilen gösterişli askerî törenlerle “Rus Ruhu”nun canlı tutulmasına çalışılırdı. Uzun kuyruklara, modern teknolojiden uzak otomobillere rağmen gösterişli kutlamalar, halka; süper güç Sovyetler Birliği'nin bir parçası olduğunu hissettirirdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya yeniden “gurur dolu günleri”geri getirmek ve “Rusya halkını daha vatansever yapmak” için 2005 yılından başlamak üzere beş yıllık bir planı devreye soktu. Planın devreye girmesiyle, Rusya sokaklarında Rusya’nın sembolleri daha sık görülmeye başlandı. Yaklaşık 17 milyon dolar bütçe ayrılan bu projeyle gençler, askerî zaferleri kutlamaya teşvik ediliyorlar ve okullarda askerî oyunlar oynanıyor. Bu plan çerçevesinde, artık her yerde daha fazla Rusya bayrağı görülüyor, Rusya ulusal marşının CD'leri elden ele dolaşıyor. Rus ordusunun gücünü ve zaferlerini gösteren bilgisayar oyunları hazırlanıyor. Sovyet döneminden kalma ordudakine benzer eğitim, okullarda yeniden kullanılmaya başlandı.
Yine bu plan çerçevesinde, Rus halkının ahlakî değerlerini, genç kuşağa de anlatabilmek için, okullarda Kremlin'in cinsel eğitim için tercih ettiği tanımla "doğru üreme yolları" konulu dersler veriliyor.
Japonya'da Vatanseverlik
Japonya’da muhafazakarlar okullarda vatanseverlik duygularının gençlere aşılanması gerektiğini savunurken, muhalifler ise, eğitim kanuna “vatanseverlik eğitimi” ifadesi eklenmesinin Japonya'yı savaşa sürükleyen türden bir milliyetçiliği yeniden tetikleyebileceğini dile getirerek karşı çıktılar. Bütün eleştirilere rağmen, Japonya'da öğrencilerin okullarda vatansever ve geleneklere saygılı yetiştirilmesini öngören yasan 2006 yılında kabul edildi. Kanunun kabulünden sonra, Japonya’da öğretmenlerin “vatanseverliği teşvik etmeleri” yasal bir zorunluluk haline geldi.
Japonya’daki yasa tasarısında vatanseverlik, geleneklere ve kültüre saygı gösteren, bu gelenek ve kültürün yetiştiği toprakları ve ulusu seven, diğer ülkelere saygılı ve uluslararası kalkınmayı gözeten bir tutum olarak tarif ediliyor.[2]
Sonuçta, geleneklerine bağlı kalarak sanayi ve bilgi toplumu oluşturan Japonya, geleneklerine daha fazla bağlılık ve daha fazla “vatanseverlik” istiyor. Okullarında, bu hedefi gerçekleştirecek bir eğitim veriyor.
Çin'in 'Vatanseverlik' Kampanyası
2001’de Çin Milli Futbol Takımı’nın ilk kez Dünya Kupası finallerine katılma hakkını elde etmesi ve Pekin’in 2008 Olimpiyat Oyunları’nın ev sahipliğini kazanması Çinlileri sokaklara dökmüştü. 15 yıllık çabadan sonra Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmak ise Çinlilerin “Altın Yıl” diye kabul ettikleri 2001’deki siyasi başarısıydı. Özellikle, 2008 Olimpiyat Oyunları yaklaşırken çok sayıda uluslararası örgüt Çin’e yönelik eleştiri ve suçlamalarını daha fazla gündeme getirmeye başladı.
Örneğin, Hollywood yönetmeni Steven Spielberg, Çin'in Sudan yönetimine Darfur'daki vahşetin durdurulması konusunda yeterli baskıyı yapmadığını gerekçe göstererek 2008 Pekin Olimpiyatları'nın açılış ve kapanış seremonileri için kendisine verilen sanat danışmanlığı görevini bıraktı. Aynı gün aralarında Nobel ödülü sahipleri, sanatçı ve atletlerin bulunduğu 25 kişi Cumhurbaşkanı Hu Cintao’ya benzer içerikte bir mektup yolladılar.[3]
2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde, Tibet’in bağımsızlık taleplerini dünya gündemine taşımak için yapılan gösteriler Çin’i ciddi derecede endişelendirdi. Çin, işgal altında tuttuğu Tibet’te sürgündeki ruhani lider Dalay Lama'ya desteği azaltmayı amaçlayan, ancak "vatanseverlik eğitimi" olarak adlandırdığı bir kampanya başlattı.[4] Çin, Tibet'in bağımsızlığını dünya gündemine taşıyan gösteriler başlar başlamaz Budist keşişleri, Mao dönemindeki Kültür Devrimi'ne benzeyen “zorunlu vatanseverlik eğitimi”ne tabi tutmaya başladı.[5]
Soru-cevap şeklinde gerçekleştirilen bu eğitimde, polisler her keşişin cevaplarını dikkatlice dinleyerek, Tibet’in ürgündeki ruhani lideri Dalay Lama’ya sempati duyanları bile cezalandırıyorlar; keşişlerin “Anavatanımı seviyorum. Onu (Sürgündeki ruhani lider Dalay Lama) sevmiyorum” demelerini istiyorlardı.
Paris belediye meclisi, Tibet’in sürgündeki ruhani lideri Dalay Lama'ya “onursal hemşehrilik” verince Çinliler, Batılı ülkeleri Tibetli ayrılıkçıları desteklemekle; Batı medyasını da taraflı yayınlar yapmakla suçlamaya başladı. Komünist Parti'nin resmi gazetesi olan Halkın Günlüğü'nde halkın "yurtseverliklerini makul şekilde ifade etmeleri"[6] çağrısı sonrasında, Tibet’in sürgündeki ruhani lideri Dalai Lama'yı desteklediği iddiasıyla Fransız şirketi Carrefour’a karşı gösteriler düzenlendi.
Dünya’nın öne gelen ülkeleri “vatanseverlik” konusunda son derece hassas. Yukarıda verdiğimiz örnekler bunun açık ispatı.
Türkiye’de ise “vatansever” olmak neredeyse suç. “Devlet”i yeniden şekillendirmeye çalışanlar, ülkede “vatansever” olmaması, adeta vatan için can verecek kimse kalmaması için var güçleriyle çalışıyorlar.
Türk ülkesinde Türk bayrağı yakılan gösteriler düzenleniyor, Türk bayrağını yakanlar ya bulunamıyor! Bulunanlar ise, 6 ay bile hapis yatmıyor! Cumhuriyetimizin temel bayramlarına ciklet çiğneyerek katılanlar “gizli bir el” tarafından adeta kayırılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeye çalışan; bunun için silahlı örgüt kuran ve 30 bin insanın ölümüne ve yaklaşık 200 milyar dolar ekonomik kayba yol açan teröristbaşını serbest bırakacak “yasal” düzenlemeler “çaktırmadan” yapılmaya çalışılıyor.
Mel Gibson’ın Vatansever(Patriot) adlı filmi, Amerika’nın İngiltere’den bağımsızlığını elde edişinde yaşananları efsaneleştiriliyor. Amerikalıya bile “vatanseverlik ruhu” aşılanıyor. Oysa, vatanseverlik ruhu aşıladıkları vatan Kızılderililerin!..
İçten ve dıştan sayısız tehditlere maruz kalan Türkiye’de vatanseverlik eğitimi gerekli değil mi?
[1] Rosenberg, S.; “Rusya'da 'vatanseverlik' kampanyası”, BBC Turkish, 19.07.2005
[2] BBC Turkish; “Vatanseverliğin tanımı ne?”, 28 Nisan 2006.
[3] Kamil Erdoğdu, K; “Olimpiyat Çin'in başını ağrıtıyor”, BBC Turkish, 23 Şubat 2008.
[4] BBC Turkish; “Çin'in 'vatanseverlik' kampanyası”, 22 Nisan 2008.
[5] The Times; “Tibet'te zoraki eğitim”, 22 Nisan 2008.
[6] BBC Turkish; “Çin'de Batı karşıtı protesto”, 21 Nisan 2008.
Kaynak: http://www.ulkucu.org/ - M. İdikut Kadıoğlu


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


