Dikkat isterim, kirlenmemiş bakış beklerim; hür vicdan, özgür fikir, bağımsız akılla yazmak isterim. Ergenekon Davası; “şeref lekeleme püskürtücüsüne” dönüştü. Not düşmek isterim.

Fırt... Fırt... Fırt!

Püskürtüyor.

Darbeci bu gazeteci!

Fırt... Fırt... Fırt!

Darbeci bu rektör!

Fırt... Fırt... Fırt!

Darbeci bu profesör!

Fırt... Fırt... Fırt...

Darbeci bu işadamı!

Fırt... Fırt... Fırt...

Darbeci bu çağdaş yaşamcı ve “Baba beni okula gönder”ci! Gazetelerdeki gazeteciler, TV’lerdeki açık oturumcuları da fırt... fırt... fırt; “3. dalgada gözaltına alındılar... 5. dalgada götürüldüler... 7. dalgada tutuklandılar... 12. dalgada evleri 3 saat arandı... Darbe ortamı yaratmaktan yakalandılar...” diye yazıyorlar. Bıkmıyorlar, aynı gazetelerde, aynı köşelerde belden aşağı vuruşlarla yine yazıyorlar. Aynı TV’lerde aynı ses tonu, aynı yüz ifadesi ile konuşuyorlar; bıkmıyor, konuşuyorlar.



***


Dava mahkemede görülmüyor.

Dava asıl medyada görülüyor.

Hakimler daha karar vermeden sadece “yedek hakimlerin” onayıyla gözaltına alınanlar için medyadaki şöhret delisi olmuş kalemler, “Darbecidir...” diye bu kişileri mahkûm ediyor. Ergenekon davası, böyle “püskürtücü olsun;” şeref, haysiyet, itibar lekelesin diye mi düşünülmüştü? Bunu iddia edenler vardı. Diyorlardı ki; “İktidar partisi AKP’yi sevememiş, sayamamış, ona yandaş olmayı içine sindirememiş yazar-çizer-hukukçu-eski milletvekili-emekli general-laik hayat tarzının tehlikeye düşebileceğinden korkup demokratik uyarı olsun diye Cumhuriyet mitingi düzenleyenleri “darbeci bunlar” diye lekelemek için bu Ergenekon davası fabrikasyon olarak üretildi.”


***


Aksini düşünenler de vardı.

İyi niyetliydiler.

Temiz yürekliydiler.

Onlar “kesintisiz demokrasi” isteyenlerdi. Türkiye darbeler ülkesi olmuştu. Seçimle gelenler, darbeyle indirilmişti. Bunun hesabı sorulmamıştı. İşte Türkiye tarihinde ilk defa; “12 Haziran 2007 günü İstanbul’da Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan baskında ele geçirilen 27 el bombası” ile başlayan ve her yeni bilgi, belge, telefon konuşması bulundukça “üçüncü dalga-beşinci dalga-on ikinci dalga” diye giden Ergenekon davası, “Türkiye toplumundan darbeciliğin kökünü kazıyacak,” darbeye niyetlenmiş olanları da yargılayıp mahkûm edecekti.

Bu, ileri adım olacaktı.


***


Fakat “peş peşe gelen dalgalar” darbeciliğin kökünü kazımak yerine AKP iktidarını sevmemiş, onaylamamış ve onun demokratik yollardan gitmesini isteyenlerin bile “Sen kanaat önderisin... Sen telefonla çok kunuşmuşsun...” türü ağır faşizmi çağrıştıran gerekçelerle gözaltı hapsine koyuyor.

Dikkat isterim.

Hür vicdan.

Özgür fikir.

Bağımsız akılla sormak isterim: Ergenekon savcıları; daha askeri görevde ve sırtlarında üniformaları var iken oturup “Darbe yapalım... AKP iktidarını indirelim... Darbe ortamı yaratmak için de iktidardan memnun olmayanları yönlendirelim...” diye konuşmuş Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Hilmi Özkök ve diğerleri gibi üst düzey komutanları niçin “tanık ya da sanık” olarak çağırıp ifadelerini almıyor. Asıl darbeyi düşünmüş, üzerinde konuşmuş olanlar bunlar. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de bunların darbe yapmayı düşündüklerini bizzat ağızlarından dinlemiş ve onaylamamış ancak onları askeri mahkemeye de vermemiş, yargılamamış.

Darbecilik düşünmüşler.

Üzerinde konuşmuşlar.

Sonra vazgeçmişler.

Ergenekon Savcıları, bu paşaları gözaltına almıyor, evlerine baskın yapmıyor, dirençleri kırılsın diye 2 gün “zeytin-ekmek-su” vererek hücrelere kapatmıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de darbe yaparak devlet başkanı olmuş emekli general Kenan Evren ile kucaklaşan sevgi-saygı paylaşımına giriyor. Ergenekon davası, Fırt... Fırt... Fırt; “şeref lekeleme püskürtücüsüne dönüşmüş” bulunuyor.

Seçkin dikkat isterim.

KAYNAK