• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-10-2006
    Mesajlar
    10,900
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Türkiye’nin Suç ve Suçlu Haritasında Etnik Kökene Mensubiyet Bilgileri Nelerdir ? - M. Kadıoğlu

    Türkiye’nin suç ve suçlu haritasını bir inceleyelim bakalım. Ortaya ne tür sonuçlar çıkacak? Bunu kamuoyuna açıklayabilecek kadar yürekli olabilecek misiniz?


    Türkiye’nin Suç ve Suçlu Haritasında Etnik Kökene Mensubiyet Bilgileri Nelerdir?


    2000’li yılların başından itibaren insan DNA’sına ilişkin bilgilerin güvenlik birimleri tarafından depolanmaya başlaması önceleri “daha yüksek güvenlik” nedeniyle fazlaca tartışmaya neden olmadı. Ancak, 'ırk' kavramından sıklıkla bahsedilmesi sonrasında, 'bilimsel ırkçılık canlanıyor mu' sorusunun sorulmaya başlandı.


    Hiç şüphesiz ki, genetik biliminde sağlanan ilerleme, güvenlik güçlerinin birçok cinayeti ve suçu aydınlatmasına yardımcı oluyor. Ancak, toplanan verilerin sadece toplumun belli kesimleri üzerine yoğunlaşması, bazı şüpheleri de beraberinde getirdi. Örneğin, İngiliz polisine ait DNA veri tabanında kayıt altına alınanların yüzde 77’si siyah erkekler. Bunun yanında, “Müslüman” olarak nitelenenlerin oranı da neredeyse, yüzde 50 seviyesine yaklaşıyor. Hal böyle olunca, “güvenlik” amacıyla DNA veri bankası oluşturan İngiliz polisi “ırkçılık yapmak” ve “genetik fişleme” suçlamalarına maruz kalıyor.


    2007 yılında İngiliz polisinin “suç işlemeye meyilli” olarak “fiş”lediği insanların özellikle belli bir gruba ve belli bir dini inanışa sahip insanlar arasında yoğunlaşmış olması, aklı başında İngilizler tarafından da eleştirldi. Örneğin, King’s College Suç Bilimleri bölümü uzmanlarından Profesör Ben Bowling, “polisin asayiş kontrollerinde özellikle siyahları hedef aldığını” söyledi. Profesör Bowling, eleştirilerini daha da yoğunlaştırarak “aslında yapılan, genel olarak siyah nüfusun DNA veri bilgilerinin toplanmasından başka bir şey değil. Bu çok kaygı verici bir durum. Polisin şüpheli olarak gördükleri, bir anlamda, genetik fişlemeye’ tabii tutuluyor” dedi.


    Bu tartışmalar, sadece İngiltere’de yapılmıyor. ABD’de 11 Eylül saldırıları bahane edilerek ‘suç işlemeye meyilli insanlar’a ilişkin Dünya’nın en büyük veri bankası kurulacağı açıklandı. İngiltere’de nüfus sayımlarında vatandaşlara “etnik olarak” kendilerini nasıl tanımladıkları özellikle soruluyor. İngiliz yetkililer, bu sorunun “devletin verdiği hizmetlerin tüm kesimlere eşit bir şekilde ulaşıp ulaşmadığını izlemek” için sorulduğunu söyleseler de, bu sorunun nüfus sayımlarında sorulmaması gerektiği son derece açık..


    Asıl gerçek ise, İngiltere’de bilimsel ırkçılığın devlet eliyle adeta yasallaştırılması.. Daha da tehlikelisi, bu uygulamanın diğer ülkelerde de yapılabilecek şekilde hararetle savunuluyor olması..


    Bilimsel ırkçılığı ortaya çıkartan bu uygulama, insana ve topluma ilişkin her şeyden önce “gen özellikleri gelir” şeklinde bir kabulün ortaya çıktığını gösteriyor. İngiltere’deki fişlemede “gen” ön plana çıktığına göre, suçluların çocukları muhtemel suçlu; suç oranı fazla milletlerin suç işleme potansiyeli en yüksek topluluk olarak görülmesi gibi bir değerlendirmeyi de beraberinde getiriyor.


    Bu uygulamayı Türkiye’ye uygulamaya kalkıştığımızda karşımıza pek çok sorudan oluşacak bir dizi çıkacak:


    Türkiye’nin suç haritasında hangi bölgenin insanları ön plana çıkıyor? Türkiye’de “kap-kaç”, “otopark mafyası”, “esrar, eroin, kokain kaçakçısı”, “kadın satıcısı”, “mülteci mafyası-hayal taciri” gibi ve benzeri konularda faaliyet gösterenler, mahkum olanlar acaba kendilerini hangi etnik gruba mensup görüyorlar? Bu kişiler suç ortaklarını, kendilerini mensup gördükleri etnik kökenden mi seçiyorlar? Bu suç örgütlerinin lider kadrolarının etnik kökenleri nedir? Bu suç örgütlerinde yer alan kişilerin yurt dışı bağlantılarında etnik köken ön plana çıkıyor mu?


    Böyle bir araştırma yapılsa, herhalde, Türkiye’de kendini hangi etnik gruba mensup sayacak insanların açık ara önde olacakları sır değildir. Bunu anlamak için sokakta rastgele 10 kişiye soru sormak yeter de artar bile!


    Ancak, bu soruyu sorup cevabını yayınlarsanız; sizi “etnik ayrımcılık” yapmakla suçlarlar. Bir bakarsınız ki, vatansever olan sizler, birileri tarafından “vatan haini” olarak afişe edilirsiniz.


    King’s College Suç Bilimleri bölümü uzmanlarından Profesör Ben Bowling, İngiltere’nin bu çabasını “19. yüzyıl anlayışına yeniden geri dönmek” olarak tanımlıyor ve şöyle diyor:


    “19. yüzyılda insanı ve toplumları, kafatası yapısı gibi özellikleriyle sınıflandırmaya çalışmışlardı. Bunun sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Eğer genetik bilimi konusunda dikkatli olmazsak, geçmişte yapılan uygulamaların aynısı bugün DNA ve “gen şifreleri” çalışmaları adı altında tekrarlanacaktır.”


    Bütün bu eleştirilerin yanında genetik bilimi alanında çalışan uzmanların bir çoğu, toplumsal farklılıkların gerisinde de gen özelliklerini görüyorlar.


    İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’nin gen bilimi alanında çalışan 28 uzmanla yaptığı bir araştırmada, genetik bilimcilerinin; insan ve toplum davranışlarını yorumlarken, toplumsal niteliklere değil, gen farklılıklarına vurgu yaptıklarını ortaya çıkardı. Bu sonuç, “bilimsel ırkçılık çağı başlıyor” diyenlerin ne kadar haklı olduklarını ortaya çıkardı.


    Warwick Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Robert Carter, genetik bilimindeki meslektaşlarını, çalışmalarının “siyasi ve sosyal etkileri” konusunda inanılmaz bir saflık içerisinde olmakla suçluyor. Bilim adamlarının bir çoğunun hala, ‘ırk’ kavramını, ya da bunun bir başka türevi, etnisite sözcüğünü kullandıklarını belirten Carter, “Ama gerçekte bunun ne anlama geldiğinin farkında değiller. İnsanları, genetik, sosyal ya da politik açıdan betimlerken, çok dikkatli ve açık olmamız gerekiyor. Bunun siyasi sonuçları hakkında iyi düşünmemiz gerekiyor” diyor.


    Ortaya çıkan tablo şu:


    İngiltere’de “ulusal güvenlik” nedeni bahane edilerek insanlar fişleniyor. Fişlenen insanların özellikle belli bir ırkı içermiş olması dikkati çekiyor. Ve bu insanların büyük bir bölümünün mensup oldukları dini inancın ağırlıklı olarak bir din olması da bazı kuşkuları beraberinde getiriyor.


    Türkiye’de her ne iş yapılırsa yapılsın, “Batı’da bunun örneği var mı?” şeklinde bir soru sormak alışkanlık haline geldi, getirildi.. Bu soruyu soranlara işte Batı’dan örnek..


    Türkiye’nin suç ve suçlu haritasını bir inceleyelim bakalım. Ortaya ne tür sonuçlar çıkacak? Bunu kamuoyuna açıklayabilecek kadar yürekli olabilecek misiniz?


    Kaynak: http://www.ulkucu.org/ - M. İdikut Kadıoğlu

  2. #2
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Ben burada öncelikle nedenselliğe bakarım. İngiltere örneğinde zenci veya müslüman olmaktan kriminal vakaya doğrudan bir nedensellik mi var, yoksa zenci ve müslüman olmak İngiltere'de öncelikle bir sosyal vakayı beraberinde getiriyor da bu mu suça elverişliliğe yol açıyor? Bence ikincisi.
    Eğer A ⇒ B ⇒ C ise, yani sorunun esas nedeni B ise A-C ilişkisinden önce A ⇒ B olayına bakmak lazım. Neden böyle oluyor, bu nasıl engellenir demek lazım. Ama tespit açısından A bir gösterge durumunda olduğundan onun da br veri olması gayet normal.

  3. #3
    emree01 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2007
    Mesajlar
    936
    Karizma Gücü
    5
    güzel bir yazı ve doğru tesbitler yapılmış
    daha bir kaç gün önce forum içinde bunu dile getirdim fakat ırkcılık yapıyorsun diyerek hem mesajım silindi hemde ceza verdiler..
    yazı tamamı ile doğru
    http://img441.imageshack.us/img441/6888/adszimza.gif


    Diyanet Vakfının Yalancısıyım
    Es-Saffat 49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
    Nebe 31, 32. 33, 34. Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır.

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    13-10-2008
    Mesajlar
    1,809
    Karizma Gücü
    4
    Yazıdan da anlaşılacağı gibi o zaman bazı insanlar doğuştan suçlu olarak dünyaya geliyorlar yani kafadan suçlusun...Ama şöyle bir durum benim içind geçerli Deniz006 nın dediği gibi sen eğer beraberinde gerçekten genetik olarak suçu beraberinde getiriyorsan bu şekilde bir genellemeye maruz kalman normal.Özellikle siyasi yada idari durumlarda zannımca çokta olaylara duygusal bakılmıyor ve bakılmamasıda normal,yani bu tarz kafadan da olsa(ki bana göre değil)genellemeler doğru olabiliyor.

    Ülkemize gelindiğinde ise durum bence İngilterenin olduğundan daha vahim belki bilimsel anlamda bir ırkçılık değil ama yönlendirme ile yaşanan,beslenen bir ırkçılık mevcut.Ve kesinlikle önlem alınması gereken bir durum bu çünkü ülkemizde etnik anlamda yaşanan ırkçılıkta inanlar kafadan yargılanmadan ziyade suçu beraberlerinde getiriyorlar ve İngilterenin aksine fişlenen zararlı olan kesimden ziyade bütünlüğünü korumaya çalışan kesim oluyor.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    10-03-2009
    Mesajlar
    720
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Bu makalenin iki türlü yani iki açıdan değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu iki açının da kendi içerisinde başka açılımları var. Birincisi siyasal,devlet yani otorite ikincisi insan hakları boyutu. İlk bakışta olur mu böyle bir şey denilecek makale somut bazı tespitler içerdiği ve çoğumuzun da az çok bilgi sahibi olduğu için böylesi basit bir yaklaşım elemine oluyor. Düşünüldüğünde ortalama birçok insan tepkisi böyle bir uygulamanın ne kadar insancıl ve ne kadar gerekli olduğu ya da yararlı bir amaca hizmet edip etmediğine ilişkin dönütlere göre olur ve bu dönütlerin birçoğu eminimki olumlu olmaz. Devlet dediğimiz siyasal birliğini tamamlamış ve yönetim erkini belirli bir meşruiyete dayandırmış mekanizmanın işleyiş sistemi düşünüldüğünde çok da garipsenmemesi gereken bir uygulama olarak gözüküyor. Şimdi sakın yanlış anlaşılmasın haklı olduğunu söylemiyorum. Devlet denen otoritenin kimyasıyla ilişkilendirildiğinde çok da garip durmuyor. Tabiki bu durumumun derecesi devletin kurulmuş olduğu zeminin niteliğine göre değişir. (Sosyalist-demokrat-teokratik vs.) Fişleme olarak tabir edilen bu uygulama hangi devlet yapısı olursa olsun harcında bir miktar bulunur. Eğer birçok etnik ve çok katmanlı bir yapıdan meydana gelmişse bu miktar oldukça artar. Bu devletlerin herzaman sahip olduğu refleksleriyle ve kendini koruma güdüsüyle ilgili bir durumdur. Bir devlet olmanın getirdiği refleksler artı hükümetlerin kendi siyasal otoritelerini korumak için geliştirdiği refleksler bu ikisi birleşince ortaya çok değişik fişleme durumları çıkar. Bu iki güç reflekslerini aynı noktada ve kaygıda birleştirebileceği gibi tamamen ayrı refleksler geliştirip birbirlerinden bağımsız hatta birbirlerine düşman olabilirler. Ülkemizden örnek verelim. Devletin yapısı Cumhuriyetin kazanımlarına ve Atatürk ilkelerine dayanırken ve devlet olma refleksleri bu doğrultuda gerçekleşmişken, hükümetin dinamikleri apayrı bir yöndedir. Peki bu iki gücün geri plandaki uygulamaları arasında ne gibi bir ilişki olacaktır? Hükümetin kayıt altına alma refleksi devletinkinden ne kadar beslenecektir ya da irade tamamen kendi elinde olduğu için devletin reflekslerini de kendi lehine mi çevirmektedir hükümet?Gelelim insan hakları boyutuna. Devlet olmanın kendi sistematiği içerisinde yapılan böyle bir uygulama insan hakları açısından ne kadar doğrudur? Suçun kaynağının yoğunluğu etnik bir kökene dayandırılabilir mi? Samimi olmak gerekirse bu suçun niteliğine göre değişir. Eğer bahsi geçen suç terör olursa galiba bu etnik bir kökende yoğunlaşabilir. Yalnız yine samimi olmak gerekirse insan hakları babında düşündüğümüzde bu yoğunlaşmayı çözecek ya da betimleyecek uygulamaların da ne kadar insani boyutta olabileceği konusunda şüphelerimi de kaygılarım olduğunu da paylaşmak isterim. Makalenin sonunda değinilen uygar ve demokrat denilen bazı davletlerin bu tür uygulamaları bilimsel alanlardan destek alarak yaptıklarını ve bunu bu devletler yaptığında kabul edilebilir bulunduğuna, böyle çifte standart içeren bakış açısına dair serzenişin de haklı olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak bireysel ve insan hakları babında ele aldığımda fişlemeyi doğru bulmadığımı ama devletlerin yapısal mekanizması hakkında biraz bilgi sahibi olmamdan dolayı devlet olmanın kurallarından birisi olduğunu ve devletlerin kuralına göre oynadığını belirtmek istiyorum, yanlış bir kural olmasına rağmen.
    Bu mesaj en son " 26.04.09 " tarihinde saat 02:00 itibariyle Birbulutolsam tarafından düzenlenmiştir...

  6. #6
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı rüzgarınkızı tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yazıdan da anlaşılacağı gibi o zaman bazı insanlar doğuştan suçlu olarak dünyaya geliyorlar yani kafadan suçlusun...Ama şöyle bir durum benim içind geçerli Deniz006 nın dediği gibi sen eğer beraberinde gerçekten genetik olarak suçu beraberinde getiriyorsan bu şekilde bir genellemeye maruz kalman normal.
    Belki de aynı şeyi söylüyoruz ama yine de netleştirelim. Benim söylemek istediğim, örneğin zenci olmanın genetik olarak kriminaliteye yaygınlık anlamını taşımadığı. Zenci olmak belki de bir sosyal gerçekliğe yol açıyor. Eşit şartlarda devlet hizmeti, eğitim alamıyorsun, iş bulamıyorsun, dışlanıyorsun, kanunsuzluğun hüküm sürdüğü bir gettoya mahkum oluyorsun. Bu sosyal iklimde hayatta kalabilmek için oyunu kuralına göre oynamaktan başka çaren kalmıyor. Hatta belki düşünme, tercih yapma şansın bile olmuyor. Öyle gelmiş, öyle gidiyor.
    Ne bileyim, belki de aynısı başka bir ortamda bir beyaz için olacak. Mesela gelir düzeyi yüksek ve nüfusun çoğunluğunun zenci olduğu bir ülke düşünelim. Burada beyazlar bu tür suç yuvası gettolara sıkışmış olsun. O zaman her beyaz çocuk potansiyel bir suçlu olarak yetişecek.

    Üstte bahsettiğim A ⇒ B ilişkisi her ülkede, her zaman bu kadar masum bir dram olmayabilir. Belki de A'nın grup yapısı başka ortamlara uyum sağlayamıyordur. Biyolojik anlamda genetik yapı değil, sosyal anlamda toplumsal genetik yapı oluyor bu. Yani kuşaktan kuşağa taşınan sosyal olgular. Arada bir uyumsuzluk varsa bu yine gettolaşmaya çeteleşmeye gidebilir. Yani B'nin esas sorumlusu mutlaka ve mutlaka o ülkenin ve toplumun çoğunluğunun A'ya bakışı olmayabilir. Hatta A olmayanın A'ya bakışını tamamen kendi dışında gelişen ya da en azından büyük ölçüde kendi dışında gelişen A ⇒ B ⇒ C olabilir. Bu süreç işledikçe ortaya çıkan C sonucu, belki A'ya negatif bakışı daha da arttırıp A ⇒ B sürecini, dolayısıyla C'yi daha da arttırabilir. Yani bir çeşit kendi kendini besleyen bir sürece dönüşebilir.

  7. #7
    sabiteler adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-01-2009
    Mesajlar
    1,084
    Karizma Gücü
    4
    Bu bana göre çok tehlikeli bir durum.
    Suçun bireyselliğini ortadan kaldıran, potansiyel suçluluk psikolojisini etkin bir şekilde hissettiren bir uygulama.

    Bu anlayışla tesbit yapmak, neticeye doğru gidildiğinde tesbitler hangi yönde olursa olsun, yapılan tesbitleri haklı çıkaracak gelişmeler olması muhtemeldir.

    Bir millet içerisindeki bir gurubu peşinen suçlu ilan ederseniz; Devam eden süreçte karşılacakları her çeşit psikolojik veya fiili baskı sonucunda ilan edildikleri kadar suçlu olmak durumunda, zorunda kalacaklardır.

    Yani bir çeşit kendi kendini besleyen bir sürece dönüşebilir
    "Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi..."

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. AP üyesi Mölzer:’’Türkiye’de insan hakları ihlalleri sürüyor’’
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 07.11.05, 23:44
  2. türkiye deki etnik dağılımlar
    2005 Konuları bölümünde hotchocolate tarafından açılmış
    Yanıt: 29
    Son Mesaj: 16.10.05, 22:54
  3. Türkiye Cumhuriyeti'nde ayrıntısına kadar etnik dağılım
    2005 Konuları bölümünde Kür Şad tarafından açılmış
    Yanıt: 61
    Son Mesaj: 08.08.05, 13:03

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •