• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0

    Sahra'nın Şiirleri Ve Yazilari...

    İTİRAF

    Üşüyor yüreğimdeki pranga yemiş sevdan ,
    kanatlanıp uçamayan güvercinler beslemekte hüznümü .
    En savunmasız bebeğin çığlıkları gizlerken feryadımı ,
    açmadan solan bir gonca gülün telaşındayım ...

    Kara bulutların gölgesinde dinlenen acılarım ,
    anıların ayazında titretmekteyken gönlümü ;
    Ben savunmasız ,
    Ben çaresiz ,
    Ben sensiz
    Hayata tutunmaktayım...

    İnleyen bedenimin ruhu olmuşken tarumar ,
    Korku dolu geceler paylaşıyorsa hala yalnızlığımı;
    Ben sessiz ,
    Ben bitkin ,
    Ben yorgun
    Seni yaşamaktayım...

    Yılan gibi soğuk bakışların ardına gizlenen ,
    umuttan nasibini almamış günlerim geçerken ;
    Sensizliğin yazgısını yüreğimle paylaşıp
    Geçmişimin hesabıyla baş başa kalmaktayım ...

    Sahrabetis
    Bu mesaj en son " 01.05.09 " tarihinde saat 23:17 itibariyle hazan_ng tarafından düzenlenmiştir... Neden: konular birleştirildi

  2. #2
    hazan_ng adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-12-2005
    Mesajlar
    11,282
    Karizma Gücü
    9
    kaleminize sağlık, hoş bir şiir yazmışsınız,
    Devamını da bekliyoruz
    "-Bir gün, başımı omzuna dayayıp, uyumak isterdim" dedi kadın
    "-Ya bir daha uyanamazsan?" dedi adam
    "-İşte mutluluk bu olsa gerek" dedi kadın...


    ...
    ..
    .
    ÖzgüRuh (H.N.G)

  3. #3
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0
    Güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim .

  4. #4
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0
    Aşkını Kıble Eyledim

    Yağmur yağıyor yüreğime,
    sevdanı serpiştiriyor usulca.
    Coşkun bir şelale gibiaşkınla çağlıyorum.
    Birden beşinci mevsim oluyorsun ruhumda
    ve ben sonsuzluğu sende yaşıyorum.
    Gül yağmuru yağıyor gökten,
    umut rüzgari esiyor derinden
    ve aşkını kıble eyleyip ruhuma
    ben sana tapıyorum.

    ( sahrabetis )

  5. #5
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0

    Sahra Hikayeleri ...

    Konuşmaya Bile Değmez...



    Bir yılan kadar soğuktu o an yanındaki adamın koynu . Isıtmıyordu , mutlu etmiyordu sadece içindeki hayvanlığı bastırmak için ikisi de birbirini kullanıyordu . Bütün geçmişinin acısını çıkartırcasına adama kendini sunuyordu kadın ; hiç utanmadan , sıkılmadan ... Adamın gözlerinde sevgi yoktu , görevini yapıyor ve kadından çok kendini mutlu etmeye çalışıyordu . Saatlerdir yataktaydılar ama hala buz gibiydi yatak . En ufak bir şevkat kırıntısı dahi olmadan, aç iki hayvan gibi birbirlerini sahipleniyorlardı .

    Sabahın ilk ışıkları yavaşça yatakodasından içeri doğru süzülmeye başladığında , yola çıkma vaktinin yaklaştığını anlayan kadın usulca çıktı yataktan . Üstüne hiçbir şey almadan , o kirlenmiş bedenini banyoya götürdü istemeden de olsa ... Banyoya girdiğinde , gece farketmediği kadar büyük ve düzenli bir banyoda olduğunu anladı . Hemen lavaboya eğildi ve avuçlarının içine aldığı buz gibi suyu yüzüne fırlattı . Kendisine gelmeye ve gece olanları hatırlamaya çalışıyordu . Yüzünü yıkadıktan sonra küvetin kenarına oturdu , yüzünü avuçlarının içine alıp dakikalarca gecenin kırıntılarını zihninde birleştirmeye çalıştı . En son bara gittiğini , arkadaşlarıyla olduğunu ve sonra içmeye başladığını hatırlıyordu . En önemli zaman dilimi ise hala silikti . Tanımadığı bir adamın evinde sabahladığına göre , oraya nasıl geldiğini de hatırlaması gerekiyordu . Bu sırada ayağa kalktı , yıkanıp yıkanmamak arasında tereddüt etti ve ani bir kararla banyodan dışarı çıktı . Tanımadığı , o buz gibi adam yatakta derin bir uykudaydı hala ... Sağa sola serpiştirdiği kıyafetlerini hızlı hızlı ve sanki yakalanacakmışçasına bir panikle topladı ve çabucak giyindi . Odadan çıkıp , kapıya doğru yöneldi , zihninde onlarca soru vardı ama en önemlisi orada ne aradığıydı ...

    Kapıdan çıktığında hiç de yabancı olmadığı bir sokakta olduğunu düşündü ama hala tam olarak kendinde olmadığı için nerede olduğunu kestiremiyordu . Hemen sokağın köşesinde duran taksi durağını farketti ve evinin adresini söyledikten on dakika sonra artık evinin önündeydi . İçeri girmeye korkuyordu , eşine ne söyleyecekti , bütün bir gece dışarda olduğunu nasıl açıklayacaktı ? Hemen çantasını açıp anahtarı alıp almadığına baktı . Eşi , işinden dolayı onun eve geç gelmesine alışıktı ama bu kadar geç saate hiç kalmamıştı . Anahtarı kapıya taktığı anda kapı içerden sert bir şekilde açıldı . Genç kadın hem kokuyor hem de gece için uygun bir yalan düşünüyordu ama aklına hiçbir şey gelmediği gibi geceden kalma olduğu da her halinden belliydi .
    - “ Ooooo hanımefendi nihayet evinin yolunu bulabildi.” Dedi kapıyı açan tok sesin sahibi adam . Genç kadın hiçbir şey demeden içeri girdi ve çok sakin bir şekilde
    - “ Bugün yurt dışından misafirler gelmişti , havayollarında çalıştığımı biliyorsun , üst düzey yetkililer gelince benim de gece yemekte olmam gerekti .” dedi . O kadar seri şekilde hele de bu kadar dağınık bir akıla nasıl bu yalanı uydurduğuna şaşırmıştı .
    - Bundan sonra bu kadar geçikeceğinde haber versen iyi olur , çocuklar tüm gece seni sordular . Cep telefonunu defalarca aradım , bakmadın bile , kimmiş bu aileni bile ihmal ettirecek kadar yetkili kişiler merak ettim doğrusu”
    - “Lütfen , bunu sonra konuşuruz , gerçekten çok yorgunum ve duş alıp biraz yatmak istiyorum . Yarın önemli birgün , İlayda’nın doğumgünü , dört yaşına girecek . Tüm gün onun programıyla uğraşacağım .”
    - “Kızın olduğunu hatırladın demek . Belki bilmek istersin Dilara da tüm gece senin adını sayıkladı . Daha iki yaşında bir kızın var ve sen eve sabah geliyorsun . Kendinden utanmalısın . Ben erkek olduğum halde bu saate kalmıyorum .”
    - “Yeter , yeter , yeter .... Erkekmiş ... Bunu konuşmayalım lütfen ... Aylardır koynunda dul bir kadın gibi yattığımı biliyorsun . Erkek olmak hakkında sakın bana tek bir laf bile etme, ben banyoya gidiyorum .” dedi ve sinirli adımlarla banyoya girip kapıyı arkasından kilitledi .

    Kendisinden iğreniyordu şu an . Yapmaması gereken şeyleri yaptığını biliyordu , içkili oluşu bile durumu hafifletmeye yetmiyordu . Ne olursa olsun yapmamalıydı , evli ve iki çocuk annesi bir kadının tanımadığı bir adamın yatağında ne işi vardı ? Bunu hazmedemezdi , unutamazdı , zihni bununla mücadele edemezdi ... Öncelikle akşam bara gittiği arkadaşlarını aramalıydı , ne yaptığını ve kiminle olduğunu bilmeliydi ? Bunu muhakkak öğrenecekti .

    Şu an tek istediği tek şey , yıkanmak ve bedenine yapışan o kirlerden kurtulmaktı . Duşa girdi ve vücudunun her yerini dakikalarca sabunladı ; olmuyordu , geçmiyordu o kir . Suyun sıcaklığını biraz daha arttırdı , resmen bedeni yanmaya başlamıştı ama görüyordu hala kirliydi bedeni . Sabun kullanmayı hiç sevmez her zaman şampuanlar ve kremler sürerdi o pürüzsüz tenine ama bu sefer aldığı kalıp halindeki sabunu , alabildiğine şiddetli şekilde vücuduna sürüyor ve hırsını alır gibi daha da bastırıyordu . Gitmiyordu kir , hala oradaydı , biliyordu , hissediyordu . Suyun sıcaklığını biraz daha açmaya karar verdi . Bu sefer emindi , kurtulacaktı kirden . Artık bedeni resmen acı çekiyordu . Acıdan ve sıcaktan etrafı bulanık görmeye başlamıştı . Daha fazla dayanamayıp yere düştü .

    Banyodan gelen sesi duyar duymaz eşi , kapıyı çaldı .

    - “ iyi misin?” ama içerden hiç ses gelmiyordu . “Aşkım , iyi misin ? Ne oldu ?” sessizlik devam ediyordu . “ Bak Nesrin eğer kapıyı hemne açmazsan kırarım haberin olsun” .........


    Dakikalar sonra gözlerini açtığında ambulanstaydı ve eşi elini tutuyordu . Gözlerinin içine uzun süredir hiç bu kadar sevgiyle baktığını görmemişti eşinin . Başını çevirdi ve elini çekti . Gözlerini tekrar kapattı ama gözünden yaş akıyordu ...

    Hafif su toplamalarıyla atlatmıştı ama o günü hastanede geçirmeliydi . Eşi Selçuk başından bir an bile ayrılmıyordu . Asla Selçuk’un yüzüne bakmıyor , bakışları sabit şekilde tavanda ya da duvarda kilitleniyordu . Selçuk korkmaya başlamıştı . Aylardır aralarında çözemedikleri problemler vardı ama karısının bu halde olması onun içini parçalıyordu . Ne olursa olsun o , onun kadınıydı , sadece onun ... Bu halde olması anlamsızdı , bu kadar kötü ne olabilirdi ?

    Nesrin , yatağında hala dün gece olanları düşünüyor ve kiminle olduğunu hatırlamaya çalışıyordu . Soğuk , buz gibi gözleri olan biriydi . Gecenin karanlığında , ışığın yanmadığı , ay ışığının bile çekinerek girdiği yatakodasında aklında kalan tek şey o soğuk gözlerdi . Bütün hafızasını zorluyordu , gece kimlerleydi , neredeydi ? Arkadaşlarını tek tek gözden geçirdi , tanımadığı kimse yoktu . Hepsi üniversite yıllarından beri görüştüğü okul arkadaşları ve eşleriydi . Düzenli olarak onbeş günde bir toplanır , yemek yer , içerlerdi . Peki ama o gözler kimindi ? Sabah neden adamın kim olduğuna bakmadığını düşündü , onu düşünemeyecek kadar şaşkındı çünkü o anda , sadece gitmeyi düşünmüştü , oradan uzaklaşmak istemişti , ama kimdi o ?

    Aklını oynatmak üzereydi sanki . Selçuk , yatağın ucundan ayrılmıyor , elini tutmaya çalışıyor ama her seferinde nesrin elini çekiyordu . Bunun bir anlamı olmalıydı , bir kadın kocasına neden , eve gelmediği bir gecenin ardından böyle davranırdı ki ?

    Şimdi zihnine kurt düşme sırası Selçuk’taydı . Oturduğu sandalyeden kalktı , Nesrin’in aslında açık olan ama tavanda sabit olarak duran gözlerine eğildi , taa içine baktı .

    - “ Nerdeydin dün gece Nesrin , nerdeydin ?” dedi sakin ama kararlı bir ses tonuyla .
    Nesrin , bakışını duvara doğru çevirdi . Selçuk , şüphelendiği şeyin başına geldiğine inanmış ve başından aşağı kaynar sular dökülmüştü .
    - “ Allah kahretsin Nesrin kiminleydin ? , Ne yaptın sen ?”
    ama Nesrin cevap vermiyor sadece susuyordu . Gözünden aşağı yaşlar süzülüyor ama asla tek kelime etmiyordu .
    Aylardır eşinden boşanmayı düşünmüş ve bunu planlamıştı ama şimdi onu kaybetmekten hele de böyle çirkin bir sebepten dolayı kaybetmekten korkuyordu . Kime nasıl açıklayabilirdi ki ? Sarhoş oldum ve birisiyle beraber oldum dese , kimi ne derece kendi safında tutabilirdi ? Erkek değildi ki , bir hata yaptı geçti desinler ...

    Selçuk , hastane odasında duramaz hale gelmişti , bütün duvarların üstüne geldiğini hissediyordu adeta . Hızlı adımlarla odanın içinde bir sağa bir sola giderken “ – nasıl yaparsın Nesrin” diye acıyla titriyordu sesi , daha fazla dayanamadı ve dışarı çıktı .

    .............................. ...

    Hastaneden çıkalı iki gün olmuştu , Nesrin evde dinleniyordu . Selçuk iki gündür eve gelmemişti . Nesrin’i hastaneden çıkartmaya gelmiş , tek kelime bile konuşmadan eve karısını getirmiş ve daha sonra hiçbir şey demeden çıkıp gitmişti . Yalnızlığı bütün hücrelerinde yaşıyordu Nesrin , tamamen kırılmış ve incinmişti . Artık yabancılaştığını düşündüğü kocasını bile özlüyordu , yanında olsaydı , sarılıp ağlasaydı ... Bunlar artık sadece bir hayaldi , gelmezdi , gelmeyecekti , bunu biliyordu . İki gündür yanında kalan annesi de kızının ağzından laf almaya çalışıyor ama Nesrin ile bir türlü iletişim kuramıyordu . Nesrin artık yemek yemeden akama kadar bir koltukça oturuyor ve sadece düşünüyordu . Çocukları annelerine ihtiyaç duyuyorlar , sarılmak istiyorlar ama yanına gittiklerinde duvar gibi bir kadınla karışılaşıp ağlıyorlardı . Anneanneleri çocukları üzmemek için her istediklerini alıyor, onları dışarı gezmeye götürüyordu ama kızların ikisi de bir terslik olduğunu anlamışlar ve sürekli ağlıyorlardı .

    Yine sandalyesinde otururken , Nesrin birden uykudan uyanmış gibi şaşkın bir bakışla “anne“ diye bağırdı , “ çabuk telefonu getir” . Nesrin’in telaşlı sesinden tedirgin olan annesi , koşarak telsiz telefonu aldı ve kızına götürdü . “ Anne çık lütfen dışarı , çocukları da al , benim bir kaç görüşme yapmam lazım “ dedi . Annesi evde kalmak için kızını ikna etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı . Çocukları hazırladı , tam kapıdan çıkacakken , telefonu elinde sıkı sıkı tutan Nesrin , kapıya yöneldi , iki kızını da öptü , annesinin gözlerinin içine uzun uzun baktı ve “ seni seviyorum “ dedi . Kadın , bir türlü gitmek istemiyordu , Nesrin , annesini dakikalarca laf döktükten sonra ikna edebildi ama hala içi buruktu ...

    Çocuklar anneaneleriyle evden çıktıktan sonra , Nesrin hemen , geçen gece beraber olduğundan emin olduğu arkadaşlarından birisini yani Leman’ı aradı .

    - “ alo , leman , sen misin”
    - “ hayatım neredesin , üç gündür ses soluk yok”
    - “ leman , hiç iyi değilim . Allah aşkına söyle , geçen gece barda neler oldu ?”
    - “ne demek ne oldu ? Yedik , içtik . Sonra saat bire geliyordu , hepimiz ayrıldık “
    - “Lemaann “ diye telaşla bağırdı Nesrin . Ben kimle çıktım ? “
    - “ Nesrin beni korkutuyorsun . Seni de Denizle eşi götüreceklerdi evine . Daha doğrusu Deniz’in ikide İstanbul’a otobüsü kalkacaktı . Murat , Deniz’i gara bırakıp seni de evine bırakac....” “ aloo , Nesrin , aloooo .....”
    Nesrin , artık herşeyi anlamıştı . Deniz , üniversiteden arkadaşıydı . Murat da onun altı ay önce evlendiği eşiydi . Demek ki arkadaşını uğurladıktan sonra evine değil , Murat’ın evine gitmişlerdi . Tam ondört senelik arkadaşının eşiyle yatmıştı ....

    Hemen , Deniz’in ev telefonunu bulmak için telefon defterini karıştırdı . Sürekli Deniz değil de Murat evde olsun diye dua ediyordu . Telefon numarasını bulduğunda kalbi duracak gibiydi . Numarayı tek tek okuyarak tuşlara basmaya başladı . Her tuşa basışında o geceye dair bir ayrıntı daha zihninde canlanıyordu , iğreniyordu kendisinden , tiksiniyordu . Son numarayı da tuşladı ...

    - “ alo , Deniz’le görüşebilir miyim?”
    - “Deniz evde yok , kim arıyor” karşıdaki ses Murat’ın sesiydi . Nesrin’in ayakta duracak hali yoktu , bulunduğu yerde yere çöktü ;
    - “ Murat , sen misin ? Ben Nesrin”
    - .............
    - “Orada mısın Murat ?”
    - ............... Murat , ısrarla sessizliğe bürünüyordu ama Nesrin’in , bunun peşini bırakmaya niyeti yoktu . Ses tonunu yükselterek ;
    - “Murat , allahın cezası , orada mısın ?”
    - “ Evet “ dedi , son derece silik bir ses tonuyla karşıdaki ses . “ Yemin ederim ben de sarhoştum , bir hatadır oldu , ne olur Deniz’e söyleme , ben eşimi seviyorum , lütfen”
    - “ Eşini mi seviyorsun , EŞİNİ Mİ SEVİYORSUN ... Sen daha altı aylık evlisin , neden? Neden yaptın bunu bana ? Neden “
    - “ Sen de istedin , üstelik ikimiz de sarhoştuk , oldu bitti , konuşmaya bile değmez “
    - “ Konuşmaya bile değmez mi”
    - “ alo , alo , Nesrin ....”

    Nesrin , bu darbeyi kaldıracak kadar güçlü değildi , günlerdir yaşadığı travma onu zaten eritmişti , hergün biraz daha yıpranmıştı , incinmişti . Bu duyduğu cümleden sonra artık yapacak ve yaşayacak tek bir şey dahi aklına gelmiyordu . Telefonu kapattı , kendinden geçmiş bir halde ve sadece o geceyi düşünerek balkona doğru bilinçsizce ilerledi . Balkon kapısını açtı , çıplak ayakları soğuk taşa değiyordu şu an ama ilerlemeye devam etti . Bacaklarını sırayla kaldırıp balkonun dış tarafına geçti , iki kolu arka tarafta balkonun parmaklıklarını tutuyordu , aşağıya baktı . Ve ellerini bırakırken son olarak şöyle bağırdı “Konuşmaya bile değmez” ...........................

    Sahrabetis

  6. #6
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0
    Benimle Evlenir Misin?




    Sabahın erken saatleri olmasına rağmen , kadın gözlerini açmış yatakta öylece yatıyordu . Güneş daha sıcaklığını hissettirmeye başlamamış sadece etrafı aydınlatacak kadar ışık saçmaktaydı . Saatlerdir kah yatıp kah dolaştığı evinin içinde , adeta dört duvar kadının üzerine geliyor ve nefes almasını zorlaştırıyordu . Günlerdir geciktirdiği kararı almış , akşam üzeri hamilelik testini alıp denemiş ve istemediği sonuçla karşılaşmıştı . Hamileydi...

    Yorgun olan zihni düşüncelerinin dehlizinde mücadele ediyor ve yüreğinde yaşadığı gelgitler kadını ağır bir vicdan azabı mahkemesine sürüklüyordu. Bu ilk hamileliği idi ve henüz evli değildi . Otuzlu yaşlarının başlangıcında olmasına rağmen yaşıtlarından hep daha olgun olmuş ve şu ana kadar hep sağlıklı kararlar vermişti fakat bu , o anlardan biri değildi . Zihni çamurlu bir su kadar bulanıktı ve kendi düşüncelerinde boğulmamak için oldukça çaba sarf ediyordu.

    Bir seneye yakın süredir beraber olduğu bir erkek arkadaşı vardı . Yaşça kendisinden çok büyük olmasına rağmen , her duyguyu ve güzelliği hat safhada yaşıyor ve karşılaştıkları hiçbir sıkıntıyı sorun haline getirmiyorlardı . Mutluydular , belki de parmakla gösterilecek kadar özel bir aşktı yaşadıkları . Karşılık beklenmeyen , gereksiz kıskançlıkların olmadığı ve bir bakış için uğruna can vermeyi kabul edebilecek kadar büyük bir aşk ... Tüm bu güzelliklere rağmen kadın korkuyordu . Hamile olduğunu öğrendiğinde , erkeğinin nasıl bir tavır sergileyeceğini düşünüp sorular içindeki zihniyle savaşıyordu. Saatlerdir içtiği sigaranın haddi hesabı yoktu . Bu işi kendi başına mı halletmeli yoksa sevgilisini de bu sıkıntıya dahil etmeliydi , bilemiyordu .

    Yatakta tüm bunları düşünürken , pencereden içeri süzülen güneş ışığının sıcaklığıyla bir an kendine gelip ayağa kalktı . Önce duş almalı ve hem arkadaşı hem de doktoru olan arkadaşına gitmeliydi . O ne yapması gerektiği konusunda yardımcı olabilirdi. Olayların dışında olan üçüncü gözlerin , içinde olmadıkları konulara dair daha doğru kararlar verebildiklerine çokça şahit olmuştu . Vakit kaybetmeden duş alıp hemen Derya’yı aradı . Yeni anne olan Derya , bebeği için erken kalkmaya alışık olduğundan , sabahın yedisinde gelen telefonu yadırgamadan açtı . Derya’nın sesi bile Canan’a huzur vermişti .

    Canan : Bebeğim bu saatte aradım kusura bakma ama sana gelebilir miyim ? Konuşmamız lazım .
    Derya : Tabii bir tanem , bekliyorum . Üstüme de hafif bir şeyler giyeyim mi ?
    Canan : Şaka kaldıracak halim yok Derya’cım . Gelince konuşuruz .
    Derya : Hadi bekliyorum ...

    Canan , arabasına binip Derya’ya nasıl gittiğini anımsamayacak kadar büyük bir süratle kendini arkadaşında buldu . Derya kapıyı açar açmaz Canan’ın bitkin haliyle karşılaşınca olayın ciddiyetini anlayıp dostuna şefkatle sarıldı . Hiç bir şey sormuyor sadece sarılıyordu . O an tek ihtiyacı olan şeyin sevgi olduğunu hissetmiş ve var gücüyle destek olmaya çalışıyordu . Canan , ağlamayı çocukluğundan beri hiç sevmezdi ama içine akıttığı gözyaşlarını görebilen biri olsa , koca bir okyanusla karşılaşacağına da şüphe yoktu . Bir süre kolları birbirine kenetlenip kaldıktan sonra yine kol kola salona geçtiler . Derya , Canan’ın oturduğunu ve üçlü kanepeye uzandığını gördükten sonra , bebeğine bakmak için içeriye gitti. Derya donuk gözlerle pencereye sabitlenmiş dışarıyı izliyordu . İçinden geçenleri hangi sırayla arkadaşına anlatacağını hesaplamaya çalışırken can dostu yanına gelmişti bile .

    Derya : Kuşum ne oldu anlatsana , Vedat’tan mı ayrıldın ? Ölen mölen mi var ? Çatlatma beni ...
    Canan : Hamileyim Derya . Test yaptım ve pozitif çıktı , ha-mi-le-yim ...
    Derya : Hmm .. Bu sefer olay ciddi sanırım .
    Canan : Ben , hiç anne olmak istemedim biliyorsun canım. Hele hele evlilik dışı bir bebek aklıma bile gelmez ama nasıl kıyacağım ? Pek çok kadın anne olmak için mücadele verirken , ben bana sunulan bu mucizeye nasıl kıyacağım ?
    Derya : Delinin zoruna bak kıyma sen de o halde . Vedat ile evlenirsiniz , bebeğinizi de doğurursun olur biter .
    Canan : Saçmalama , bebek için benimle evlenmesini istemiyorum . Bana daha evlenme teklifi bile yapmamışken , bebeği koz olarak kullanacak kadar küçük müyüm ben Derya ?
    Derya : O halde vakit geçirmeden aldırmalısın , büyüdükçe daha da zor olacaktır.
    Canan : Yanımda olur musun ? Benimle gelir misin? Bunu daha fazla uzatmak istemiyorum ve Vedat’ın da haberi olmamalı .
    Derya : Peki peki , dur ben Salih Bey’i arayayım . Bizim hastanenin en iyi jinekologlarındandır . En azından hijyenik ve sağlıklı bir ortamda gerçekleşsin.
    Canan : .....

    Canan sadece susmuştu . Hiç doğmayacak olan bebeği ile kendi dünyasında konuşmaya başlamıştı bile. Bebeğinden binlerce özür diliyor ve yaşama gelmeden onu öldüreceği için kendini affetmesi için kimsenin duyamadığı çığlıklarıyla ağlıyordu . Derya , onun içten içe eridiğini ve içindeki derin okyanusa yeni damlalar eklediğini görüyor ama bir yandan da görevini yerine getirip doktor ile konuşuyordu . Akşam altı için randevu almıştı bile , bu iş bugün bitecekti .

    O sırada Vedat aradı ancak Canan konuşacak halde olmadığından telefona bakma işi yine Derya’ya düşmüştü. Gece uyku tutmadığından erkenden Canan’ın kendisine geldiğini ama şu an banyoda olduğunu , sonra arayacağını söyledikten sonra telefon , iki tarafında inandırıcılığa dair zihinlerinde oluşan sorularla kapandı . Vedat bir tuhaflık olduğunu anlamıştı . O gün iş için İstanbul’da bulunuyordu ama yüreğinin üstüne yerleşen karabulutlar Ankara’ya dönmesi gerektiğini fısıldar gibiydiler ... Bir aksilik vardı ...

    Akşama kadar Derya , Canan’ın başından ayrılmadı . Zaman hızla ilerliyor ; yelkovan ile akrep birbiri ile adeta kovalamaca oynuyorlardı . Canan , kendi dünyasına gömülmüş ve sadece kendisinin görüp duyduğu dünyasında konuşup ağlıyordu . Bir süre sonra , kapı çaldı . Gelen Derya’nın annesi idi . Bebeğe bakmaya gelmişti . Derya , yavrusunu öpüp kokladıktan sonra bir iki saat sonra geleceğini söyleyip Canan’I da alarak evden çıktı . Canan , bayılmamak için kendini zorluyor ve kapıda bekleyen taksiye doğru yavaş ve isteksiz adımlarla ilerliyordu.

    Yarım saat kadar sonra Salih Bey’in muayenehanesindeydiler. Salih Bey içeride bir hastası ile konuşurken , Derya ve Canan kapının hemen ağzında oturmuş bekliyorlardı . Elini karnına götüren Canan , gözlerini kapattı . Tek bir damla gözyaşı bile akmıyordu dışarıya ve içine yerleşen bu damlalar yüreğine baskı yapıp içini acıtmaya devam ediyordu . Günahımın bedelini çekmeliyim dedi sesli olarak . Derya tüm gün ağzından duyduğu bu tek cümleye anlam verememişti ama nasılsa bir cevap alamayacağını bildiğinden soru da sormamıştı arkadaşına .

    Salih Bey , hastasını uğurlar iken büyük bir nezaketle canan ve Derya’yı odaya buyur etti . Canan , arkadaşını yardımı ile ayağa kalkabilmişti . Gözleri faltaşı gibi açık , sadece karşıya bakıyordu . Tekrar , “ günahımın bedelini ödemeliyim” dedi ...

    Derya korkmaya başlamıştı . Odaya girdiklerinde sağ köşede duran muayene masası Canan’ın içine kor gibi bir sıcaklığın düşmesine sebep oldu . O tarafa hiç bakmadan doktorunu dinliyordu .

    Doktor , rutin birkaç soru sorduktan sonra hamilelik testi dışında emin olmak için kan testi yaptırıp yaptırmadığını sordu . Hepsinin cevabı “evet” idi . Muayene vakti geldiğinde , Canan kabinin arkasına geçip o buz gibi mavi önlüğü giyip geldi . Derya kapının hemen ağzında bekleyeceğini garanti ettikten sonra , Canan usulca masaya uzandı . Jinekolojik muayene ile bebeğin 40 günlük olduğunu anlamıştı doktor . Aldırmak istediği konusunda emin olmak için bir daha sordu . Canan , emindi . Çocuk için kendisi ile evlenecek bir koca istemiyordu . “Eminim doktor bey “ diyebildi sadece .

    Doktor açıklamalarına devam ediyordu: “Yirmi dakikaya kadar her şey bitmiş olacak . Acıyı hissetmemeniz için size lokal ya da tam anestezi uygulamam gerek . Hangisini istersiniz ?”

    “Hiçbirini “ ... dedi Canan ...

    Doktor şaşırmıştı . “Bakın bu acı kolay ve katlanılabilir bir acı olmayacak . Parça parça rahminizdeki fetüsü kazımam oldukça sancılı ve zor bir süreç olacak . Bütün hastalarımıza anesteziyi bilakis öneriyoruz . Biraz düşünün bence “

    Canan : “istemiyorum “ ... Başlasın ve bitsin . .. Her anını yaşamak ve beynime kazımak istiyorum . “ Günahımın bedelini ödemeliyim “

    Dakikalarca süren doktorun ve hemşirenin ısrarına rağmen derya ikna olmamıştı. Devreye giren Derya bile arkadaşının fikrini değiştirememişti. Operasyon sakinleştirici olmadan yapılacaktı.

    Hemşire , Canan’ın yanında duruyor ve birbirinden çirkin aletleri doktora duygusuzca uzatıyordu . Canan , bacaklarının arasındaki acıyı tüm hücrelerinde hissediyor ama gık bile demiyordu. Bebeğinin parçalandığını düşünüyor ve ona verdiği acıyı hiçbir detayı kaybetmeden kendisinde yaşamak istiyordu . Neşter darbesi ve açılmakta olan kesiklerin sesi bile odanın sessizliğini bozmuyordu. Canan , kendi sessiz dünyasında , sadece doğmamış bebeğinin çığlıklarını duyuyor ve başka hiçbir ses duymuyordu . Her çıkan parça küçük bir tabakanın içine özensizce atılıyordu . “ Bu kızımın koluydu diye düşündü , bu da bacağı olsa gerek , belki bu da parmağıdır “... Acı o kadar dayanılmaz olmuştu ki , kalp atışı yavaşlamaya ve bakışları iyice sabitleşmeye başlamıştı . Yoğun bir acı , yoğun çok çok yoğun bir acı vardı sadece ...

    *****

    Dakikalar geçip Derya gözünü açtığında Vedat ve Derya , canan’ın başındaydılar . Derya , dayanamayıp Vedat’a her şeyi anlatmıştı . Vedat , Canan’ın saçlarını okşarken , acı dolu gözlerle kadınının haline bakıyordu . Sevdiği kadın , saçma sapan bir gurur uğruna hem bebeğini kaybetmiş hem de canından olmaktan son anda dönmüştü . Tüm gücüyle , kadınının elini tutuyor ve sıcaklığını ona yansıtmaya çalışıyordu . BU travmaya şahit olan Derya ise artık gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başlamıştı bile . Canan ise , gururlu ama bitik bakışlarla erkeğine baktı . Hala onu deliler gibi seviyordu ve baş ucunda elini tutan adamı bütün hayatı boyunca yanında istediğine o anda karar verdi . Vedat ağlamaklı gözlerle yataktaki kadınının kulağına eğilip “ Benimle evlenir misin” dedi ...

    Canan artık duyulacak şekilde ağlıyordu ...

    Sahrabetis

  7. #7
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0
    4 Ağustos - Lanetli Tesadüf



    Boğazım acıyor şu an . Ölüme her an biraz daha yaklaştığımı bildiğim şu anlarda sadece boğazımdaki ağrıyı azaltmak istiyorum . Bitmek tükenmek bilmeyen öksürük krizleri yetmezmiş gibi artık nefes alırken bile zorlanmaya başladım. Evet ... ölüyorum artık

    Yüreğimde tarifi zor bir acı ile , zihnimin o çok bilinmeyenli denklemini çözmek üzere yatağımın üstünde oturuyorum . Yaşam nedir ? Ölüm nedir ? Neden doğdum ve neden ölüyorum ?

    Sadece bunları düşünmek bile , zar zor dik tutmakta olduğum bedenime ağır bir yük oluyor ve sırtüstü yığılıveriyorum yatağıma . Gözlerim tavana odaklanmış şekilde sadece kendimi ve bunca yılımı düşünüyorum . Tam kırkbeş koca yıl ... Acısı ile tatlısı ile , cana can katan umutlarla , ömrümden ömür götüren anılarla geçen tam kırkbeş yıl ...

    Nasıl da sigara istiyor canım ... Aslında bir fırt alsam ne olur ki ? Bir fırt alsam ve bir daha hiç uyanmamacasına uyusam . Zaten bunun için geriye doğru saymıyor muyum günlerimi ? Zaten bunun için hızlı geçen zamanla kavga etmiyor muyum nicedir ? Nasılsa gelecek olan o “beklenen son”u tüm hazırlıklarıma rağmen karşılamaya hazır değil miyim acaba ? Neden hala zihnimde bunca soru var ? Neden , Neden , Neden ? ...

    Sanırım delirmek üzereyim . Düşündükçe beynimin her kıvrımından ayrı bir bilinmeyene giriyorum . İyi ama nerde bu çıkış kapısı ? Cevaplar nerde ? Son nerde ?

    Evet evet sakin olmalı ve herşeyi sakince düşünmeliyim. Kırkbeş yılımın her anını yeniden yaşamalı ve sonra bir sonuca varmalıyım . Boşa mı yaşadım bu koca hayatta acaba ?

    1963 senesinin sıcak bir ağustos gününde dünyaya gözlerimi açmışım ben . Yüreği sevgi ile sıcacık olmuş bir kadın ve kendini tamamen işine vermiş , tek gayesi para kazanmak ve geçimini sağlamak olan bir adamın ürünüymüşüm . Annemi çok küçük yaşta kaybetmiş olsam da hala gülüşündeki o içten sıcaklığı anımsıyorum . Ne kadar güzel bir kadındı ve ne kadar da umut dolu ... Bazen , karasal iklimden dolayı çok soğuk olan Ankara gecelerinde , üşüyen küçük bedenimi ısıtmak için , sabaha kadar koynunda uyuturdu beni . Saçlarımı okşamadığı , yatarken masal anlatmadığı ve gözlerime aşkla bakmadığı tek bir dakika bile hatırlamıyorum. Beş ya da altı yaşında idim annemin elini son kez tuttuğumda . Nerden bilebilirdim ki , bir daha annemi sadece rüyalarımda görebileceğimi nasıl bilebilirdim ?

    Ne kadar da çok özlüyorum şimdi seni anne , hem de her zamankinden daha çok özlüyorum . Hayatım boyunca teninin kokusu burnumdan bir an olsun gitmedi , gözlerinin sıcaklığını hep yüzümde hissettim , adını her andığımda yüzümdeki tebessümün adı oldun anne . Her nerde isen , ben de geliyorum . Beni karşıla anne ....

    Aman tanrım , sonunda kendi kendime de konuşmaya başladım. Sigara içmeliyim , sigaraya iliklerime kadar ihtiyacım var şu an . Nereye koydu acaba şu kadın sigaramı ? İçmeyeyim diye köşe bucak sakladığı sigara paketlerini aramakla geçiyor son günlerim zaten ... Usulca yataktan doğrulan bedenim , hastalığın verdiği halsizlikle yavaş hareket ederek oturma odasına doğru yöneliveriyor . Bakalım zulaya sakladığım sigaramı bulabilmiş mi Neriman . Bir süre önce kitaplığa sakladığım sigaranın yanına doğru , biraz daha hızlanarak yürüyorum . Ve evet , koyduğum yerde usulca durmuş beni bekliyor. Oturma odasının bir duvarını boydan boya kaplayan bu kitaplığı , doktoramı yaptığım yıllarda çok büyük bir özenle yaptırmış ve her kitabı tek tek satın alıp özenle yerleştirmiştim. İşte ilk aldığım kitabın –Fareler ve İnsanlar- arkasına sakladığım sigara şimdi beni bir başka sevinçle daha buluşturmuştu . Uzun süreden sonra sigarama kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum adeta . Yalnız Neriman eve geldiğinde kokuyu almamalı . “Sanırım balkonda içmek en iyisi” diyor içimden bir ses ve oturma odasının balkon kapısından çıkıveriyorum. Temmuzun son günlerini yaşayan başkentte sıcaklık tarif edilemeyecek kadar boğucu ama herşeye rağmen sevdiğim ellerimde ve ben mutluyum .

    Sen ne güzel şeysin be mübarek ... Ciğerlerim bayram etti adeta , sağol , varol ...

    Ölmüş olan ciğerler ne derece bayram eder bilemiyorum ama şu an onların da benim kadar sevinçli olduğuna eminim. Zira yaklaşık on dakikadır hiç öksürmedim . Keşke şimdi annem de yanımda olsaydı . Konuşsaydım onunla , sohbet etseydim , benimle hiç paylaşamadığı hayatımı onunla paylaşsaydım . O kadar yalnızım ve o kadar kırgınım ki şu an . Nasıl bırakıp gidebildin beni anne ? Nasıl ?

    O gün yani annemi gördüğüm son gün , babam ile buluşacaktık ve hep beraber doğumgünümü kutlayacaktık yemek yiyerek . 4 Ağustos 1968 ... Annem beni büyük bir şefkatle hazırladı , saçlarımı taradı ve güzel bir buse koyuverdi yanağıma . Evden çıktık ve zaten yürüyüş mesafesinde olan babamın işyerine doğru ilerlemeye başladık Tam yolda yürüyorduk ki , sağımızdaki evlerden birinden kavga sesleri ve gürültüler duymaya başladık ve hiç yapmamamız gerekeni yapıp merakla başımızı apartmana doğru kaldırarak bakmaya başladık Birden bire kocaman bir cam parçası yukardan üstümüze doğru düşmeye başladı ve tam gözümün önünde annemin başına saplandı . Sadece beş dakika önce saçımı okşayan kadının başından kanlar akıyordu ve yüzü tamamen parçalanmıştı . Bir sürü insan başımıza toplandı ve annemi alıp hastaneye götürdüler ama zaten annemi kaybetmiştik . Herkes bana kim olduğumu , babamı , telefon numarasını , nasıl ulaşabileceklerini sorup duruyordu ama tutulmuştum. Ağlamıyordum hem de tek bir damla bile akmamıştı gözlerimden ama konuşulanları anlayamayacak halde idim . O gün doğumgünümdü ve allahın belası bir çiftin aile kavgası , annemi benden ayırmıştı . İşte tek bildiğim buydu ...

    Sonra babam nasıl geldi , nerden öğrendi , ne oldu bilemiyorum -zaten asla da konuşmadık bu konuda , ama bir şekilde hastaneye geldi . Her zamanki suratsız ve güçlü görünmek için uğraşır haliyle , beni kucaklayarak evimize götürdü .

    Ev ... evim... evimiz... Bir daha asla ev olmayacak olan dört duvar ... Annemin ölümünden sonra , masallardaki büyü yapan cadıların bir anda herşeyi tersine çevirdiği gibi , bizim hayatımız da tamamen değişti . Yalnız yaşayan anneannem bize taşındı ve gönüllü olarak beni koruyup kollamaya başladı . Orucunu tutan , Cuma namazını asla kaçırmayan ve her gece dua etmemiz için bizi zorlayan babam ise içkiye ve gece hayatına hızlı bir geçiş yaptı . İlkokula başlayacağım sene babamı da alkol komasına girdiği bir gün ve yine gözlerimin önünde kaybettim.

    Çok küçük yaşta peşpeşe iki darbe almıştım. Hayatın bana çok da sempatik ve iyimser yaklaştığını sanırım söylemem doğru olmaz . Anneannem ise , bu acıların yüreğimde yarattığı fırtınaları sezercesine beni bir anne şefkati ile sarmaladı . Canımdan öte can , gönlümde sultan, başımda taç oldu ...

    Babamın ölümünde de gözümden tek bir damla yaş akmamıştı . Aslına bakarsanız üzülüp üzülmediğime bile çok emin değilim .

    ........

    Sigaram bitiyor ve lanet olası ökdürük krizi gelmek üzere .. hissediyorum . Ciğerlerim benden intikam alıyorlar . Yıllarca ben onları düşünmedim şimdi de onlar beni düşünmüyorlar . İşte bir kriz daha ... Boğuluyorum , adeta nefes alamıyorum . Allah’ım al artık canımı ve beni anneme gönder , rahat nefes alabileceğim yere gönder , boğuluyorum ...

    Balkonda başlayan öksürük krizim tekrar sürüne sürüne gittiğim oturma odasında son buluyor. Biraz daha sakinim ve burnumdan nefes alıp hayata tutunmaya çalışıyorum. İşte tam bu anda karşıdaki bir resim gözüme çarpıyor . Lise mezuniyetim ve yanımda güzeller güzeli anneannem var .

    Kısacık boyu , tombul bedeni ve al yanakları ile Adile Naşit’e benzeyen , akşa pakça anneannem benim. Hiç farketmemiştim meğer benden ne kadar da kısa duruyormuş . 189luk boyumla hep uzun biri oldum . Lise hayatımdaki basketbol merakım ve evvelindeki kısa süreli voleybol maceram beni sportif ve sosyal bir çocuk yapmıştı . Çevremde sohbetiyle ve dostluğu ile aranılan birisi idim. Derslerimdeki başarım , spor hayatındaki aktifliğim ve babamdan aldığım yakışıklı duruşumla – bu konuda tevazu gösteremeyeceğim zira babama iş arkadaşları alen delon derlerdi J- kızların ilgisi hep üstümde olmuştu . Lise mezuniyetinde lisenin en güzel kızı ile baloya gitmiş ve sabaha kadar eğlenmiştik . Hayatımda gördüğüm en güzel ve çekici kızdı . Çok zengin bir ailenin tek kızı olmasına rağmen hiç şımarık değildi . Yüzü anneminki gibi bembeyaz , bedeni narin ve bakışları anlamlı idi . O gece geç saatlere kadar eğlenmiş sonra onun evine gitmiş ve bakirliğe ikimiz de veda etmiştik . Unutulmaz bir gece idi ama ilişkimiz çok kısa sürdü çünkü ben İstanbul’da İTÜ’de okuyacak idim ve onu da ailesi eğitim için Londra’ya (london school of economics) LSE’ye gönderiyorlardı. İçim burkulmuştu . Güldüğü zaman yüzünde oluşan gamzelerini belki bir daha hiç göremeyecek ve o gül kokan tenine bir daha dokunamayacaktım . Hayat 3-0 galip durumdaydı ve daha 18 yaşındaydım . Havaalanında onu yolcu edeceğim gün olan 4 ağustos 1981 ‘de , yani yine doğumgünümde , sol yanımdan ağır bir yara almıştım. Ağrıyordu , kanıyor ve hatta parçalanıyordu . Kalbimi çıkartıp uçurumdan aşağı atmak ve ardıma bile bakmadan sonsuzluktaki yerimi almak istiyordum . Tam el sallıyordum ki kolumda bir el hissettim . Altmış yaşındaki anneannem benim acımı hissedip taksi ile yanıma kadar gelmişti . O küçücük ve tombiş bedenine sarılıp tam 18 yıl için ağladım . Onsekiz yılın acısını gözlerimden bir seferde akıtmak istiyordum . İnsanların ne dediği , ağlamakta olan bu koca cüsseli erkeğe ne gözle baktıkları umrumda bile değildi . Sadece ağlıyordum . Anneannem tek kelime bile etmeden kolumu okşuyor , bana sarılıyor ve ellerimi öpüyordu .
    ......

    Meğer ne çok fotoğraf çektirmişim ben . Şimdi bakıyorum da hemen hemen hepsinde anneannem var . Melek gibi bir kadındı hayatıma giren tüm melekler gibi o da birgün gitti . Onu suçlayamam ve hiç de suçlamadım çünkü ayaklarımın üstünde durduğum ana kadar hep yanımda oldu . Çok korkmasına rağmen , kalp krizi geçirdiğinde , benim hatrım için , benimle biraz daha çok vakit geçirebilmek için ameliyat oldu . Çok acılar çekti , çok üzüldü ama hep dağ gibi ardımda durdu . mekanı cennet olsun .

    Oturduğum yerden uzaktaki fotoğraflara bakıyorum . Ve işte bir tane daha . Dur bakayım bu neydi ? Ha evet üniversiteyi bitirdiğimde , okul arkadaşlarımla beraber , Kapadokya’ya geziye gitmiştik . O gün için kiraladığımız otobüste çekmişlerdi bu resmi. Yüzümde bir gülümseme olarak kalan çok tatlı bir anı oldu.
    ......

    Üniversiteyi bitirmiş hatta akademik kariyer için okulda kalmayı da garantilemiştim . Anneannem benden uzak kalamamış ve o da İstanbul’a taşınmıştı. Dört yıldır burada yaşıyor ve birbirimize destek oluyorduk . Birgün anneannemle konuşurken mezuniyetin zihinlerimizde şen bir anı olarak kalabilmesi adına , bir gezi düzenleme konusunda sohbet etmiştik. Ertesi gün duyuruyu yaptım ve kapadokyaya gezi olacağını tüm okula yaydım . Üniversite yıllarında okuldaki en yakın arkadaşım Salih idi . Dört yıl her konuda birbirimizle paslaşmış ve yaşamın yükünü beraber taşımaya başlamıştık . O benim dostumdu , yüreğimin yarısı idi . Başım sıkıştığında aradığım tek insandı . Bir kızla çıkmaya başlamış ve onu benimle tanıştırmak istiyordu . Ben de pikniği bahane edip onu da getirmesini ve o gün tanışabileceğimizi söylemiştim. Nitekim öyle de oldu . Sabah saat yedide otobüs okulun önünden kalkacaktı , bir gece kapadokya’da kalıp ertesi gün akşaüstü tekrar yola çıkıp gelecektik . Herşeyi planlamış ve son derece düşük bir fiyata servis ile antlaşmıştım . Herkes mutluydu . Salih yanında kızarkadaşı ile geldiğinde , neredeyse küçük dilimi yutacaktım . İnanılmaz güzel bir genç kadın vardı yanında ; beline kadar kızıl saçları , su yeşili gözleri ve bembeyaz teni ile Salih’i gölgede bırakıyordu . Sabahın o erken saatinde bile kızın yüzünde gülücükler vardı ve gözlerinin içi ışıl ışıldı . Aşık olmuştum hem de ilk görüşte ama Salih’in incinmesini istemiyor ve o yüzden elimden geldiğince uzak duruyordum. Salih beni Neriman ile tanıştırdı . Kız daha ünivesite ikinci sınıfta , inşaat mühendisliği bölümünde okuyordu . Zekası gözlerinden belli oluyordu adeta. Bakmamak için çok uğraşsam da kaçamak bakışlarla Neriman’a , sonra da “ acaba bakışımı yakaladı mı “ diye Salih’e bakıp duruyordum . Servisin içerisinde bakışlar arasında bir saklanbaç oynuyordu ama tek oyuncu bendim . Kendi kendime oynuyor ve sobelenmemek için de yine kendimden saklanıyordum .

    Her gezide olduğu gibi o gün de servisin içerisindeki insanlar şarkılar , türküler söylemeye ve gitarı olanlar gitar çalmaya başladılar . Herkes avazı çıktığı kadar bağırıyor , alkışlarla tempo yapıyor ve alabildiğine eğleniyorlardı . Arkadan billur gibi bir sesin gelmesi ile tüm servis yavaş yavaş seslerini azaltmaya başladılar . En arkada oturan Salih ve Neriman , kendilerini kaptırmış şekilde şarkı söylüyolardı ama Neriman’ın sesi herkesin bir anda özgüvenini yıkmış, seslerinden şüphe etmelerini sağlamış ve o billur sesi saygı ile dinlemeye yöneltmişti . Sesinin güzelliğinin farkında olan Neriman da , tüm ilginin üstüne çekildiğini farkettikten sonra gözlerini kapatıp , kendini melodinin uyumuna bırakıp daha bir aşk ile söylemeye devam etti . İşte istediği ve beklediği olmuştu . Servis onu alkışlıyor ve herkes onu konuşuyordu . Çok farklı bir kadındı ve Salih de böylesi bir kadına sahip olduğu için ağzı kulaklarında seyahat ediyordu .

    İyi ama neden kıskanıyordum ki ? İlk görüşte aşk böylesi bir etki mi yaratıyordu acaba insanda ? Çok farklı idi duygularım ve çok da özel .

    Kapadokya’da Neriman’a yaklaşmamak için Salih’ten de uzak duruyordum . Salih ise iyi niyetinin getirdiği saflıkla her fırsatta yanıma gelmeye çalışıyor ve kızarkadaşına dair benden onay almak istercesine “Neriman da şöyle , böyle , şunu yapıyor , bunu ediyor “ diye sürekli bana onu anlatıyordu . O gece bir barda çok güzel bir eğlence düzenledik . Hepimiz az çok birbirimizi tanıdığımız için yabancılık çekmiyor ve sadece mezuniyetin tadını çıkartıyorduk . Dans müziği çalmaya başlayınca Salih ve Neriman dansa kalktılar . Ben de çok sevdiğim bir aarkadaşım olan Meral ile dansetmeye başladım. Sonra nasıl olduysa Salih partnerlerimizi değiştirdi ve birdne kendimi Neriman ile dansederken buluverdim. Harika kokuyordu . Gözleri su yeşili ve saçları gecenin karanlığında parlak kırmızı idi . O an onu sır bahçeme davet etmek istedim. Kimsenin bilmediği ve haketmeyen kimsenin asla giremeyeceği bir bahçe idi burası . Sadece hayallerimle sınırlı olan , zaman ve uzamın olmadığı bir bahçe . Onu da bahçemde görmek istiyordum . Yalnız kaldığım o bahçede benimle beraber yürüsün istiyordum . Aşık olmuştum . Gözlerimi ondan ayıramıyor ve dudaklarından öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Çok ama çok güzeldi . Tıpkı bir peri kızı gibi asil ve gizemli duruyordu . Bembeyaz bir mini elbise giymiş ve kıpkırmızı saçları ile gecedeki tüm gözleri üzerinde toplamayı başarmıştı . Neriman bana bakarak şöyle dedi :

    Salih sizi çok seviyor ve hep sizi anlatıyor . Bu kadar iyi dost olduğunuza göre size gönül rahatlığı ile sorabilirim . Salih’in bana olan hislerini biliyor musunuz acaba ?

    Salih sizden bana çok sözetti ve sizin onun için anlamlı olduğunuzu biliyorum . Gerisini zaten sadece zaman gösterir .
    Deyiverdim . Biraz kırgın ama kendinden emin bir halde :

    O halde bekleyip göreceğiz ....
    Dedi .

    Resmen kıskanmıştım Salih’i ve inadıma çok da hoş olmayan bir tablo çizmeye çalışmıştım ama yine de Neriman dimdik karşımda durmuş ve duygularını gizlemeyi başarıp , mantığı ile konuşmuştu . Bir anda saygımı kazanmış ama sol yanımın da sızlamasına sebep olmuştu .

    Ertesi gün İstanbul’a döndük ve bir süre ikisiyle de görüşemedim. Üçüncü kişi bu tüz durumlarda her zaman fazlalıktır ; Ne de olsa . AŞK İKİ KİŞİLİKTİR.

    Değişir yönü rüzgârın
    Solar ansızın yapraklar.
    Şaşırır yolunu denizde gemi
    Boşuna bir liman arar.
    Gülüşü bir yabancının
    Çalmıştır senden sevdiğini,
    İçinde biriken zehir
    Sadece kendini öldürecektir.
    Ölümdür yaşanan tek başına
    Aşk, iki kişiliktir.

    Ne zaman Ataol Behramoğlu’nun bu şiirini duysam , o günde beri aklıma hep o günler gelir .
    ……….

    Bir sure sonra Salih beni aradı . Yakında askere gidecekti ve hoşçakal demek istiyordu . Neriman ile nişanlanmadan gitmek istemiyor ama kızın ailesi de askerliğini yapmadan nişanlanmasına izin vermiyordu . İkisinin de moralleri bozulmuştu . Ben ise o sırada okulda master ile ilgileniyor ve kendimi tamamen bu yönde kanalize ediyordum. Anneannem de yaşlılığı getirdiği , bacak ağrıları , tansiyon , kalp ve kolestrol gibi pek çok rahatsızlık ile mücadele ediyordu . Bir gün Salih okula kahve içmeye geldi . Saatlerce oturduk ve eskileri yad ettik . Hem onu çok seviyor hem de deli gibi kıskanıyordum. Aylardır Neriman aklımdan bir an bile çıkmamıştı ve sıkıntımdan sigaraya ve arasıra da olsa içkiye başlamıştım. Zaten uzun olan bedenim , düzensiz yenen yemekler ve içkinin de etkisi ile epey iri bir hal almaya başlamıştı. O gün kilolarıma , Neriman’a , gelecek planlarına ve askerden sonraki iş hayalerine kadar her konuda konuştuk ve ben hepsinde yanında oalcağım konusunda içim acıyarak da olsa ona teminat verdim . Hoş bir sohbetin ardından nahoş ve sızılı bir veda ile Salih’ I de yolcu ettim. Bir daha onu da göremeyecektim çünkü acemi birliğine katıldıktan bir sure sonra bir tatbikat anında yüksekten düşerek boynunu kıracak ve o da kaybettiklerim listesine eklenecekti . Artık hayatın bana karşı kaç sıfır önde olduğunu sayamıyordum bile .

    Peki ben neden yaşıyordum ? Bunca yaşamayı hakeden insanlar ölürken , benim yaşamda kalma sebebim ne idi ?

    Bunca düşünce krizinin arasında içkinin de sigaranın da dozunu her gün biraz daha arttırmaya başladım. Eve sarhoş gitmem anneannemin moralini bozuyor ve sağlığını olumsuz yönde etkiliyordu ama yapamıyordum . Kendimi engelleyemiyor ve sadece içmek istiyordum . Bir gün üniversitede iken odamın kapısı çaldı . Salih’in ölümünün ardından tam bir yıl geçmişti ve kapıyı çalan Nerimandı . Hala çok güzel ve hala kıpkırmızı idi . Ruhundaki vahşi güzellik saçları ile dışa vuruyor ama bunu ruhundan bile saklamaya çalışıyordu . Arkadaşlığımızın devam etmesi için gelmişti. Ben de Salih’i görüyordu ve onu unutamıyordu . Bunu çok iyi biliyordum ama yine de onunla olmak , onu hayatımda tutmak istiyordum. Nitekim arzuladığım gibi de oldu . İlerleyen günler bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı ve Salih’in sadece anılarda yaşamasına sebep olacak o gün geldi . Evlenme teklif ediverdim , bir anda ve hiç aklımızda yokken . Onda kaldığım bir gece , deliler gibi sevişmemizin ardından , ondan karım olmasını istedim ve 4 Ağustos 1988de evlendik . Hayatımın en güzel günü idi .

    ……

    Her fotoğraf beni zamanda yolculuğa çıkarıyor . Resmen koltukta oturmuş ve kıpırdamadan anılarımda medcezir yaşar haldeyim. Boğazımın ve ciğerlerimin ağrısını şu an hissetmiyorum. Sadece geçmiş var artık , şu an yok ….

    ……

    Neriman’dan bir bebeğimin olmasını istiyordum. O kadar güzel bir yüreği vardı ki ve o kadar güzel bir kadındı ki anne olmalıydı. Anneliğin güzelliğini de kendi güzelliğine eklemeliydi ve doğacak olan güzeller güzelinin babası da ben olmalıydım. Çok istiyordum bunu , hem de çok. Neriman , ocağın ortalarında test yaptı ve hamile olduğunu söyledi . Günlerce kutlama yaptık. İkimiz de sevincimizden uçuyor ve tüm sevenlerimizle bu mutluluğu paylaşmaya çalışıyorduk . Soğuk kış günleri bitip yerini o iç aıcı bahar günlerine bıraktığında Neriman artık anne gibi görünmeye başlamış ve o güzel karnı ile güzelliğine güzellik katmıştı. Ona ilk günkü kadar aşıktım ve sabırsızlıkla doğacak olan bebeğimizi ve mutlu günlerimizi bekliyordum. BU sırada anneannemin rahatsızlıkları çoğalmış ve kalbinden sıkıntısı çoğalmıştı . Ağrıları vardı ve ciddi bir kriz atlatmıştı . Doktorlar ameliyat olması gerektiğini söylüyorlarsa da o çok korkyor ve masada kalacağını düşünüyordu . Beni kırmamak adına mayıs 1990da ameliyat oldu . Her gün ziyaretine gidiyor ve torununun bebeğini göreceği için şanslı olduğunu ona söylüyordum.

    Doğumgünüme çok az kalmıştı . İki gün sonra 4 ağustos idi ve ben büyük bir korku ile “ acaba bu sene ne oalcak “ diye bekleyip duruyor ve anneanneme birşey olmaması için yalvarıyordum. O gece Neriman’ın sancıları başladı . İki gün aralıklarla sancısı devam etti . Üç ağustosu dört ağustosa bağlayan gece sancıları iyice arttı ve bavulumuzla beraber hastaneye gittik . Hemen Neriman’I doğumhaneye aldılar , bebek geliyordu . Adını , anneannemin ismi olan , Nur koyacaktık . Hemen anneannemi aradım , az kaldı küçük Nur geliyor , sabret dedim ve telefonu kapattım. Heyecandan sigaraların biri sönüyor diğeri yanıyordu . Hastanede bekleyen bir sürü baba adayı ile beraber volta atıp sigara içiyordum ama bir türlü haber gelmiyordu. Derken bir doctor hanım tedirgin bakışlarla yanıma geldi .

    Sinan Bey ?

    Buyrun benim . Elimizden geleni yaptık ama sadece eşinizi kurtarabildik , üzgünüz .

    İşte şu an deprem oluyordu , yer ile gök birbirine giriyor ve 4 ağustosun laneti üstüme boğucu bir şekilde tekrar çöküyordu . Annemin ölüm haberini aldığımdaki gibi hastane koridorunda sandalyelere oturuverdim. Konuşulanları duymuyor sadece kendimle konuşuyordum. Küçük Nur dünyaya gelemeden hayatımdan çıkmıştı . Hayat ringinde karşısına rakip olarak gördüğü beni , yaşam yerden yere vuruyordu . Bu acıya nasıl dayanabilirdim ki ? Nasıl ? Karımı görmek , anneannemi aramak ve bir kez olsun koklayamadığı bebeğime dokunmak istiyordum . Eşim yoğunbakımda olduğundan uzaktan görebilecektim . Yavaşça merdivenleri çıkarken , onu ilk gördüğümde ona ne diyeceğimi düşünüyordum . Neriman zaten beyaz olan teni iyice beyazlamış ve bitkin bir halde , gözleri kapalı oalrak yatıyordu . Ellerinin damarlarına kadar belli idi . Belli ki çok canı acımış ve halsiz kalmıştı . Peki ama asıl ruhunu acıtacak olan haberi alınca ne yapacaktı ? Ve ben bunu ona nasıl söyleyecektim ?

    O güzel krımızı saçlarını okşamak ve yanındayım bebeğim demek istiyordum ama gücüm yoktu . Ayakta bile duramıyor ve sadece kendimle kalmak istiyordum . Anneanneme gitmeli ve sonra da sabaha dek kızkulesinin hüzün kokan görüntüsünde içmeliydim . Koşarak anneanneme gittim . Kapının anahtarı bende de olduğu için , kapıyı açıp girdim . Anneannem yatağında idi . Korkmasın diye usulca yanına gittim :

    Nur Hatun , ben geldim . Uyanık mısın anneanne ?

    Ama hiç ses gelmiyordu .

    Anneanne lütfen uyan , kötü çok kötü şeyler oldu . Sana ihtiyacım var .

    Ses yoktu .. Korkmaya başlamıştım . Anneannemin sırtı bana dönük olan bedenini kendime doğru çevirdim . Nefes almıyordu , kıpırdamıyordu hatta teni de soğumaya başlamıştı . Panikledim ve ambulansı aramaya koştum ama her zaman olduğu gibi geç kalmıştım. 4 ağustosta hem Nur sultanımı hem de Nur bebeğimi kaybetmiştim. Herşeyden nefret ediyordum , herşeyden .

    ……………

    Geçmişim boğazımı sıkıyor ve nefes almamı engelliyor gibi .. Bu krizlerden de nefret ediyorum . Tedavi süreci boyunca yeterince canımın acıdığı yetmezmiş gibi şimdi de yaşayan bir ölü olarak acı çekiyorum . Anılarımın yükü altında eğiliyorum. Neden yaşadım peki ben ? Neden ?

    ……..

    Bebeğini kaybeden eşim bir daha kendisini hiç toparlayamadı. Saçlarını siyaha boyattı ve kısacık kestirdi. Makyaj yapmamaya ve uyumsuz giysiler giymeye başladı . Kendisine saygı duymuyor ve gün geçtikçe benden uzaklaşıyordu . Sabahlara kadar benimle çılgınca sevişen kadın artık benimle bile yatmıyordu. Çoğu zaman annesinde kalıyor ya da evde salonda yatıyordu . Ben ise , içkinin şefkatli kollarına kendimi bırakmış ve tek teselliyi onda bulur haldeydim. Güçlü gibi gözüken bedenim çok güçsüz bir ruh ile yönetiliyordu. Zayıftım , ailemi ayakta tutamayacak kadar zayıftım . Kabullenmiştim.

    Yıllar hızla geçiyordu . Neriman ile aynı evde iki yabancı gibi olmuştuk . Bazen nerde olduğunu hiç söylemeden sabaha karşı eve geliyor , duşunu alıp sessizce salonda yatıyordu . Tek kelime bile konuşmuyor , gülmüyor , yemek bile yemiyordu .

    Doktorama hazırlandığım sırada , kitap okumayı seven eşime bir sürpriz yaprak evin bir odasını boydan boya kitaplık yaptırtmıştım. “fareler ve İnsanlar” başta olmak üzere , her ay onlarca kitap alarak onu mutlu etmeye çalıştım . Evde kitap okumasını sağlayarak onu evde tutmak istiyordum çünkü her gün biraz daha eşimi kaybediyordum . Ben sadece içki ve sigara ile kendi sağlığımı cezalandırırken o hareketleriyle ikimizi de cezalandırıyordu.

    Gün geçtikçe bu çabam yerini çaresizliğe ve çaresizliğim de yerini nefrete bırakmaya başladı . Neriman’ı görmek istemiyordum . Geceleri nerde ve kiminle olduğunu bilmiyordum , gördüğüm zaman eski kırmızı saçlı kadınımı özleyip hüzünleniyordum ama olmuyordu . Başka bir boyuta geçmiş ve adeta ikimizden de intikam alıyordu .

    İkimize de son bir şans tanımaya karar verdim. Bundan bir yıl kadar once balkonumuzda nezih bir sofra hazırladım , mumları yaktım , kendi ellerimle yemekler hazırladım ve Neriman’I arayıp eve erken gelmesini söyledim . Onunla hayatımıza dair konuşacaktım . Erken geleceğini ve onun da konuşmak istediği şeyler olduğunu söyledi . Saat altıyı bir kaç dakika geçerken kapı çaldı . Çökmüş ve bitkin bir halde Neriman karşımda duruyordu. O kadar zayıflamıştı ki , neredeyse kemikleri sayılıyordu .

    Hoşgeldin .. dedim , yanaklarından öpmeye çalıştığımda başını geriye doğru çekti . Gel içeri dedim . İçeri girdi .

    Lütfen balkona geçer misin ? dedim .

    Hiç itiraz etmeden balkona doğru yürüdü . Balkondaki hazırlığı görmesine rağmen yüzünde hiçbir ifade yoktu . Donuk ve anlamsız gözlerle masaya bakarken bir yandan da oturması için çektiğim sandalyesine oturdu . Seçtiğim kırmızı şaraptan bardağına yavaşça koyuverdim

    Ne yaptığını sanıyordun ? dedi.

    Yeniden aile olmaya çalışıyorum . Yeniden BİZ omaya çalışıyorum . Karımla konuşmaya çalışıyorum .

    Allah kahretsin Sinan , anlamıyor musun biz bittik . Biz diye birşey yok . Sen lanet olası içkiden teselli buluyorsun , ben de lanet olası erkeklerden . Ve seni istemiyorum , git hayatımdan , giiittttt .

    Ve son sözü bu oldu. Hızla masadan kalktı ve koşarak dışarı çıktı , aylarca da eve gelmedi ; Ta ki akciğer kanseri olduğumu öğrenene dek … İki ay kadar once , kemoterapi süreci ve tedavi başlayınca eve döndü . İlk işi sigaralarımı ve içkileri saklamak oldu ama sonra yine kendi dünyasına ve yalnızlığına yerleşti. Gece gelmemeler , sarhoş gelmeler ve erkek parfümü kokan bembeyaz bir ten …

    ……………

    İşte benim hayatım bundan ibaret . Bol miktarda kayıp , bir o kadar acı ve bir tutam umut . Şimdi bir daha düşüneyim , acaba ben bu hayatta neden yaşıyorum ?Yaşamak istemiyorum ki ben . Hem biliyorum benim de yaşamımın sonuna geldik . Temmuzun son günlerindeyim ve doğumgünüme yine az kaldı …




    Sahrabetis ...

  8. #8
    kaos. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-07-2008
    Mesajlar
    2,798
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    paylaşımlarınızın her birini dikkatle okudum.

    duvar ören ustanın yaptığı iş gibi her tuğla özenle oturtulmuş yerlerine. ince ayrıntılarına kadar herşey özenle yapılmış.

    her ne kadarda sonuç bölümünde, okuyucuya vermek istediğiniz mesaj silik kalsada;
    insanı kendi içine çekip kendi dünyasına götürebiliyor, hikayelerinizdeki hayalgücünün kusursuzluğu ve canlılığı.

    paylaşımlarınızın devamını sabırsızlıkla beklediğimi bilmenizi istiyorum teşekkürlerimi iletirken..
    Oyun bitmeden farket !

    ŞAH'mısın, PİYON'mu...!

  9. #9
    sahrabetis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-04-2009
    Mesajlar
    53
    Karizma Gücü
    0
    Yorumlarınız için çok teşekkür ederim arkadaşlar

    Bırakma Beni

    Bırakma beni.
    Bırakırsan kolum kanadım kırılır,
    Uçamam gönlümün götürdüğü yere.
    Sudan çıkmış balık gibi,
    Nefesim kesilir,
    Ölürüm...

    Bırakma beni.
    Bırakırsan çöllerde susuz kalır
    Gidemem sevginle dolu yüreğine.
    Bir damla suya hasret toprak gibi,
    Yüreğim de kurur,
    Ölürüm...

    Bırakma beni.
    Bırakırsan uçurumlardan aşağı düşer
    Karanlığın girdabında söz geçiremem benliğime.
    Leyla’sına kavuşamamış Mecnun gibi,
    Çöllerde sürünür,
    Ölürüm...

    Bırakma beni.
    Bırakırsan dalında açmakta olan çiçeğim kurur,
    Güneşin sıcağını çekemezsem hücrelerime,
    Toprağına kezzap atılmış filiz gibi,
    Bir anda çürür,
    Ölürüm...

    Sahrabetis

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •