Başbuğ: Ben 14 Nisan’da Afganistan'dan, Irak’tan konuştum mu? Zaman kısıtlı ve belli konularda konuşmak gerekiyor. TSK olarak 4-5 ayda bir fikir değiştirdiğimizi düşünmüyorsunuz herhalde. TSK için AB’ye tam üyelik Atatürk’ün amaçladığı çağdaş uygarlık düzeyine çıkma konusunda önemli bir araçtır. AB’den Türkiye’ye diğer devletlere olduğu gibi eşit davranılmasını istiyoruz.

ABD'Lİ GENELKURMAY BAŞKANINI ATLADINIZ

ABD Genelkurmay Başkanı ile de görüştüm. Herhalde basında çıkan her şeyi herkes okumuyor. Obama Türkiye’ye geldiği gün Pazar günü Obama’nın Milli Güvenlik Danışmanı ile de görüştüm. Onu da hiçbiriniz yakalayamadı. Ben bunu soracağınızı bekliyordum.

"YETER ARTIK!"

Türkiye’ye geldiği zaman Türkiye’den illa bir şey ister diye düşünülüyor. Yeter artık. Türkiye sadece bir şey istenmek için gelinen bir ülke değildir. Türkiye olayları nasıl değerlendiriyor, ne gibi bir katkılarda bulunabilir, bunların arandığı bir ülke. Benim görüştüğüm iki tane önemli ABD’li yetkili bizden ne Afganistanla ne de Irak’la ilgili hiçbir isteği olmadı. Sayın ABD Genelkurmay Başkanı, bölgesel ziyaretten sonra Türkiye’ye geldi. 4 saat beraber olduk. Bu sürede elbette gezide bulunduğu Pakistan, Afganistan, Irak’taki gelişmelerle ilgili fikir alışverişinde bulunduk. Basında yeteri kadar yer almıyor. Pakistan’da çok ciddi gelişmeler var. Bizde bütün ilgili ülkeler de Pakistan'daki gelişmelerden endişe duyuyrouz. Keşke bu kardeş ülkedeki sorunlar çözüme kavuşsa.

Başbuğ: Biz TSK olarak ne TBMM’yi ne de Meclis’teki partileri protesto etme durumumuz olmaz. Ancak Meclis içind eyer alana bir grup siyasi parti olarak gözüküyor. Bu siyasi parti terör örgütü ile olan ilişkisini ve bakışını açıklığa kavuşturmadan onalrla aynı ortamda olmamız söz konusu değil. Ben bu sabah 9 şehit veren bir kurumun komutanıyım. Her şey ifade edilince olay daha karmaşık hale geliyor. Terör örgütü ile arasına mesafe koyamayan bir grupla aynı yerde bulunmayaya özen göstermemizi bütün Türk halkının anlayışla karşılayacağını düşünüyorum. İşte bu parti terör örgütü ile hala mesafe koyamıyor. Bu terör örgütü bu sabah 9 tane personelimizin canını aldı.

Bedelli askerlik konusu 1111 sayılı askerlik kanununun 10. maddesinde açıkça yer alır. Bedelli askerlik uygulaması fazla yükümlülük olması halinde uygulanır. Ben diyeceğim ki TSK olarak benim bu yıl şu kadar perseonele ihtiyacım var. O sene askere müracaat eden perseonel sayısı bizim ihtiyacımızdan fazlaysa uygulanır. 2008’den beri TSK’nına asker ihtiyaçlarını karşılama yüzdesi düşüyor. İhtiyacımın yüzde 66’sını karşılayabilmişim. Mevcutlar düşüyor. 2009’da bu oranın yüzde 64’e düşeceğini tahmin ediyoruz.Bu durumda bedelli askerlik uygulamasını düşünmemiz söz konusu değil. Önümüzdeki perspektif de bunun uygulanma olasılığını olmadığını gösteriyor. Türkiye terörle mücadele ediyor. Bedelli askerliğe kimse evet diyemez terörle mücadele devam ettiği sürece. Benim 9 vatan evladım şehit oluyor. Öbür tarafta başka bir genç para verip kısa askerlik yapıyor. Biz bunu kimseye izah edemeyiz.

ARAMALARA ASKER İZİN VEREMEZ"

Kamuoyunda çok yanlış yansıtılan bir konu. Bu süreçle ilgili olarak deniliyor ki soruşturma sürecine Gen. Başkanlığı İzin veriyor, destek veriyor. Hukuk devletinde herhangi bir kurumun yürütülmekte olan bir yargı sürecine destek vermesi ya da vermemesi gibi bir şeyin düşünülmesi kadar ayıp bir şey yoktur. Önemli olan bı sürecin yasalar çerçevesinde yürütülüp yürütülmemesi. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin yetki ve görevlerini iyi anlamalısınız. Bunların yetkilerini iyi anlamak lazım. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 11. madde 5. fıkrasında askeri mahallerde nasıl arama yapılacağı belli. Cumhuriyet savcılarının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir. Bu arama askerin müsaadesi ile yapıldı. Hayır efendim böyle bir şey yok. Madde çok açık. Bu bazen bu aramaya asker müsaade etti diye yorumlanıyor. Savcılık merkez komutanlığına bilgi verir. Merkez Komutanlığı’na gelinir ve arama neyse yapılır.

"GATA'YA YAPILAN SUÇLAMALAR AHLAKSIZLIK"

Sormadınız ama açıklayacağım. GATA ile ilgili yazılan çizilen konuşmalar. Tutuklu statüsünde olan muvazzaf veya emekli askerlerin askeri hastanelere sevki mevcut mezuat çerçevesinde ve Adalet Bakanlığı’nın dahilinde yapılır. Bizim hiçbir dahlimiz yoktur. Adalet Bakanı bu konuyla ilgili açıklama da yaptı.Sanki sevkleri biz yapıyoruz gibi gösteriliyor. Bu yalan ve iftira. GATA Haydarpaşa’ya yapılan sevkler İstanbul Tabip Odası tarafından incelendi ve rapor da yayınlandı. Sevk ve Hekimlik konusunda sorun yoktur dendi. Siz kalkıp sistemli bir şekilde bu kişiler hasta değil, bilerek sevkedildi derseniz. Bu sevkler Bakanlık dahilinde oluyor. Tedaviler asılsız derseniz ne biliyorsunuz denir. Bazı tutukluların nakli asker tarafından yapıldı. Tutukluluktan serbest kalan bir kişi söyleyin. GATA Haydarpaşa’da yapılan her şey hukuk ve kanun neyse ona göre yapılmaktadır. Bu konuyu böyle yalanalrla gündeme getirmek ahlaksızlıktır.

"AKREDİTASYON BİR KOZ DEĞİL"

Akreditasyon konusunda değişiklik olabilir. Akreditasyon konusunu sanki koz olarak kullanıyormuşuz gibi düşünülmesin. Böyle bir şey kesinlikle yok. Keşke genişletebilsek.

"GEREKTİĞİNDE
TERÖRİSTİ BİLE
HELİKOPTERLE TAŞIYORUZ"

Kahramanmaraştaki CHA muhabiri ile ilgili olarak şunu söyleyeyim. 30 Mart’ta DHA muhabirini ilgili komutan arşiv çekimini yapmak için bölgeye götürmüş. Sonra da aşağıya götürüyor. Aynı gün saat 15 civarında bir helikopter malzeme yüklüyor, artık dönülecek. Yanlarında fotoğraf makinesi ve kamera olan iki kişi helikoptere binmke zistiyor. Kendilerine bu helikopter sadece askeri malzeme taşıyacak, siz alamıyrouz deniyor. Hava açık. 13 derece. Onları bırakmışız. Nereden çıkıyor. Bölgeden yaya olarak inen 350-400 kişi var. Bölgeden son helikopter 17.30’da ayrılmadan önce bölge kontrol ediliyor. Bize gelen bilgi yok. Burada kesinlikle bir kasıt olduğu kanaatinde değilim. Farklı bilgi varsa biz inceleriz. Gereken hata varsa da gerekeni yaparız. Ben teröristi helikopterle taşıyorum gerekli olduğunda. Taşımak mecburiyetindeyim. Çok zor durumdaysa kişi Türk askeri bunu yapmaz. Ama şartlar da bu. İnanın bu. İnsani açıdan TSK’nın insanlara bakış açılarının farklı olamsının düşünülmesi bile bizi rahatsız eder.

"KAYIP MÜHİMMAT YOK"

Birliklerden aldığımız resmi raporlarda da kayıtlarımıza göre mühimmat eksiğimiz gözükmüyor. Bu mühimmatın nerden geldiği sorusu kaynaklardan biri Irak. Irak her açıdan bize problem. 4-5 sene önceki Irak’a gittiğiniz zaman sokakta parayı verin silahı çantayı koyun getirin, öyle bir durum vardı. Şimdi durum nasıl bilmiyorum ama. Diğer kaynak iç güvenlik ahrekatında bazı güçlükelrimiz var. Operasyona çıkan bir birliğin operasyondan sonra üzerindeki mühimmatı tam kontrol etmeniz zor. Diyoruz ki atıştan sonra el kovanalrını topla. Operasyondaki birliğe bunu diyebilir misiniz? Hem çatış, hem boş kovanları topla. Mühimmat sarf malzemesi. Sarf belgelerinin daha üst rütbeler tarafından onaylanma zorunluluğunu getirdik kontrolü daha iyi olsun diye. Bu güvensizlik değil. Eskiden Komando Tugayı’nda görev yapan komando çavuşu bunu simge olarak görüyordu. Operasyonda boş el bombasını saklıyordu. Köyüne gittiğinde bu el bombası diye gösteriyordu. Son nokta ise her bulunan silah ve mühimmat konusu olduğu anda silahlı kuvvetler olduğu anda konuda ismi geçenlerle ilgili olarak askeri yargı sistemini çalıştırıyoruz. Askeri savcılar hemen o olayla ilgili soruşturmasını açıyor. Askeri soruşturma açılmayan hiçbir konu yoktur. Yarbaya ait silahlar tabi iddiadır. Bunu yargı değerlendirecek. Soruşturma sonuçlanmak üzere. Poyrazköy’De bulunan malzemelerle ilgili iddialarla ilgili Kuzey deniz Saha Komuıtanlığı’nda soruşturma aynı gün açılmıştır.

Kaynak

Çok geniş, kapsamlı ve tatmin edici açıklamalar.