Necmettin Erbakan siyasi yasağı kalktıktan sonra “Sürünerek gitseniz, gitmemiz gerek. Bizim bavullarımız ilaçlarla dolu. İnşallah Allah bir hafta dayanmamıza yardım eder” diyerek soluğu İran’da aldı.
Geçen ekim ayında milli görüş bayrağını devralarak Saadet Partisi Genel Başkanı seçilen iktisat profesörü Numan Kurtulmuş ise ilk ziyaretlerinden birini Anıtkabir’e yapmıştı.
Numan Kurtulmuş ile yaptığımız söyleşiden sonra, farklı görünen bu iki üsluba bir detay daha eklendi. Nedeni, Kurtulmuş’un, “türbana da, Ruhban Okulu’na da özgürlük” talep eden tutumu.
“Saadet Partisi’ne uzak bir görüntü sergileyen” Fethullah Gülen cemaatinin yayın organları ve onu destekleyen çevrelerin Adalet ve Kalkınma Partisi ile “yakın diyalogları olduğunu” belirten Kurtulmuş, “Bu seçimlerde belki de ilk kez bu cemaatin bu kadar açık politize olduğuna şahit olduk” diyor.
“İktidar olabilmek için yeni kitlelere karşı siyaset yürüteceğiz” diyorsunuz. Erbakan’ın tekrar aktif olduğu Saadet Partisi ile bu nasıl olacak?
Saadet Partisi’nin genel başkanlık ya da liderlik sorunu yoktur. Görevlendirilmiş, seçilmiş ve millet tarafından da teyit edilmiş lideri olarak ben görevime devam ediyorum. Olan şey Sayın Erbakan’ın memnu haklarının iadesidir.
‘Yüzde 5 oy aldık, yüzde 50 gibi etkisi oldu’
En çok vurguladığınız söylemlerden biri “Yeni kitlelere karşı siyaset yürütmek.” Bu nasıl olacak; somutlaştırır mısınız?
Bu seçimde enteresan bir şey oldu. Belki de ilk kez, kitleler bizi önyargısız dinledi. Şimdiye dek bize hiç oy vermemiş insanlar, çalışmalarımıza katıldı. Nitekim seçim sonrasında, önemli bir kamuoyu araştırma şirketinin yaptığı araştırma sonucunda Saadet Partisi’ne oy veren insanların yüzde 70’inin hayatlarında ilk kez bir milli görüş partisine oy verdiği sonucu ortaya çıktı. Bundan sonraki siyasi yol haritamız için bu çok önemli bir gelişme. 5.2 oy aldık. Fakat toplumda sanki yüzde 50 oy almışız gibi bir etki ortaya çıktı. Yani Saadet Partisi’nin siyasal seçim gücü şu an da almış olduğu oy oranın çok üstünde.
‘Belediye tesislerindeki alkol yasağı suni gündem’
Milli görüş geleneğine uzak olan kitleleri hangi değişiklikler ile ‘tavlayacak’sınız; mesela Saadet Partili belediyelerin sosyal tesislerinde “Alkol serbest olabilir. İsteyen içki içer isteyen içmez” mi diyeceksiniz?
Bunu Türkiye’nin suni bir gündemi olarak görüyorum.
Neden?
Bu tip konuları Türkiye’nin can damarındaki sorunmuş gibi ortaya konmasını doğru bulmuyorum. Üzerinde esas yoğunlaşmamız gereken yoksulluk, işsizlik içinde kıvranan insanların nasıl toparlanacağıdır.
‘Vazifem dini yaşayış empoze etmek değil’
O halde şöyle soralım: Aileden üç kuşaktır CHP’li üniversite mezunu işsiz genç Saadet’e neden oy versin? Bu kitleleri kendinize entegre etmek ütopik bir heves mi, bunu makûl hale getirecek hangi yöntemleri geliştireceksiniz?
Bu seçimde söylediğiniz vasıflarda insanlar da bize oy verdi. Benim vazifem insanlara dini bir yaşayışı empoze etmek ya da kamu yönetiminde göreve geldiğimizde bir devlet dinini zorla kabul ettirmek değildir. İnsanların inanışları, dini inançları önündeki engellerin kaldırılması ve özgürleşmesini sağlamaktır.
Tam da burada, özgürlüklerden bahsederken “Mehmet’e verilmeyen Agop’a verilecek”ten yana olur musunuz peki?
Ben sınıflandırma yaparak konuşmam. Ama prensip olarak şunu söylerim; bu memlekette yaşayan, hangi dinin, inanışın, yaşayışın temellerini benimsemiş olursa olsun, her birey gerçek anlamda özgür ve eşit olmalı. Herkese özgürlükten yanayım.
‘Türban yasağına hayır, Ruhban Okulu’na evet’
“Herkese özgürlük” lafı çok hoş ama “İmam hatiplilerin önünü tıkamayın, katsayı sorunu aşılsın, türban yasağı kalksın” derken Ruhban Okulu’na da “Evet” diyebilir misiniz mesela?
Tabii, onu söylüyorum. Kaldı ki halkın, milletin talep ettiği her alanda hiçbir baskı olmadan, ayrımcılık yapılmadan bunu yerine getirmek, bizim kültürümüze yabancı bir şey değil. Milletin taleplerini bütünüyle karşılayan, milletin özgürlüğünü sağlayan bir anayasa bu konulardaki problemlerde önümüzü açacaktır. Osmanlı 400 küsur sene Kudüs eyaletini, üstelik bir manga askerle yönetti. Ben buna “Osmanlı’nın Kudüs kriterleri” diyorum. Ne yaptı; insanları özgürleştirdi. Orada bütün mezhepleri ile Hıristiyanlar, bütün mezhepleri, meşrepleri ile Yahudiler ve Müslümanlar vardı. Farklı etnik kökenlerden insanlar vardı. Arap, Kürt, Çerkez, Acem… Ama bir tek etnik kavga, bir tek din ve mezhep kavgası yok. Bizim kültürümüzün temeli ötekileştirmemektir. Bizim derdimiz ise siyasette bunu bugünün lisanına çevirmemektir. Dört asır boyunca ötekileştirme olmadan, o eyaletin yönetiminde herkes dilediği şekilde inancını yaşamış, inançları çerçevesinde örgütlenmiş, eğitimini almış, ticaretini serbestçe yapmış.
‘Anıtkabir’e gitmemi eleştirenler marjinal’
Genel Başkan olduktan sonra heyetinizle birlikte Anıtkabir’i ziyaret ettiniz. Tabanda, teşkilatta bu ziyaretiniz nasıl karşılandı?
Fevkalade normal. Bu devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret etmek kadar normal bir şey olamaz. Bu herkes tarafından da normal karşılanmıştır.
İnternet ortamında bazı milli görüşçüler tarafından bu ziyaretin ‘esefle’ karşılandığını gördük. Bakın birkaç yorum size: “Başını bir gün secdeye koymamış birini nasıl ziyaret eder! Saadet Partisi binalarına birer Atatürk heykeli koysunlar. Ne de olsa İslam’da ulu’ül emre itaat farzdır!” Üzerinizde “Atatürkçü gözükme, Anıtkabir’e gitmen yanlış” gibi bir mahalle baskısı var mı?
Bu tip düşüncelerle hiç karşılaşmadım. Bu tarz yorumları yapanlar düşüncelerini özgürce söyleyebilir. Ben yaptığım işin doğru olup olmadığına bakarım. Bu tip eleştiriler beni rahatsız etmez.
Sizce bu yorumlar marjinal mi?
Tabii ki. İlk kez sizden duydum bunları. Eğer bu yönde kuvvetli bir taban olsaydı mutlaka bize yansırdı.
‘Gülen cemaati AKP’ye yakın Saadet’e uzak davrandı’
Fethullah Gülen’i tanıyor musunuz?
Şahsen tanımıyorum.
Milli görüş, Gülen cemaatine ne kadar mesafeli?
Biz, Saadet Partisi olarak hiçbir şahsın, grubun partisi değil 72 milyonun partisidir.
Gülen grubuna Milli Gazete’de sıkı muhalefet yapılıyor. Gazetenin en etkili yazarlarından Mehmet Şevket Eygi, Fethullah Gülen için ‘din baronu’ imasında bulunuyor. Adını vermeden cemaati, “Rezil bir din sömürüsü var. Akılları tek bir zatta” diyerek eleştiriyor. Allayıp pullamadan söyler misiniz; Gülen cemaati ile Milli görüşçüler arasında tam olarak ne var?
Samimiyetle söylüyorum. Biz Türkiye’de hiçbir gruba savaş açmayız. Saadet Partisi bir siyasi partidir. Gülen cemaati ise bir cemaat örgütlenmesidir. Herhangi bir cemaatin nasıl bir siyasi faaliyet içinde olacağı da bizim etkimizde değildir. Ama en azından şunu söyleyebilirim; son seçimlerde Fethullah Hoca Efendi cemaatinin yayın organları ve onu destekleyen çevrelerde Saadet Partisi ile ilgili uzak bir görüntü sergilemişlerdir. Fakat daha önemlisi şudur; Adalet ve Kalkınma Partisi ile çok yakın diyalogları olduğu görülmüştür. Bu seçimlerde belki de ilk kez bu cemaatin bu kadar açık politize olduğuna şahit olduk.
‘Erdoğan’ın gömleği tekrar giymesi mümkün gözükmüyor’
Milli görüş cephesinden AKP’ye yapılan "Aslınıza dönün, milletinize dönün, ruhunuza dönün, yeniden milli görüş'e dönün, gömleği tekrar giy Tayyip Erdoğan” gibi önerileri yakışıklı buluyor musunuz?
Bunu ben de söylüyorum. Ya aslınıza döneceksiniz, ya kendinize ya da bu işi aslına teslim edeceksiniz, diyorum. Bu siyaseten söylenmiş bir şey değil.
“O gömleği giydim” dese Erdoğan kabulünüz mü?
Burada kastedilen milli politikalardır. Örneğin IMF’nin güdümünde olmayan bir politika.
Avrupa Birliği, IMF ile ilgili politikalarda milli görüş geleneğine paralel politikalar izleyen, ancak sahip olduğu servetten partisinin icraatına kadar bir dizi tartışmaya konu olan bir Erdoğan kabulünüz mü?
Bir varsayım sorusu bu. Olmamış, olması mümkün gözükmeyen bir şey.
Hem “Gömleğini giy, dön” hem de “Dönmesi mümkün değil” diyorsunuz. Ne bekliyorsunuz?
Geri dönüşleri çok mümkün gözükmüyor. Siyaset ve ekonomiden bahsediyorsak model konuşuyoruz. Hükümetin sekiz yıldır kurduğu model, bizim tasvip etmediğimiz bir ekonomi ve dış politika modeli. Örneğin ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını kabul etmiş. Bunu parti meclis grubunda Başbakan kendi söylemiş, sadece söz olarak değil icraatı ile de ortaya koymuş. Türkiye’nin AB’nin terbiye salonunda oturtulmasına razı olan bir ilişki, NATO Genel Sekreterliği konusunda hükümetin tutumu keza yine yanlış. Dolayısıyla tüm bunlar bir modelin sonucudur. Ve bu modelden vazgeçmeleri çok mümkün gözükmüyor. Ama her insanın nihayetinde pratik olarak yaptıklarından pişman olma, vazgeçme, tövbe etme imkânı vardır. “Gömleğini giy” o anlamda söylediğim bir şey. Bir temenni, ama mümkün gözükmüyor.
‘AKP’ye gitmem imkânsızdı’
Erdoğan sizi AKP’ye bizzat davet etti, üstelik birkaç kez. Erbakan’a olan vefa duygunuz mu; AKP’nin siyasetini beğenmemeniz mi daha ağır bastığı için bu daveti reddettiniz?
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasetlerinde, çok temelde eleştirdiğimiz birçok husus vardı, var. Dolayısıyla öyle bir teklifin kabul edilmesi benim açımdan imkânsızdı.
“Erdoğan’ın entelektüel rakibi Numan Kurtulmuş Başbakan’ın uykularını kaçırıyor” gibi yorumları gerçekçi buluyor musunuz? Sizce Başbakan’ın uykularını kaçırıyor musunuz?
Sadece bir partiye ya da kişiye karşı gelerek yapılan tarzda bir siyasetin içinde asla olmam.
Ya “Numan Kurtulmuş, iyi akademisyen, iyi insan olabilir. Ama ancak DSP’nin Zeki Sezer’i gibi olur. Karizmatik bir lider değil” yorumlarının neresinde durursunuz?
Tüm bunlar kişilerin kendi pencerelerinden gördükleridir. Benim durduğum yer belli.
‘Müslüman demokrat ifadesinin toplumda karşılığı yok’
Peki sizin bu durduğunuz yerde “Muhafazakâr demokrat” lafı kulağınızı tırmalıyor mu?
Benim kulağımı tırmalaması önemli değil. Bu laf halkta hiçbir anlam taşımıyor.
Kendilerine ‘Müslüman demokrat’ deseler?
“Muhafazakâr”ı zaten o anlamda kullanıyorlar. Ama sorun şu; millet AKP’ye önce yüzde 35, ardından yüzde 47 oranında oy verdi. Bu denli oy alan siyasi partinin bir tanımı olur. Oysa “müslüman demokrat” ya da “muhafazakâr demokrat” tanımlarının toplumda bir karşılığı yok. Almanya’da bir adam “Hıristiyan demokratım” dediği zaman bunun karşılığı var. 200 yıllık bir gelenekten bahsediyoruz. Oysa burada sokaktan insanları, üstelik AK Parti’ye oy vermiş insanları, çevirelim. Hiç kimse bu tanımın ne manaya geldiğini bilmiyor ve bu tanımla da ilgilenmiyor. Çünkü milletin AK Parti’ye verdiği rol ile onların icraatı arasında neredeyse bir ilişki yok. Tüm bunlar AK Parti’nin bir konjonktür partisi olmasıyla ilişkili. 12 Eylül sosyolojik gelenekleri olan partileri kapatmıştır. Konjonktür partileri ortaya çıkmıştır. Bunun bir örneği ANAP'tır. 12 Eylül siyaseti nasıl dizayn etmiş ise 28 Şubat’ta da aynısı olmuştur. AK Parti, 28 Şubat sonrası bir ihtiyaç sonucu kuruldu. Eğer AK Parti kendisine millet tarafından verilen seçenekleri değerlendirerek toplumsal iktidarı siyasal iktidara dönüştürmüş olsaydı bugün Menderes’in Demokrat Partisi gibi kalıcı bir parti olurdu. Benim de söyleyecek hiçbir sözüm olmazdı.
Kaynak
Uzun ama açıklayıcı bir söyleşi..


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı Yaparak Cevapla
hayırlı birliktelikler dileriz..



