Franchise tarafından gönderildi.
Gerçeğin Yolu(Dhammapada) dan sözler, Tüm dinler ve ulaşmaya çalıştıkları yer...Ve bunun çevresinde gelişen(hiç değilse gelişmesi gereken) doğru din anlayışı ile ilgili bir kaç söz etmek isterim.
Gerçeğin Yolu, gerçeğe götüren yol anlamında bir sözcük "dhammapada"...
Buddha'nın yaşadığı M.Ö 563-483 yılları(1) arasında kendisinden işitilen sözlerin bir kısmını içermektedir.
Buddha hiçbir kutsal kitap,hiçbir öğreti bırakma çabası içine girmemiştir fakat onun aracılığı ile aydınlanmaya erişenler tarafından oluşturulan bir komisyon yardımıyla öğretiler ve sözler toplatılmıştır.Ve tahmin edebileceğiniz gibi her dinde olduğu şekliyle rahiplik,hocalık,guruluk gibi din sistemi oluşturulmuş ve Buddha'nın kendi aydınlanma sürecindeki izlediği yolun özünden uzaklaşılmıştır.
Bu sebeple Buddha bir budist değildir,tıpkı İsa'nın Hristiyan,Lao Tzu'nun Taoist,Musa'nın Musevi vs. olmayışı gibi...
Ben Geniş tarihi bilgiler eşliğinde peygamberlerin hayat hikayeleri veya o adamların mutlak(adım adım) izlenmesi gerektiğini söyleyen dindarların yaptığı gibi sıkıcı öğretiler sunmaya inanmıyorum.İnsanlar kendi deneyimleri,kendi anlayışları eşliğinde doğal dini bulamıyorlarsa o halde dayatılan şey varoluş karşıtı,doğa akrşıtı bir din olacaktır.Ki bu tür saçma disiplinlere dayalı din anlayışları sıkıntı,gerginlik,nefret,yaşam karşıtlığı dışında başka bir şey vermez.
Peki neden bu metinleri din bölümünde paylaşıma açma gereği hissettim?
Buddha'nın sözlerini incelediğimizde,kendi yaşamı süresince oluşturduğu diğer insanlara yol gösterme şeklini incelediğimizde bundan Anadolu Mistiklerinin önemli ölçüde etkilendiğini ve her çağda her nerde olursa olsun gerçeği kavramış kişilerin aynı şeylerden farklı kelimelerle bahsettiğini görebiliriz.
10. yy'a kadar Türk boylarının büyük bir çoğunluğu Budistti.(2) Dolayısıyla hem şamanizm hem budizm hem Anadolu Mistiklerine,Yunus Emre,Hacı Bektaş,Mevlana,Ahmet Yesevi gibi büyük Mutasavvıflara esin kaynağı olmuş hatta bu Sufi ve Budist metinleri arasındaki benzerlikler onları ilk incelediğim zamanlarda beni de oldukça şaşırtmıştı.(3) Çünkü Budizm,Hinduizm,Taoizm ve diğer uzak şark öğretileriyle ilgili okullarda bana öğretilen üstünkörü bilgiler eşiliğinde yanlış ve eksik şartlanmalar almıştım,okullarda aldığım aynı eksik ve üstünkörü bilgiler Hristiyanlık ve Anadolu'nun öz dini İslam için de geçerliydi.Elbette bütün bu dünya dinlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinden ve etkilenişlerinden bilimsel kaynaklar çıkarılsa da(4) bunlarla ilgilenmek yerine,bilimsel bir köken aramak yerine bu dinlerin aradıkları ve ulaşmaya çalıştıkları şeyi kavramak bana o günlerden beri daha akıllıca görünmüştür.Zira aynı kökenden de gelseler,birbirlerinden etkilenseler de insan veya tanrı yazımı oldukları iddia edilse de önemli olan bunlar değildir.Önemli olan insanın varoluşu üzerine derin bilgiler içermesi ve insanın potansiyeli hakkında entellektüel de olsa bir harita sunmalarıdır.
Haritanın nereden geldiğini incelemek,bulmaya çalışmak bir tarihçinin,bir arkeloğun bir bilimadamının işi olabilir.Ama bir dindarın öncelikli işi değildir,Arayan kişinin öncelikli işi değildir.Arayan kişi öncelikle haritayı uygular ve nereye götürdüğünü görür.Nereye gittiğini deneyimlerseniz nereden geldiğini zaten anlarsınız.
Bu metinleri incelemeye ve sizin de paylaşımınıza sunmamın sebebi metinler üzerinde felsefi tartışmalara girmek veya o metinleri savunmaya çalışmak değildir.Zira bu güne dek hiçbir dini metini,hiçbir ayeti hiçbir öğretiyi savunma gereği hissetmedim.Çünkü savunulan şeyler sözcüklerse bir anlamı yoktur,tek başına sözcükler bir anlam ifade etmez,size doğruyu eğtiyi yanlışı sevabı veya günahı birilerinin öğretmesi mucizelerden evrenin büyüklüğünden bahsedilmesi de bir şeyi değiştirmez.Bizzat görebilme lansınız yoksa,içinizde bu potansiyel yoksa ve bunu açığa çıkarmaya dair uygulanacak bir yöntem verilmiyorsa sadece ayetler,sadece metinler tek başına bir hiçtir.Kutsallıkları da yoktur.
Dolayısıyla canlı bir varlık,kalbi atan,hisseden duyarlı bir varlık birkaç ayet veya metinden çok daha kutsaldır.Ayetler metinler teknikler canlı ve karmaşık bir varlık olan insanın büyüklüğü karşısında nedir ki?
Böyle bir büyüklük karşısında metinler tanrıdan gelsede insan eliyle yazılsada bir şeyi değiştirmez.Amaç insandır.Ve insanın kendisini bilmesidir.Metinler ayetler kitaplar bile insan için vardır.Ve asla insandan daha büyük ve önemli değildir.
Bu gönderme yanlış din anlayışınadır.Sırf birkaç ayet,fikir savunmak için gerçekten kutsal olan bir varlığı küçük düşürmek,onu yermek,hatta bozuk din anlayışlarının yaptığı gibi sırf başka bir görüş içinde diye öldürmek...Bunların insanlıkla ilgisi yoktur.
Bu sebeple...Varoluşumuzun daha derin anlamları görmek,deneyimlemek,dinin özünü yakalamak ve dini bilgiler eğer doğru ellerde olursa bütünüyle gereksiz değil,sadece bir anayasa olarak değil tam tersine varoluşun derinliklerindeki gizemlere götürdüğünü görmemize yardımcı olmaktır.Ahlaki,toplumsal,hukuki veya etik bir şekilde yasalaştırılan bir dini görüş; artık bir dini görüş olmaktan çıkmış sadece toplumu koyunlaştırma yoluna girmiş demektir.Bu dinin yanlış kullanılmasıdır.
Din ancak bireysel hareket eden bireyler tarafından kendi özgürlüklerine ulaşmaya çalışan insanlar tarafından kullanıldıklarında bir anlam ifade edecektir.
Bu çerçevede doğru din anlayışını kavrayabilirsek işte o zaman Kur'an,İncil,Tevrat,Dhammapada veya başka bir şeyi okumamızın faydası olur.Ama doğru anlayış yoksa,doğru şeyi okumanın bir faydası yoktur.
"Sözler doğrudur sen doğru isen,Doğruluk bulunmaz sen eğri isen" Yunus Emre
Bir sonraki yazımda metinlerden birkaç alıntı sunacağım.Yazı uzun oldu ama okuduysanız ilginize teşekkür ederim.
Yazı da yararlanılan Kaynaklar
(1)-http://en.wikipedia.org/wiki/Gautama_Buddha
(2)-Budizm Tarihi(eski metinlere göre)-Walter Ruben
(3)-Budizm ve İslam Sufizmi arasındaki ilişki-Alexander Berzin(çeviri Abidin İtil 1947)
(4) History of Religions-Dinler tarihi-Sergei Tokorew(1987)