Deniz Feneri’ni soruşturan Frankfurt savcılığı, 16 kişinin ifadelerini istiyor.
Sadece ifadelerini değil, fotoğrafları ile, avuç içi ve parmak izlerini de talep ediyor.
Bu 16 ismin içinde Zahid Akman da var.
Zahid bey RTÜK Başkanı, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına ahlak polisliği görevini yürütüyor.
Frankfurt Savcılığı Zahid Akman’ı “Meslek edinilmiş dolandırıcılık”la suçluyor yani RTÜK Başkanı şüpheli konumunda.
Tamam, suçu ispatlanana kadar Akman elbette suçlu ilan edilemez lakin ortada paradoksal bir durum var.
Bir tarafta yargı tarafından dolandırıcılığı meslek edinmekle itham edileceksin, bür tarafta ahlak dağıtacaksın.
Bu fotoğraf ya da görüntü olacak şey değil.
Olması gereken, bu muhakeme bitene kadar Zahid Akman’ın istifa etmesi ya da görevden alınmasıdır.
Aylardır bekliyoruz, bu olmadı.
Tersine Başbakan Erdoğan, Türk yargısı harekete geçip soruşturmasın diye Zahid Akman’ı korumasına aldı yani soruşturma iznini kendi onayına bağladı.
Evet yanlış okumadınız, Tayyip bey Deniz Feneri soruşturması alevlenince Zahid’i zırhladı ve dokunulmaz yaptı.
Peki ama neden?
Başbakan’daki bu koruma güdüsü niçin?
Hiçbir bürokrat ya da partiliye yapmadığını Erdoğan, Akman için neden yapıyor?
Yoksa Zahid’in itham edildiği konu ile alakalı olarak başka endişeler mi var?
Birden yine anılara dalıyorum ve 1993’de Tayyip Erdoğan, Zahid Akman, Zekeriya Karaman ve Melih Gökçek’le beraber Büyük Ankara Oteli’nde yediğimiz yemeği hatırlıyorum.
Orada konuşulan konu, Kanal 7’nin kurulması idi.
Zahid ile Zekeriya Beyler ise Tayyip beyin çantasını taşıyan iki asistan ya da yardımcı adam konumundaydı.
Şimdi bu isimlerden biri Kanal 7’nin sahibi görünüyor, diğeri de RTÜK Başkanı.
Ama en önemlisi, hem Zahid hem de Zekeriya beyler Alman mahkemeleri tarafından “Dolandırıcılığı meslek edinmekten” soruşturuluyorlar.
Niçin mi?
Almanya’da inançlı Türklerden toplanan zekat paraları ile televizyon ve özel şirketler kurmaktan.
Şimdi bütün bunları bir araya getirin ve Başbakan’ın Zahid’e kalkan olmasını sorgulayın.
Bu işi benim aklım, mantığım almıyor.
Siyaseten büyük bir risk olan böyle bir şeyi Erdoğan niçin yapıyor?
Şaban Dişli ve Dengir Fırat gibi iki yakın siyaset yoldaşını söylentiler üzerine hemen geri çeken Tayyip bey, Zahid Akman’ı mahkeme kararı ve kamu vicdanının feryadına rağmen aylardır niye sırtlanıyor acaba?
Bu sorunun cevabı bulunduğu an, Deniz Feneri olayı da açıklığa kavuşacaktır.
GERİ SAYIM...
BBP’ye Zeybek mi geliyor?
Büyük Birlik Partisi’nde kongre için geri sayım başladı. Merhum Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı ve tutulan yas sonrasında, parti organları kongreyi toplayıp, yeni genel başkanını seçtirecek. BBP kurmayları “Muhsin Başkan gitti, parti bitti” spekülasyonlarından son derece rahatsızlar. Tersine arkadaşları; BBP’yi Muhsin beyin emaneti gibi görüyorlar. BBP’ye sızma ve ele geçirme bağlamında bazı dini grupların da hareket halinde oldukları biliniyor ancak Muhsin beyin kurmay heyeti buna geçit vermiyor. Gelelim BBP liderliğine kimin geleceği sorusuna? Parti içinde görev yapan iki ismin adı sık geçiyor lakin amaç partiyi büyütmek ve Milliyetçi hinterlanda oturtmak olduğundan, kamuoyunca tanınan bir ismin genel başkan olması seçenekler arasında.
Duyduğuma göre bu isimlerin başında da Namık Kemal Zeybek varmış.
TAVIR NET...
Başbuğ bedellide çok haklı...
Güneydoğu’da gencecik fidanlar bir bir toprağa düşerken askerliği paraya dönüştürmek ve parası olmayan ölsün gibi bir yaklaşımı sergilemek kabul edilebilir değildir. Buradan hareketle Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’un bu konudaki net tavrını alkışladığımızı belirtelim. Evet, bulunulan terörle mücadele ortamında bedelli askerliği çıkarmak, aynen parası olmayan ölsün demektir ki bu kabul edilemez. Genelkurmay Başkanının açıkladığı üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel fazlası olması bir yana eksiği var. Dahası, her geçen yıl bu eksik artacakmış. Yapılan açıklamaya göre TSK, zaten ihtiyaçlarının yüzde 60 küsür cıvarını karşılayabiliyor. Hal bu iken üstelik böyle bir iklimde bedelliyi talep etmek olacak şey değildir.
KEHANET DEĞİL...
Dehşet küçülme eşikte!
Yazacaklarım siyasi bir iddia değil, bilgi ve belgelerle yapılan bir projeksiyonun sonucudur ki, bu işi yapan da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’dır. Evet, Nisan ayında toplanan Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu Üyeleri ve Başkanına göre, yılın ilk çeyreğinde yani Ocak, Şubat ve Mart aylarında ekonomik daralma yani küçülme rakamı iki haneli oranı geçecekmiş. Yanlış okumadınız; negatif büyüme yüzde 10’un üstüne çıkıp yüzde 15’ler civarına gelebilirmiş. Tekrar ediyorum, bu kehanet değil, bilgi ve rakamlar zaten bu kurulda, dolayısı ile kurul oranı ona göre veriyor.. Tek kelime ile dehşet olan bu tablo, Türkiye’nin bırakın 2001 kriz ortamını, İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık günlerine dolu dizgin gittiğini gösteriyor. Hal bu iken Tayyip beyin hâlâ teğet edebiyatını yapmasına ise söyleyecek söz bulamıyoruz.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_...hp?hityaz=8260
evet, Zahid efendi konusursa bir kaç kelle gider heralde, hemde ummadiginiz kelleler.(Kelle derken...)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

