Selam;Bu konunun Din bölümünde açılması gerektiğini düşünebilirsiniz ama değil!..;Din aslında her şeydir;Sağlıktır,bilimdir,siyasettir kısaca her şeydir;O yüzden bu konuyu Din bölümüne taşımayın diyorum...
TIBB-I NEBEV
İ
Peygamber Efendimiz (sav)'in Sağlık Tavsiyeleri
Modern tıp...
Teknoloji ile asırlık bilgi birikimini ve tecrübeyi birleştirerek insanlığa hizmet için çalışan bir bilim dalı.
Büyük yatırımlarla oluşturulan araştırma merkezlerinde, uzman bilim adamları her geçen gün yeni bir bilgiye ulaşıyor, yeni tedavi yöntemleri geliştiriyorlar.
Şimdi bundan yaklaşık 1400 sene öncesine gidelim.
Bugünkü olumlu şartların hiçbiri yok.
Teknolojik imkanlar yok.
Ancak o zamandan günümüze tıp dünyasına tutulan bir ışık var.
Tıbb-ı Nebevi...
Peygamber Efendimiz (sav)’in sağlık konusunda ümmetine verdiği tavsiyeler ve örnek olduğu uygulamalardan oluşan Tıbb-ı Nebevi bugün tıp dünyasında geniş yer buluyor.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), her konuda olduğu gibi tıp konusunda da oldukça bilgili ve tüm alemlere örnek bir kişiydi.
Hadislerle günümüze dek ulaşan tavsiyeleri, kutlu Peygamberimizin günümüz tıbbının pek çok tespitine vakıf olduğunu ortaya koymaktadır.
Elbette ki bu Allah’ın Peygamber Efendimiz (sav)’e bahşettiği akıl ve ilham sayesindedir.
Peygamberimiz (sav)’in sağlık konusundaki tavsiyelerinin çoğu bugün uzmanlar tarafından önerilen uygulamalardır.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SAĞLIĞA VERDİĞİ ÖNEM
Vücudumuzda her an trilyonlarca hücre ve birçok sistem Allah'ın kusursuz planı sayesinde bizim sağlıklı bir yaşam sürmemiz için çalışır.
Bir yanda savunma sistemimiz mikroplarla savaşırken, diğer tarafta akciğerimizdeki hücreler nefes alıp vermemizi sağlar, aynı anda midemizdeki hücrelerimiz de belki birkaç saat önce yediğimiz yiyecekleri sindirmek için uğraşır.
Her biri görevlerini eksiksizce yerine getirirler.
Böylece biz de hiçbir aksaklık olmadan yaşamımızı devam ettiririz.
Bu sistemdeki aksaklıklar sonucunda oluşan rahatsızlıklar, sağlıklı olmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için yeterlidir.
Sağlık, dünya hayatında Allah’ın, Rahman sıfatının tecellisi olarak herkese verdiği en büyük nimetlerden biridir.
Şüphesiz sağlık iman ile birlikte olduğunda ne denli önemli bir nimet olduğu daha iyi bilinmekte ve Allah’a daha fazla şükretmeye vesile olmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) sağlıklı olmanın cennet nimeti olduğunu şöyle bildirmiştir:
Mu'âz bin Abdu'llah babasından ve amcasından anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Zenginlik hoştur, takva ile olursa zarar vermez. Sağlık, takva ile olursa, zenginlikten üstündür. Sağlıklı olmak, cennet ni'metlerindendir.” (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
TEDAVİ OLMAK VE İLAÇ KULLANMAK
Dünya hayatında ortaya çıkan hastalıklar, Yüce Allah’ın kulları için yarattığı önemli birer imtihandır.
Fakat sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz bu hastalıkların hepsinin ilacını, çaresini ve tedavisini de beraberinde yaratmış, bu imtihanı kolaylaştırmıştır.
Bugün birçok hastalık, gelişmiş tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde tedavi edilebilmektedir.
Peygamberimiz (sav) de, hastalıkların şifalarıyla birlikte yaratıldığını belirtmiş ve şifa için gerekli sebepleri yerine getirmeyi tavsiye etmiştir.
Bunlar arasında doktora başvurma ve ilgili ilacı kullanma da bulunmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav)’in konuyla ilgili hadisleri şu şekildedir:
"Hak Te'âlâ şifâsını yaratmadığı hiçbir dert yaratmamıştır. Her kim o şifâyı bilirse 'İlâç edip kurtulur, her kim bilemezse o dertle kalır. Fakat ölümün dermanı yoktur."
Hilâl bin Yesâr anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm bir hastayı sormaya varmıştı. Buyurdu ki: "Tabip getirin." Dediler ki: "Yâ Resûlu'llah, sen de mi tabip getirmek buyuruyorsun?" Buyurdu ki: "Evet. Hak Te'âlâ devasını birlikte indirmediği hiçbir dert göndermemiştir." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
Hz. Muhammed (sav) sahabeye sağlıklarına düşkün olmalarını tavsiye ederken, hastalandıklarında da en iyi doktoru arayıp bulmalarını emretmiştir.
Yaşanan bir olay, mübarek Peygamberimizin bu konudaki örnek hassasiyetini vurgulamaktadır:
Zeyd bin Eslem anlatır: "Bir kişinin yarası azmıştı…. Peygamber aleyhi's-selâm onun için Beni Enmâd kabilesinden iki tabip getirdi. Onlara sordu ki: "Hanginiz iyi tabiptir?" Dediler ki: "Şu birimiz" ve de sordular ki: "Yâ Resûlu'llah, tıpta hayır ve fayda var mıdır?" Buyurdu ki: "O, dert verdi, devasını da göndermiştir." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
İman eden bir insan hastalandğnda, şifa vermesi için Allah'a dua eder. Bu duann devam ve fiili bir şekli olarak doktora gider. İlaç kullanmaya başlar ancak kesinlikle şifann Allah'tan geldiğini unutmaz.
Allah Kuran’da bu gerçeği Hz. İbrahim'in şu sözleriyle bildirmiştir:
"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; bana yediren ve içiren O'dur; hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur." (Şuara Suresi, 78-81)
SAĞLIĞIN BAŞLICA ŞARTI: TEMİZLİK
İslam dininde manevi temizlik gibi maddi anlamdaki temizlik de başlıca esaslardan biridir.
Müslümana yakışan, Rabbimiz’in farz kıldığı ibadetlerden biri olan temizlik konusunda gerekli titizlik ve hassasiyeti her an göstermektir.
Müminler fiziksel olarak tertemiz insanlardır.
Yaşadıkları ortamlar, bedenleri, giydikleri giysiler tertemizdir.
Bulundukları yerleri de Kuran’da tarif edilen tertemiz cennet ortamlarına benzetmeye çalışırlar.
Yüce Allah Kuran’da Hz. İbrahim’e oğlu Hz. İsmail ile birlikte Kabe’yi, ibadet edecek Müslümanlar için temizlemesini emretmiş ve temizlik konusunun önemini bildirmiştir:
…İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik. (Bakara Suresi, 125)
Kuran'da temizliğe bu denli dikkat çekilmesinin bir diğer nedeni de insan sağlığını korumada önemli bir etken olması olabilir.
Örneğin yıkanmanın vücuttaki statik elektriğin atılmasında etkili bir yöntem olduğu bilinmektedir. Yıkanmayla birlikte vücutta oluşan fiziksel temizliğin yanı sıra, kişinin üzerinde biriken gerilim ve sıkıntı da azalır.
Bu nedenle yıkanmak, hem stres hem de ateşli hastalıklar başta olmak üzere, birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlık üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir.
Ayrıca hastalıklara neden olan mikroplar, kirli ortamlarda rahatlıkla çoğalıp insan sağlığını tehdit edebilmektedir.
Peygamberimiz (sav)’in temizlik konusunda vurguladığı bir diğer nokta ise yemeklerden önce ve sonra ellerin yıkanması ile ilgilidir. Bu konuyla ilgili hadis şöyledir:
Hz. Selmân radıyallahu anh anlatıyor: "Tevrat'ta okudum; "Yemeğin bereketi, yemekten sonra (el ve ağzı) yıkamadadır" diyordu. Bunu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a söyledim: "Yemeğin bereketi yemekten önce ve sonraki yıkamalardadır!" buyurdular." (Ebu Davud, Et'ime 12, (3761); Tirmizi, Et'ime 39, (1847))
SIKINTININ HASTALIKLARA SEBEP OLMASI
Depresyon...
Çağımızın hastalığı.
Günümüzde birçok kişiyi etkisine alan "stres ve depresyon", kişiye yalnızca psikolojik olarak zarar vermekle kalmayıp, bedeninde yol açtığı olumsuz fiziksel etkilerle de kendini göstermektedir.
Özellikle kronik stres, vücut fonksiyonlarını değiştirdiğinden, çok büyük zararlara yol açabilir.
Stresin yol açtığı en ciddi hastalıklardan biri kalp krizidir.
Araştırmalar, agresif, telaşlı, endişeli, sabırsız, rekabetçi, kindar, asabi insanların kalp krizi oranlarının, bu davranışları az gösteren insanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir.
Stres altında olan beyin, vücutta kolesterol üretimini artırır ve bağışıklık sistemini zayıflatır.
Sıkıntı ve kuruntular olmadığında ise, lenfositlerimiz enfeksiyonlara, romatizmal hastalıklara ve hatta kansere karşı daha etkili bir mücadele vermekte ve başarı kazanmaktadırlar.
Bunun için de dua ve tevekkül şarttır.
Kuşkusuz Allah’a devamlı dua eden, başına gelen her olayın Allah’ın verdiği özel bir imtihan olduğunun farkında olan ve tevekkül eden bir mümin sıkıntıdan daha çabuk kurtulacaktır.
Yüce Rabbimiz’in sıkıntıları gideren ve duaya cevap veren sıfatları Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), sıkıntının hastalıklara yol açtığınışu hadis-i şeriflerinde bildirmişlerdir:
Ebû Hüreyre anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Her kimin huyu kötü olsa, kendi nefsini sıkıntıda tutar ve her kimin kederi çok olsa, kendisini hasta eder."
İbni Mes'ûd anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Çok türlü kaygılanmalar, çok türlü hastalıklar getirir."
Aliyyi İbni Ebu Tâlib anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Hak Te'âlâ'nın yarattığı mahlûkta kaygıdan daha kötü ve daha şiddetli birşey yoktur." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
BULAŞICI HASTALIKLARIN YAYILMASINI ÖNLEMEDE KARANTİNA
Soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte, evimizde, işimizde kısacası hayatımızı geçirdiğimiz her yerde çoğu zaman farkında bile olmadığımız düşmanlarımız var.
Virüsler...
Bu canlıların varlığından ancak elektron mikroskobunun keşfiyle haberdar olduk.
Boyutları, milimetrenin binde birinden küçük olabilen virüsler hücre bile sayılamayacak kadar basit yapılıdırlar.
Bu nedenle birçok bilim adamı tarafından canlılar aleminin dışında tutulurlar.
Kategori olarak canlılar aleminin dışında tutulsalar da, birçok üstün yeteneklere sahip oldukları tartışma götürmez bir gerçektir.
Virüsler, uyguladıkları taktiklerle hücreyi şaşırtır ve varlıklarının fark edilmesine izin vermezler.
Ustaca bir hücrenin içine girer, yine aynı ustalıkla orayı işgal ettikten sonra, hücreyi kendilerini kopyalayan bir "virüs üretim fabrikası" haline getirirler.
Bakteriler...
Bakteriler de çeşitli yollardan insan bedenine girerek, burada müthiş bir savaşın başlamasına sebep olurlar.
Kimi zaman oldukça ciddi rahatsızlıklarla sonuçlanan bu savaşlar, birkaç mikron büyüklüğündeki bir canlıda gizlenmiş olan gücü ve yeteneği açıkça ortaya koymaktadır.
Tarih boyunca bakterilerin ve virüslerin neden olduğu bulaşıcı hastalıklar sonucunda birçok insan hayatını kaybetmiştir.
Örneğin 1918 yılında yayılan Influenza isimli bir grip virüsü 20 milyon kişinin ölümüne yol açmıştır ki bu rakam 1. Dünya Savaşında ölen insan sayısından fazladır.
Hastalığın bulaşmasını önlemek için yüzlere maskeler takılmış ancak hastalarla birlikte yaşanmaya devam edildiği için salgın sona ermemiştir.
Tarih bu şekilde bulaşıcı hastalıkların neden olduğu toplu ölümlere birçok kez şahit olmuştur.
Ta ki bu duruma bir çözüm bulana yani karantina uygulamasına dek...
Hastalığa yakalanan kişilerin sağlıklı kişilerden ayrı tutulması yolu ile salgın hastalıkların yayılması önlenmiştir.
Örneğin veba salgınları ancak karantina uygulaması ile durdurulabilmiştir.
Günümüzde de bazı hastalıkların insanlar arasında temasla yayıldığı bilinmektedir.
Ve bu hastalıkların yayılması karantina uygulamaları ile önlenebilmektedir.
Henüz yayılma metodu keşfedilememiş virüslerin neden olduğu hastalıklar için ise çok özel karantina yöntemleri uygulanır.
Bu şekilde hastalığın bulaşması önlenir.
Hasta gelişmiş bir tıbbi kapsülün içerisinde, özel sağlık ekipleri tarafından hastaneye götürülür.
Hastayı taşıyan kişiler hiçbir biçimde ona temas etmezler.
Bunun için özel eldivenler kullanılır.
Çünkü virüsün ne şekilde bulaştığı henüz keşfedilmemiştir ve en ufak bir temas bile tehlikeli olabilir.
Hasta ile ilgilenecek diğer kişiler de, içine hava geçirmeyen özel kıyafetler giyerler.
Bu güvenlik önlemleri tam olarak sağlandığında, hastanın bulunduğu ortama girerek araştırmalarını sürdürürler.
Bu izlediklerimiz karantina uygulamasının modern tıptaki gelişmiş bir örneğidir.
Peygamberimiz (sav) de yaşadığı 6. yüzyılda bulaşıcı hastalıklar için karantina uygulamasını tavsiye etmiştir.
Hatta karantiya kesin olarak riayet edilmesini bildirmiş ve hastalığın bulaşmasını oradan ayrılmayı yasaklayarak önlemiştir:
Üsâme bin Zeyd anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm katında tâ'ûn (bir tür vebâ)'dan bahsedildi. Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "O, geçmişte yaşamış ümmetlerden bir ümmete verilmiş bir azaptır. Şimdiki zamandaki, ondan kalan kalıntıdır. Bir yerde salgın olduğunu işitirseniz, sakın o yere gitmeyiniz ve sizin orada olduğunuz bir yerde vâki' olursa, kaçıp çıkmayınız." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
SAĞLIKLI BESLENME
Obezite yani aşırışişmanlık.
Yaşadığımız yüzyılda ismini en sık duyduğumuz hastalıklardan biri.
Yapılan araştırmalara göre, obezite özellikle son 20 yılda, bütün dünyada süratle artmakta ve bir salgın hastalık gibi yayılmakta.
Bu hastalığın başlıca nedeni ise aşırı ve dengesiz beslenme.
Obezite, insan vücudunda kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır.
Sevgili Peygamberimiz (sav) yaşadığı dönemde yetersiz beslenmenin zararına olduğu gibi aşırı beslenmenin de zararına şöyle dikkat çekmiştir.
“İnsanoğlunun midesini doldurmasından daha zararlı bir şey yoktur. Kişiye belini doğrultacak kadar yemek yeter." (http://www.40ikindi.com/birincidonem/1/saglik.htm)
Tıp bir yandan hastalıkların tedavisinde yeni olanaklar araştırırken, öte yandan da sağlıklı bir yaşam sürdürme ve hastalıkları önleme yolunda yoğun çalışmalar yapmaktadır.
Bu alanda en yoğun çalışmalar ise beslenme üzerindedir.
Çünkü dengesiz beslenme kanser dahil birçok hastalığa neden olabilmektedir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), sağlığına çok dikkat ederdi.
Yediklerini özenle seçer, çevresine de faydalı yiyecekleri tavsiye ederdi.
Damar sağlığı konusundaki yararları ancak günümüzde anlaşılmış olan kolesterolü az etleri, baklagilleri, sebze ve meyveleri tercih ederdi.
Peygamber Efendimizin bu örnek davranışına şu hadislerde şahit olmaktayız:
Ebû Mûsâ anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem tavuk etini yerdi." Bir rivayette der ki: "Ben tavuk eti yediğini gördüm."
Ümeyyi 'bni Zeyd anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem yemişlerden üzümle kavunu severdi."
Talha radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmiştim. Elinde ayva vardı. Bana: "Ey Talha! Şunu al, (ye)! Çünkü bu, kalbe rahatlık verir" buyurdular."
Hayseme bin Esved 'Abdu'llah'tan anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Kur'ân'dan ve de baldan şifâ edinin." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
Hadislerde bahsi geçen bu yiyeceklerin sağlık açısından faydaları günümüzde henüz keşfediliyorken, Peygamber Efendimiz (sav) tarafından 1400 yıl önce sahabeye tavsiye edilmiş olması, Yüce Allah’ın Peygamberimiz (sav)’e ilhamının delillerinden biridir.
Şimdi Peygamberimiz Hz. Muhammed'in tavsiye ettiği bu yiyieceklerden bazılarının yararlarına kısaca değinelim:
Peygamberimizin şifa kaynağı olarak bildirdiği bal insan sağlığı açısından büyük önem taşır. Bu nedenle bilimde en ön sıraları alan ülkelerde, arıcılık ve arı ürünleri artık başlı başına bir araştırma dalı olmuştur. Balın faydalarınışöyle özetleyebiliriz:
Bal, yüksek miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından bile kolaylıkla sindirilir.
Süratle kana karışır; hızlı bir enerji kaynağıdır.
Bal ılık suyla karıştırıldığında 7 dakika içinde kana karışır.
İçerdiği serbest şekerlerden dolayı beynin çalışmasını kolaylaştırır.
Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine de yardımcı olur.
Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı da önemli bir koruyucudur.
Daha birçok özelliği ile bal gerçek bir şifa kaynağıdır.
Üzüm, gıda değerinin yüksek oluşu, vitamin ve mineraller yönünden zenginliği açısından önemli bir besin kaynağıdır.
İçerdiği antioksidanlar nedeniyle kalp-damar sağlığı için oldukça önemlidir ve doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir.
Özellikle kırmızı üzüm ve çekirdeğinin özü hap olarak üretilmekte ve kullanılmaktadır.
Üzüm, ayrıca kan yapıcı özelliğiyle de bilinmektedir.
Örneğin anemi (kansızlık) hastalığı için üzüm pekmezi oldukça etkilidir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde önemine dikkat çektiği suyun vücuttaki tüm organlar üzerinde sayısız faydası vardır. Ter bezleri, mide, bağırsaklar, böbrekler, cilt ve bunlar gibi daha pek çok organın sağlığı, suyun vücuda yeterli miktarda alınmasına bağlıdır.
Bu konuda meydana gelebilecek bir rahatsızlığın telafisi de yine suyla yapılan takviye ile mümkün olur.
Bitkinliğin, yorgunluğun ve uyku halinin aşılması da yine vücuttaki su miktarının artırılması ve böylece düzenli olarak zehirli maddelerden arınılması sağlanarak gerçekleşir.
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadislerinde suyun önemini şöyle bildirmişlerdir:
Abdu'llah bin Büreyde anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem buyurdu ki: "İçeceklerin üstünü dünyâda ve âhirette dahi sudur." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN DİŞ SAĞLIĞINA VERDİĞİ ÖNEM
Mikropların vücuda en kolay ulaştığı yer ağızdır. Bu nedenle ağız sağlığı vücut sağlığı için de oldukça büyük bir önem taşımaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) de diş bakımına çok önem verirdi.
Bunun için lifleri uygun olan bir ağacın dallarını yani misvakı diş fırçası gibi kullanmayı tarihte ilk uygulayan kişi olmuştur.
Sahabeler, Sevgili Peygamberimiz (sav)’i anlatırken onun dişlerinin inci gibi parladığını, tertemiz, bembeyaz ve ışıl ışıl olduğunu aktarmaktadırlar.
Peygamberimiz (sav) İslamiyet öncesi temizlik konusunda hiçbir bilgisi olmayan bir topluma bu konuda örnek olarak ve Yüce Allah’ın ilhamı olan bilgileri aktararak onları en güzel şekilde eğitmiştir.
Câbir anlatır: "Peygamber salla'llahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Hilâl eylemek dişleri arıtır, pâk eyler, diplerini sağlamlaştırır ve ağız kokusunu güzel eyler." (Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi,1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1996)
Bu hadis-i şerifte dişlerin nasıl fırçalanacağına dair bilgi de verilmektedir.
“Hilallemek” diye tarif edilen yöntem dişlerin yarım ay şeklinde, dairesel olarak fırçalanmasıdır.
Bu yöntem diş minelerine zarar veren ve dişin yıpranmasına yol açan, sağa-sola fırçalama şeklinden farklıdır.
Günümüz diş hekimliğinde de dairesel fırçalama önerilmekte ve diş aralarında besin artıklarının birikmesinin en iyi bu yöntemle önüne geçilebileceği tarif edilmektedir.
Bilindiği gibi dişleri her yemekten sonra fırçalamak gerekmektedir.
Peygamberimiz (sav) de dişleri sık fırçalamayı tavsiye etmiştir.
Ayrıca 6 ayda bir diş hekimine dişleri muayene ettirmek de sağlıklı dişler için gereklidir.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN HAYATI ALEMLERE ÖRNEKTİR
Yüce Allah’ın, kullarına Kuran ahlakını tebliğ etmesi için görevlendirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) yaşamı boyunca her konuda ümmetine öncü olmuştur.
Peygamberimiz (sav)’in Kuran ahlakı konusundaki hassasiyeti, Allah korkusu, Allah’a bağlılığı, cesareti, adaleti, merhameti ve aklı gibi özellikleri tüm alemlere örnektir.
Günümüzden yaklaşık olarak 1400 yıl önce yaşayan Peygamberimiz (sav), aynı zamanda sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konusunda da tüm Müslümanlara örnek olarak, ancak günümüzde ulaşılabilen tıbbi bilgileri ümmetine aktarmıştır.
Bu tavsiyelerin her biri müminler için çok önemlidir.
Unutmamak gerekir ki vücudumuz bize bahşedilmiş en büyük nimetlerden biridir.
Ve bizim için 24 saat boyunca hiç durmadan çalışmaktadır.
Her insana düşen kendisine verilen bu büyük nimete yani vücuduna iyi bakmak, Allah'ın izniyle, sağlıklı ve uzun yaşamak için elinden geleni yapmaktır.
Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirebilmek ve İslam'a hizmet edebilmek için sağlık çok önemli bir koşuldur.
Peygamber Efendimiz (sav)'in modern tıbbın bilgileri ile birebir uyuşan değerli tavsiyeleri, bizlere bu konuda ışık tutacaktır.
Sağlıklı olduğumuz her an için Rabbimiz’e sürekli şükretmek ve O'na gereği gibi kulluk etmek de her insanın üzerine düşen sorumluluktur.
Allah bir ayetinde şöyle buyurmuştur.
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)
Kaynak:http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr...il/Number/3667