Evet beklenen yarisma geldi de catti bile 
YARISMA KOSULLARIMIZ;
1.Sevdigimiz herhangi bir kitaptan bizi derinden etkileyen Misralarla,
kendi cektigimiz yahut netten buldugumuz bir fotografi bütünlestiriyoruz.
2.Yazar, Kitap ismi ve Sayfa numarasi belirtmek mecburidir.
3.Yazilar 1-2 paragrafi gecmemelidir.
4.Fotograflar kesinlikle yazi ile alakali olmalidir.
5.Forum genelinde uygulanan kurallarin hepsi bu yarisma icinde gecerlidir.
6.Kitap kapagi ile katilmak yasaktir.
7.Yarisma disi polemige girilmesine, yarisma ile alakasiz mesajlara izin verilmeyecek,
bu tür mesajlar tarafimca silinecektir.
ÖDÜLLERIMIZ;
1.10,000 Tfl
2.7,500 Tfl
3.5,000 Tfl
JURI;
Son basvuru Tarihi 24 Mayistir.
YARISMACILAR
cndnclk tarafından gönderildi.
«Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır. O satıh bütün vatandır (176). Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir.
Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tâbi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.» NUTUK - Atatürk Araştırma Merkezi
Yazar: Mustafa Kemal Atatürk
Sf: 419
Aydaki Han tarafından gönderildi.
“Ceketinin iç cebindeki paketten bir sigara çekti. Sigaranın filtreli ucunu burnuna dayadı. Sağ gözkapağını indirip sigarayı sol gözüyle izledi. Umutsuz bir hayvanınkine benzeyen nefesler verdi. Sol göz kapağını indirip sağ gözüyle sigarayı izledi. Gözbebeklerinin arası yedi santimetreydi. Sadece yedi santimetre. Oysa gördüğü iki farklı sigaraydı. Aynı yüzün taşıdığı iki göz bile dünyayı tamamen farklı avlıyordu. Aynı yüzdeki iki gözün arasında bile bakış açısı farkı vardı. “Peki, hangi göz benim” dedi, kulaklarının duyacağı yükseklikte. Sorusunu kendi yanıtladı “hiçbiri.” Bu kez kimse duymadı.
Kendi gözlerinden kuşku duyduğu o anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi. Çünkü diğer insanlara uzaklığı sonsuzluk kadardı. Sonsuzluktan beri olduğu gibi… Hayal edilemeyecek kadar büyük. Hayal edemeyeceği her şeyden kaçardı. Korkardı. Haklıydı. Bir sandalyede de değil, daima hissettiği yalnızlığın doruğunda oturuyordu. O güne kadar, gözlerinden hangisinin kendisi olduğunu düşünmemişti. O güne kadar siyah bir takım elbise giyinmemişti. O güne kadar yaşadığı hayatı anımsamıyordu, çünkü her ne kadar yedi santimetre arayla her şey farklı görünse de, âşık olduğu kadının ölümü her yerden aynı görünüyordu. Sol gözünden, sağ gözünden, sol omzundan, sağ baldırından, sırtından. Her yerden.”
Hakan Günday'dan Azil
Sayfa:16
ÇILGIN AT tarafından gönderildi.
DEE BROWN -KALBİMİ VATANIMA GÖMÜN
"O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, hala o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orda, o kanlı çamurun içinde birşeylerin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet... Sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu. Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç."-Kara Geyik-
Baybars tarafından gönderildi.

''Tarih kendiliğinden akıp gitmez, yazılır ve oluşturulur.
Kimileri geçmişi inceleyerek onun nereye doğru gideceğini öngörürler, onu isteklerine göre şekillendirirler.
Geleceğimiz çoktan yazılmıştır, her yerdedir, okumasını tekrar öğrenin, görmeyi, anlamayı.
Bizler uygarlığın asıl halkasını şekillendirerek insana zincirlerini verdik.
Mührümüz her yerde, ellerinizde, gözlerinizin altında, insanlık bize ait.
Her şey öngörülmüştü.
Diğer tarafa geçin Yael, bizimle.''
Maxime Chattam - Kaosun Sırları / Sayfa: 203
yasmin-157 tarafından gönderildi.
"Aslında bu, yaşama dair bir felsefe. Bir ölüm döşeği zihniyeti edinirsen, her gününü son gününmüş gibi yaşarsın. Her gün uyandığında kendine şu basit soruyu sorduğunu hayal et : 'Bu son günüm olsa ne yapardım?' Sonra ailene, iş arkadaşlarına ve hatta tanımadığın insanlara nasıl davranacağını düşün. Her anını sonuna kadar nasıl üretken ve hareketli yaşayacağını düşün. Ölüm döşeği sorusu tek başına bile yaşamını değiştirecek güce sahiptir. Günlerini enerji ile dolduracak, yaptığın her şeye lezzet ve ruh katacaktır. Ertelediğin tüm anlamlı şeylere odaklanmaya başlayacak, seni kriz ve kaos bataklığına sürükleyen tüm o sözde sevimli şeylere boş yere zaman harcamayı bırakacaksın."
"kendini daha fazlasını yapmaya ve daha fazla deneyim kazanmaya zorla. Enerjini, düşlerini geliştirmeye ada. Evet düşlerini geliştirmek. Zihin kalende böyle sonsuz bir potansiyel taşırken, alelade bir yaşamı kabullenme. En üst sınırına ulaşma cesaretini göster. Bu senin doğuştan gelen hakkın!"
Ferrari'sini Satan Bilge / Robin Sharma
sayfa: 165
umudun_guncesi tarafından gönderildi.

" benim adıma sevinmeni istiyorum. her şey oldu, bitti, kaderim yazıldı, artık hepsi benim elimde. ingiltere kraliçesi oluyorum. bu gece bana evlenme teklif etti ve bu ay içinde wolsey'nin papa olacağına, böylelikle de boşanabileceğine söz verdi. şahidimiz olsunlar ve sonra geri adım atamasın diye sevincimi ailemle paylaşmak istediğimi bahane ederek hemen dayımla babamı çağırdım. şimdilik saklamamı isteyerek bana bir yüzük verdi, bir nişan yüzüğü ve benim olacağına dair yemin etti. imkansızı başardım, kralı ele geçirdim ve kraliçenin kaderini mühürledim. düzeni alt üst ettim. artık bu ülkede hiç bir şey kadınlar için eskisi gibi olmayacak.
wolsey evliliklerini iptal ettiği haberini gönderir göndermez evleniyoruz. kraliçe durumu ancak evleneceğimiz gün öğrenecek. ispanya da bir manastıra gönderilecek. onu ülkemde istemiyorum.
benim ve soyumuz için sevinebilirsin, buralara gelmeme yardım ettiğini hiç unutmayacağım. bende gerçek bir dost ve abla bulacaksın. Anne, ingiltere kraliçesi..."
sayfa ; 331/332
Escapee81 tarafından gönderildi.

"...Olukcu, kardeslerinden burada ayrilacakti. Hepsiyle sarilip kucaklasti. En son Mehmed'i bagrina basti:
"Kendim Kirkpinar'da basa cikamadim, ama sende umudum var. Insallah yakinda birbirimize kavusuruz" diye sıkı sıkı sarildiktan sonra iki yanagindan optu ve yasli gozlerle kafilenin ardindan uzun sure bakti kaldi. Kafilenin son arabasi tepenin ardindan kaybolduktan sonra, Kosukavak'a dogru atini surdu.
Iki yuz okuz arabasiyla Edirne'ye dogru yola cikan kafileyle goc edenlerin ardindan akan ayrilik gozyaslari dinmemisti ki, iki gun sonra elim bir haber analarin, bacilarin, kardeslerin cigerini dagladi. Ortakoy'den Kosukavak'a yolculuk yapanlar, Cataldere yanindaki buyuk kayanin yanindan ceset kokusundan gecilmedigini ve kokunun birkac gun once Edirne'ye goc eden kafilenin katledilmis olmasindan kaynaklandigini yildirim hiziyla tum etraf koylere yaydilar. Haberi alan Olukcu'nun icine kor dustu, keskin bir aci yuregini dagladi, yakti, yakti, yakti... Icinden, "Serefsizler, alcaklar, vurdular benim can kardeslerimi," diyerek sabahi beklemedi. Giyinip kusandiktan sonra safak sokerken atina atlayip, Kosukavak yolunu tuttu. Mahmuzlanan at adeta ucuyordu. Ici icine sigmiyordu...Papazkoy ormanlarindan hisimla geldi gecti ve Karatepe'ye yaklastiginda sabahin lodos ruzgari yakin bir yerlerden burnuna kokusmus ceset kokusuyla doldurdu. Atoren'den Murselim'e dogru giden yoldan Cataldere'ye yoneldi. Koyunlari otlaga cikarmis bir cocuga kokunun geldigi yeri sordu. Cocuk olay yerinin bir sigara icimi uzakta oldugunu soylerken, eliyle:
"Kayalaan ooda gorusun amca," diye isaret etti.
Olay yerine yaklasirken, burnunu sıkıca sarmadan edemedi. Kayalarin basindaki duzlukte kan pihtilari, sagda solda dagilmis esyalarla yuzlerce araba, yakinda sona ermis muharebe meydanini andiriyordu. Bu vahset dolu manzarayi goren Olukcu, giderek isin gercegini anladi. Atindan indi, dizginleri eline aldi. Kayanin altinda balik istifi gibi yigili yuzlerce cesede dikkat kesilerek bakti. Kan icindeki elbiselerden kardeslerini veya yegenlerini tanimasi mumkun degildi. Uc dort gunden beri sisen cesetlerin bazi organlari yaban hayvanlari tarafindan koparilmis, karinlar desilmisti. On iki on uc yaslarinda bir cocugun ayagindaki suslu kunduralar, Olukcu'nun dunyasini karartti. Once gozleri karardi, sonra sendeledi.Kendini ayakta tutabilmek icin elini bir dala uzatti. Bu kunduralar yegeni Mehmed'indi. Kirkpinar gureslerinde gormek istedigi Mehmed'in, Edirne'ye varmadan Bulgar cetecileri tarafindan cocuk yasta hayatina kiyilmisti..."
Bozgun zamani / Mehmet Turker
Sayfa: 100 / 101
SANATTARİHÇİ tarafından gönderildi.
'başlamadan biten bir oyun bu, güldürmeyen, ağlatmayan bir oyun. kader bazan çok ahmak bir rejisör. biz de rollerimizi beceremiyoruz galiba. güller ıtır olur dağılmadan. acılar hatıralaşınca güzelleşir. şair 'kendi rüyamı çaldım kalbinin boşluğunda' diyor. rüyalarımızı çalacak gitar? ışığa borcumuz yok, o bizim için doğmuyor ki, güneş bizi ısıttığının farkında bile değil, ırmağa teşekkür borçlu değiliz. şükrün bir şuurun, bir niyetin, bir fedâkârlığın aksi sedasıdır? şair, 'ben kadehimi diktiğim zaman ziyafet sona erdi, şarap kalmışsa uşaklar içsin,' diyor. boş bir kadehi dudaklarına götürmek. hazin olan bu. kadehte bir cür'a bile yok. hatta kadeh de yok ortada. hem kadeh, hem bade, hem bir şuh sakidir gönül. içtiğin hayal kadehindeki rüyalarındır. neden bu rüyaları sen de görmedin? yaşamak yaralanmaktır. yaralanmak da güzel.'
cemil meriç,jurnal,syf 26
Mavi Duvar tarafından gönderildi.
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte...İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık! İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek.Birdenbire büyümesi,gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi.Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadının dağlara daldıkça.Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması.Ayrılık yağmurdan vazgeçiş,sudan üşüme; yalnızca gölge vermesi ağaçların.İyiliğin küfre dönmesi ayrılık. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş İki adımdan biri insanın,sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık. O küçük ölüm! Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Şükrü Erbaş
İnsanın Acısını İnsan Alır
Sayfa 46
ö.m.ü.r tarafından gönderildi.

Hikmet Bey, biraz da kederli bir sesle sordu:
- Kadınlarla ilgili bir hakikat var mı Dilara Hanım?
- Hem de çok var.
- Bunları öğrenmek isterdim.
- Öğrenip de ne yapacaksınız, bütün hakikatleri size anlatsam, hepsini öğrenseniz ne olacak, daha sonra sıkılacaksınız. Kadınlarla ilgili bütün hakikatleri bilen bir erkek görsem ona acırım. Bu, kedinin önündeki yumağı çözmek gibi olur, sonra neyle oynayacaksınız?
- Kadınlardan başka bir eğlencemiz olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Dilara Hanım ‘’hıh!’’ dedi küçümseyen haliyle.
- Siyaset, savaş, para… Bunlarla mı eğleneceksiniz, bunlarla mı mesut olacaksınız? Napolyon bütün savaşları kazandı, siyaseti biliyordu, çok da parası vardı,
imparatorluğun hazinesi onundu, mesut olabildi mi? Belki de aradaki fark budur. Bir erkek bunların hiçbiriyle mesut olamaz. Sizleri mesut etmek için mutlaka bir kadın gereklidir ama bir kadın, evet, eğer kadınlar siyasetle, savaşla, entrikayla parayla uğraşsalardı, bunların her biri onları mesut etmeye yetebilirdi.
- Neden bunlarla alakadar olmuyorsunuz öyleyse?
- Alakadar olanlarımız da var elbette, ama erkekler bunları bize vermemek için çok uğraşıyorlar, çünkü bilmeseniz de seziyorsunuz ki biz bunları ele geçirirsek erkekler olmadan da çok eğlenebilir, hatta mesut bile olabilirdik; bence bu korkutuyor erkekleri, onun için bütün eğlenceleri kendilerine ayırıyorlar ve eğlenemiyorlar. Kadınlar olmadan sizler saadeti bulamazsınız, Kadınsız bir erkek kaybolmuş bir erkektir bence.
Hikmet Bey, gören kadınların asla dayanamadıkları o kederli tebessümle, sanki kendiyle de alay eder gibi cevap verdi:
- Kadınlarla kaybolanlar da var, kadınların bir kayboluşa götürdükleri erkeklerden bahsettiklerini çok duydum.
Dilara Hanım insafsız sayılabilecek bir cevap verdi:
- Onlar kaybolmaktan zevk alanlar.
Hikmet Bey ‘’Bu sözü çok düşündüm’’ demişti Osman’a,’’ama doğru olmadığına karar verdim,hayır onlar kaybolmaktan zevk almıyorlar,kendi hislerine karşı korunmuyorlar sadece,duygularını sonuna kadar yaşama arzusunun cazibesinden kurtulmaya çalışmıyorlar.’’Biraz durup eklemişti: ‘’Bilmiyorum,aslında kesin bir karar veremedim,kaybolmaktan zevk alınabilir mi,bir kadını değil de bir kadında kaybolmayı mı sevdik, bir zayıflık mıydı bu yoksa bir güçlülük mü,her seferinde fikrim değişiyor’’….. Ahmet ALTAN/İsyan Günlerinde Aşk/
Syf.309-310
xxD tarafından gönderildi.

"
ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken, bir nedeni yok. yalnızca öptüm."
KÜÇÜK İSKENDER
Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm
syf:69
seytan41 tarafından gönderildi.
Yeryuzunun bütün akan sulari bulanir,gectigi yerlerin kiri,pasi,çamuru ,suyun saydamligini bozar.Kis gucluyse donar.onemli olan bulanmamak,donmamak degil,akmaktir.Su akabildigi surece,yeniden temizlenmek,sogugun donduruculugundan kurtulmak umudu vardir.Kimse saf, kimse masum degildir.Yasayan kirlenir,onemli olan safiyeti,masumiyeti yasamin amaci haline getirmektir.Aslolan yasamdir.Yasam oldugu surece saf olmak,masum olmak umudu da vardir.
Ahmet umit. bab-i esrar
Sayfa:109